Stefan'ın intihar etmeden önce verdiği eser. Satranç. Çok az sayfada çok şey anlatan nadir eserlerden biri bence. Kitap oldukça akıcı. Bir oturuşta bitirmiş ve okurken hep sonrasını hayal etmiştim. Yani ben okurken gerçekten kendimi olayların içinde hissetmiş ve karakterlerle oldukça bağ kurup yaşadıklarını sonuna kadar hissetmiştim. Tüm olay vapurda geçiyor. Dünyaca ünlü satranç ustası ile yoları kesişiyor yazarımız ve her şeyde bir bakıma burada başlıyor. Bu ünlü satranç ustası oldukça kibirli ve insanlara yukarıdan bakan bir oyuncu. Vapurdan birkaç insanın uzun çabaları sonrası satranç masasına oturmuşlar ve kaybediyorlardır ki. Kitabın asıl karakteri olan Dr.B. istemeden oyuna dahil olarak yardımlarına koşuyor. İşte kitap asıl burada başlıyor. Çünkü bu insan yani Dr. B. yazarımıza satranç hikayesini anlatıyor.
SatrançStefan Zweig · Bilgi Yayınevi · 2016279,2bin okunma
Bu adam zehirlenmişti ama yaşıyordu, belki de yaşamıyordu artık.
Hastalık mıydı? Hiç bir hastalığa benzemiyordu oysaki, nasıl olabilirdi satranç bir insanı gerçekten hasta edebilir miydi? Her şey 64 kare bir tahtadan mı ibaretti?
Satranç, Stefan Zweig’in ölümünden hemen önce tamamladığı ve psikolojik birikimin bütünüyle devreye soktuğu bir öykü kitabıdır.
Öykü, New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçmektedir. Dünya Satranç Şampiyon’ u Czentovic ve Satrançtan uzun süre uzak kalmış Dr. B’nin karşılaşmasını görüyoruz. Bir yandan da kitap faşizmin insan ruhu üzerindeki baskısını ve bunun sonuçlarını içeriyor.
Kitap, bir solukta okunabilecek türden bir eserdir. Gayet akıcı ve sürükleyiciydi. İyi okumalar dilerim:)
SatrançStefan Zweig
“İnsan bir şeyi bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor bekliyor bekliyor düşünüyor, düşünüyordu,şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız,yalnız.” İşte bu cümleler insanın hapishanedeki yaşantısını kısaca anlatıyordu aslında. Ve kim derdi ki bu dört duvar arasından bir satranç dehası çıkacak. Sanırım bunu da yalnızlık yaptırmıştı. Yine insan psikolojisine mükemmel oynayan kitaplardan. Stefan Zweig
Kitapta olay durağan ilerliyor. Bazı yerleri sıkıcı ama okumalısınız. Okurken sanki okuyucu değil de kahramanmış gibi hissettim. Zweig'in başarılı yapılarından biri.
Herhangi bir kitabı okumaya başladığınız an baş karakteri daha ilk satırlarda hadi diyelim kitap çok derinse, bir kaç sayfada mutlaka buluruz. Bu kitap tam da bu konuda sağ gösterip sol vuruyor. İlk sayfalar da bulduğunuz karakter betimlemesi olayı, o kişi üzerinden yürüyecek hissi veriyor olsa da sonra ki satırlar bir anda bambaşka ve gerçek karaktere ulaştırıyor. Bu nokta da sorulması gereken soru hangi karakter daha güçlü? zira ilk bakışta bunu anlamak pek mümkün değil. Bu sorunun yanısıra ; yalnızlık nedir? insan dış hayattan nasıl soyutlanır? sıradan bir iş önce tutkuya sonra hastalığa nasıl gelebilir? süt liman bir hayat nasıl alt üst olur? zihin ve tin kendini besleyecek yolu nasıl bulur? geçmiş acılar karşısında kendini nasıl korur? sorularına da ustaca yanıt vermiş yazarımız. Yani kısaca; okuyun çok güzel.
Kitap anlatıcının Dünya satranç üstadıyla tanışma ve onu tanıma isteği ile başlar. Londra’dan Brezilya’ya gitmekte olma gemide 2 satranç ustasının nasıl bu kadar ustalaştıklarını, deneyimlerini ve ikisinin bu gemide bir araya gelişlerini konu edinir. Ve onların psikolojik durumunu hoş bir biçimde ortaya koyar. Çok güzel ve sürükleyici bir kitap.
SatrançStefan Zweig · Bilgi Yayınevi · 2016279,2bin okunma
Çok ince bir kitap olmasına rağmen gerçekten çok etkileyici bir kitap. Satranç tahtası olmadan sadece zihniyle satranç oynayan ve hiçliğin ortasındaki sonsuz vakti sadece zihninde kendisiyle oynadığı satrançla doldurabilen ve satrançta karşılaşılabilecek tüm ihtimalleri düşünen bir adamın psikolojik gel gitleriyle birlikte gerçek bir satranç turnuvasında bir rakiple oynarken yaşadıklarını net bir şekilde görebiliyoruz.
SatrançStefan Zweig · Bilgi Yayınevi · 2016279,2bin okunma
Bu uluslararası bestseller eserin bir anlamı var herkes için. Zweig bu eserini Petrepolis’te yazdı. Bu şaheserde, II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı insan kıyımında ruhsal baskılara maruz kalan bir insanın duygularını, tepkilerin anlattı. Satrancı bilirsiniz. Karelerle dolu bir tahta parçasında 2 düzine taşla oynanan, bir zeka ve mantık savaşı da diyebiliriz.
Aslında Zweig’in bu kitabı ne bir satranç anlatıcı ne de oyun sevgisi aşılayıcıdır. Tam aksine o, bu tahtaya nasyonel sosyalizmin bir avukata, evet burada bana da dokundu, bir avukata çektirdiklerini anlatır. Dr. B. der bu zeki ama amatör insana.
Kitabın en ölümcül sözlerinden biri şu: ! Yeryüzünde hiçbir şey insanın ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. ‘
Eziyet edildiği odasında çaldığı bir kitapla bu kadar bağlanır satranca, Dr. B. Dış dünyadan tamamen kopmuştur. Boyuttan ve zamandan tamamen soyutlanarak.
Bu eserden anladığım bir başka ders de, bir şeyde olağanüstü iyi olmak için yalnız kalmak ve sade bir yaşamla tüm dikkatini ona vermek aslında. Bunu İst. Hukuk Fakültesinde okuyanlar iyi bilir gerçi. Bir ticaret hukuku finali için az sabahlamamıştır zira, sessiz sakin en köşede bir kütüphane masasında.
Zweig ve Dr. B. birbirine çok benzerler aslında. Eziyetler içinde elde edilen üstün yetenekler. Biri satranç biri biyografi ve edebiyatta.
Czentoviç gibi ukala ve kibirli insanlar hayatta daima var olacak ve karşımızda duracaklar. Belki biz de Dr. B. gibi çok sağlam darbeler vuracağız. Belki kendimizi test edecek, gerçekliğimizi arayacağız. Ama bu denklemde sarsılmaz ve değişmez bir bilinmeyen varsa o da asla pes etmemek ve nasyonel sosyalist veya Czentovic yahut adı her ne olursa olsun teslim olmamak.
Ancak bu malesef her zaman olmuyor. Zira bu eser Zweig’ın da sonu oldu. 22 Şubat 1942‘de Rio de Janeiro‘nun
Kitabın kapağını kapattıktan sonra etkisini hala yaşıyorsunuz. Bir insanın bedensel ve ruhsal anlamda sınırları nasıl zorlanır, neleri yaşayabilir gözler önüne seren bir kitap..
SatrançStefan Zweig · Bilgi Yayınevi · 2016279,2bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.