Anton Pavloviç Çehov gerçekçiliği, eleştirel, psikolojik ve felsefeyi harmanlayan düşünceleri ile kitaplarını her okuduğumda vurucu bir etki bırakıyor yüreğimde. Betimlemelerini ayrıca seviyorum. Öyle hemen bir kitabın içerisine giremeyenlerdenim, maalesef birçok görsel ya da teknoloji anlamında da gereksiz bilgilerle beynimi doldurduğum için odaklanma problemi yaşıyorum, bunu Çehov amcanın eserlerinde yok ettiğimi görmek, kaleminin ne kadar etkili olduğunu kavrayışımla mesud oluyorum. Hayatını internette okuduğumda çocukluğu zorluklarla geçmiş, babasının ticarete yeteneği olmadığı için bakkalda çırağı olmuş, daha sonraları tıp eğitimi alırken dergilerde yazarak geçim derdi ile uğraşan doktor Çehov öyküleri ile bence gönülllere taht kuran bir yazar. Hem güldüren, hem hüzünlendiren hem de düşünmeye vesile olan kısa ve etkili öyküler yazması zihnimin yıldızlı köşesinde diyerek kitaba ışınlanayım.
KOĞUŞUN ALTINCISI MI? HASTANE Mİ , AKLIN YİTİRİLMİŞ FANUSU MU, NEDİR BU?
Hastane dediğimizde şifa veren yer gelir aklımıza lakin burası boğuk, unutulmaya yüz tutmuş, adeta yıkık bir yer..Kalan beş insan, beş farklı izin, yaşanmışlığın bütüncül bir karesi. Hastanedeki koğuş. Koğuşun içerisinde bir gözlemci hissiyatıyla, orada neler yaşanıyor, isyanların, davranışların yanık küllerini yutarcasına, nefes almak güçleşiyor diyebilirim.. Yaşlı bekçi Nikita’nın dayakla düzeni sağlama mottosunu, Moyseyka’nın hizmet etmeyi sevmesini ve dilenmesini, İvan Dimitriç’in kaygılı hali ve takip edilme korkusunu yakından görüyorum adeta. Andrey Yefimiç’in hastanede doktor olması, ah içselleştiremedim doktorluğunu efendim.. Ağırlığını, kendine güvenini hissedemedim, güçsüzlük hakim ruhunda. Görünüşüne dikkat etmeyen, netliği olmayan, hayır diyemeyen zorluk nedir bilmeyenler kulübünden. Bir