(Kitapla ilgili özet bilgi içerir)
Aytmatov'un tek oturuşta okunabilecek kadar kısa bu öyküsünü iki yönden değerlendirmek istiyorum. İlki Kırgızistan milli kimliğinin Sovyet etkisi ile yitimi. Asya ülkeleri uzun yıllar boyunca Sovyet sisteminin hem asker hem de tahıl kaynağı oldu. Bu yıllarda o kadar çok dejenerasyon politikası uygulandı ki, Ruslar ile aynı milletten olmamalarına karşın, Kırgızistan ve diğer Orta Asya ülkeleri, Rusya'nın kaderini kendi milli davaları olarak bellediler. Aytmatov'un pek çok eserinde de bu durumu açıkça görmek mümkün. Öyle ki Rusya'nın Almanya sınırındaki savaş cephesinde, binlerce Kırgız hayatını feda etti. Topraklarından binlerce kilometre uzakta, kendileri ile en küçük bir irtibatı olmayan bir ülke ile sırf Rusya'nın çıkarları için hem de milli dava olarak savaştılar. Geride kalan kadınlar ve çocuklar Sovyet ordusunu beslemek için yoksulluk çektiler ve yıllarca kolhozlarda en çetin şartlarda çalıştılar. Yakın tarihte böyle bir milli kimlik yitimi, belki de daha net bir şekilde görülemez. Bu yüzden kitaptan çıkarılacak en net mesajın, milli kimliğini koruyamayan ulusların, diğer devletlerin emellerine oyuncak olmasının kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Öyle ki bugün bile pek çok ulus "milli" görünümle, gayrimilli hedefler doğrultusunda örtülü ya da açıktan idare ediliyor.
İkinci olarak İsmail'in askerden kaçmadaki motivasyonu değerlendirmek istiyorum. Kendisini ilgilendirmeyen bir savaşta ölmek istememesi son derece doğal. Saklanması, yakalanmamak için gizli hareket etmesi de öyle. Son sayfalara kadar İsmail'e hak vererek geldim. Ancak yoksul komşunun ineğini, kendini doyurmak için çaldığı zaman her şey tersine döndü. Eşinin yani Seyde'nin bu durumu öğrenince tepki göstermesi ve İsmail'in ona verdiği yanıtlar, İsmail'in benmerkezci
Yine Aytmatov ve yine harika bir eser.
Aytmatov benim en sevdiğim yazar. Onunla çok geç tanıştığımı düşünüyorum. Beni tanıştıran Harun Çelik hocama da çok teşekkür ederim. Youtube videosunda ilk adını duyduğumda araştırmış ve Toprak Ana kitabını alıp hemen okumaya başlamıştım. Belki abartı gelir bilmiyorum ama o kitabı okurken hissettiğim duyguları çok az kitapta hissetmişimdir. O kitap benim okuma serüvenimin bir başka kapısını açmıştır.
Aytmatov'un eserlerinde sevdiğim bir başka özellik ise yazdığı kadın karakterlerdir. Günümüz veya geçmiş romanlardaki gibi aşağılamaz, ikinci sıraya koymaz onları. En önde yer alır kitaplarda.
Bu kitabı da bunun örneğidir. Seyde'dir baş karakter. O bakar kaynanasına, daha yeni doğmuş çocuğuna. O devletten saklamaya çalışır kocasını, İsmail'i. Ama işte Aytmatov'un dili öyledir ki Seyde ile beraber yaparız her şeyi. O öyle bir yazar ki bırakıp gidemezsin kitabı bir yere. Kitabı da öyle cümlelerle bitirir ki gözlerinden ufak da olsa yaş eksik olmaz.
Aytmatov'u kelimelerle anlatılmayacak kadar övesim var ama Sultanmurat kitabında dediği gibi "...zihninden geçen her şeyi yazacak olsa, kâğıt mı yeterdi?"
Her zaman hatırlattığım gibi bu bir inceleme değil!
Cengiz Aytmatov ‘a ait olan bu kitap, Sovyetler için savaşan bir askerin, askerden kaçıp ailesinin yanına dönmesini ve yaşamaya çalışmasını konu alır. Cengiz Aytmatov bizlere devlet-birey çatışmasını anlatır, devletlerin savaşlarını masum genç erkeklerin canıyla ödemesini ve geride kalanlarında evinde yaşama mücadelesini anlatır. Yazar bizlere konu olarak savaş zamanlarında, kaçak yaşayan eşine, annesine ve çocuklarına bakan güçlü bir kadını bize anlatmış.
Savaş zamanı tüm erkeklerin cepheye çağrılmasıyla kadınların yalnız kalması, zorlu hayat şartlarında bir kadının mücadelesi, sevdiği adamın cephede ölmesinden korkması ve sonrasında karşılaştığı gerçeğin cephede ölmesinden daha kötü olmasıyla sonuçlanan, kimi durumda kadınların erkeklerden daha yiğitçe davrandığını gözler önüne seren bir hikaye Seyde’nin hikayesi.
Kocası İsmail'i askere uğurlayan Seyde, bir gün hiç beklemediği bir anda kapının çalmasıyla karşısında asker kaçağı kocasını görür ve hikaye ondan sonra başlar.
Bir kadın eğer birini seviyorsa ondan sonrası gereksiz detaydır. Devleti de toplumu da karşısına alır. Sonuna kadar mücadele etmekten çekinmez. Ta ki herkesin olduğu kırmızı çizgilerin aşılmasına kadar...
Yatırım tavsiyesidir.
Seyde ile asker kaçağı olan ismailin içsel hesaplaşmalarını aktarmış yazar. İlk başlarda eşi ismailin askerden kaçmasını bir mantığa bürüyen ve vicdanını rahatlatan seyde zaman geçtikçe birtakım huzursuzluklar yaşar kendi içinde. Özellikle eşi askerde olan ve öldüğü haberi gelen ve bu haberin bir süre gizlendiği totoy karşında. Birde eşi ismailin zaten zor şartlar altında yaşayan komşusunun ineğini çalması ve bencillikte nirvanaya ulaşmış olması seydeyi zıvanadan çıkarır ve vicdanını rahatsız eder. Asker kaçağı eşinin yakalanması için elinden geleni yapar ve ismail ile yüzyüze gelir...
#OkudumBitti
#Yüzyüze
#CengizAytmatov
Bu hikaye yalnız bir kadının mücadelesidir.Bir Kırgız köyünde kocası İsmail'in savaşa gitmesiyle evin her işi Seyde'ye kalmıştır. Bir bebek ve ihtiyar bir kaynana da bakıma muhtaç Seyde 'nin eline bakarlar. Köyün erkekleri savaşta, kadınları zorlu kış şartlarında ev geçindirmeye çalışırlar.
Yoksulluk, kış, acı, hasret, kadınların çilesi bitmez. Bu kadınların içinde Seyde' nin çilesi hiç bitmez, İsmail bir gece ansızın kapıya dayanır, savaştan kaçıp köyüne dönmüş ama kimseye görünmemesi lazım. Seyde'nin derdi azmış gibi her gün kocasına yiyecek taşır. Elde yok avuçta yok, buğday tanelerini toplayıp ekmek yapar. Aşkı uğruna kocasını ele vermez de olan yine Seyde'ye olur.
Ah be kadın değer mi kaçak bir adam yüzünden çektiğin sıkıntılara.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim, bir iki saatte biter.
Kitapla kalın sevgili arkadaşlar.
Ne yapalım? diye düşündü, herkes kaderini yaşar. Insanin kaderi daha doğarken yazılmıştır alnına.
Kırgız köyündeki erkeklerin askere alınması neticesinde hayatlarını tek başlarına idame etme mecburiyetinde olan kadınları, onların çektiği çileleri anlatır. Bu kadınlardan hele bir tanesi vardır ki o, cesaret ve fedakârlık timsali olarak karşımıza çıkar: Topladığı buğday tanelerinden ekmek yapmaya çalışan, her türlü meşakkate rağmen yılmayan Seyde.
Bu kitabında Cengiz Aytmatov toplumda kadının önemini vurgulamakla kalmamış, savaş zamanı tüm sıkıntıyı, derdi, açlığı, çocuklarına ve aile büyüklerine bakma sorumluluğunu tüm gücüyle sırtlamış kadını tasvir etmiştir. Tüm köyde eli silah tutan erkeklerin 2. Dünya Savaşında cepheye gitmesinin ardından korkaklık eden ve kaçan eşine sahip çıkmış, sırtlamış kocasının yükünü ona aylarca hergün bakmış bir kadını tasvir etmiş.
Bizim atalarımızdan da çok fazla örneği vardır. Türk Kadınının savaş zamanı kendi başının çaresine bakması ve erinin sağ salim savaştan dönmesini beklemesi örneği çoktur. Kurtuluş Savaşı Kahraman Türk kadınının azmi sayesinde kazanıldı.
Kocasına bu denli sadık olan Seyde bacı her türlü korumayı sağlamıştı tüm imkansızlıklara rağmen ama kocası onun tırnağı kadar olamamış, ne onuru kalmış ne de erkekliği. Sonunda da yaptığı yanına kar kalmadı tabi. Olan Seyde bacıya oldu.
Kırgız toplumunun yaşantısını dibine kadar bize hissettiren Cengiz Aytmatov bu kitabında da yaşamıştır resmen. Kitaba başladığımda ikinci kez okuduğumu farkettim ve iyi ki okumuşum.
Keyifle okuyacağınız ve biraz da üzüleceğiniz bir kitap. Tavsiye ederim.
asker kaçağı kocasını saklayan bir kadının hikayesi. kitapta askerden yani vatanını korumaktan kaçan bir insanın ne kadar vahşileşeceğini anlatıyor. edebi dili çok güzeldi.
Cengiz Aytmatov, (Kırgızca: Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov), Rusça: Чингиз Торекулович Айтматов) (d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Ünlü Kırgız Türkü edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi. 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistanı'nda seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.
Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşının SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı. Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu. Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edildi. 1990-1994 yıllarında Sovyetler Birliği'ni ve Rusya Federasyonu'nu, sonra ise 2008 yılına kadar Kırgızistan Cumhuriyeti'ni büyükelçi olarak temsil etti.
Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008'de rahatsızlandı ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirildi. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girdi.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de hayatını yitirdi.