Beyza profil resmi
Kadın
557 okur puanı
08 May 2017 tarihinde katıldı.
  • Beyza tekrar paylaştı.
    Hesse 42 yaşlarında Tessin köyünde(doğa tasvirlerinin etkisi epey hissediliyor.) yeni bir yaşamı seçmiş. Kendi dünyasına kapanıp, yoğun bir tempoyla yağlıboya, suluboya resimleri yapmaya başlamış. Yeni insanlar tanımış, yarı sarhoş zamanlar geçirmiş. Klingsor da Hesse’nin kendi yaşam gerçekliğinin yansıma pırıltılarıyla donanmış bir yapıtı.

    Klingsor; gözlemci ruhuyla, yüreğindekileri saklayamayan, an peşinde, tutkulu, genelde yarı sarhoş, gece kavramıyla bütünleşmiş bir ressam. Hesse'nin doğa tasvirlerindeki büyüleyici etkisi buram buram hissediliyor eserde. ''Tozsu yeşil mat ağaçlar, buyrun kalbim sizin! Ne kadar da yorgun düşmüşsünüz, doğru yoldan şaşmayan o vefalı dallarınızı nasıl da öyle sarkıtmışsınız. Sizleri içiyorum bir su gibi, ey sevimli nesneler.'' (sy:182) Ağaçlara yüklediği anlam epey etkilemişti beni. Yolda yürürken bilhassa durup ağaçları incelemeyi, fotoğraflamayı sevdiğim için yüreğimde yer edindi kelimeler..

    Klingsor’un Son Yazı başlığıyla ölümün gerçekliğini hissedebiliyoruz. Son yazını nasıl geçirecek ressam ? Yaşam ile ölüm arasındaki çizgide yolculuğu nasıl ilerliyor, ölümün kaçınılmaz etkisi ruhunda nasıl yankı uyandırıyor? ‘’Ama yürekte korku yuvalanmıştı,ölmek istemiyordu, yürek nefret ediyordu ölümden. (sy:188) Peki nedendi bu korku? Bir insan ölümden niçin korkardı? Yaptığı kötülükler, anlamsızlıklar boyutundan dolayı mı? ...Klingsor’un, ruhunu kemiren kurtçuklar vardı sanki... Hayatını birçok kadını sevmeye yer vermiş, yarı sarhoş, tutkulu yaşamış olması mı etkili bunda ?? ‘’Herkesin kendine göre yıldızları vardır,’’ dedi Klingsor acele etmeden, ‘’herkesin kendine göre bir inancı vardır, Ben yalnızca bir şeye inanıyorum, o da çöküştür. Bir uçurumun üstündeyiz, bir arabanın içinde gidiyoruz ve atlar ürkmüştür. Çöküş üzreyiz, biz hepimiz; ölmemiz, ölüp yeniden dünyaya getirilmemiz gerekiyor, bizler için o büyük dönence vakti gelip çattı.’’(sy:185) diyerek hakikat rüzgarının çarpıcı etkisi savruluyor etrafa adeta..

    Yaşam ne kadar da kısaydı, nasıl da her şey elden akıp gidiyor ve bir daha geri gelmiyordu’’ (sy:158) Ahir zamanda saatlerin dakikaya indiğini fark ediyoruz gün be gün. Akıp giden ömürde hakikatin, huzurun, doğruluğun ipini tutuşumuzdaki zayıflığı hisseder olduk. Kayıp gidiyor iz bırakılması gereken şeyler.. Hazın, boşa geçirilmiş oyalanmaların girdabında debelenip duruyoruz. Bu girdapta ölüm hatırımıza gelmiyor. ‘’Bütün günler ölüme gider, son gün ölüme ulaşırız’’ diyor Montaigne.. Hatırladıkça, kalbe yer ettikçe ölümü; hayatın geçiciliğinde kalp kırmanın, kötülüğün, kibrin, bencilliğin zincirlerinden kurtulmak kolaylaşır. Huzurun kapılarını irademizle açmaya başlar; iyiliğin, merhametin denizinde kulaçlar atarız. Meyusa kapılmadan... ‘’Ölüm insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğü olabilir’’ diyor Sokrates. Ya olmasaydı ölüm ?
    +.+

    Kitapta Klingsor’un ölümle yaşam arasındaki yüzleşme sancısı düşünmeye sevk edici. ‘’Nasıl gülüyor yaşam, nasıl da gülüyor ölüm. ‘’ (181) Kitap okumanın en dokunan yanı da gerçeklerle yüzleşmeye vesile kılıp anlamaya, düşünmeye yönlendirici kuvveti, doğruya ulaşmadaki serüvende ışık olması bence.

    AFA yayınları 2.baskı Kamuran ŞiPAL çevirisi ile okudum. Klingsor’un Son yazı kitabı; Çocuk Ruhu, Klein ve Wagner ve en son Klingsor’un Son Yazı şeklinde ilerliyor. Sadece Klingsor’un Son Yazını okudum diğerlerini de başka zamana yaymak istedim. Puan kırmamın sebepleri de; epey yoğun anlatımı ve sürekli tekrar varmış gibi hissine kapılmam ve bazı kısımları sıkıcı bulmamdan ötürü oldu lakin betimleme büyüsü içsel yolculuktaki anlam arayışı bu eserinde de hakim pek tabi^_^ Diğer eserlerine kıyasla kendimi pek veremediğim bir kitap oldu.

    Not: Etkinlik düzenleyip yeterince aktif olamadım, kusuruma bakmayın tekrardan. İnşallah toparlayacağım ortalama 2 hafta içinde . Hikayem bu kadardı.
    Bir de hemen ölümle ilgili iki çok sevdiğim sanatçıdan elmas parçalar bırakıyorumdu izninizle ^.^

    Cem Karaca ~https://www.youtube.com/watch?v=y_B886BydzY

    Neşet Ertaş ~ Bir ayrılık bir yoksuzluk bir ölümhttps://www.youtube.com/watch?v=YXtBlJB2Udk

    Huzurla, sağlıcakla kalmanız dileğiyle. İyi okumalar dilerim.
  • Beyza tekrar paylaştı.
    CELLAT


    Bir çift yeşil göz... Dalıp gidiyorum yeşiline. Ama gittiğim yerde hiçbir şey yeşil değil. Kuş kadar pencere, iki dirhem ışık... Yırtık çarşaf, pis kokan yastık… Kireci dökülmüş duvar, kırık ayna… Bozuk musluk, sararmış tuvalet… Bir de anamı ağlatan, imanımı da gevreten köpoğlu soğuk…

    On gündür beni bağrına basan kirli yatağın, bağrından kalkıp, oturuyorum. Başım,  ellerimin arasında. Gözlerim, nasırlı ayaklarımda. Otuz yıldır, istisnalar hariç beni istediğim her yere götürdü bu ayaklar. Bugün yine istisna bir durum için istemediğim bir yere götürecekler.

    Kalkıp tıraş oluyorum. İlk ve son adam akıllı abdestimi alıyorum. Niyet… Besmele… üç ağza, üç burna… Diğer sıralamayı hatırlamıyorum. Kafama göre… Temiz olayım da gerisi mühim değil.

    Benim için özel olarak getirdikleri beyaz kıyafeti giyiyorum. Sünnet olduğum zaman giydiğim uzun gömlek geliyor aklıma. Daha şimdiden hayatım, gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Hâlbuki bu son an da olması gereken bir şeydi, niye şimdiden başladı ki? Az ömre çok şey sığdırdığım için mi?

    Kapı açılıyor. Cüppeli, sarıklı bir imam giriyor içeriye. Açıyor Kur'an-ı Kerim'i… Euzu Besmele… Yasin…  Sadakallahul azim… Bir şeyler daha söylüyor ama anlamıyorum. Kulaklarım uğulduyor. Bu da en son olması gereken bir şeydi ama o da erken başlıyor.

    İmam çıkıyor, iki adam giriyor içeriye. Vakit geldi, gidiyoruz diyorlar. Sesleri boğuk, çehrelerinde tutulan bir yasın kederi var. Benim yasım mı bu? Bunun için de erken değil mi?

    Kalkıyorum. Ellerimi arkadan bağlıyorlar. Çıkıyoruz hücreden. Karanlık bir koridordan geçiyoruz.
    Kesif bir koku… Rutubet… Ciğerlerimi çürüten, sinsi düşman!

    Son koridordan da geçiyoruz, son kapı da açılıyor. Avludayım. Beyaz bir ışık delip geçiyor gözlerimi. Hava da çok soğuk,  şamar gibi çarpıyor suratıma rüzgar.
    Ne istiyor benden doğa? Ne yaptım ki ona? İklimin  dengesini mi bozdum? Atmosferi mi deldim? En fazla denize işemişimdir. Onun intikamı da böyle olmamalıydı.

    Yürüyorum. Dar ağacı karşımda. Protokol sağda. Yas tutan adamlar iki yanımda. Meraklı gözler pencerede. Martılar havada. Canım burnumda.

    Celladım gözlerime bakıyor. Ne görmeyi umuyor ki? Hissettiklerimi, hissedebileceğini mi sanıyor avel!

    Kolumdan tutup götürüyor beni dar ağacına. İtina ile ilmeği geçiriyor boynuma. Son duamı ediyorum. Kelime-i Şehadet… Eşhedü… Tekme… Ayaklarım yerden kesiliyor. Havadayım ama uçmuyorum. Nefes alamıyorum ama hala yaşıyorum. Çırpınmaya başlıyorum. Hırıltılar çıkıyor. Boğazım acıyor. Ciğerim gövedeme sığmıyor. Kanım kuruyor. Ayaklarım üşüyor. Daha çok çırpınıyorum. Hücrelerim ölüyor. Gözlerim yuvalarından çıkıyor. Kulaklarım uğulduyor. Yüzüm seğiriyor. Dişlerim kasılmaktan kırılıyor. Ama bir türlü can çıkmıyor.

    Sakinleşiyorum. Çırpınmıyorum artık. Gözümün önünden geçen hayatımı izliyorum. İlk kavgam. İlk aşkım. İlk öpüşüm. İlk ağlayışım. İlk cinayetim. Son günüm.

    Hafifliyorum yavaş yavaş. Ruhum çekiliyor. Bedenim tek kalıyor. Ölüyorum sanırım. Cellat… Martı… Soğuk… Işık… Karanlık…


    Öldü. Daldığım gözlerden çıkıyorum. Kan yürümüş, artık yeşil değil gözleri.
  • Beyza tekrar paylaştı.
    Quisquis ubique habibat, nusquam habibat.

    "Her yerde olan, hiçbir yerde değildir."
    Michel De Montaigne
    Sayfa 50 - Say Yayınları (2011) 1. baskı, Çeviren: Engin Sunar
  • Beyza tekrar paylaştı.
    Hep birlikte Hesse'yi sonbaharda okumak, ayrı bir tat bırakacak damaklarımızda ^_^

    Hesse'ye dair düşüncelerinizi, incelemelerinizi, sorularınızı vs. buraya yazabilirsiniz. Keyifle, huzurla okumamız dileklerimle. ^_^

    Selam ve sevgiler.

    Etkinliğe katılmak isteyenler : #33038933 bakabilirsiniz. :)
  • Beyza tekrar paylaştı.
    Değerli kitap dostları,
    9.Kitap buluşmamızı her zaman olduğu gibi beklentilerimizin çok üzerinde , 34 kitap dostunun katılımı ile harika bir mekanda ve hoş bir sohbetle gerçekleştirdik.Herkesin ortak kanısı Amin Maalouf'un kesinlikle okunması gereken bir yazar,Ölümcül Kimlikler isimli kitabının ise; her insanın kendini tanımlama süreci ve hayatın anlamını keşfe çıktığı yolculuğunda ,okunmaya ve incelenmeye değer bir eser olduğu yönünde idi.
    Şimdi sıra 10.toplantıda.
    Toplantı tarihimiz 23Aralık.Okuyacağımız kitap demokratik bir medotla belirlediğimiz Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü.
    Toplantı mekanı Camekan ya da Liman olacak.Netleşince toplantı saati ile birlikte ayrıca duyuracağız.
    Katılmak isteyen dostlarımız mesaj ya da iletinin altına yapacakları yorumlarla bildirebilirler.
    Görüşebilme temennisiyle
    Selam ve Saygılar.

    Katılımcılar:
    Serhat'ın Kitaplığı
  • Eğer kendisi doğru yolda gitmezse, başkalarının davranışlarını düzeltmenin ne anlamı var ?
Kadın
557 okur puanı
08 May 2017 tarihinde katıldı.