Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725708
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig’ın Brezilya’da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942’deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig’ın yapıtı, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici, olağanüstü bir uzun öyküdür.
83 syf.
·Puan vermedi
Kitabın özenle hazırladığım video incelemesini şuradan izleyebilir ve daha fazlası için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz: https://youtu.be/oIpnKUW5XqQ

Metin incelemesi ise aşağıdadır. Beğenseniz de beğenmeseniz de yorum yapmayı lütfen unutmayın ki "insan eleştirildikçe gelişir." ;)

"Satranç", Zweig'ın ölümünden hemen önce kaleme aldığı bir "entelektüel ölüm" kitabı.

Kitabın başlangıcı bir Titanic atmosferi sunuyor: bahsedilen o koşturmaca, gemideki ünlüler ve "istifini bozmaksızın güverte konseri veren çalgıcılar". Bu atmosfer okuyucuyu kitaba ve ortama çekmek için gayet başarılı biçimde kurgulanmış.

Metnin hemen başında, kitabın adından da ötürü, aslında "kilit karakter" diyebileceğimiz şampiyon satranççı Çentoviç tanıtılıyor ve onun entelektüel yoksunluğunun soru sormamaktan, yaşıtı olan çocuklarla oyun oynamamaktan, kendine bir meşguliyet bulmamaktan geldiği anlatılıyor. Bunun vurgulanması, kültürel cehaletin bir yansısı aslında. Yani Çentoviç temelde sorgulamayan, sosyaliteden uzak, kendisiyle bile vakit geçirmekten âciz hâlleriyle bir kültürel cehalet örneği olarak önümüze konuluyor. Çevresi tarafından en azından akademik anlamda yetiştirilmeye çalışılmasına rağmen Çentoviç'in öğrenmeyi becerememesi, onun akademik cehaletini de gün yüzüne çıkarıyor. Bu durumda, kültürel ve akademik cehalet de birleşince, entelektüel cehalet vücut bulmuş oluyor. Günümüzün de en büyük problemlerinden birisi olan bu entelektüel cehaletin timsali olan satranç şampiyonu; günümüzün sorgulamayan, oyun oynamayan, arkadaş edinemeyen, kendine bir uğraş bulup yaratamayan hazırcı nesillerini anımsattı bana. Bu nesil içinden akademik anlamda sadece kâğıt üstünde başarılı insanlar çıkabilse de ne yazık ki bu nesillerin içinde bulunduğu bu entelektüel yoksunluk hâli, insanlığın sonunu bile getirebilecek düzeydeymiş gibi geliyor bana ve bu son derece korkutucu...

Şöyle örneklemek gerekirse Türkiye'de örneği ne yazık ki çokça bulunan bir tip satranç şampiyonu Çentoviç. Ünlü, zengin, havalı, popüler; ama cahil. Ünlü ve zengin olmasında hiçbir entelektüel yetisinin etkisi olmayan Çentoviç; becerebildiği tek şey ile, satranç oynayabilmek ile bu üne ve zenginliğe sahip biçimde yaşıyor. Hayatında kitabın başında da bahsedildiği üzere aşırı entelektüel cehaletinin, insanların gözüne çarpan hiçbir olumsuz etkisi olmuyor. Sadece yapabildiği tek eylem ile ünlü ve zengin bir insan...

Biraz da kitaba döneyim tekrar. Gene kitaptaki karakter tanıtımı aşamasında anlatıcı, Çentoviç'ten bir dâhi olarak söz ediyor. Fakat girişte, az önce de dediğim gibi Çentoviç'in entelektüel cehaletin yüz bulmuş hâli olduğu anlatılıyordu. Burada cehalet ile deha arasında nasıl bir bağ kurulmak istendiğini anlayamadım. Salt bir konuda uzmanlaşmış ve başkaca bir insani ve akademik, entelektüel meziyeti bulunmayan bir insan da dâhidir, deniliyor zannımca. Ki zaten tarihte de dehası ispatlanmış birçok insanın sorunlu karakterler olduğunu anlatan bilgileri de bir yerlerden hatırlıyorum. John Nash, Da Vinci, Galilei, Mozart gibi birçok dâhinin farklı psiko-sosyal sorunları olduğunu biliyoruz. Burada da böyle bir mesele mi anlatılmak istenmiş, orası soru işareti olarak kaldı bende.

Nazizme yapılan atıflar ve eleştiriler ayrıca dikkat çekiciydi. Nazizm, dünyada birçok yıkıma yol açtığı gibi birçok bilimsel gelişmenin de öncüsü olmuş bir hareket aslında. Dr. B. de bu durumu tam olarak karşılayan bir örnek. Yani Nazizmim hem yıkımını veriyor Dr. B. bize hem de bilinçsizce yol açtığı gelişimi... Örneğin bakınız günümüzdeki birçok tıbbi gelişme, Nazi doktorlarının canice ortaya koydukları tıbbi çalışmaların (?) sonucu ortaya çıkmış olarak kabul ediliyor. İnsan bedeninin tanınması gibi ve hatta organ nakilleri, farklı ameliyatlar gibi tıbbi eylemlerin birçoğuna Nazi doktorlarının yaptığı canice deneylerin ön ayak olduğu, konuşulan ve anlatılan bir gerçekliktir. Başka bir örnekle, dünyanın en ünlü uzay markalarından birisi ve hatta birincisi olan NASA'nın kurucu liderlerinin de Nazi Almanya'sından kaçan mühendisler olması, bunun başka bir anlatımıdır. İşte Dr. B. de bu bağlamda hem Nazizmin çilesini çekmiş, mesela NASA'yı var eden mühendisler gibi ülkesinden kaçmak zorunda bırakılmış hem de bu zulmün sonucu olarak bir yeti kazanarak satranç konusunda uzmanlaşmış ve fakat bunu da bilinçsizce yaptığından, gene bir olumsuzluk olarak bu durum ona geri dönmüş.

Gene Nazizme yapılan bir başka atıfla, yalıtılmış ve toplumdan soyutlanmış insanların işkencenin en büyüğünü çektiği, Gestapo'nun otel odası sorguları sırasında şöyle anlatıyor 41. sayfada: "... etrafımda hep yalnızca masa, dolap, yatak, duvar kâğıdı, pencere vardı, oyalanabilecek hiçbir şey yoktu, hiçbir kitap, gazete, yabancı yüz, bir şeyler not etmek için kurşunkalem, oynayacak kibrit yoktu, yoktu, yoktu. ... Toplama kampında belki insan elleri kanayana ve ayakkabıların içindeki ayakları donana kadar el arabasıyla taş taşımak zorunda kalıyordu, iki düzine insanla berbat bir kokunun içinde, soğuktan donarak yatıyordu. Ama öte yandan insan, yüzler görebiliyordu, bir tarlaya, bir el arabasına, bir ağaca, bir yıldıza, herhangi bir şeye, ne olursa olsun, herhangi bir şeye bakışlarını dikebiliyordu, oysa burada insanın çevresinde hep o aynılık vardı, hep o değişmeyen, korkunç aynılık vardı."

Bu durum, tarihte yaşamış bütün toplumlarda bir işkence yöntemi olarak kullanılmıştır. Günümüzde de biz, kendi kendimizi yalnızlaştırarak kendimize işkence ediyoruz sanırım.

Dr. B.'nin durumunda bir "altın orta" örneği de sezdim ben. Elli dokuzuncu sayfada, kendi kendisiyle satranç oyarken kendi kendisine öfkelenen Dr. B. "... bu durum aşırı tinsel yüklenmenin bütünüyle patolojik bir biçimiydi." diyor. Buradan, Aristoteles'in altın ortasına bir atıf yapabiliriz diye düşünüyorum. Altın orta, Aristoteles’in erdem anlayışının özetidir. Ona göre erdem, ortada olandır. Erdemli eylem, her zaman pratik bilgelik sahibi olan bir kişinin seçeceği türden bir araçtır. Burada Nazi zulmü gören Dr. B. altın ortayı bulamamış ve aşırılığa kaçarak hem kendine hem de satranç meziyetine yazık etmiştir...

Çarpıcı bir sonla biten kitabı ben genel Zweig tutumum eğiliminde gayet beğendim. Hele ki yukarıda bahsettiğim türden çıkarımları bana sağlaması, beğenimi daha da artırdı. Tek eksik yanı, yeterince alıntı çıkaramamam oldu. Belki ben alımlayamadım, o da olabilir; ama kitaptan beklediğim seviyede alıntı çıkaramadım. Bunu da olay örgüsüne yoğun bağlılıktan kaynaklı olarak görüyorum. Bu bağlamda incelemenin bu kısmını kitaptan yaptığım ve en beğendiğim alıntıyla sonlandırıyorum:

"... bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir." (s. 10)

Kendinizi, altın ortanızı bularak, o ortada sınırlayınız değerli dostlar. Yoksa ucumuz bucağımız, kendimize bile faydasız olacaktır...

Son sözde özetle, çok güzel bir kitap. Entelektüel boşluklardan, bu boşlukların dolduruluşundan ve doldurulamayışından, salt yeteneğin özellikle zekâ gerektiren bir şey olmadığından ve alt ve üst sınırlı aşırılıkların aslında ne kadar zararlı olabileceğinden ve bu zararı kâra çevirebilmenin de entelektüel birikimle bile kimi zaman sağlanamayabileceğinden bahseden, çok hoş bir kitap.

Hem kısacık. Bir çırpıda okunuyor. Okutuyor da kendini. Kabiliyetli bir yazı bütünü yani.

Okunmalıdır.
83 syf.
·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Kitabı okuyarak satranç öğrenebilirsiniz. Şaka yapmıyorum. Özellikle hayat konusunda hamle yapmak konusunda kesinlikle kişisel gelişim kitapları bu kitabın yanından geçemez. Filmi de vardı yanlış hatırlamıyorsam ama önce kitabı okuyun derim.Sonra filmi izlersiniz
104 syf.
·Puan vermedi
Bu adam zehirlenmişti ama yaşıyordu, belki de yaşamıyordu artık.
Hastalık mıydı? Hiç bir hastalığa benzemiyordu oysaki, nasıl olabilirdi satranç bir insanı gerçekten hasta edebilir miydi? Her şey 64 kare bir tahtadan mı ibaretti?
83 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Stefan zweigten okuduğum ilk kitaptı.Bu kitapla birlikte Zweig ile tanıştım diyebilirim.Kitap çok etkileyiciydi. Bir solukta okuyup bitirdim.Söyleyecek çok fazla söz yok sadece Zweig kitap gibi kitap yazmış diyebilirim. Şimdiden bu kitabı okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
83 syf.
·1 günde·7/10 puan
Oxuyub-oxumamaqda qərarsız idim. Ancaq oxumağa qərar verdim, hətta 10 səhifə oxuduqdan sonra oxumağı dayandırmaq istədim. Yenə də oxudum. :)

Kitabın ilk səhifələri çox sıxıcı idi, hətta bəzən sadəcə oxuyurdum, oxuduğumu anlamadan...
Kitabda adı verilməyən o şəxlə Dr. B. arasında olan söhbət, yəni Dr. B. - nin həyatında baş verənləri danışmağa başladıqdan sonra hadisələr bir az maraqlı gəldi. Sonda Ahmet Cemal'ın da dediyi kimi (əslində, bunu Zweig üçün demişdi), kitabı oxuyanda sanki “karamsar atmosfer”ə daxil oluruq (yaranır). Ən əsas da son səhifələrdə.

Czentovic və Dr. B. - nin şahmat oynadığı hissə maraqlı idi, amma ilk oyunun sonunda Czentovic-in məğlubiyyəti qəbul etməyib şahmat taxtasının üzərindəki daşları devirməsi əsəb etdi. Hansı ki, Czentovic obrazı dünya üzrə şahmat çempionunun qalibidir. Sonda isə yeni oyun zamanı Czentovic-in oyun zamanı çox gözləməsi, ki bunu bilərəkdən edirdi, bu da əsəb edici idi.
Bir sözlə, Czentovic, səndən nifrət etdim.
104 syf.
·Puan vermedi
Dünyaya geldik ve bir hiçliğin ortasında bulduk kendimizi. Evet, büyüdük, çalıştık, eğlendik, nadir de olsa mutlu olduk ama yaşadıklarımızın hepsi bir hiç olacak. Ve bir hiçliğin içerisinde yaşadığımızı bilmek, insan ruhuna vurulmuş en büyük darbedir.
72 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Dünya şampiyonu bir satranç ustasıyla bir yolculuk. Ama bu şampiyonluğun yanında insani değerlerden yoksun olan bir kişilik. Sonrasında ise nazi zulmü gören sıradan bir adamın yalnız bırakıldığı bir hücrede satranç kitabını bulması ve bu konuda kendini olağanüstü geliştirmesi. Ama bu gelişimin onun ruhi yapısına zarar vermesi. Yazar bu kitapta her şeyin aşırılığının zararırını çok güzel anlatmış. Kitaptan epey keyif aldım.
77 syf.
·10/10 puan
New York’tan, Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçiyor hikaye. Nazi döneminde hücrede işkence çeken birinin askerin paltosunun cebinden düşen satranç kitabıyla esaret günlerini yenmesi. Eser yazarın tamamlanmış son kitabı olma özelliği taşıyor. (Clarissa yarım kalmıştı) Yazar Stefan Zweig daha sonra eşiyle beraber intihar etmiştir...

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
77 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Satranç kitabını Kubrick, Bergman ve Harari gibi yazar ve yönetmenlerle birlikte yorumladım : https://youtu.be/CDOgYowjZHg

Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

*Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.
104 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Satranç, Stefan Zweig’in ölümünden hemen önce tamamladığı ve psikolojik birikimin bütünüyle devreye soktuğu bir öykü kitabıdır.

Öykü, New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçmektedir. Dünya Satranç Şampiyon’ u Czentovic ve Satrançtan uzun süre uzak kalmış Dr. B’nin karşılaşmasını görüyoruz. Bir yandan da kitap faşizmin insan ruhu üzerindeki baskısını ve bunun sonuçlarını içeriyor.

Kitap, bir solukta okunabilecek türden bir eserdir. Gayet akıcı ve sürükleyiciydi. İyi okumalar dilerim:)

Satranç
Stefan Zweig
83 syf.
·Puan vermedi
Çentoviç; estetik, ahlak gibi soyut alan namına pek varlık gösteremez ama bir dalda (satranç) mükemmeldir. Tıpkı baskıcı rejimlerin insan haklarında sınıfta kalması ama mühendislikte ileri gitmesi gibi. Doktor B ise faşizmin mağdur ettiği kitlelerin temsilcisi. Ama dikkat ediniz: Doktor B’nin Çentoviç’e karşı ilk zaferinden itibaren takındığı tavra. Ne farkı kaldı düşmanından? İşte hayat böyle. Dün mağdur edeni yenen bugün kendisini mağdur edenin rolüne kolaylıkla girebiliyor.
Odada bir kapı, bir yatak,
bir koltuk, bir lavabo ve parmaklıklı bir pencere vardı. Fakat
kapı gece gündüz kapalı duruyordu, masanın üstünde kitabın,
gazetenin, tabaka kâğıdın, kurşunkalemin bulunması yasaktı,
pencere bir yangın duvarına bakıyordu; kendi Ben'imin
çevresinde ve dahası bedenimde mutlak anlamda hiçlik inşa edilmişti. Elimden her şey alınmıştı, zamanı bilmeyeyim diye
saat, bir şey yazamayayım diye kurşunkalem, bileklerimi
kesmeyeyim diye bıçak alınmıştı; hatta bir sigara gibi en
küçük bir kendini uyuşturma aracı bile yasaklanmıştı.
"İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu.
İnsan takrar takrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu."
Yeniden,yeniden bekliyordu insan. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu; düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu ta ki şakakları zonklayana kadar hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız... Yalnız...
"Bize bir şey yapmadılar, tam bir boşluğun içine yerleştirdiler bizi, dünyada hiçbir şeyin insan ruhuna hiçlik kadar baskı kuramayacağını herkes bilir."
İçimde bir şey haklı çıkmak istemekteydi, ama ne yazık ki kendisiyle tek savaşabileceğim, içimdeki öteki Ben'di

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725708
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig’ın Brezilya’da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942’deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig’ın yapıtı, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici, olağanüstü bir uzun öyküdür.

Kitabı okuyanlar 141,4bin okur

  • irem
  • İsmail Duran
  • Yusuf
  • müzoo
  • Zeynep Avcı
  • Doğa
  • Ümülistan
  • Baran korkmaz
  • kitapsever
  • Klasik Sever

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%17.4
13-17 Yaş
%19.5
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%21
35-44 Yaş
%11.5
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72
Erkek
%28

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.1 (786)
9
%1.8 (686)
8
%1.6 (606)
7
%0.7 (258)
6
%0.2 (90)
5
%0.1 (49)
4
%0 (10)
3
%0 (5)
2
%0 (3)
1
%0 (2)

Kitabın sıralamaları