Ayşe Çelem

Ayşe Çelem

Tasarımcı
8.5/10
191 Kişi
·
41
Okunma
·
0
Beğeni
·
10
Gösterim
Adı:
Ayşe Çelem
Tam adı:
Ayşe Çelem Design
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
675 syf.
Huzursuzluğun Kitabı'nı ilk olarak 1000k' da keşfettim.Fernando Pessoa'nın varlığından ve bu eserinden haberim bile yoktu. Kitabı elime aldım baktım 675 sayfa. Bu kitabı okumaya başladığım günlerde zaman sorunu yaşamadığım için kitabı beş günde bitiririm dedim. Okumaya başladım ve resmen sanki kendimi duvara toslamış gibi hissettim. Neden mi? Şimdiye kadar böyle bir kitapla karşılaşmadım çünkü. Bir kitabım hemen hemen her cümlesi mi edebi olur? Kitapta öyle cümleler okuyordum ki anlamak ve sindirmek için üç dört kez aynı satırları okuduğum oluyordu. Kitabı beş günde bitirmeyeceğimi daha ilk sayfada sezdim. Aynı zamanda şunu da fark ettim bu kitap öyle bir solukta okuyup bitirilebilecek bir kitap değildi benim için. Azar azar ve sindire sindire okuyup her satırdan ayrı bir keyif duyulacak bir kitap. Kitapta öyle cümleler okuyorsunuz ki bunlar zihninizde yer ediyor. Çok sayıda beğendiğim cümle olmasına rağmen bunlardan sadece birini paylaşacağım.
"Hissetmek ne renktir acaba?"
Kütüphanemde en sevdiğim kitaplar arasında ilk sırada yer alan bir kitap ve Fernando Pessoa'ya bu eserinden dolayı hayran kalmamak elde değil. Kesinlikle herkese tavsiye ettiğim ve oldukça edebi bir eser.
Not:Kitabı tam 31 günde bitirdim :))
142 syf.
"Gidin, avukatımı çağırın! Çabuk avukatımı çağırın! Kürek mahkûmu olmak istiyorum."


Victor Hugo bu kısa ve etkileyici hikayesinde insanlık tarihindeki ne tartışmalı konu olan idamı işlemiş. Özellikle bu hikayeyi o zamanların Fransa'sinda yazmak zor bir iş; zaten ilk baskısında kendi adıyla da yayımlamamış.

İkinci baskıya önsöz kısmında Victor Hugo, idam cezasını sert bir şekilde eleştiriyor. Özellikle bu kısımda anlattığı iki tane gerçek infaz vakası insanın tüylerini diken diken ediyor. Bu arada Hugo'nun 1828-1830 senelerinde yazdığı bu eserinde kaldırılmasını istediği idam, Fransa'da ancak 1981'de kaldırılmış.

Kitaba gelecek olursak adı verilmeyen cinayetten yargılanan ve idama mahkum edilen bir kişinin son zamanlarında yaşadıkları, hissettikleri anlatılıyor. Adının verilmemesi çok yerinde bir tutum olmuş; çünkü adının belirtilmesi halinde sanki bir kişinin özelinde kalırdı hikaye. Ancak bu şekliyle hikaye, idam konusunda her döneme yazılmış bir manifesto gibi olmuş.

Kitaptaki kişi idama mahkum edildiğinden itibaren ağır basan duygu; kalabalığın içinde bir kayboluş, karabasanlı bir rüyada sesini duyuramama...
Gardiyanlar, hapishane müdürü, kürek mahkumu suçlular, jandarma, savcı, yargıç, rahip ve tabiki cellat; hemen hepsi tarafından idama mahkum edilen kişi dünyadan silinmiş bir şeymiş gibi algılanıyor. Siz yaşarken etrafınızdaki herkesin size yokmuşsunuz gibi davranmasını ve ölmüşsünüz gibi davrandığını hayal edin. Ne kadar dehşet verici bir duygu ! Victor Hugo, adeta kendisi idam mahkumu olmuşçasina başarılı şekilde anlatmış.

Kitapta idamın halka örnek teşkil etmesi için gerekli görüldüğü küçümsenmiş. Aslında idamın örnek teşkil etmediğine en can alıcı örnek, idamı sanki vizyona çok beklenilen bir filmin girdiğini gören insanlar gibi sevinçli ve heyecanlı şekilde izleyen, yer satıp bunu ticarete döken insanlardır. En kötüsü de bu insanların hiç tanımadiklari ve birazdan giyotinle başı gövdesinden ayrılacak kişiye içlerindeki öfkeyi boşaltmaları...

Cezanın amacı ne olmalıdır? Kişiyi ıslah etmesi ve geri kalan hayatında topluma kazandırılması mı; şayet buysa kişinin elinden hayatınin alınması bu duruma tezattır. Bu durum kitapta idam mahkumunun, idamdan sevk edildiği yerde konulduğu hücredeki müstakbel idam mahkumu ile konuşmasında iyi bir şekilde işleniyor.

Bunla beraber akıllara şu geliyor: Çocuklara, kadınlara tecavüz eden ve katleden insanlar asilmali mi? Burada şu ayrımı yapmak lazım, sadece tecavüz edenler idam edilmeli mi? Çünkü bu tarz olaylar yaşandığında ülkemizde hemen gündeme gelir bu konu. Ben de idam edilsin derdim. Lakin geçen gün dinlediğim bir videoda, videonun sahibi şunu demişti: İdamın olduğu her ülkede, cinayete idam cezası verilir, tecavüze verilmez. Çünkü tecavüzün cezası da idam olursa, tecavüzcünün kadını veya çocuğu öldürme olasılığı çok daha artar. Öte yandan hiç kimse de bir tecavüzcüyle aynı ülkede yaşamak istemez. Sözün kısası zor bir konu.

"Gardiyanın yeterli olduğu yerde cellada gerek yoktur."
680 syf.
·43 günde
Pessoa, sen çok zorsun adamım. İrâdesi zayıf bir insanı kolaylıkla ağına düşürür, deprosyan çöplüğünde süründürür, psikolojisini torumar edip, yaşadığına bin pişman ettirirsin. Hayata zorla getirmişler de hayattan zevk almamak için elinden geleni ardına koymamışsın. Yaşamak ile boğulmak arasında sıkışıp kalmışsın. Ruh hastasının ruhunu bilinmezliğin içine atarsın, üstüne de dert, keder, üzüntü, boşvermişlikle dolu karamsarlık katarsın, onun da üstüne on kat beton dökersin. Ne çekmişsin bu kadar yaa, Allâh okuyanlara çektirmesin. Kafanız sakinken, huzurlu bir ortamda, mümkünse çok mutluyken falan okuyun, okudukça zaten keyfiniz kaçacak, niye başladım deyip yarıda bırakacak veya bırakmak isteyip de bırakamayacak, aynı bir örümcek ağına yapışmış bir böcek gibi kitaba bağlı kalıp, Pessoa'nın düşüncelerinde kaybolup gideceksiniz. Varlığınızı, yaşamınızı sorgulayacak, benim acılarım bu kadar derin miymiş dedirtecek bir kitapla tanışmanın şerefine nail olacaksınız. Bitmesini istemediğim bir kitaptı. Yazar yaşasaydı da devamını yazsaydı bu kitabın dediğim bir kitaptı. Okuyacaklara Allâh sabır, akıl sağlığı versin...
680 syf.
Huzursuzluğun kitabı demişler adına ama genelinde huzur veren bir kitap oldu.

Öncelikle şunu söylemeli belki; yazar, kendisi, çevresi ve başkalarının gözünden dünya üzerine son derece iyi bir gözlemci.
Ve bu gözlem dürtüsünü iç dünyası ve dış dünya için uç noktalara, epey uç noktalara taşımayı başararak zaman zaman hiçlikle, zaman zaman da heplikle yüzleşiyor.
Çoğunlukla fizik dünyayı gözlemlerken zaman zaman ve aniden metafiziğe dalıyor.
Mistikleri imrendirecek metafizik sonuç çıkarmalar yapıyor. Bir bakıyorsunuz bilimi veya metafiziği göklere çıkarıyor, bir bakıyorsunuz ikisini de yerlere sermiş.
Çelişki gibi duran bu durum tuhaf gelebilir ama çok geçerli nedenlerle bunu yapıyor ve nedenini de açıklıyor zaten satırlarında.

Kitapta parça parça edebi nitelik taşıyan kısımlar olduğu gibi, ana başlıklar altında toplayacak olsak öyle bir-iki, üç, beş değil onlarca konu hakkında yazmış. Bu konular içinde yazım teknikleri hakkındaki görüşlerinden intihar hakkındaki düşücelere kadar uzanan geniş bir yelpaze mevcut.
Bazı kısımlar psikolojik durumu hassas olanları olumsuz etkileyebilecek özellik içerebilir. Okumak isteyenlerin bu noktayı dikkate almasını öneririm.

Yazdığı her satırla hem fikir olmayabiliyorsunuz belki...
Fakat gözlem kabiliyetini bu derece ileri taşıyabilmiş yazarın zihninin içinde yapılan yolculuğa değiyor.
680 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Bir zamanlar bir adam yaşarmış, ihtişamlı şehrin köhne köşesinde minicik taş bir dükkanda. Terziymiş bu adam. Kristal bir makası varmış. Rutubet kokulu dükkanında tek değerli şey bu makasmış. Değerliymiş, çünkü bu makasın kesemediği hiç bir şey yokmuş bu dünyada. Rengarenk kumaşlardan narin kağıt parçalarına, mercandan elmasa, hayattan zamana... Terzi ömrünü bu dükkanda tezgah arkasında önüne ne geldiyse biçerek geçirmiş. Dokunduğu herşeyin içinde bir boşluk oluşturan makası ile yıllar boyunca böbürlenmiş. Yalnızmış terzi.. Soluğu bile yabancıymış ona. Parmaklarının arasında ki güçten sarhoş ruhu , kristal makas dışında hiçbir şeyi önemsemezmiş. Ne ailesi, ne sevdiği kadın, ne de evlatları.. Hiç birinin önemi yokmuş bu keskin, parlak, acımasız katilden başka. Güzelliğe dair ne varsa yok edebilirmiş terzi. Sonsuza dek parlayabilecek çiçeklerden, amber kokulu rüzgarlara kadar. Gecenin kadife kumaşını, gündüzün alacalığı şafağını, mutluluğun altın anahtarını...ışığa kavuşmak için adeta kanatlanan yürekleri.. Var olmuş, olacak olan , tüm iyiliği... Şehir onun sayesinde en parlak dönemini yaşıyormuş. Dükkanı ve makası görmek için sıraya giren gezginler, meraklı ve zengin hanımefendiler, herşeyi paraya çevirmek isteyen, kursağı dolu yüreği aç centilmenler. Tüm bu silüetler birer sinek gibi üşüşürken taş dükkanın kapısına, kalabalığın içinde büyük bir yalnızlık kaplıyormuş terzinin kararmış yüreğini... Ona göre hayatı tek sahnelik bir oyun ve tek oyuncuda kendisiymiş. Kendinden bir parça olan ışıl ışıl makası ile gösteriler sunarmış. Onu izleyenler şaşırır, korkar ama sonunda hep bir hayranlık ile karışık bir saygı duyarlarmış. Ruhunu doyuma ulaştırmak, terzi için herşeyden daha önemliymiş. Öyle ya var olmuş en aç şey ruhtur. Bilgiye, güce, yok etmeye, yönetmeye.. yoksa kraldan çok kralcı olur muydu bu dengesi şaşmış bilinçsiz yörüngeler öbeğinde...Tüm bunlara rağmen terzinin ruhu hep huzursuzmuş. Herşeyi yok eden, iliklerine kadar ayırabilen, kemiklerini ezebilen, lime lime doğraya bilen makası ruhlara dokunamazmış. Zamanı parça parça eden, hisleri acımasızca törpüleyen, tüm ahengi tersinden diken bu terzi bir türlü ruhuna söz geçiremezmiş. Aynaya her baktığında herkesin tanıdığı ama kimsenin bilmediği o adama lanetler yağdırırmış. Gözlerinde ki kayıp ruhun onda yarattığı karmaşa ne kristal makasın soğuk tenine, ne de adamın çaresiz yakarışlarına temas edermiş... Terzi kendi kuyruğunu kovalayan bir tilki gibi kendini bildi bileli bu ezeli rekabet sürermiş. Zaten insanın elinde nasıl bir güç olursa olsun kendini yenemez, terzi kendi söküğünü dikemez, kendine yakışan kaftanı biçemezmiş....ve er ya da geç zamanı gelince Tanrılarda göçermiş............Pessoa ve onun kurgu tanımayan dev eseri bizi alışa gelinmemiş bir yolculuğa çıkartıyor. Her birimizi tıpkı bahsettiğim terzi gibi kendimizle yüzleşmeye, huzursuzluğun derinlerinde ki huzuru bulmak için cesarete ve elbette ki herşeyi tekrar gözden geçirmeye çağırıyor... Geç kalmışlık hissi sürekli kemirdi beni... ya sizleri ??
155 syf.
·3 günde·9/10
Çoğu klasiğin aksine, akıcı bir dilde yazılmış bir başyapıt. Bir idam mahkûmunun son gününü, siz de gerçekten yaşıyorsunuz ve yer yer gözleriniz doluyor. Bu yaşa kadar Victor Hugo okumamış olmam büyük hata olmuş. Sonraki kitaplarını da dört gözle bekliyorum!
132 syf.
·Puan vermedi
İdam olaylarına çok farklı bir perspektiften bakmış Hugo. İdam karşıtı, ıslah yanlısı olan Victor Hugo'nun bu kitabı insan vicdanında farklı duygular uyandırıyor. Zamanının topluma çok sağlam bir eleştiri var aslında. O dönemi ve insanının ruh haletini kısmen de olsa bu kısa kitapta görebiliyoruz. Fikri yanlış ya da doğru ama kendi fikirlerini öyle bir dönemde cesurca dillendirebilmesi bile Victor Hugo'nun bu kitabının okunması için bence yeterli bir sebep.
132 syf.
·6 günde·10/10
Kitap gerçekten çok güzel ve etkileyici insanın duygularını yerle bir ediyor. Baba olmanın böyle bir durum karşısındaki zorluğu etkileyici bir şekilde verilmiş. Bu kitabı okuduktan sonra bu duygulara hakim olmanın zorluğu içerisinde olacaksınız. Bir kısım vardı ki insanı gerçekten parçalıyor. Kısa şekilde yazmaya çalışacağım.

İdam olacak baba son kez kızını görmek ister ve idam öncesi kızı getirilir. Kız babasını görmeyeli 1 yıl olmuştur ve baba tabiki saç sakal birbirine karışmış vaziyettedir. Marie diyor kızını gögsüne bastırıyor ve kızının verdiği cevap şu oluyor bayım canımı acıtıyorsunuz tanımadın mı beni hayır diyor peki babana ne oldu öldü ve mahkum olan baba şunları düşünüyor. tanrım! artık baba değilim ! bu sözcüğü, çocukların kullandığı bu sözcüğü duymaya mahkum olmuştum. ve yine bu sözcüğü bu ağızdan duymak , bir kez daha, yalnızca bir kerecik olsun duyabilmek; işte benden alınan kırk yıllık bir yaşam karşılığı olarak isteyeceğim tek şey.
Victor Hugonun kalemi gerçekten etkileyici ve sarsıcı okumanızı tavsiye ediyorum.
132 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Bazen hayat onu yaşayan için donar, adeta güneş batarken durur, sokaklarda ses kesilir, kuşlar ayıp olmasın diye kanat bile çırpmaz. Çünkü zaman senin için donmuştur artık...dedirten bir roman. O yüzden güzel günlerin kıymetini bilmek gerek. Doldurma tüm heveslerini ve acelelerini içine...çekip uzatamazsın anı. Özgürlüğün kıymetini bilmek gerek, satır satır okumalı hayatı yudum yudum içmeli...ART
132 syf.
·Beğendi·10/10
MAHKUM !
Mahkum olmak başlı başına problem, çirkin bir kelime zaten ama birde başına 'İDAM' kelimesini ekle bu sefer çirkinliklen öte korkunç bir şey oluyor.
İDAM MAHKUMU !!
Bir konu bu kadar iyi işlenebilir mi ya ?
Kitabı okumaya başladığımda böyle bi şey beklemiyordum. Beklemiyodum derken
Hani bazı duygular anlar vardır yaşamadan bilirsin ama anlaman mümkün değildir. İşte kitap bunu başarmış daha doğrusu yazar başarmış.
Sanki idam edilen adamın zihnine girmiş ve orda onunla birlikte idam edileceği güne kadar her şeyi canlı canlı yaşamış hissine kapıldım.
İdamı oldum olası sevmem ve karşıyım. Kimsenin İdamı hak ettiğini de düşünmüyorum. Dünyada çok vahşi korkunç insanlar var, hani ölseler üzülmem ama onların idam edilmesi bence daha onların yaptıklarından daha korkunç..
Bir cinayetin meşrulaştırılması.!
Akıl alır bir şey değil..
'İdam cezasının olduğu bir devlet ve bunu isteyen bir halk' daha acı bir şey yok bence ben anlatamam ama kitap duygularıma tercüman olmuş resmen.
Kitabı bitirdikten sonra sinir krizleri geçirsemde kitaba aşık oldum diyebilirim.
Herkese tavsiye ederim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşe Çelem
Tam adı:
Ayşe Çelem Design

Yazar istatistikleri

  • 41 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 58 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.