Aslı Candaş Schaeferdiek

Aslı Candaş Schaeferdiek

Çevirmen
8.5/10
633 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
121
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Evet tam bir satranç zehirlenmesi . Acikcasi bitirinceye kadar birakamadim. Ayrica zweig'in esiyle intiharindan once son kitabi olmasi aslinda kitabin daha buyuk anlamlar tasidigini anlayabiliyorsunuz. Psikolojiye iyi derece degilinilmis hiclik duygusunu tam anlamiyla okuyucuya gericebilen basarili bir kitap.
104 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Stefan Zweig

Üstadın her yeni bir eserini okuyuşumda kendisine biraz daha hayranlığım artıyor.Okuduğum bu üçüncü kitabı.

"Satranç, hem bilim hem de bir sanat değil mi? Dünya ve cennet arasında süzülen Muhammed'in tabutu gibi tüm karşıtların sıra dışı bir köprüsü değil mi? Hem tarihi hem modern, hem mekanik hem de etkisi hayal gücüne bağlı, hem geometrik bir düzeneğe bağlı hem de bileşenleri limitsiz; hem sürekli gelişen hem de sınırlı, kısır döngü halinde bir düşünce; hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik; maddesiz bir mimari; bunun yanında varlığıyla bütün kitap ve yapıtlardan daha dayanıklı; bütün halklara ve zamanlara ait olan tek oyun; can sıkıntısını gidermesi, zihin açması ve ruhu canlandırması için hangi tanrının onu yeryüzüne getirdiği bilinmez."

Böyle tarif ediyor satrancı Zweig...Ve ben bu tarife hayran kaldım...

Bu kitaba inceleme yazmak istememin sebebi harikalar yaratacağım inancı değil elbette.Çok güzel incelemeler okudum esasen yazmaktan vazgeçmiştim lakin bana anlattıklarını unutmak istemiyorum ve bu hesaba girip baktığımda görüp hatırlamak istiyorum.

Ben satranç oyunu üzerinden Zweig' in bize bir olgu ya da tutku nasıl kazanca yahut ihtirasa veya da işkenceye dönüşebilir onu anlattığını düşünüyorum.
Czentovic hiçbir şeye yeteneği olmayan bir çocuk iken bu oyunda gösterdiği başarıyla hayata tutunuyor hem hayatını kazanıyor hem gururunu tatmin ediyor.Czentovic'in hayatında satranç tam bir kurtuluş.
Doktor B. için ise kapatıldığı hücrede aklını koruyabilmesinin tek yolu olarak karşısına çıkmışken onun kendi kontrolsüzlüğü yüzünden yahut içinde bulunduğu şartlar sebebiyle bir çığrından çıkmışlığa satranç zehirlenmesine sebep oluyor.
Czentovic'in amacı yalnız para iken Doktor.B bunu keyf için yapıyor.
Net olarak anladığım şu ki bir tutku insanı hayata bağlayadabilir onu hayattan koparadabilir bunun ayrımını ise sizin karakteriniz ve zayıflığınız belirler.

Ayrıca satranç hakkında şunu da belirtmeden geçmemeliyim insan beynini geliştiren sağ ve sol lob arasındaki etkileşimi güçlendiren etkinliklerden ikinci sıradadır.Birincisi ise piyano çalmaktır.
Dilerim yetenekleriniz veya tutkularınız sizi zehirleyen, tüketen değil yücelten birer basamak olurlar.

Sevgiyle kalın iyi okumalar...
232 syf.
·4 günde
Bir nükleer reaktörde elektrik nasıl üretilir? Önce çekirdekte ısı üretilir, çekirdeğe devamlı olarak soğuk su akışı sağlanır, çekirdeğin ısısı suyu buharlaştırır, buhar türbini döndürür ve elektrik üretilir. Aslında bu kadar kolay ve zararsız gözüken bir şey nasıl olur da uluslararası bir felakete yol açabilir?

Yapılması planlanan elektrik kesintisi testi, milyonlarca hatta milyarlarca yıl geçse de etkisi sürecek bir olayın başlangıç noktasıydı. Testin amacı neydi? Olası bir elektrik kesintisinde devreye girmesi planlanan üç tane dizel jeneratör vardı. Jeneratörlerin pompalara güç vermesi için gerekli hıza ulaşana kadar yakıt erimiş oluyordu. Burada üretilen çözüm, güç kaybı olsa dahi türbin durana kadar geçen sürede üretilen elektriği pompalara yönlendirmek ve jeneratörlere gerekli olan zamanı kazandırmak. Bu teoriyi de test etmek için reaktördeki verim önce 1600 megavata, sonra da 700 megavata indirilmişti. Yarı güçte çalıştırılan reaktörde, 10 saat boyunca renksiz, kokusuz ve ağır bir soy gaz olan ksenon birikmişti. Ksenon saatlerdir çekirdeği zehirliyordu, hatta 30 megavatla çalışırken de ksenon çoğalmaya ve çekirdeği zehirlemeye devam ediyordu. Başmühendis yardımcısı Dyatlov, gücün hemen yükseltilmesini istemişti. 200 megavata kadar yükseltilen verimle teste devam edilmesi emrini verdi. Bu sırada güç dalgalanması yaşanmaya başladı. Testi gerçekleştiren mühendisler (Yaygın görüşe göre Aleksandr Akimov) acil kapatma tuşu AZ-5’e basmasına rağmen, güç dalgalanması durmadı. Buraya bir parantez açalım; AZ-5 tuşunun işlevi U-235 ile zenginleştirilmiş uranyum dioksitin fisyon reaksiyonunu yavaşlatmak için çekirdeğe kontrol çubuklarının daldırılmasını ve reaktivitenin durmasını sağlamaktır. Çubuklar bor madeninden üretilmişti, ancak uçları karbon elementinin bir allotropu olan grafitten yapılmaydı. (Allotropi, bir elementin kimyasal özellikleri aynı, fiziksel özellikleri ve molekül geometrileri farklı olan yapılardaki haline denir.) Grafit çekirdekteki reaksiyonu hızla yükseltti, güç 33000 megavata yükseldi ve patlama gerçekleşti.

26 Nisan 1986 tarihinde, Vladimir İlyiç Lenin Nükleer Santrali’nde gece vardiyasına gelen işçilerin hiçbiri bu olacakları tahmin edemezdi. Gerçekleşen patlamayla yayılan radyoaktif tozlar Avrupa’nın büyük kesimini, SSCB’yi ve Türkiye’yi etkiledi. Türkiye ilk başta olayın ciddiyetinin farkında varamadı. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, “Radyasyondan, madyasyondan bize bir şey olmaz!” derken, Başbakan Turgut Özal, “Azıcık radyasyonlu çay sağlığa faydalı, lezzetli oluyor!” tarzında espriler yapıyordu. Sanayi ve Ticaret Bakanı kameralar karşısında çay içip şov yapmakla ve demlenince çayın radyasyonunun düştüğünü iddia etmekle meşguldü.

Çernobil’de ise 6 reaktörden oluşması planlanan santralin 5. ve 6. reaktörleri hiçbir zaman tamamlanmadı, 4. reaktör 1986’daki patlamada yok oldu, 1, 2 ve 3 numaralı reaktörler sırasıyla 1996, 1999 ve 2000 yıllarında kapatıldı. 2016 yılında da 1,5 milyar dolara mal olan ve 100 yıl boyunca radyoaktif sızıntının engellenmesini sağlayacak bir çelik kalkan ile örtüldü. Yüzbinlerce insan kirli olarak tanımlanan bölgelerden tahliye edildi. Yine yüzbinlerce insan, canlarını hiçe sayarak bu felakete müdahalede bulundu. Gelecekte de yüzbinlerce insanın kansere yakalanacağı ve büyük bir kısmının bu sebepten hayatını kaybedeceği tahmin edilmektedir.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Svetlana Aleksiyeviç, kitabı üç bölüme ayırmış. İlk bölüm Ölüler Ülkesi, ikinci bölüm Yaşayanların Ülkesi, üçüncü bölüm Üzüntüden Şaşkına Dönenler. Yazar, onlarca insanla konuşmuş, acılarını paylaşmış, felaketin gerçekleştiği günden beri yaşananları da okurların önüne sermiş. Olaya Sovyet-komünizm propagandası veya Anti-Sovyet, anti-komünizm propagandası diye bakmadan, sadece insanların o dönemde ve sonrasında çektikleri acıların, yapılan kahramanlıkların (Bir kısmı öleceğini bile bile bunu yaptı, çünkü verilen sözlerin büyük bir kısmı hiçbir zaman tutulmadı.) anlatıldığı bir kitap. Bu işten anlayan bilim insanlarının sözlerine kulak verilse, halk paniğe sevk edilmeden bilinçlendirilmeye çalışılsa herhalde bu acı bilanço bir nebze de olsa hafiflerdi. Her faciada olduğu gibi yaşananlar yine sıradan insanlara, halka zarar vermişti ve kim bilir belki de Gorbaçov, Sovyetlerin yıkılmasındaki en büyük neden Çernobil’deki facia derken haklıydı.

https://m.youtube.com/watch?v=yVBIDTB6S0M (32. Gün programından)
104 syf.
·1 günde
Önünüze lezzetli mi lezzetli bir tabak atıştırmalık konulduğunu hayal edin. Kendinizi yemekten alamazsınız. Lezzetlidir, karın doyurmaz ama ağırlık da yapmaz. Zaten çabucak biter. Bence Satranç da tam olarak böyle bir kitap :)

-Spoiler-

Başlangıçta satranç şampiyonluğuna kadar uzanan serüveni anlatılan yetim ve kibirli çocuk Czentovic’in, zihinsel engeline rağmen dünyaya kanıtladığını başarısının sırrını okuyacağınızı zannediyorsunuz. Ancak Dr. B’nin sürpriz bir şekilde romana dahil olması ile ana karakterimiz değişiyor ve bir anda kendinizi sorgulanan, işkence edilen Yahudilerin dünyasında buluyorsunuz. Bu anlatılanların satranç ile ne ilgisi var diye kendi kendime sorarken, Stefan Zweig beni duymuş olacak ki, çok beklenmedik bir şekilde konuyu bağladı.

Genel olarak beğenmek ile birlikte 3 kavramın tarifi beni çok etkiledi: Hiçlik, Kitap, Satranç. Hiçliğin tanımını okuduğumda kendimi dışarı atıp, nefes nefese kalırcasına koşmak istedim. Kitabın betimlendiği dizelerin sonunda, kendimi okuduğum kitabı koklarken yakaladım. Ve en vurucusu, satrancın anlatıldığı cümlelerdi. Heves, heyecan, istek, korku, dehşet, nefret... ve aklınıza gelebilecek bir çok şeyi peşi sıra hissettim.

Kısa bir yolculukta ya da uzun bir roman arasında okumak için muhteşem bir kitap.
Şu an sadece bir oyun olarak gördüğünüz satranca bir daha asla aynı gözlerle bakamayacaksınız.
104 syf.
·10/10
Bu kitabı ikinci kez okudum ve yine okurum çok akıcı sürükleyici bir kitap . hayretle okuduğum yerler oldu bir insan satrancı nasıl hiç taş kullanmadan kafasında oynar dediğim yerler oldu . Keşke hiç bitmese dedim .
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Hani bazen bir kitabı elinize alırsınız ve kitap hakkında pek fazla yorum okumamışsınızdır ama yine de iyi bir kitap okuyacağınızı hissedersiniz. Zweig’ın bu kitabı bende o hissiyatı fazlasıyla uyandırdı.
Kısaca kitabı özetleyecek olursak;

Bir gemi yolculuğu, bir dünya satranç şampiyonu, amatör satranç tutkunları ve hayatında hiç gerçek taşlar ile satranç oynamamış Nazilerin elinden kurtulmuş bir savaş esiri. Ve aralarında geçen bir satranç oyunu. ( Oyun dediğime bakmayın aslında hayatın ta kendisi. )
Yaşanamayan bir hayat, taşlara ve satranç tahtasına dokunmadan milyonlarca kez oynanan bir satranç, tüm her şeyi beyninin içinde yaşamış bir adam ve insanın kim olduğunu unutmasına neden olan o korkutucu hırs…

Satranç herkes tarafından okunmalı diye düşünüyorum. Zira bu eser bende Stefan Zweig’ın tüm eserlerini okuma isteği uyandırdı.
Avrupa kültürüne veda ederken 1942’de Zweig'ın karısıyla birlikte intihar etmeden sadece birkaç ay önce tamamladığı bir eserdir satranç. Aynı zamanda bir veda mektubudur.
104 syf.
·Beğendi·10/10
Psikolojik davranışları incelikleriyle anlatan sürükleyici su gibi akıp giden olay örgüsüyle en beğendiğim kitaplar arasında. Olay ilerledikçe perdenin görünmeyen kısımları ortaya çıkıyor ve okuyucu şaşırtıyor.
İnsanın yeteneklerini keşfetmesi bir süreçtir.Olağan insanların olağanüstü yeteneklere sahip olması ve bunların açığa çıkması yaşamın için de küçük anlarda keşfedilir.Bir gemi yolculuğu ve satranç...Avusturya doğumlu yazarın,Türkçe’ye farklı yayınevleri tarafından defalarca basılmış novellası.Amok Koşucusundan sonra,Zweig’in beni etkileyen en önemli eseri.
104 syf.
·8/10
Zweig'in belki en beğendiğim ve bir solukta okuduğum kitaplarından birisi. Baştan sona sıkılmadan okuyabileceğiniz bir eser. Bilindiği gibi yazarın yaşadığı dönemin şartları altında muhtemelen o psikolojiyle yazılmış, bir satranç oyunu üzerinden kurgulansa da asıl nokta sadece Nazi kamplarında bildiğimiz vahşetin ötesinde bir de insanları 'hiçlik' duygusuyla bitirmeye çalışan, dış dünyayla tüm ilişkilerini keserek dirençlerini kırmaya uğraşan insanlık dışı yöntemlerini gözler önüne sermektir. Esir düşen bir adamın bir otel odasında hiçliğe ve yalnızlığa bırakıldığı, aklıyla oynandığı, adama Nazi kamplarında en azından insan yüzü görmenin burada olmaktan daha iyi olabileceğini düşündüren bir ortam. Bu kişi yine de tüm bu baskılara rağmen kendine bir uğraş bularak aklını bununla meşgul etmeyi başarmış. Bu uğraş sorgu sırasında bir paltodan okuma arzusuyla çaldığı bir kitap. Kitap satranç teknikleriyle alakalı. İlk başta hayal kırıklığına uğrasa da başka çaresi yoktur bu kitaptan başka aklını meşgul edebileceği...
Zweig'in her kitabı için aynı şeyi söyleyemem belki ama bu kitabı okunmaya değer.
104 syf.
·1 günde
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.
insanların psikolojik çöküşlerini etkileyici bir biçimde betimlemiş.Bir insanın uğradığı psikolojik işkencelerin sonuçlarının ruhuna ve bedenine yansımasını, hayata tutunmak ve benliğini hiçlikte kaybetmemesi için kendine yeni bir uğraş bulmasını, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde anlatmış.Bu süreçte insanın ruhundaki,aklındaki gelgitleri yansıtmış.
Kitapta yer alan "Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesi Dr.B.'nin içsel çöküşünü özetleyen kitabın can alıcı cümlelerinden biridir bence.
Stefan Zweig'in ruh dünyasında yaşadığı ızdıraplarının, onu intihara sürükleyen nedenlerinin bir yansıması belki de bu kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aslı Candaş Schaeferdiek

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.