Mahşer (Sansürsüz Tam Metin)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.748
Gösterim
Adı:
Mahşer
Alt başlık:
Sansürsüz Tam Metin
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
1216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752114074
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Stand
Çeviri:
Canan Kim
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Mahşer
Mahşer
Mahşer
"Mahşer, macera, aşk, kehanet, alegori, fantezi ve realizm öğeleriyle harmanlanmış harika bir roman."
-The New York Times Book Review-

Biyolojik denemeler yapılan bir kuruluştan kaçan biri, kısa süre sonra domino etkisiyle insanların yüzde doksan dokuzunu yok edecek mutasyona uğramış ölümcül bir grip mikrobunu yaymaya başlar. Hayatta kalmayı başaran korku ve şaşkınlık içindeki bir avuç insan kendilerini kurtaracak bir lider arayışı içine girer. Ve iki aday ortaya çıkar... Colorado'da bir halkevi kurmakta ısrar eden 108 yaşındaki hayırsever rahibe Abagail ve kötülükten başka bir şey düşünmeyen, kargaşadan mutlu olan şiddet yanlısı "kötü adam" Randall Flagg...

Yalnızca düşlerde var olabileceğini sandığımız karanlık bir hikâye...
(Tanıtım Bülteninden)
Bir Stephan King efsanesi!

Amerika'da bir biyolojik silah üretimi tesisinde gerçekleşen küçük bir kaza ve güvenlik zaafiyeti sebebiyle %99 bulaşıcı ve % 99 da öldürücü bir grip mikrobu tesisden yayılır. Kısa bir sürede tüm Amerika'yı etkisine alarak toplu bir ölüm gerçekleşir. Hİkaye buraya kadar çok klişe aslında... Ama bu kitap tam da bu noktada benzerlerinden ayrışıyor.

Öncelikle kitabın "Önsöz"ünden bahsetmek istiyorum. Kitapta 2 adet önsöz yazılmış. Biri; kitabı henüz almamış olan, kitapçıdaki okuyucuya hitaben, ikincisi ise kitabı almış olan ve okuma hazırlığındaki kullanıcıya hitaben kaleme alınmış. İkisinde de verdiği ana mesaj şu aslında: "400 sayfalık kısa versiyonu okuduysanız farklı bir akış bulmayacaksınız, sadece sahneler daha detaylı"... Önsözde neden iki versiyon olduğunu da kısaca yazmış. Kİtabı ilk olarak 1200 sayfalık şeklinde yazmış, ama yayıncıya sunduğunda bir maliyet analizi yapılmış ve 1200 sayfanın iyi kar getiremeyeceği hesaplanmış. "Git bunu kısalt da gel" demişler. Bunun üzerine King, uğraşmış didinmiş ve 400 sayfalık versiyona indirerek yayımlamış. Ama yıllar geçmiş, Stephen King ün kazanmış, para kazanmış, ve şimdi "Artık hepsinin basılmasını istiyorum" diyebilmiş. İyi ki de demiş :)

Gelelim kitaba. (DİKKAT: Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir.)
Kitap 3 bölümden oluşmakta.

1. Bölüm, hastalığın ortaya çıkması ve yayılmasını, tüm ülkenin korkunç bir hastalığa kurban gitmesini anlatmakta. Bu bölüm oldukça sinirimi bozdu açıkçası. Özellikle ocak ayının ilk günlerine okuduğum ve "domuz gribi salgını"nın tüm basında yer aldığı günlerde dışarda kim hapşırsa ya da burnunu silse, istemsizce irkildim, hastalık kapıp öleceğimi sandım bir an. Bu bölümde ülkenin farklı kısımlarında birbirinden çok farklı sosyal, kültürel ve ekonomik sınıflarından pek çok insanın hikayesini ve hayatta kalma çabasını gördük. Çok fazla isim geçmesi ve kitabın tek bir baş karakter üzerine kurulmamış olması takibimi zorlaştırdı. Çoğu bölüme başlarken "bu kimdi ki?" diyerek başladım. Yine 1. bölümdeki beni en çok etkileyen bölüm 38. kısımdı. Hani bilirsiniz, 1000 kişi öldü demek dile kolaydır çoğu zaman, ama o 1000 kişinin her birinin "birey" olduğunu farketmek ve hikayesini öğrenmek daha bir etkiler insanı... Bu 38.bölüm de, pek çok insanın ölümlerini anlatan kitap içindeki ayrı bir kitaptı ve tüyleri diken diken etmeye yetti.

2. Bölüm, 1. bölümde bir şekilde hayatta kalan insanların yavaş yavaş toplanmaya başladığı kısımdı. İlk bölümde bahsi geçen tüm karakterler bir şekilde bir araya gelmeye başladılar. Bir araya geldikçe kıskançlıklar, ikili ilişkiler, aşklar nefretler doğmaya başladı. Ve bir anda kişilerin rüyalarına giren iki doğa üstü oluşum dahil oldu kitaba...Biri iyiliğin temsili Abagail ana ve diğeri ise şeytanın ve kötülüğün temsilcisi Kara Adam... İnsanlar rüyaları aracılığıyla bu iki ezeli düşmanın etrafında toplanmaya başlarlar bu bölümde. Kitabın gercekten akıcılaştığı, karakterlerin gerçekten oturduğu, siz okurken karakterilerin de geliştiği çok etkileyici bir bölüm. Yine bu bölümde yavaş yavaş "toplum" olma adımını görmekteyiz. Kitabın ana karakterlerinden bir sosyologun bilimsel açıklamaları ve öngörüleri ile "toplum" kavramı üzerinde gerçekten çok başarılı tespitler buldum kendi adıma.

3. Ve son bölüm ise iyi ve kötünün engellenemez savaşı. Bu kısım adrenalin en üst düzeyde olduğu bölümdü. İlk iki kısımda olaydan çok tasvir ağır basarken bu kısım, tasvirin minimum düzeyde tutulduğu bolca aksiyona yer verildiği bir bölüm oldu. Kİşisel yorumum şu ki, ilk iki bölümdeki derin tasvirlerden sonra bu bölüm biraz aceleye gelmiş. En az 200-300 sayfa daha olsaydı son bölüm çok daha keyifli olabilirdi. Kitabın sonunda her şey yerli yerine oturduktan sonra ise gelinen nokta "toplum"un yavaş yavaş "devletleşme" sürecine girmesi. Oldukça kısa anlatılmış ve bir kaç sayfada geçilmiş bir bölüm olmasına rağmen (ve keşke çok daha detaylı işlenseymiş) satır aralarından çok güzel mesajlar aldığım bir kısım oldu.

Ve sonuç...

Tanrı ve şeytanın ezeli savaşı bitmez, sadece boyut değiştirir. Ve insan oğlu? Hatalarından ders çıkardığı ne zaman görülmüş ki?

NOT: Kitap bitince karakterlere çok bağlanmış olduğumu farkettim. Bitimin ardından henüz 24 saat geçmemiş ve üstüne bir kitap daha okumuş olmama rağmen hepsini özlüyorum.. Kitabın bitişi bir depresyon sebebi oldu bende)
Kitabı okuduktan hemen sonra hissettiklerim ve şuan hissettiklerim o kadar farklı ki... Önceden , kitabı bitirdiğim gün, yazdığım bir inceleme vardı. Bazı eksikliklerden dolayı kaldırmıştım. Şimdi tekrardan ekliyorum ve kararı size bırakıyorum :)

Mahşer'i okumamın üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra:

Mahşer, uzun zamandır merak ettiğim ve King kitapları içinde beklentimin en yüksek olduğu kitaptı. Açıkcası kitabı okumamın üzerinden 10 gün geçti, olayları yeni yeni sindirmeye başlamam ve kitap hakkında görüşlerimi toparlayabilmem için incelemeyi biraz erteleyerek yazmanın daha mantıklı olduğunu düşündüm.

Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera-aksiyon, gerilim(çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu, kıyamet senaryosu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. King'in bu türlerden her birinin ön planda olduğu kitapları mevcut. Mesala dram için Yeşil Yol , macera-aksiyon için Doktor Uyku korku için Hayvan Mezarlığı için O'yu örnek verebilirim. Bu manyak niye şimdi bu örnekleri veriyor ? Arkadaşlar Mahşer'i okurken alacağınız tat, King'i tanıma düzeyinizle doğru orantılı ilerliyor; çünkü Mahşer bütün King kitaplarının karışımı. King hiç okumayıp, ilk Mahşer ile başlayayım dersen bunun intihardan bir farkı olmaz. Şahsen King'in çoğu kitabının okumadan Mahşer'i okuduğum için içimde bir nebze pişmanlık var, ama King'in kitaplarını sömürdükten sonra tekrardan Mahşer'e geri döneceğim. He, bu benim fikrim. ''2.kez kitaba geri dönmek istemem'' , derseniz eğer mümkün olduğunca King arşivinizde arkalara atın derim.

Şimdi bu kitapta noluyor ?

Not: ''Aaaa'' desem ''Spoiler verdi'' diyen arkadaşlar var. Kitapla ilgili(spoilersız) hiçbir şey öğrenmeyi istemiyorsanız eğer, rica ediyorum devamını okumayın!

Kitap manyak olaylarla başlıyor ve virüs salgını sonucu dünyadaki insanların %99 ölüyor. Tabi anne-babasını kaybeden ve yiyecek besin bulamayan, virüs kapmamış çocuklarda hayatını kaybediyor. Bu olaylar kitabın 38.bölümünde çok güzel anlatılmış. Hayatını kaybeden çocuklardan birisinin hikayesini şuraya bırakayım (Üşenmeyin, okuyun lütfen)

''Sam Tauber beş buçuk yaşındaydı. Annesi 24 Haziran’da, Murfreesboro, Georgia Şehir Hastanesi’nde ölmüştü. Yirmi beşindeyse babası ve iki yaşındaki kız kardeşi April ölmüştü. Yirmi yedisinde de ağabeyi Mike ölmüş ve Sam tek başına kalmıştı.

Sam, annesinin ölümünden beri şoktaydı. Acıkınca yiyerek, ara sıra ağlayarak Murfreesboro sokaklarında amaçsızca dolaşıyordu. Bir süre sonra ağlamayı bırakmıştı, çünkü bir faydası olmuyordu. Kaybedilen insanlar ağlamakla geri dönmüyordu. Geceleri uykusu babasının, April’in ve Mike’ın defalarca öldüğünü, suratları karararak, göğüsleri hırıldayarak kendi sümükleriyle boğuluşlarını gördüğü korkunç kâbuslarla bölünüyordu.

Sam, 2 Temmuz sabahısaat ona çeyrek kala Hattie Reynolds’ın evinin arkasındaki böğürtlen çalıların arasına girdi. Neredeyse boyunun iki katı yükseklikteki çalılar arasında boş gözlerle dolaşıp, zikzaklar çizerek dallardan böğürtlen topladı ve çenesiyle dudakları kapkara olana dek yedi. Dikenler giysilerini yırtmış ve derisini çizmişti, ama fark etmemişti bile. Arılar etrafında vızıldıyordu. Yüksek otlar arasındaki kuyunun ağzındaki çürük tahtaları görmedi bile. Tahtalar, ağırlığı altında kırılıverdi ve Sam, altı metre derinlikteki kuru kuyuya düştü. İki bacağı birden kırılmıştı. Yirmi saat susuzluk, açlık,şok ve korkudan öldü.''

Bunun gibi daha birçok sebepten ölen insanlar var. Kitapta buraların anlatımını çok beğendim

Kitabın ilk bölümünde virüs ve yukarıda söylediğim sebeplerden ölen insanların anlatımının yanında, ana karakterlerimizin hatları da oluşmaya başlıyor. Açıkcası ana karakterler artık hikayeye girmeye başlarken, araya o kadar çok gereksiz sözcük sıkıştırılmış, o kadar alakasız olay anlatılmış ki, okurken sıkıldığım yerler oldu.

Bunun yanı sıra kitapta tonla karakter var, ama birini diğeriyle karıştırmıyor, kimin ne olduğunu anında kafanızda canlandırıyorsunuz. Karakter bakımından bir sıkıntı yaşamadım, hiçbiri hikayede fazlalık gibi durmuyor ve kitabı bitirdikten sonrada, başka bir kitabı okusanız bile, onları arıyorsunuz. 1200 sayfa okumuşsunuz kitabı, bir zahmet etkileri hemen geçmesin dimi ?

Virüs olayından sonra hayatını kaybetmeyen insanlar, rüyalar görmeye başlıyor. Kimi zaman siyahlara bürünmüş korkutucu bir insan(insan olduğunun garantisini veremem) tarafından rüya görürken; kimi zamanda 108 yaşında, ayağı topraktan, iyilik timsali bir kadını rüyalarında görüyorlar. Bunların etkisi ile iyiler bir, kötüler bir tarafta toplanıyor. Sonrası da öyle devam ediyor...

Açıkcası kitaba başlamadan önce ''Resident Evil'' tarzı bir hikaye bekliyordum. Kitabın orjinal teması beni yine şaşırttı. Zaten ''Virüs'' temalı kitap veya filmlerim çoğu Mahşer'den esinlenmiş.

Genel olarak kitabı beğendim ve tekrar okumayı düşünüyorum. Sizlere tavsiyem 45 derece sıcaklıkta ve King'in kalemine aşina olmadan okumamanızdır.

...

Tavsiyesinden dolayı Mithril / Mr Mercedes'e çok teşekkür ederim.

Reklamsız olmaz!

King etkinliğimiz tam gaz devam ediyor, ona da bir bakın derim :D #30096680 ''Yanlışlıkla geldim, bakıp çıkıcaktım '' gibi sözleri hiç anlamam, anında etkinlik listesine eklerim. Misafir pek sevmeyiz, ziyarete gelen herkes dostumuzdur.






Mahşer'i bitirdiğim gün:

Çok çok riskli bir inceleme olacak. Özellikle arkadaşlarım o kadar çok seviyor ki Mahşer'i... İlk başta köşeye kıstırdılar, okumam için zorladılar. Sonra telefonuma tehdit mesajları geldi. Kitabı aldım, okumaya başladım ve kötü bir yorumda bulunmamam için yine tehdit edildim... Aslında bunları hiç birisi olmadı; ancak benim saçma da olsa bir giriş cümlesi bulmam gerek ve her seferinde saçma sapan da olsa bir giriş cümlesi bulmayı başarıyorum :D

Şaka bir yana, Mahşer uzun zamandır merak ettiğim ve King'in kalemine az-çok alıştıktan sonra okumak için ultra düzey merak ettiğim bir kitap. Bu kitabın ''O'' ile kıyaslanması ve olayların başlangıcının bir ''Grip Salgını''na dayanması, heyecanlanmam için yeteri kadar etki oluşturmuştu. Şimdi, ne kadarı karşılandı gelin bir bakalım.

Not: Bu bölümü yıldızlarla kaplıyorum. Bu bölüm tamamen O ve Mahşer'in kıyaslamasıdır. Bende bir kitabı bir başkasıyla kıyaslamayı sevmiyorum, ama bu kadar cok kıyaslanınca bende kendi yorumumu katmak istedim...

***********************************************************
Her ne kadar King'in yazdığı kitaplar içinde favorilerim Doktor Uyku ve ''O'' olmasına rağmen, genel olarak ''O'' ile kıyaslandığından, bende Doktor Uyku'yu bir kenara bırakıp ''O'' ile kıyaslayarak incelemeye başlamak istiyorum.

Baş Kötüler: Pennywise vs Randall Flagg

İkisi de olması gerekenden çok çok daha kötü, havalı, manyak, elit, zeki ve yeri geldiğinde kafasız karakterler. Derry'de yeraltında ve mazgallarda dolaşan bir psikopat için Penniwise, insanların %99 nokta bilmem kaçının öldüğü bir dünyada ise Randall Flagg gayet oturaklı olmuş; ancak Randall Flag'den istediğim korkuyu veya gerilimi alamadım. Pennywise'ın gerek makyajlı suratı, gerek şekilden şekile girmesi, gerek hiç beklemediğin yerlerden çıkması, gerek her durum karşısında gülümsemesi, gerek SÜZÜLÜYORUZZZZZ demesi; kısacası her şeyiyle bana gerilim duygusunu yaşatıyordu ve bu gerilim insana, okurken, çok tatlı geliyor. Randall Flagg ise bu gerilimin %10'unu veremedi(Kara Kule serisini okumadan bu yorumu yapıyorum, orada nasıldır bilemem). Ne diye uzatıyorum ki? Penywise'ın dudağının ruju bile olamazsın (makyaj malzemeleriyle aram iyi değildir, dudağa sürülen şeyin adı ojeyse lütfen bozuntuya vermeyin, orada demeye çalıştığım anlaşılmıştır; zaten orada vermeye çalıştığım o etkiyi saçma sapan bir parantez içi ile mahvettim ama neyse...)!

Bundan sonrasını izninizle birazcık hızlı geçiyorum...

Karakterler: 7 Çocuk+ Henry vs Gripten Hayattan Kalanlar+ Çöpçü adam+Lloyd

Bu kapışma berabere biter. Birini diğerinin önüne koyamıyorum. 2 kitap da 1200 sayfa olunca ister istemez karakterlere çok alışıyorsunuz ve -ister sevin ister sevmeyin- ailenizden biri olup çıkıyorlar. Kitap bittiğinde ise onların sizi terk ettiğini düşünüp bomboş triplere giriyorsunuz maalesefki... Ayrıca karakterlerin her birinin belirli özellikleri var; yani hikayedeki hiçbir karakter boşa değil.

Akıcılık konusunda da maalesef ki ''O'' üst düzeyde tokatlıyor (sebebini az sonra Mahşer'in bölümlerinde yazacağım).

Bundan sonrasını kıyaslamak istemiyorum; çünkü ''O''da fantastik olaylar ön plandayken, ''Mahşer''de gerçeklik ön planda( fantastik olaylar var elbette, ama ''O'' nun yanında çok çok az kalıyor). Şimdi izninizle Mahşer kitabına geçelim!
***********************************************************
Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera, aksiyon, gerilim ( çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. Durum böyle olunca okunması çok da kolay olmuyor, hava 45 derece ve kitap +5kilo olunca hiç kolay olmuyor. Öyle böyle bitirdim ve okuduğuma pişman değilim, aksine çok da memnunum!

Kitabın ilk 450 sayfası(İlk Bölüm): Tamam, King'in uzun uzun karakterleri tanıtması alışkınız, eyvallah... Ama bu kadarı da fazla artık, bende insanım ve bu kadarı sinrimi bozuyor. İlk 100 sayfada gripin insanlara bulaşıp yavaş yavaş herkesi yiyip bitirmesi ve hafiften karakterlerin genel özelliklerini tanımamız çok güzel; ancak belli bi yerden sonra bu durum o kadar uzuyor ki, insanda okuma isteği bırakmıyor.

450-900(2.bölüm): Bu bölümde artık nefes almaya başlıyorsunuz ve esas olaylar başlıyor. ''Kaptan Trips'' denilen bu gribe yakalanmayan insanlar dünyanın dört bir kösesinden bir araya gelmeye başlıyor; rüyalarında her biri Abagail Ana ve Randall Flagg'i görüyor. İyiler Abagail Ana'nın yanında toplanırken, kötülerde Randall Flagg'in yanında seve seve veya zorla toplanıyor. Açıkcası bu bölümün ilk başı ve sonu çok güzeldi ama ortalarda King yine uzattıkça uzatmış...

900-1200(3.Bölüm): Bu bölüm inanılmaz bir hızla geçip gitti. King nefes aldırtmadı ve kesinlikle çok güzeldi; ancak iyi ve kötünün karşılaşması o kadar basit ve çabuk bittiki... İlk iki bölüm kesinlikle çok uzundu, bu bölümse olması gerekenden çok çok daha kısa sürdü. İlk bölümdeki fazlalıklar çıkıp, son bölüme eklense benim için kesinlikle 10/10 luk bir kitap olurdu ama, nasip değilmiş :D

Bu kadar sözünü ettik, sizden bir ricam var: Lütfen King okumadıysanız ilk olarak bunu okumayın. Hatta yazarı aşırı düzeyde tanıdıktan sonra bu kitaba başlayın, sizin için çok çok daha iyi olacak ve aldığınız zevk kat kat artacak. ''King hiç okumadım ilk ne ile başlamalıyım'' gibi sorulara inanmıyorum, konusu hangi kitabının hoşunuza giderse alın ve onu okuyun; ancak lütfen bu kitabı biraz sonlara bırakın.

Benden bu kadar, kendi içimde sevdiğim ve sevmediğim yerleri belirttim. Genel olarak sevmemiş gibi gözüksem de kitabı beğendim ve okuduğuma pişman değilim; ancak beklentilerim karşılanmadı.



Durum böyle, anlatmaya çalıştıklarım umarım anlaşılmıştır ve linç tehlikem ortadan kalkmıştır.

Saygı ve Selametle
Uzun bir okuma süreci sonunda bitirdim kitabı ve kendimi buruk hissediyorum. Çok alışmışım kitaba, karakterlere. Sanki 9 10 sezonluk bir diziyi kısa sürede izleyip bitirmiş gibiyim.

Stephen King okumaya, cok uzun yıllar önce kitap okuma alışkanlığı yeni yeni kazandığım zamanlar başlamıştım. Onun heyecanlı sürükleyici anlatımı, enteresan ve kimi zamanda bir hayli ürkütücü olan kurguları beni kitap okumanın büyülü dünyasına iterdi her seferinde.
King okumaya uzun bir ara verdiğimi düşünüp ne okusam acaba diye araştırmaya başladım. En iyi kitapları listelerinde yer alan 400  ve 1216 sayfalik 2 farklı çevirisi bulunan Mahşer ilgimi çekti. Sansürsüz tam metni bulunurken diğerini okumak istemedim yavan, eksik bir tat vereceğini düşündüm. Orjinal hali biraz gözümü korkutsada, Stephen King 'in beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum. Nitekim düşündüğüm gibi de oldu. Hatta kendime kızdım uzun süredir okumadiğim için King'i.

Kısaca anlatmak gerekirse ölümcül bir grip mikrobunun aniden yayılmaya başlamasıyla insanlar çok kısa sürede ölmeye başlıyor. Mikrobun yayılma oranı ise %99. Şehir hızla ölüden geçilmez bir hale gelirken arada hastalığa hiç yakalanmayan insanlarda çıkıyor. Bu şanslı insanlar terk edilmiş ıssız yerlerde kendileri gibi hayatta kalmış kişileri aramaya başlıyorlar. Olaylar bu şekilde hızlanıyor diyip daha fazla spoi vermeyelim.
Kitapta çok fazla karakter var ama kafa karıştırıcı değil bana göre. Çünkü bir süre sonra karakterleri isimlerini hatta kişiliklerini tanımaya başlıyorsunuz.  Meleği simgeleyen kişi  Abagail Ana, şeytanı ise Randall Flagg. Mikrobun geride bıraktığı insanlar birinin yolundan gitmeyi seçiyorlar.

Kitap 3 ana bölümden oluşuyor. 1. Kitap giriş 2. kitap gelişme 3. kitap da sonuç bölümü gibi. Yani anlayacağınız 2. ve 3. kitap kısımları daha da sürükleyici heyecan uyandırıcı. Çok fazla uzatmak istemiyorum çünkü yoğun bir kitaptı düşüncelerimi çok fazla toparlayamadim ama yinede umarım bir nebze olsun yansıtabilmişimdir hislerimi.

Eğer uzun maceralı bir kitap okumak istiyorsanız Mahşer'in orjinal metinli hali tam size göre. Bence diğer 400 sayfalik olanı okumaya hiç yeltenmeyin kitabın ruhunu tam yansıtmış  olabileceğini hiç sanmıyorum.  Çünkü benim okuduğum, dolu dolu ne eksiği ne fazlası bulunan mükemmel doyurucu bir kitaptı. Sizede iyi okumalar dilerim. :)
Şu an yapmak istediğim, bir kitapçıya girmek ve Mahşer'i elinde tutan birinin yanına gidip; "Affedersiniz, sadece elinizde tuttuğunuzun bir destan olduğunu söylemek için vaktinizi aldım. Teşekkür ederim, iyi okumalar." demek. Başka türlü bu kadar kısa nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Destan kelimesini kullanmam kitabın 1216 sayfa olması değil. Sadece arka kapak açıklamasını okumanız bile elinizdekinin değerini çok iyi açıklamaya yetecek bir şey. Ayrıca, Mahşer bizlere sadece klasik bir post-apokaliptik dünya sunmuyor. Aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerle bir kıyamet senaryosu hazırlıyor. "Kaptan Trips" hakkında yeterli bilgiyi aldıktan ve salgının sayfalar aracılığıyla kanımıza işlemesinden sonra işin tamamen insancıl boyutuna dönüyoruz. Ki bu mükemmel. Mahşer'den önce ve sonra ölümcül salgınların konu alındığı birçok film yapıldı, kitap yazıldı ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan her türlü yan dal bu hikâyeyi kullandı. Fakat hiçbiri Mahşer'in baktığı bakış açısına yaklaşamıyor benim gözümde. Elbette ortaya çıkan her yapıma göz atmış olmam mümkün değil, fakat adını iyi duyurmuş olanların çoğundan haberim var. Ayrıca kitaptan ne kadar etkilendiğime verin onu da, etkisinden kurtulamıyorum.

Mahşer, gerçekten tüyler ürpertici. İşin içine ortak rüyalar girince ne tüyler ürpertici olmaz ki zaten? Fark ediyorsunuz ki eserde bir süre sonra endişelendiğimiz son şey salgın. Asıl endişelendiğimiz unsurun da Kara Kule ile olan bağlantısı zaten aklınızı başınızdan almaya yetiyor. Evet, Mahşer de tüm King kitapları gibi Kara Kule evreninde geçiyor. Sadece evrenin konuğu olmakla kalmıyor, büyük bir karakter ortaklığı sürüyor ortaya. İsmini Kara Adam olarak da bildiğimiz ürkütücü arkadaş Randall Flagg Kule'yi okuduysanız o kadar tanıdık gelecek ki şok etkisini atlatmak için bir bardak soğuk suya ihtiyacınız olacak. İki büyük destanı bu şekilde birleştirmek nasıl bir kalem gücüdür hala aklım almıyor. Ayrıca, Pennywise'ı da unutmamak lazım. "O", Kule ile bağlantılı olduğu için destan sayısını üçe çıkarabiliriz. Sonuçta bahsettiğimiz son eser, tüm zamanların kaleme alınmış en başarılı gerilim destanı.

Kitaptaki karakter sayısının çokluğu her zamanki gibi kafamızı zerre karıştırmıyor. Büyük üstat King, bu gibi konuda bir karışıklık yaşayacağımız düşündüğü zaman eserinin başına bir tanıtım bölümubölümu ekliyor zaten. Mahşer'de durum böyle değil. Bir süre sonra dokunabileceğimiz kadar yakında hissedeceğimiz eşsiz karakterleri kitabın başında yeteri kadar tanıyoruz. Bu konuda da bol bol detay toparlıyoruz. Evet, King'in kalemi bu konuda biraz "ishaldir" (tamamen kendi tabiri), fakat bir kelimesi bile gereksiz değildir ve sıkmaz. Onun yerine sizi içine çeker ve bu kadar detay nasıl düşünülür onun hayretiyle baş başa bırakır. Mekan ve zaman açısından belli bir genişliğe ulaşan Mahşer'de bu hayret edilesi durum ile defalarca karşılaşacağınızı söylesem yanılmış olmam sanırım. Bu yüzden benim tavsiyem, King'in belli şeyler fazla uzattığını düşünmeyin, anlattığı hikayeler emin olun piyasada karşılaştığınız hikayelerden çok daha üstün. Bu yüzden bir ön koşullu dersmiş gibi adeta, anlatılan o hikayeye kendinizi hazırlamalısınız. Karakterleriyle konuşmayı, onları anlamayı çok iyi beceren Stephen King, bu güzel iletişimi sayesinde bizleri o hikâyeye kendi elleriyle hazırlıyor. Daha ne isteyelim?

Mahşer'in 1994 yılında yapılmıs bir TV mini dizi uyarlaması bulunmakta. Eve kendimi atıp bu yapımı köküne kadar kurutmak için sabırsızlanıyorum, bir yandan da kitabın yarattığı etkiyi yaratamayacağından KESİNLİKLE emin olduğum için korkuyorum. Ayrıca şu anda yapım aşamasında olan bir de beyazperde uyarlaması bulunmakta. Açıkçası daha önce çok tecrübesi olmayan ve olan tecrübelerinin de daha çok romantik alanda edinmiş olan Josh Boone'un eline böyle bir gerilim destanını vermek ne kadar doğru bir karar bilmiyorum. Umarım sonuç It'de aldığımız gibi başarılı olur. Gerçi Stephen King'in çocuğu gibi önemsediği bu şaheserin yapım aşamasından dokunuşunu esirgeyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden içim biraz daha rahat bekliyorum.

Giriş cümlemde söylediğimi hatırlıyorsunuzdur. Şimdi lütfen bir kitapçıda yanınıza geldiğimi ve size Mahşer'i mutlaka okumanız gerektiğini söylediğimi varsayın. Mahşer yalnızca bizlere değil, Dünya edebiyatına da büyük bir hediye.
Stephen King'in edebiyata hediyesi olan Mahşer, yazarın en iyi eserlerinden birisi kesinlikle. Her ne kadar yazarın önsözünde öğrendiğimize göre King'in en sevdiği eser olmasa da benim gibi nice okuru için Mahşer gerçek bir başyapıt. King Mahşer'i iki yılda yazmış, ayrıca kitabı yazma sürecini "kişisel Vietnam'ım" şeklinde hatırlıyor.

Mahşer'in iki versiyonu bulunuyor: ilk versiyon 80'li yıllarda geçiyor, hepimizin o yıllarda okuduğu kitap bu. Stephen King'in büyük umutlarla, beğenileceğini umut ederek yazdığı gerçek kitap basılmıyor, bu kitabın basılması 1990'da gerçekleşiyor, ama bu sefer olaylar 90'lı yıllarda geçiyor kitapta.

Mahşer, biyolojik bir deney sırasında işlerin ters gitmesi sonunda halk arasında Kaptan Trips adıyla bilinen ölümcül bir virüsün dünya nüfusunun %99'unu yok etmesini ve geride kalanların hayatta kalma ve yeniden bir ülke kurma çabalarını anlatıyor. Hayatta kalan iyiler bir grup, hayatta kalan kötüler de bir başka grup oluşturarak son kez - ya da son olduğunu sandığımız bir kez daha- kozlarını paylaşmak üzere karşı karşıya geliyor. Her zamanki gibi büyük savaşların büyük bedelleri oluyor.

Stephen King'in dört dörtlük hikâye etme yeteneğini 'O' adlı diğer başyapıtıyla beraber burada da görüyoruz: ileriki dönemlerinde de çok karakterli romanlar yazan ve eleştirilen, bu karakterlere ilginç hikâyeler yazamadığına tanık olduğumuz yazar Mahşer'de bir çok karakter, bir çok kişisel tarih ve birbirine dört dörtlük bağlanan bir çok hikâye yaratıyor, bunların hepsini ince ince birbirine bağlıyor. Böylesine hacimli bir kitap için bence büyük bir başarı bu. Kalemi asla teklemiyor, asla öylesine yazılmış, sırıtan, kitabın atmosferine zarar veren bir bölüm okumuyor veya böyle bir şeye rastlamıyoruz. Stephen King bütün tasvirlerinde ve diyaloglarında çok iyi bir çıta tutturuyor, hatta tasvirlerinde, 400-450 sayfa boyunca süren ve hastalığın nasıl yayıldığını anlattığı bölümler çok etkileyici bir etki yaratıyor, ilk okuyuşumda hapşıran bütün insanlardan hakiki anlamda korkmaya başlamıştım- hastalık böyle yayılıyor çünkü, Kaptan Trips bir grip türü. İkinci okuyuşumda açıkçası ilk kitaptaki gibi bir etki olmadı, ama daha rahat ve daha dikkat ederek okumam sonunda Stephen King'in sadece bu kitabı ve O adlı kitabını yazmış olsaydı bile edebiyata gereken katkıyı yapmış olacağına da ikna oldum. Gerçekten böyle bu: bu kadar çok karakterin, hikâyenin, ana hikâyeyle bir arada böyle harmanlanıp böylesi bir ahenk tutturduğunu görmek insanı şaşırtıyor. Yazarın neden Mahşer'den kişisel Vietnam'ım diye bahsettiğini anlamak zor değil.

Kötülüğe karşı iyilik, ölüme karşı hayat diyerek Stephen King bir kez daha o en eski hikâyeye dayıyor sırtını; bütün iyiler bütün kötülere karşı birleşmeli ve kötülüğün, şeytanın gücünü yerle bir etmeli. Uygarlık bir kez daha kurulmalı, ama bu sefer hırsın, kötülüğün, şeytani olanın sözü geçmemeli diyor...böyle diyor ama insanın sadece iyi veya sadece kötü olmadığını bilerek, bize bunu karakterlerinde göstererek her uygarlık iddiasının kötülüğe açık bir davetiye olduğunu da hissettiriyor sanki; sanki böyle olmaması imkânsızmış, kaçınılmazmış gibi.

Yorgun bir ânımda olduğu için gerçek hislerimin çok küçük bir kısmını yazabiliyorum, yorumumu yarına bırakmak istemedim.

Mahşer'i herkese ama herkese öneriyorum. Hayatınızda tek bir Stephen King kitabı okuyacaksanız, bence bu kitap Mahşer olmalı.
Abisi şimdi burda ki kapağı salla sen. Bunda böyle atom bombasının mantar dumanı olur ya hah onun ortasında, sinsi, korkutucu ama etkileyici bir göz olan kapağı vardı. Tabi efendim o zamanlar Lotr falan bilmiyoruz, Sauron denen deniz feneriyle tanışmamışız. Bu gözün çekiliğine dayanamayıp aldım, yazar ismine bile bakmadan. Evde baktımki Sitivın amca yazmış, hah dedim yine psikopat karekterler, gizem, sinir bozucu monologlar, sayfalarca süren gerilim vs. Müthiş bir eser.
Öncelikle anladığım kadarıyla kitabın kısaltılmış versiyonunu okumuşum ben. Sonradan asıl, uzun versiyonu çıkmış piyasaya.
Kitap sürüsüne bereket karekterden oluşuyor. Karekter tasarımları gerçekçi, her bir karekterin belirgin özelliği var( ki ilerde sebebini anlıyorsunuz.).
Karekterlerin hikayeleri zamanla kesişmeye başladıkça anlıyorsunuzki mesele büyük. Güzel olan yanlarından birisi, bazı karekterlerin grift olması. Yani ortada bir iyi-kötü savaşı var ancak karekterlerin bazıları hangi taraf olacağını karekterin gelişimine bağlanmış. Distopik dünya tasvirinin çaresiz havasını da çok iyi hissettiyor eser, insanlığa ait hasletlerin acınasını halinide.

- Süpriz bozan -
Abigail teyze var bi tane ermişlerden, gel ne olursan gel diyor rüyalarda. Bi de Flag var artiz bildiğin, çok bilmiş şeytan tasviri. Deli bir arkadaş var kahramanlardan ona dikkat.
- Süpriz bozan -

Peki ne alaka Lotr diyeceksin. Mevzu biraz serüven kardeşliği, karekter bolluğu, fedakar kahramanlar, kötünün büyük gücü, iyinin zayıflığı olunca ister istemez Yüzüklerin Efendisine selam çakıyor daha modern hali gibi. Daha gerçekçi, daha az mistik olanı. Dünyayı saran virüs mevzusu Resident Evil hatırlatabilir. Bunun bide eskilerde uzun bir filmi yapılmıştı ama kitabın yanından geçmez. Kitaptaki korkutucu hava filmde pek yoktu ama oyuncu seçimleri iyiydi. Flag'ı oynayan aktörün yatacak yeri yok o derece kötüyü iyi oynamış. Bide kitabın adını "Mahşer" diye çevirip kitaptaki karanlık atmosfere atıfta bulunulmuş. Ancak orjinalinde " The Stand" bir nevi " Ayakta duranlar( Karşı duranlar)" gibi anlam mevcut ki aslında olayı en güzel anlatanda bu.
Mahşer'i büyük bir keyifle okudum.... Ve tüm samimiyetimle şunu söyleyebilirim ki ;King' in edebiyata kazandırdığı en muhteşem eserlerinden biri....Kitabın önsözünde yazarın dediğine göre en sevdiği eseri olmasa da ben ve benim gibi nice okuru için bir şaheser....King'in hikaye anlatma yeteneği gerçekten her kitabını okuyuşumda bir kez daha hayran bırakıyor...Kesinlikle okunması gereken bir kitap...King sen hep yaz hiç durma ... Fazla söze hacet yok efendim bu kitap okunmalı ve okutulmalı....
Öncelikle şunu belirteyim: Kitabın hikayesinde beni en çok mutlu eden şey virüsle enfekte olmuş şahısların zombiye dönüşmemesi, direkt hakkın rahmetine kavuşması olmuştur :)

Kurgunun bence en güçlü tarafı çok sayıda karakter yaratılmış olması ve bu kadar çok karakterin başarılı bir şekilde sona kadar yönetilebilmiş olması.
Hikaye çok güçlü başlıyor. İlerledikçe bilimsel öğelerden uzaklaşarak mistik öğelere sırtını yaslıyor. Sona doğru ise yine bilimsel öğelerle bir toparlama geliyor.
Neden mistik tarafa kaydı diye düşündürdü kendi adıma. Bilimsel tarafta virüs salgını ana fikri üzerinden çok geniş bir kurgu alanı olduğunu düşündüğüm için. Ama yazar öyle uygun görmüş. Mistik öğelere kaymasını sevdim, diyemem. Sevmemem mistik öğelere dalmasından çok, bunların yeterince iyi yönetilmediğini düşünmemden kaynaklı oldu.
Ama güçlü kurguyu göz önünde bulundurarak başarılı bir çalışma olduğunu söyleyebilirim.
Benim için herhangi bir kitap değildi. Aşkım diyordum ben ona, D&R'a gidince uzun süre sarılıp ayrıldığım zaman üzüldüğüm en sevdiğimdi. Aramızdaki bağ çok farklı oldu kitabımla :)) uzun süre indirime girmesini bekledim ve en sonunda kitabımı (aşkımı) aldım. Ama sayfa sayısından dolayı kitaba başlamayı hep erteledim etkinlik sayesinde başladım, ne yazık ki araya 2 haftalık tatil girmesi benim adıma çok büyük dezavantaj oldu soğuduk birbirimizden. Aşkımıza ara vermeyi çok düşündüm ; tabi ki bir arkadaşım 950. sayfasına gelene kadar yarıda bırakmam konusunda kafamın etini yemiş olsa da ben direndim bırakmadım.;)) Bu yüzden istediğim lezzeti alamadım. Tabi ki bu demek değil ki kitap sıkıcı veya kötü aksine çok güzeldi. Sadece okunması için zamanın çok iyi ayarlanması gerekiyor. İçinde çok fazla karakter var bu biraz yorabilir. Okumayı düşünüp ,sayfa sayısından dolayı tereddüt edenlere özellikle önerilir. :))
Spoiler içerir...
King'in binikiyüz sayfalık Mahşer (The Stand) adlı romanını, güzeller güzeli Canan Kim'in çevirisiyle okuma fırsatını geç de olsa buldum. Uzun soluklu bu mecarayı bir Kingsever olarak beğendim ancak okumam boyunca bir çok eleştirim de oldu. İlk olarak romanda kadınlara yönelik rahatsız edici bir tutum hissettim. İnanılmaz karakter bolluğu içinde bir çok akılda kalıcı karakter romana girip çıkıyor ama kadın karakterler oldukça pasifler ve neredeyse tamamen seks objesi konumundalar. Ancak Abbygail Remantle ve Carla Goldsmith karakterlerini ayrı tutmalıyım çok ustaca çizilmiş onlarca karakterden kadın olanlarıydı. Romanın ilerleyişi esnasında bir diğer garipsediğim nokta bazı karakterlerde ki akıl sır ermez değişimdi. Karısını, küçük cocuğunu kaybetmiş, Oqunquit kasabasının en sessiz sedasız adamı, fabrika işçisi Stuart Redman'ın, beşyüz sayfa sonra (roman zamanıyla yaklaşık iki üç ay içinde) esprili, konuşkan, dost canlısı, içinde bulunduğu topluluğa, hayatı boyunca hatiplik yapmış gibi rahatça seslenebilen birine dönüşmesi, bu bizim Stu olamaz dedirtiyor. Lloyd Henreid manyak bir katilken, bir süre sonra nerdeyse sempati duyacağımız ağırbaşlı bir kötü adam olup çıkıyor. New yorklu iflah olmaz şarkıcı Larry Underwood ölmeden ölüyor pasifize ediliyor. Sanki King romanına bir süre ara vermiş, tekrar yazmaya başladığında bazı karakterlerini unutmuş gibi bir hava var.
Çok ama çok etkileyici mekanlar var romanda. Larry nin Washington tünelinde geçirdiği anlar ve Goldsmith in "Salon" u King yazarlığının ve yaratıcılığının doruk noktaları bence. Kojak adında bir de köpek var kitapta, King'in Mahşer'den üç yıl sonra yayınladığı kudurmuş bir köpek üzerinden ilerleyen romanı Kujo ya en azından ismen ilham mı oldu diye düşündürttü.
Bir roman ancak bu deli çok katmanli olabilirdi. her bir karakterin kendi hikayesi var ve hepsi için ayrı bir roman yazılabilir. Detayları ve karakterleri ile kendine hayran bırakan eser genişletilmiş haliyle tam bir edebiyat şöleni sunuyor. Konu bir salgın hastalığın medeniyeti yok etmesinden ibaret. Evet ilk başta klişe gibi gelebilir ancak konunun işleniş biçimi kesinlikle sıradanlıktan çok uzak. King bu üzerinden seneler geçmesine rağmen güncelliğini koruyan eserinde bizleri iyi ve kötünün amansız savaşına davet ediyor. Kıyamet sonrası yaşlı bir kadın ve Kara Adam arasında geçen sınır yıpratan soğuk savaş... Küresel ölçekte bir varolur mücadelesi... şeytan ve tanrının savaşı... Taraf değiştiren insanlar ve kötünün içkindeki iyi ile iyinin içindeki kötülerin sonsuz acmazlari... King sosyoloji yönü kuvvetli bir kıyamet senaryosu ilr bizi bas basa bırakıyor...
Kitabın düğümü ortalarda gevşiyor olsa da sonuna kadar devam ediyor. Her sayfanın sonunda merak ve ilgiyle öteki sayfayı açıyorsunuz. Güzel kitap okuruna faydası olur. Tavsiye ederim.
Kendi aileni bile idare edemeyeceksen karda işeyerek açılmış bir delik kadar bile değerin yoktur.
Birbirimize sahip olmazsak yalnızlık yüzünden aklımızı kaçırıyoruz.Bir aradayken de birliktelik yüzünden deliriyoruz.
İncinmek değişmek için geçerli bir sebep olabilir ama dünyadaki bütün acılar bir araya gelse bile gerçekler değişmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mahşer
Alt başlık:
Sansürsüz Tam Metin
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
1216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752114074
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Stand
Çeviri:
Canan Kim
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Mahşer
Mahşer
Mahşer
"Mahşer, macera, aşk, kehanet, alegori, fantezi ve realizm öğeleriyle harmanlanmış harika bir roman."
-The New York Times Book Review-

Biyolojik denemeler yapılan bir kuruluştan kaçan biri, kısa süre sonra domino etkisiyle insanların yüzde doksan dokuzunu yok edecek mutasyona uğramış ölümcül bir grip mikrobunu yaymaya başlar. Hayatta kalmayı başaran korku ve şaşkınlık içindeki bir avuç insan kendilerini kurtaracak bir lider arayışı içine girer. Ve iki aday ortaya çıkar... Colorado'da bir halkevi kurmakta ısrar eden 108 yaşındaki hayırsever rahibe Abagail ve kötülükten başka bir şey düşünmeyen, kargaşadan mutlu olan şiddet yanlısı "kötü adam" Randall Flagg...

Yalnızca düşlerde var olabileceğini sandığımız karanlık bir hikâye...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 622 okur

  • Esra Yıldız Atınç
  • Zehra Akalan
  • Arzu Aslan
  • Elif Yd
  • Müzeyyen Koçak
  • Kamil Sucu
  • hilal ayazlı
  • pars
  • Servet İnan
  • Gökçe Avşar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%19.2
25-34 Yaş
%36.4
35-44 Yaş
%24.4
45-54 Yaş
%12.4
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.4
Erkek
%44.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.6 (81)
9
%30.3 (71)
8
%16.7 (39)
7
%10.3 (24)
6
%3.8 (9)
5
%1.3 (3)
4
%0.9 (2)
3
%0.9 (2)
2
%0
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları