Cem

ARADIĞIN BURDA YOK
Sakin ol çocuğum, yok aradığın burda. Salt gördüklerindir var olan: Orman, sis ve rayların uzanışı, çam ağaçlarını örten karlar bir de. Belki uzakta, çok uzak bir ülkede meltemlerin estiği masmavi bir gökyüzü vardır. Duvarlarında güller, yollarında palmiyeler. Ama hepsi bu kadar. Arama, yok burda o sıcak dudaklarınla öpeceğin şey. Bilirsin, dudaklar da zamanla soğur gider. Yürek her şeye bedeldir, deme yavrum, Deme boşuna, yaşamaktansa ölmeyi yeğ tutarım. Ne istersin ölümden?
Reklam
İbrahim'e Mektuplar 5
12.02 .2024 Okul dönüşü. Mis gibi çay. Mis gibi bisküvi. Hava yine tam benlik. Bol rüzgâr, her yer gri bulutlar. Arif'i görüyorum, traş olmuş. Bisküvi alırken sakallarım iyi olmuş mu diyor bana. Her yer trajedi, her yer avam. Ağzı içki kokuyor. Ama gözlerinde buğu-kimbilir neredeydi dün akşam. Bu yazdıklarımın hepsi çöpe gidiyor. Okul dönüşü. Hatırşinas. Çay çok güzel. Bisküvi bitti. Sürekli mama isteyen kediler yok etrafımda- çok mutluyum. Annem evde, koltuğa uzanmış, yüzüne kadar çekmiş yorganı-oysa dün tevbe günüydü ve ben yine çok geç yattım, çok geç. Her yer trajedi, her yer avam. Bugün daha az deliyim. Melek'in saçlarını kazıtıp seneler boyu üzerinde çok eski ve yünlü bir paltoyla gezişi geldi aklıma. Rahmetli annesi nedime teyze bir gün gizlice o paltoyu çöpe atmıştı da kıyamet kopmuştu evde. Melek için önemliydi o palto. Dersane kapısında dilencilik yaptığı zamanlar geliyor aklıma bir yandan da. Kartal'da girişte iç kısımda bir süpürge dükkanları vardı meleklerin. Rahmetli turgut amca dükkanı hep Melek 'e bırakırdı. Bir tanesi apartmanımızın bahçesinde, şimdi onlarca kedinin ölüsünün uyuduğu bahçemizdeki harç makinesinde parçalanmış eliyle o süpürgeleri tamir ederdi melek. Dükkanın hemen yakınında bir kuaför vardı. Kuaförde esmer bir genç. Melekle iddiasına girmiştik, o çocukla çıkamazsın, çıkarım iddiası. Kaybeden baklava ısmarlayacaktı. Haftalar sonra eski kartal tren istasyonunda akşam üstü yemiştik baklavayı. Melek ısmarlamıştı. Melek..ya da Melü..ya da Melü Jane. 22 sene oldu sen gideli Melek.. Bugün daha az deliyim evet. Düne göre, evvelsi güne göre daha az deliyim. Okulda müdürün odaları değiştirmesi, görünümün güzelleşmesi bir fark yarattı, öğretmen girişindeki koltuklarda oturmayı seviyorum, o kadın seslerinden, gürültüsünden, kahkahalarından
İbrahim'e Mektuplar 4
11 Şubat 2024 /Pazar günü Yarın okul var. Saat 17:36. Hatırşinas'tayım. En sevdiğim hava: güneş çoktan bulutların arkasında kaybolmuş. Kartal tarafı gri bulutlarla dolu. Yağmur yağacak belli ki. Hatırşinas'ın bahçesinde önümde üç dört kitap-yeni bir tevbe saati- çay-üşüme hissi-hepimiz bir aradayız. Bulak günlerdir yok. la Marine sitesinin bahçesinde görüyorlarmış onu. Beni eskisi kadar sevmiyor mu , diye üzülüyorum. Konumuz: ahlâki yıkılışlar ve tekrardan ayağa kalkışlar. Bugün izlediğim film aklımdan çıkmıyor. Elly geldi içime oturdu. Özellikle uçurtma sahnesi... Ve o ses... Çay çok güzel. Arada gelip geçenler selâm veriyor. Sedat, Arif beraber oturuyor tekel bayii önünde. Dönüşte Arif'e masaj yapacağım. Nasıl kaytarsam acaba... Çok yalnızım. Bazen evde yatakta yatarken başka türlü olabilir miydi, diyorum. Neredeyse 53 yaşıma gelmişken-bunlar- hepsi- başka türlü olabilir miydi? seninle de daha az tanışık, ve daha çok bir hatıranın parçası olacağımız günler olacak... burası böyle- bu gezegen- bu dünya...Çekip gitmiş nice insanın-bütün o isimler- o hayatların hepsi... ve dün, ayakkabıcı Fevzi abinin ölüm haberi geldi. Güzel bir fotoğrafını paylaşmış muhtar...çiçeklerin arasından gülerek bakan Fevzi abi. Kedileri nasıl da seviyordu üstelik. Annem bile, kedilere ne olacak, diyor bana. Yaşayacaklar ... ve öleceğiz. Yolladığın resimlerde yüzün-gözlerin, bir başarının- çok yepyeni ve upuzun bir maceranın ilk ışıltılarıyla dolu. Ama bunlar benim ancak şimdi düşünebildiğim şeyler... yazarken. Bu kadar çok sevilebilmek ve yatırımını iyilikle- insanlara yapabilmek... senin o eski öğrencinin yazısında çağıldayan o büyük aşk... bunun verdiği heyecan bambaşka olmalı- hani, o kıpır kıpır bekleme hissi- o bilerek, umarak beklemek... resimlerinde görmek mümkün
İbrahim'e mektuplar 3
21.10.2023 Cumartesi Hatırşinas'tayım. Radyoyu açmayı ihmal etmedim; yine türkü açtım, ama haberlere denk geldim. İsrail, Filistin, öfke- yeni bir şey yok. Ölmek var. Yorgunum. Bitmeyen bir yorgunlukla geçiriyorum günlerimi. Pembe renkli B12 haplarımı her gün misafir ediyorum. Bir farkı var, elbette; okulda bana iyi geliyor- hele de nöbetçi olduğum günler... Diğer günlerse moralim bozulmasın diye bir çeşit destek gibi. Kullanmamak olmaz. Yaşlanma egzersizlerime dikkat ediyorum senin anlayacağın: B12 hapları, B13 ilaçları (Fikret esprileri!), bahçede mazi hatırlamaları, senin özlediğin Kartal sesleri... Çok fazla zamanım yok; Bulak kucağıma çıktı-rahat vermiyor. Herkesin alacaklı olduğu bir şey var. O da sevgi istiyor. Bir türdaşı da aynı anda masanın kenarından miyavlıyor (ona da Sarı Oğlum adını verdim). Ne kadar daha beraberiz? Her akşam uyurken bir sonraki sabaha acaba? duygusuyla yatıyorum; çünkü sevdiklerimi nice kereler gördüm yollarda, kan revan içinde, paramparça... bahçemize gömdüm hepsini. Dün memlekette bir akrabamız vefat etti. Onu son göreli belki yirmi beş sene olmuştur, zira aklımda genç haliyle kalmış (genç, yani 50'li yaşlarda). Facebook sayfasında son halini paylaştılar. Gözlükleri, buruşmuş yüzü, artık pes etmiş, bütün o öte dünya halleri her bir yanına yansımış. Oğlu sabahleyin tek başına yaşadığı evinde ölüsünü bulmuş. Annen neden tek başına yaşıyordu, neden yapayalnızdı annen? üzülmeden edemedim_____kendi babama ne yaptığımı da hatırlamadan edemedim. Hastane odasında son dokunuş- paran var mı oğlum? Anneme bakıp da sonra___ Maziyi hatırlatan bir ölü, bütün ölüler için bir hatırlama çağrısı anlamına geliyor. Sabah namazı ve ders arasında okuduğum fatiha ve üç ihlâsı isim isim, tek tek bütün ölülerimize yolluyorum. Yüzlerini hatırlıyorum birer
İbrahim'e Mektuplar... 2
15 Ekim 2023 15.28 Yeniden Hatırşinas'tayım. Çayım yine hazır. Güneş yine burada; dallar, yapraklar serin rüzgârı da taşıyor bir yandan, ve böylece gün ışığı ve rüzgâr beraber ellerime, kollarıma, masaya ve bu yazının üzerine dökülüyor. Radyo Türkü olmadan asla olmaz. Anadolu'nun kimbilir hangi yöresinden bir türkü okuyor adamın biri. Bir yandan da Hatırşinas'ta tadilat var. Gün ışığı, uysal sessiz bir rüzgâr, tahta sesleri ve elbette yeni koyduğum adıyla Füsun (tek gözlü kedimiz), ve elbette Bulak, öğleden sonrasının rehavetini beraber yaşıyoruz. Sabah geç uyandım. Normalde saat altı olmadan uyanan ben artık daha fazla uyumaya çalışıyorum. Yatakta sağa sola mümkün olduğunca az dönüp, sol omuz başımı acısa dahi uyumaya çalışıyorum. Yirmi sene öncesinin rüyalarını hatırlamak değil de yeniden onlara benzeyen rüyalar görebilsem diye ümit ediyorum. Rüyalar bizim yolumuzda insana yürüdüğü o ilahi yolun neresinden yürüdüğünü simgelerle anlatan küçük hikâyeler çünkü... merakım o yüzden... ancak; rüyalar yok ve rüya görmüyorum. Sabah namazları, namaz sonrası uykular hiç biri bir ses vermiyor. Bazı şeyleri zamanında yapmak gerek belki. Şu anda yapabildiklerimi 20 sene önce yapabiliyor olsaydım ve bunda sebat etseydim...keşke. Sen gençsin. Bunun kıymetini bilmek gerekir mutlaka. 18 Ekim 2023 Çarşamba Şimdi 8E'deyim. Diğer yazıdan birkaç gün sonrası. Öğrenciler test çözüyor. Çok yorucu bir nöbet gününün etkisini yaşıyorum: yorgun bacaklar, çay ve kahve içmeye duyduğum istek, bir yanda tembellik hissi-tatlı yemek arzusu da var. Sınıf senin söylediğin gibi sevimli hoş çocuklarla dolu- söz dinleyen, anlayan. Acaba bahtları güzel olacak mı? Erdem zaten yaşayacağını yaşamış depremde- bazen konuşasım geliyor onunla. Ne durumdasın?İyi misin? Daha az mı yanıyor için... Tenefüste
Reklam