Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055143466
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Panama Yayıncılık
Mirko Czentovic, on iki yaşında yetim kalınca iyiliksever bir rahibin himayesine girmiştir. Zekâsından şüphe duyulan ve önemsenmeyen bu çocuğun, tesadüf eseri bir satranç dehası olduğu ortaya çıkar.

Ve Mirko yıllar sonra dünya satranç şampiyonu olarak karşımızdadır.

New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde; zengin bir adam, Mirko Czentovic’e ücreti karşılığında bir el satranç oynamayı önerir. Önce zengin adama, sonra hem izleyici hem oyuncu olarak katılan gemi sakinlerine karşı mücadele eden Mirko’nun yenilmezliği, Dr. B. sayesinde sarsılır.

Dr. B. karşılaşmayı izlerken dayanamayıp oynayanlara karışınca, şampiyonla karşılaşması için teklif yapılır. Oysa Dr. B. “satranç zehirlenmesi” denilen bir semptomu atlatmıştır ve satranç oynaması yasaklanmıştır.

Avusturyalı bir göçmen olan Dr. B., Gestapo tarafından esir edildiği günlere döner. Küçük bir odada günler, haftalar, aylar boyu esir tutulmuştur. Sorguya götürüldüğü bir gün rastlantı eseri ele geçirdiği küçük bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun tüm inceliklerini öğrenmiştir. Önünde satranç tahtası veya taşları yoktur. Oyunu ilk başta tamamen kurgusal olarak zihninde, daha sonra boyadığı ekmek parçalarıyla ve çarşafında oluşturduğu karelerle oynar. Kişiliği de tıpkı satranç gibi iki zıt renk olmuş, kişilik bölünmesi yaşamaya başlamıştır. Serbest kalıp tedavi olduktan sonra bir daha satranç oynamaz

Ta ki, o güne kadar.

Stefan Zweig’ın muhteşem bir kurguyla kaleme aldığı bu “kısa roman” ya da “uzun öykü”sünü bir solukta okuyacaksınız.
77 syf.
·10/10
New York’tan, Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçiyor hikaye. Nazi döneminde hücrede işkence çeken birinin askerin paltosunun cebinden düşen satranç kitabıyla esaret günlerini yenmesi. Eser yazarın tamamlanmış son kitabı olma özelliği taşıyor. (Clarissa yarım kalmıştı) Yazar Stefan Zweig daha sonra eşiyle beraber intihar etmiştir...

Keyifli okumalar diler, yazar hakkında daha fazla bilgi için bloguma beklerim https://1yazar1kitap.blogspot.com/...weig-ve-satranc.html
77 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Satranç kitabını yorumladım : https://youtu.be/WuPCR2yIED8

Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

*Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (15.016 Oy)15.249 beğeni57.842 okunma2.634 alıntı224.660 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (14.321 Oy)15.400 beğeni49.577 okunma2.865 alıntı182.068 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (17.657 Oy)21.280 beğeni64.649 okunma10.416 alıntı855.068 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (14.421 Oy)15.955 beğeni52.739 okunma7.860 alıntı201.348 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (14.206 Oy)16.721 beğeni51.995 okunma6.454 alıntı285.795 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (26.987 Oy)32.951 beğeni85.496 okunma12.365 alıntı310.262 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (15.256 Oy)17.776 beğeni51.044 okunma3.709 alıntı218.312 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (10.848 Oy)11.168 beğeni40.826 okunma2.557 alıntı192.324 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (11.387 Oy)12.390 beğeni36.253 okunma9.006 alıntı161.754 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (10.153 Oy)11.103 beğeni39.522 okunma5.357 alıntı139.317 gösterim
77 syf.
·Beğendi·9/10
Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun...
77 syf.
·Puan vermedi
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.

Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.

Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.
77 syf.
Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri olarak bu şaheseri bugüne kadar okumamış olmanın eksikliğini yaşıyordum. Uzun süredir merak ediyordum ama bana yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşımı hatırlattığı, hayatımın kitabı dediği için kendimi hazır hissetmedim, sürekli erteledim. Stefan Zweig kalemini çok beğendiğim bir yazar. Acımak kitabını da tıpkı bunun gibi çok sevmiştim.


Nazi döneminde yaşamış ve türlü türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için, hapsedilen Dr., işkencecisinin cebinden çaldığı bir satranç kitabıyla satranç oynamayı öğrenmiştir. ( İlkokul 5. sınıftan beri satranç oynayan, yarışlara katılan, lisanslı bir satranç oyuncusu olarak satrancın kitaptan okunarak öğrenilmesi hakaret gibi geldi :)) New York'tan, Buenos Aires' e giden bir gemide dünya satranç şampiyonuyla satranç oynayan Dr. B' nin yaşadıkları gerçekten heyecanlandırıyor okurken. Hitler döneminde yaşamış ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olan Zweig, nazi işkencelerinin bir insanın duyularını nasıl körelttiğini işliyor ve satrançla bir parça özgürleştiriyor kahramanı. Çünkü satranç bir oyun değil, stratejilerin yapıldığı, bir adım ötesini düşünüp görebildiğiniz bir yaşam tarzıdır. Kesinlikle bir başyapıt ve okumayan herkese öneririm...
77 syf.
1944 yılından beri o kadar çok yayınevi, o kadar çok basmış ki bu eseri, eğer yanılmıyorsam Türkiye'de baskı şampiyondur. Sitemizde de çok okunmuş, çok güzel yorumlar yapmış bu kıymetli okurlar. Ben bu kitap üstünden daha çok yazarını ele almak istedim.

Stefan Zweig edebiyatta Pasifizmi temsil eder ve hatta denilebilir ki, o muazzam edebi sunumuyla Pasifizmi bilim dünyasının kucağına olgunlaştırıp vermiştir. Yahudi olmasına karşın, tıpkı Kafka gibi Siyonizm’in açık bir destekçisi olmamıştır. Her insan doğduğunda birtakım kimliklerle gelir dünyaya. Milleti, dini gibi…Herkes kadar, kendi milletine karşı sevgi, bağlılık ve ortaklık duygusu hissetmek farklı ve kabul edersiniz ki; doğal bir şeydir. Sorun, bu aidiyetten şiddet devşirip aidiyeti farklı olanlara hayatı zehir etmek, yani şiddettir.

Konu şiddete karşı yaklaşımda düğümleniyor. Yine de Pasifizmi yanlış tanımak ve tanıtmamakta fayda var: Pasifist, her türlü mülke zarar verilmesine çok açık bir biçimde karşıdır. Şiddetin kaynağını araştırmaz, şiddeti kaynağına göre sınıflandırmaz. Şiddete kategorik olarak karşıdır, nokta.

Netleştireyim: Pasifist, bireysel şiddet ile devlet şiddeti arasında bir fark görmez. Bırakın bizdeki yakıp yıkan gösterileri, Greenpeace bile pasifist değildir ve pasifist protestonun nasıl yapılacağına örneği ancak Gandi'nin tuz yürüyüşünde bulabiliriz. Aktivizmin yüceltildiği günümüzde, Pasifizm tarihin unutulmuş birçok değerinden biridir.

Bir yolcu gemisinde geçer. Satrancı tamamen para kazanma aracına dönüştürmüş Mirko’ya rakip dayanmaz. Oldukça duygusuz hatta merhametsiz denebilir. Gemi yolcularının kurduğu zayıf ittifak sürekli yenilmektedir. Tesadüfen ortaya çıkardıkları Dr.B ise faşizmin işkence tezgahından geçmiş ve işin garibi satrançtaki ustalığını da işkence günlerinde kazanmış biridir.

Kuşku yoktur ki yazarın Mirko üstünden çizdiği karakter kendisi de çok acı çektiği Hitler-Nazizim-Faşizmdir. Mirko’ya karşı zayıf ittifak yapan gemi yolcularını da Hitler karşısında dağılan Avrupa devletleri olarak görebiliriz. Dr. B ise, işkence günlerindeki direnci ve Mirko karşısındaki oyunuyla insanlık onurudur, bana göre. Kavgasız, belki de pasifist ama direnen bir onur.


"Okunmalı"dan başka ne denilebilir ki?!
77 syf.
‘’İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” tüm direnişçiler in kullandığı en bilinen en yaygın slogandır, duymayanınız yoktur.
Bu konuya incelemenin sonunda değinmek istiyorum.
Kitabın okuru oldukça fazla. Gerek siteden gerekse farklı kaynaklardan okuduğum kadarıyla anlaşılabilir özeti ;
New York’tan Buenos’e giden bir yolcu gemisinde yolculuk yapan dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, milyoner Mc Connor ve Avusturyalı Dr.B ‘nin karşılaşmaları.
Milyonerin , satranç şampiyonuna para karşılığında satranç oynamayı teklif etmesi ve nazi döneminde otel odasında esaret altında tutulan , sorgu için çıkarıldığında tesadüf sonucu bulduğu satranç kitabını sayesinde oyunu öğrenen, yemekte verilen ekmekleri ayırıp satranç taşları olarak kullanması sonrasında ise zihninden oynayacak kadar profesyonelleşen Dr.B’nin oyuna müdahale etmesinin öyküsü.
Bu şekilde izah edildiği zaman insana ne kadar da sıradan bir öykü olarak geliyor. Oğuz Aktürk 'un #15439842 incelemesinde gerekli tüm teknik ve psikolojik bilgiler çok güzel bir üslup ve akıcılıkla yazılmış. Teknik olarak merak edenler okuyabilirler.
Ben okuduktan sonra ise algıladıklarım çok farklı oldu. Yazarın hayat hikayesi dikkate alındığında neden bu kitabı yazdığı hakkında az çok fikir sahibi olunabilir ya da benim gördüğüm şekilde yorumlanabilir.
Gelelim benim kendimce anladıklarıma, ne kadarı doğru algıladım ne kadarı yanlış kararı okuyanlara ve okumak isteyenlerden duymak isterim.
Olayın geçtiği belirtilen gemi bence dünyanın sembolü. Evet hani şu yaşadığımız, milyarlarca insanı barındıran, kiminin zengin, kiminin fakir, kiminin şöhretli kiminin adının bilinmediği. Kiminin tüm bilgi, eğitim ve iyi insan olmasına rağmen hak ettiği yere gelemediği, kiminin ise asıl hak edenlerin yerinin gasp edildiği.
Mirko Czentovic, dünya satranç şampiyonu. Yaratılan karakter tıpkı Hitler. Evet okuduğum anda Hitler hakkında okuduğum tüm benzerlikler gözümün önüne geldi. Silik, yeteneksiz, arkadaşsız bir çocukluk. Eğitimsiz kaba saba bir hayat ancak duygusuz sert bir duruş ve kararlılık. Burada sadece yazarın neden bunu farklı kıldığını anlayamadım. Hitlerin çocukken nefret ettiği bir rahip varken, Mirko Czentovic’in hayatını değiştiren bir rahip figürünün olması?
Mc Connor, işte dünya devi devletler. Hırslı, paragöz, olası tüm karışıklıklardan savaşlardan nemalanan, kazanmak için hiçbir gücünü kullanmak çekinmeyen ve kendisine müttefik oluşturan aç gözlü ülkelerin sembolü.
Ya , Dr.B. ? Viyanalı bir avukatın oğlu olması , elinde bulunan gizli evraklar sebebiyle Hitler’in Viyana’yı işgali sırasında tutuklanması , sorgu sırasında bir askerin parkasından çaldığı satranç kitabıyla hayatının değişmesi .. Sadece bu kadar mı ve uzunca bir süre sorgulanır. Bu sorgusu sırasında kaldığı odada yalnızlık mücadelesinde yılmayan Dr.B. mi?
Dr.B. bence işte insanlık onuru , işkenceye, savaşa yapılan tüm kötülüklere duruşun karşı gelişi adına yaratılmış kahramanı.
Üçünün gemide karşılaşma öyküsünün anlatılması da Hitler döneminin sorgulanması. Dünya devlerini temsil eden hırslı Mc Connor’ın oyunu kazanması için , Dr.B. tarafından yönlendirilmesi kazanamasa da en azından berabere kalmaları ile sonuçlanması, savaş sonrasında kayıpları pek de fazla olmayan ülkeler..
Buraya kadar beni rahatsız eden pek bir şey yoktu. Asıl çok üzüntü duyduğum bölüm , Mirko Czentovic ile Dr.B. birlikte karşılaşmaları idi. Oyunun neticelenmeden Dr.B. sinir krizleri geçirerek bitirilmesi neden dedim neden?
Yazarın intihar etmeden önce son yazdığı eserinin oluşu dünyaya bırakmak istediği bir mesaj mıydı?
Okuduğumuzda insanlık onuru işkenceyi yenemiyor mu diyecektik? Kendisinin yenilgiyle sonlanan hayatına rağmen , neden insanlığı, onuru mağlup ya da galip ilan etmeden kitabı sonlandırdı? Hadi savaş döneminde çaresizlik, esaret bir sürü eziyet vardı da karşı karşıya geldiğinde, özgürken kendisini tüm yalnızlığına rağmen geliştirip tam da hesap soracağı karşına çıkmışken bu kadar güçlüyken neden kazandın insanlık demedi?
Kafamda onlarca soru işareti..
Okuyanlar, okumak isteyenler beni aydınlatırlar ise çok mutlu olacağım.
Keyifli okumalar dilerim.
106 syf.
·2 günde·7/10
An itibariyle 21.555 okuma ve 1602 inceleme şimdi durum böyle olunca insana sorarlar efendi neyin incelemesini yapıyorsun diye! Almış başını gitmiş
okuyan okumuş inceleyen incelemiş... Tabii ki haklı bir sorgulama olabilir ama böyle soran zatı muhteremlere (kimse yoksa da kendime) şunu diyerek yazmaya teşvik ediyorum kendimi, "Herkes Tecrübesi Ölçüsünde Anlam Çıkarır".

Daha önce bir incelememde belirtmiştim yine belirtmekte bir sakınca görmüyorum :" Bir kitap okurken asla olayın kendisine odaklanmam zira böyle bir durumda kitap okumak basit bir hayali olay aktarımından başka bir şey olmazdı benim için."....Yaşanmışlıklarımı, bilgimi, anlayışımı, inancımı ve insana ait dolayısıyla bende de var olan diğer bütünümü oluşturan parçalarımın perspektifinde incelerim kitapları. Benim okumaktan anladığım bu. İşte durum böyle olunca da 1602 inceleme yerine 160002 inceleme de olsa yine aynı isteklilikle, eserden anladığımı inceleme başlığı altında paylaşmaktan zevk alırdım...


Uzun süredir etrafımda dolaşan Satranç, yanlış mı hatırlıyorum yoksa gerçekten öyle bir yazı mı okumuştum bilemiyorum ama aklımda bu kitapla ilgili kalan şey hayata karşı yapılan satranç hamleleriydi. Yani gerçek anlamda bir satranç oyunu üzerine kurgulanmış bir hikaye beklemiyordum. Tabii böyle bir algı oluşunca da olayın satranç ile başlayıp yine onunla bitmesi beni birazcık şaşırttığını söyleyebilirim...

Doğal olarak bazen bir kitap okumaya karar verilirken, kalınlığına, konusuna veya ele alınış şekline bakılır bunun için şunu söyleyebilirim; incecik, sade, anlaşılır bir yazım ve satranç oyunu, gemi, tek odalı hapishane, hastane, sorgulamalar ve anılar... yani bu eksende bir şeyler sizi bekliyor...

Şimdi asıl konuya gelelim....
İnsanın fiziki çevresi boşaltılınca psikolojik olarak nasıl bir hiç'e dönüştüğünü gördüm. Düşünceyi oluşturan ya da harekete geçiren nesnelerin yokluğu, o nesneleri tanıyan ruhun ızdırabına nasıl dönüştüğünü izledim. İnsan psikolojisinin soyuttan nasıl somut bir hale geldiğini fark edince ruh bilimcilerini daha belirgin bir yere oturttum... Kişilik ve zeka bilgilerimi yeniden gözden geçirdim...


Yazarı intihara götüren bunalımın eşiğinde yazdığı eserlerinden biri olan Satranç, onun güçlü kalemini bizlere gösteriyor... Sinemaya aktarılmış mı bilmiyorum ama eğer aktarılmamışsa bence zaman kaybetmeye gerek yok eğer varsa da hemen izlerim..
75 syf.
·9/10
Satranç yazarın intihar etmeden önceki son eseridir.
Yazar insan ruhunu satranç tahtasındaki hamleler olarak görüp buradan hayattan ders çıkarmayı anlatıyor.
Psikolojik tahliller muazzam yapılmış kısa ve öz ancak uzun bir öykü bir solukta okunabilecek sakin kafayla okunursa hayata dair çok şeyin olduğu görülecektir.
İyi okumalar..
Bize hiç bir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.
" İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız... "
Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.
Stefan Zweig
Sayfa 49 - Tutku Yayınları
''Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın ard arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055143466
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Panama Yayıncılık
Mirko Czentovic, on iki yaşında yetim kalınca iyiliksever bir rahibin himayesine girmiştir. Zekâsından şüphe duyulan ve önemsenmeyen bu çocuğun, tesadüf eseri bir satranç dehası olduğu ortaya çıkar.

Ve Mirko yıllar sonra dünya satranç şampiyonu olarak karşımızdadır.

New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde; zengin bir adam, Mirko Czentovic’e ücreti karşılığında bir el satranç oynamayı önerir. Önce zengin adama, sonra hem izleyici hem oyuncu olarak katılan gemi sakinlerine karşı mücadele eden Mirko’nun yenilmezliği, Dr. B. sayesinde sarsılır.

Dr. B. karşılaşmayı izlerken dayanamayıp oynayanlara karışınca, şampiyonla karşılaşması için teklif yapılır. Oysa Dr. B. “satranç zehirlenmesi” denilen bir semptomu atlatmıştır ve satranç oynaması yasaklanmıştır.

Avusturyalı bir göçmen olan Dr. B., Gestapo tarafından esir edildiği günlere döner. Küçük bir odada günler, haftalar, aylar boyu esir tutulmuştur. Sorguya götürüldüğü bir gün rastlantı eseri ele geçirdiği küçük bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun tüm inceliklerini öğrenmiştir. Önünde satranç tahtası veya taşları yoktur. Oyunu ilk başta tamamen kurgusal olarak zihninde, daha sonra boyadığı ekmek parçalarıyla ve çarşafında oluşturduğu karelerle oynar. Kişiliği de tıpkı satranç gibi iki zıt renk olmuş, kişilik bölünmesi yaşamaya başlamıştır. Serbest kalıp tedavi olduktan sonra bir daha satranç oynamaz

Ta ki, o güne kadar.

Stefan Zweig’ın muhteşem bir kurguyla kaleme aldığı bu “kısa roman” ya da “uzun öykü”sünü bir solukta okuyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 58.273 okur

  • Hüseyin SİLBIYIK
  • Ceren
  • Elif Ergindemir
  • Buket
  • Emine Güngör
  • Fatmanur çal
  • Abdullah Ay
  • ️MAYA
  • Ayşenur yılmaz
  • Büşra metlek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.4
14-17 Yaş
%18.8
18-24 Yaş
%18.8
25-34 Yaş
%21.9
35-44 Yaş
%22.9
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.3
Erkek
%25.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (51)
9
%0.3 (44)
8
%0.2 (36)
7
%0.1 (24)
6
%0 (7)
5
%0 (1)
4
%0 (1)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları