Canan Kim

Canan Kim

Çevirmen
8.7/10
3.241 Kişi
·
8,4bin
Okunma
·
2
Beğeni
·
614
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
1080 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Bazı kitaplar vardır,hayatınıza adeta hükmederek hayatınızı ele geçirir.İşte Mahşer de böyle bir kitap.

Önce kitap ile nasıl tanıştığımızı anlatmak istiyorum.Bundan tam 6 yıl önce kütüphanede çizgi roman bölümüne bakarken bu kitabın çizgi romanını gördüm ve hemen o dakika ne işim varsa bırakıp hırslı bir şekilde okudum.Sonra kitabını alıp okudum ama o zamanlar sadece bir grip virüsünün tüm dünyayı yok etmesi şeklinde yorumlamıştım.Hazır King okumak istiyorken ve Coronavirüs mevcutken tekrar okumak istedim.

Mahşer kitabının konusu süpergrip adlı bir hastalığın dünyanın %99’unu öldürmesi sonucu geride kalan insanların toplumu yeniden inşa sürecini anlatıyor.Kitabın temel ve kilit noktası bu.Toplum diyoruz her toplumun bir lideri vardır ve iki kişi lider olmak için kendini öne sürüyor.Abigail Ana ve Randall Flagg.Konu bölümünün bu kadar yeterli olduğunu düşünüyorum.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak kitap size hayatın hiç görmediğiniz noktalarını gösteriyor bununla da kalmıyor insanların psikolojik yönlerini daha iyi anlamanızı sağlıyor.Özellikle etkilendiğim birkaç nokta var onlara değinmek istiyorum.

Kitap aslında 3 bölümden oluşuyor.Gribin yayılması,İnsanların bir araya gelme süreci ve son diye adlandırdığım o değişik kısım var.

Kitap aslınde hem apokaliptik hem post apokaliptik.Bu türde sanırım çok nadir rastlanan bir durum.

Değinmek istediğim noktalardan biri sevgisizliğin bir insanı ne kadar canavarlaştırabileceği.Bizi var eden zaten çevremizdeki insanlar ve onların bizi sevmesi değil midir ? Bana bunu harika bir şekilde gösterdi bu kitap.

Bazı insanlar vardır onlara altın testide istediğinizi sunun yaratılıştan gelen bir kötülüğü vardır ve bunu siz değiştiremezsiniz.Bu düşünceyi bana kitap öyle bir şekilde aşıladı ki ben bunu bir daha unutamam.

Bir bölümde ana karakterlerden birinin babasının söylediği çok güzel bir söz ve arkasında barındırdığı muhteşem bir düşünce vardı.En değer verdiğimiz varlıkları kaybedebiliriz,dünya bizim için cehenneme dönebilir ama ya geride kalanlar sana ihtiyaç duyuyorsa ? Ömür boyu kayıplarımızla yaşamamamız gerektiğini de bana çok güzel öğretti.

İyiliğin ve kötülüğün amansız savaşını her iki taraftanda okutarak iyi ve kötünün nasıl değerler olduğunu,iyilik ve kötülüğün değer yargılarını optimal ölçüde gözlerinizin önünden geçirterek sorgulatan bir kitaptı bu.

Bir insan hayatı boyunca aynı kalır mı ? Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde öyle olmak zorunda mıdır? Bu kitap benim bu değer yargımı fena bir şekilde yıktı geçti.

Ve şunu çok iyi anladım.Bir insan sizi baştan sevmiyorsa sonradan da sevmiyor.Bunun için zorlamanın anlamsız olduğunu çok iyi anladım.

Kısacası verdiği hayat dersleri ile Mahşer özgün konusu olsun akıcı dili olsun karakterleri olsun kendini ön plana çıkaran türlerinden kendini adeta keskin bir bıçakla ayıran bir kitaptı.Bu kitap bir felaket bir uzun yolculuk bir liderlik savaşından oluşuyor gibi görünsede her bölüm arka planda sizi o kadar etkileyecek olaylar oluyor ki.Hatta karakterin söylediği bir söz bile sizi altüst edebiliyor.Bu yüzden Mahşer tam anlamı ile başyapıt.Kesinlikle okumanızı öneriyorum.
1216 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduğum ilk Stephen King kitabı oldu. Zevkine ve tavsiyelerine güvendiğim bir Youtuber, uzun "buildup"ları seven okurların başlaması için tavsiye etmişti, bu kitapla başlamayı Stephen King'e. Aynı zamanda yıllar yıllar önce Lost dizisini bitirdiğimde, çok boşluğa düşmüştüm, hiçbir diziden aynı tadı alamamıştım, bu nedenle benzer diziler arayışına girmiş ve bu kitabın benzer duygular yaratacağını okumuştum bir sayfadan. İki tavsiyeye de katılıyorum, bana oldukça hitap eden bir kitaptı.

Stephen King'e hayran olmamak imkansız bu kitabı okuyup. Gerilim, korku, küçük değdirmeler, harika karakterler, harika bir hikaye, her şey vardı kitapta, benim istediğim.

Saatte yaklaşık 100 sayfa okuyabiliyorum, o nedenle gönül rahatlığıyla başladım kitaba, sayfa sayısına aldırmadan. Ama asla normal okuma hızımla okuyamadım bu kitabı, hızımı yarıya düşürerek okumak zorunda kaldım. Çünkü ağır gerçekten. Öyle oturayım akşamın dördüne kadar okuyayım da diyemiyorsunuz. Bir bakıyorsunuz olaylar ve kişiler birbirine girmeye başlamış, algılayamıyorsunuz kitabı. Sakin sakin, dinç kafayla okumanız gerekiyor, yoksa ne kitabı anlarsınız, ne zevk alırsınız.

Karakter listesi oluşturmaya karar verdim kitaba başlarken. Alnımdan öpmek istiyorum kendimi. Telefon rehberimde, bu kitaptaki karakter sayısı kadar insan yok. Hepsi hikayeye çok büyük katkılarda bulunmuyor aslında ama yine de not ederek gittiğim için yaptıkları hareketler ve diğer karakterlerle etkileşimlerini daha büyük bir zevkle okudum, kim olduklarını bildiğim için. Size de öneririm. (Özellikle uzun kitaplar için iyi bir alışkanlık, karakter ağacı çıkarmak, bence) Başta karakterleri kendi cümlelerinizle tanımlama şeklinizle, kitabın sonunda karakterlerin ne hale geldiğini görmek ve yazdığınız tanımlamayla karşılatırmak, inanılmaz. Karakterlerin gelişimi çok akla yatıyor ve okuru oldukça etkiliyor. Değişimini ve kitaptaki yerini en sevdiğim karakterler Nick ve Tom ikilisi oldu.

Günümüzün sorunlarına göndermeler efsaneydi. Kurgunun arasına sıkıştırlan ince mesajlar görmek, beni her zaman çok mutlu ediyor. Özellikle feminizm ve ataerkil düzen üzerine oldukça durulmuş. Basit bir örnek verecek olursak; aydınlık tarafın başı bir kadın, hem de siyahi bir kadın, kötü tarafın başı da bir erkek. Çok rast geldiğimiz bir şey değil bu zaten başlı başına.

Amerika'da bu pandemi döneminde neler yaşandığını düşünürsek kitapla oldukça korkutucu bazı benzerlikler olduğunu görebiliriz. (Meraklılarına: https://youtu.be/2rRIqrWuYy4 / https://youtu.be/P1FUMdHU29c) Bu da yine Stephen King'in ne kadar iyi bir gözlemci ve ileri görüşlü olduğunu gösteriyor. Özellikle, Trump'ın ve hükümetin bu süreçteki tutumunu ön görmüş. Tabii kitaptaki hastalıkla korona arasında oldukça büyük bir fark var, o yüzden bazı aşırılıklar yok günümüzde diye düşünüyorum. Yine de şu an bu kadar kaos varsa, kitaptaki hastalık gerçek olsaydı halimiz ne olurdu bilmek istemiyorum.

Kitabın sonu fanların tartışmalarını okumadan önce, çok iyi gibi gelmedi. Açıklamaları okuyunca daha tatmin oldum, ama çok çok daha iyi bir son olabilirdi. Tek negatif yönü buydu kitabın benim için, o da kitabın geri kalanını gölgeleyecek kadar kötü değil.

Gönül rahatlığıyla öneririm kitabı.

Esen kalın, kitapla kalın...
1216 syf.
·13 günde·8/10 puan
Grubumuzla Stephen King okumaya karar verdiğimizde daha önce 2 kitabını okumuş (göz, hayvan mezarlığı) ve çok beğenmiş olduğumdan diğer kitabını seçerken çok tereddüt yaşadım. Acaba hangi kurgusunu okusam? diye. Elimdeki sayfa olarak en kalabalık kitabı okumanın en güzeli olacağına karar verdim ve 1.216 sayfalık Mahşer yolculuğu böyle başladı.

Kitabın gidişatı ve başladığım tarih neredeyse Corona virüsünün patlak verdiği güne denk gelince ben de ister istemez ürperdim. 1990 yılında yazılmış bir kitap için 30 yıl sonraki yaşanacak olan süpervirüs salgınını, belirtileri, nedenleri ve sonuçlarının neredeyse kelime kelimesine bilinmesi(ölüm oranı şu an için çok düşük diğer her şey neredeyse aynı) ve virüse karşı aciziyetin her haliyle gözler önünde olmasıyla ölümle her an burun buruna oluşumuzu da hatırladım. Acı gerçeklerdense kitapla devam etmeyi tercih ediyorum ben.

King bu kitabıyla da bana bir kere daha kalitesini kanıtlamış oldu. Buna ihtiyacı yoktu ama ne zaman dara düşsem ve nitelikli kitap arasam sığınacağım bir liman olduğunu anladım. İlk andan itibaren olay örgüsünün içinde oluşum ve heyecanın dozunun kitabın akışına göre yer yer arttırılıp azalmasıyla kendimi filmlerini izler gibi buluyorum her kitabında. Kitabı okurken yaşamak ve olayları izletebilmek her yazarın başarabileceği bir şey değil. En şaşırdığım özellikleri ise bunca karaktere üretip hepsinin gidişatını farklı şekilde çizebilmesi ve hiç sırıtmaması. Bu kitabında öyle zengin ki karakter sayısı kafam karıştı. 30. Bölümden sonra ve hemen hemen 500. Sayfalarda kitap henüz açılmaya başlıyor ve gidişat hakkında da ana karakterler hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz :)) şaka gibi değil mi? 500 sayfa ve henüz  kitapla ilgili bilgi sahibi bile değiliz. King olmak bunu gerektirir sanırım.


Yin ve yang, iyinin ve kötünün savaşında herkes yerini belli etmeli. Abagail ana ve Randall Flagg, iyilik ve kötülük. Tabii ki bunlar göreceli ve içinde bulunan şartlar düşünülünce(dünyanın yüzde 99unun salgından ölmesi ve sonucunda olanlar gibi) siz olsanız teknolojinin cirit attığı ve her türlü imandan faydalanabileceğiniz kötülüğü mü seçerdiniz? Yoksa yeni bir düzen kurulurken fedakarlıklar yapmayı mı? Bunun yanı sıra rüyalardaki görüler (iyi ve kötü kişiler için) yol gösterici nitelikte tabii ki. Böyle bir ortamda kim rüyasına güvenip yola çıkar? Kendini tamamen rüyalarında çağıran kişinin veya zor bir durumda kalmışken el uzatana sonsuza kadar bağlanmak ancak başka seçeneği olmayanların yapacağı bir şeydir. Yeni dünya oluşurken herkes tarafını seçiyor ve iyitle kötünün savaşında biz de karakterlere yeri geliyor hak veriyoruz, empati kurmamız mümkün değil ama öyle bir durumda olsak eğer belki biz daha kötü seçimlerde bulunup herşeyi berbat eder, belki de hiç adım atmadan far görmüş tavşan gibi sersemce olduğumuz yerde kalıp ölümün bizi bulmasını bekleriz. Anladığım ve görünen o ki şartlar hareketlerimizdeki en büyük etkendir.

Kitap bitti ve her şey belli olduğunda benim içimde bir burukluk oluştu açıkçası. Benim 13 günde okuduğum ve sayfalarında neredeyse bir yıl karakterlerle birlikte zaman geçirdiğim bir eserden 2 gün geçmesine rağmen kopamadım ve başka bir kitaba başlamak içimden gelmedi. Hani 30 yılın üzerinden Mahşer 2 ya da bir devam kitabı çıksa da okusam diye hayal kurmadım da değil. (yazar bu kitabı çıkartırken ilk olarak maddi sıkıntılardan dolayı kısaltmak bazı yerleri kitaptan çıkarmak zorunda kalmış ama benim okuduğum eksiksiz ve tam metindi ayrı güzeldi.) Tadı damağımda kaldı desem yeridir. King'in diğer kitaplarını da keyifle okuyacağımdan şüphem yok. Yazarsa bu hayal gücü, üretkenlik ve çalışkanlık varken (geçen yıl bir kitabı,daha çıktı ve yaşı 72) biz daha nice eserlerini okuruz diye düşünüyorum. Yazara ve kalemine sağlık. Nice King'li senelere.. (bu kadar övdüm ama umarım bu sene başına bir şey gelmez yazarın...)
1216 syf.
·12 günde·Beğendi·5/10 puan
Kitabı okuduktan hemen sonra hissettiklerim ve şuan hissettiklerim o kadar farklı ki... Önceden , kitabı bitirdiğim gün, yazdığım bir inceleme vardı. Bazı eksikliklerden dolayı kaldırmıştım. Şimdi tekrardan ekliyorum ve kararı size bırakıyorum :)

Mahşer'i okumamın üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra:

Mahşer, uzun zamandır merak ettiğim ve King kitapları içinde beklentimin en yüksek olduğu kitaptı. Açıkcası kitabı okumamın üzerinden 10 gün geçti, olayları yeni yeni sindirmeye başlamam ve kitap hakkında görüşlerimi toparlayabilmem için incelemeyi biraz erteleyerek yazmanın daha mantıklı olduğunu düşündüm.

Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera-aksiyon, gerilim(çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu, kıyamet senaryosu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. King'in bu türlerden her birinin ön planda olduğu kitapları mevcut. Mesala dram için Yeşil Yol , macera-aksiyon için Doktor Uyku, korku için Hayvan Mezarlığı,gerilim için O'yu örnek verebilirim. Bu manyak niye şimdi bu örnekleri veriyor ? Arkadaşlar Mahşer'i okurken alacağınız tat, King'i tanıma düzeyinizle doğru orantılı ilerliyor; çünkü Mahşer bütün King kitaplarının karışımı. King hiç okumayıp, ilk Mahşer ile başlayayım dersen bunun intihardan bir farkı olmaz. Şahsen King'in çoğu kitabının okumadan Mahşer'i okuduğum için içimde bir nebze pişmanlık var, ama King'in kitaplarını sömürdükten sonra tekrardan Mahşer'e geri döneceğim. He, bu benim fikrim. ''2.kez kitaba geri dönmek istemem'' , derseniz eğer mümkün olduğunca King arşivinizde arkalara atın derim.

Şimdi bu kitapta noluyor ?

Not: ''Aaaa'' desem ''Spoiler verdi'' diyen arkadaşlar var. Kitapla ilgili(spoilersız) hiçbir şey öğrenmeyi istemiyorsanız eğer, rica ediyorum devamını okumayın!

Kitap manyak olaylarla başlıyor ve virüs salgını sonucu dünyadaki insanların %99 ölüyor. Tabi anne-babasını kaybeden ve yiyecek besin bulamayan, virüs kapmamış çocuklarda hayatını kaybediyor. Bu olaylar kitabın 38.bölümünde çok güzel anlatılmış. Hayatını kaybeden çocuklardan birisinin hikayesini şuraya bırakayım (Üşenmeyin, okuyun lütfen)

''Sam Tauber beş buçuk yaşındaydı. Annesi 24 Haziran’da, Murfreesboro, Georgia Şehir Hastanesi’nde ölmüştü. Yirmi beşindeyse babası ve iki yaşındaki kız kardeşi April ölmüştü. Yirmi yedisinde de ağabeyi Mike ölmüş ve Sam tek başına kalmıştı.

Sam, annesinin ölümünden beri şoktaydı. Acıkınca yiyerek, ara sıra ağlayarak Murfreesboro sokaklarında amaçsızca dolaşıyordu. Bir süre sonra ağlamayı bırakmıştı, çünkü bir faydası olmuyordu. Kaybedilen insanlar ağlamakla geri dönmüyordu. Geceleri uykusu babasının, April’in ve Mike’ın defalarca öldüğünü, suratları karararak, göğüsleri hırıldayarak kendi sümükleriyle boğuluşlarını gördüğü korkunç kâbuslarla bölünüyordu.

Sam, 2 Temmuz sabahısaat ona çeyrek kala Hattie Reynolds’ın evinin arkasındaki böğürtlen çalıların arasına girdi. Neredeyse boyunun iki katı yükseklikteki çalılar arasında boş gözlerle dolaşıp, zikzaklar çizerek dallardan böğürtlen topladı ve çenesiyle dudakları kapkara olana dek yedi. Dikenler giysilerini yırtmış ve derisini çizmişti, ama fark etmemişti bile. Arılar etrafında vızıldıyordu. Yüksek otlar arasındaki kuyunun ağzındaki çürük tahtaları görmedi bile. Tahtalar, ağırlığı altında kırılıverdi ve Sam, altı metre derinlikteki kuru kuyuya düştü. İki bacağı birden kırılmıştı. Yirmi saat susuzluk, açlık,şok ve korkudan öldü.''

Bunun gibi daha birçok sebepten ölen insanlar var. Kitapta buraların anlatımını çok beğendim

Kitabın ilk bölümünde virüs ve yukarıda söylediğim sebeplerden ölen insanların anlatımının yanında, ana karakterlerimizin hatları da oluşmaya başlıyor. Açıkcası ana karakterler artık hikayeye girmeye başlarken, araya o kadar çok gereksiz sözcük sıkıştırılmış, o kadar alakasız olay anlatılmış ki, okurken sıkıldığım yerler oldu.

Bunun yanı sıra kitapta tonla karakter var, ama birini diğeriyle karıştırmıyor, kimin ne olduğunu anında kafanızda canlandırıyorsunuz. Karakter bakımından bir sıkıntı yaşamadım, hiçbiri hikayede fazlalık gibi durmuyor ve kitabı bitirdikten sonrada, başka bir kitabı okusanız bile, onları arıyorsunuz. 1200 sayfa okumuşsunuz kitabı, bir zahmet etkileri hemen geçmesin dimi ?

Virüs olayından sonra hayatını kaybetmeyen insanlar, rüyalar görmeye başlıyor. Kimi zaman siyahlara bürünmüş korkutucu bir insan(insan olduğunun garantisini veremem) tarafından rüya görürken; kimi zamanda 108 yaşında, ayağı topraktan, iyilik timsali bir kadını rüyalarında görüyorlar. Bunların etkisi ile iyiler bir, kötüler bir tarafta toplanıyor. Sonrası da öyle devam ediyor...

Açıkcası kitaba başlamadan önce ''Resident Evil'' tarzı bir hikaye bekliyordum. Kitabın orjinal teması beni yine şaşırttı. Zaten ''Virüs'' temalı kitap veya filmlerim çoğu Mahşer'den esinlenmiş.

Genel olarak kitabı beğendim ve tekrar okumayı düşünüyorum. Sizlere tavsiyem 45 derece sıcaklıkta ve King'in kalemine aşina olmadan okumamanızdır.

...

Tavsiyesinden dolayı Mithril / Nobody'e çok teşekkür ederim.

Reklamsız olmaz!

King etkinliğimiz tam gaz devam ediyor, ona da bir bakın derim :D #30096680 ''Yanlışlıkla geldim, bakıp çıkıcaktım '' gibi sözleri hiç anlamam, anında etkinlik listesine eklerim. Misafir pek sevmeyiz, ziyarete gelen herkes dostumuzdur.






Mahşer'i bitirdiğim gün:

Çok çok riskli bir inceleme olacak. Özellikle arkadaşlarım o kadar çok seviyor ki Mahşer'i... İlk başta köşeye kıstırdılar, okumam için zorladılar. Sonra telefonuma tehdit mesajları geldi. Kitabı aldım, okumaya başladım ve kötü bir yorumda bulunmamam için yine tehdit edildim... Aslında bunları hiç birisi olmadı; ancak benim saçma da olsa bir giriş cümlesi bulmam gerek ve her seferinde saçma sapan da olsa bir giriş cümlesi bulmayı başarıyorum :D

Şaka bir yana, Mahşer uzun zamandır merak ettiğim ve King'in kalemine az-çok alıştıktan sonra okumak için ultra düzey merak ettiğim bir kitap. Bu kitabın ''O'' ile kıyaslanması ve olayların başlangıcının bir ''Grip Salgını''na dayanması, heyecanlanmam için yeteri kadar etki oluşturmuştu. Şimdi, ne kadarı karşılandı gelin bir bakalım.

Not: Bu bölümü yıldızlarla kaplıyorum. Bu bölüm tamamen O ve Mahşer'in kıyaslamasıdır. Bende bir kitabı bir başkasıyla kıyaslamayı sevmiyorum, ama bu kadar cok kıyaslanınca bende kendi yorumumu katmak istedim...

***********************************************************
Her ne kadar King'in yazdığı kitaplar içinde favorilerim Doktor Uyku ve ''O'' olmasına rağmen, genel olarak ''O'' ile kıyaslandığından, bende Doktor Uyku'yu bir kenara bırakıp ''O'' ile kıyaslayarak incelemeye başlamak istiyorum.

Baş Kötüler: Pennywise vs Randall Flagg

İkisi de olması gerekenden çok çok daha kötü, havalı, manyak, elit, zeki ve yeri geldiğinde kafasız karakterler. Derry'de yeraltında ve mazgallarda dolaşan bir psikopat için Penniwise, insanların %99 nokta bilmem kaçının öldüğü bir dünyada ise Randall Flagg gayet oturaklı olmuş; ancak Randall Flag'den istediğim korkuyu veya gerilimi alamadım. Pennywise'ın gerek makyajlı suratı, gerek şekilden şekile girmesi, gerek hiç beklemediğin yerlerden çıkması, gerek her durum karşısında gülümsemesi, gerek SÜZÜLÜYORUZZZZZ demesi; kısacası her şeyiyle bana gerilim duygusunu yaşatıyordu ve bu gerilim insana, okurken, çok tatlı geliyor. Randall Flagg ise bu gerilimin %10'unu veremedi(Kara Kule serisini okumadan bu yorumu yapıyorum, orada nasıldır bilemem). Ne diye uzatıyorum ki? Penywise'ın dudağının ruju bile olamazsın (makyaj malzemeleriyle aram iyi değildir, dudağa sürülen şeyin adı ojeyse lütfen bozuntuya vermeyin, orada demeye çalıştığım anlaşılmıştır; zaten orada vermeye çalıştığım o etkiyi saçma sapan bir parantez içi ile mahvettim ama neyse...)!

Bundan sonrasını izninizle birazcık hızlı geçiyorum...

Karakterler: 7 Çocuk+ Henry vs Gripten Hayattan Kalanlar+ Çöpçü adam+Lloyd

Bu kapışma berabere biter. Birini diğerinin önüne koyamıyorum. 2 kitap da 1200 sayfa olunca ister istemez karakterlere çok alışıyorsunuz ve -ister sevin ister sevmeyin- ailenizden biri olup çıkıyorlar. Kitap bittiğinde ise onların sizi terk ettiğini düşünüp bomboş triplere giriyorsunuz maalesefki... Ayrıca karakterlerin her birinin belirli özellikleri var; yani hikayedeki hiçbir karakter boşa değil.

Akıcılık konusunda da maalesef ki ''O'' üst düzeyde tokatlıyor (sebebini az sonra Mahşer'in bölümlerinde yazacağım).

Bundan sonrasını kıyaslamak istemiyorum; çünkü ''O''da fantastik olaylar ön plandayken, ''Mahşer''de gerçeklik ön planda( fantastik olaylar var elbette, ama ''O'' nun yanında çok çok az kalıyor). Şimdi izninizle Mahşer kitabına geçelim!
***********************************************************
Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera, aksiyon, gerilim ( çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. Durum böyle olunca okunması çok da kolay olmuyor, hava 45 derece ve kitap +5kilo olunca hiç kolay olmuyor. Öyle böyle bitirdim ve okuduğuma pişman değilim, aksine çok da memnunum!

Kitabın ilk 450 sayfası(İlk Bölüm): Tamam, King'in uzun uzun karakterleri tanıtması alışkınız, eyvallah... Ama bu kadarı da fazla artık, bende insanım ve bu kadarı sinrimi bozuyor. İlk 100 sayfada gripin insanlara bulaşıp yavaş yavaş herkesi yiyip bitirmesi ve hafiften karakterlerin genel özelliklerini tanımamız çok güzel; ancak belli bi yerden sonra bu durum o kadar uzuyor ki, insanda okuma isteği bırakmıyor.

450-900(2.bölüm): Bu bölümde artık nefes almaya başlıyorsunuz ve esas olaylar başlıyor. ''Kaptan Trips'' denilen bu gribe yakalanmayan insanlar dünyanın dört bir kösesinden bir araya gelmeye başlıyor; rüyalarında her biri Abagail Ana ve Randall Flagg'i görüyor. İyiler Abagail Ana'nın yanında toplanırken, kötülerde Randall Flagg'in yanında seve seve veya zorla toplanıyor. Açıkcası bu bölümün ilk başı ve sonu çok güzeldi ama ortalarda King yine uzattıkça uzatmış...

900-1200(3.Bölüm): Bu bölüm inanılmaz bir hızla geçip gitti. King nefes aldırtmadı ve kesinlikle çok güzeldi; ancak iyi ve kötünün karşılaşması o kadar basit ve çabuk bittiki... İlk iki bölüm kesinlikle çok uzundu, bu bölümse olması gerekenden çok çok daha kısa sürdü. İlk bölümdeki fazlalıklar çıkıp, son bölüme eklense benim için kesinlikle 10/10 luk bir kitap olurdu ama, nasip değilmiş :D

Bu kadar sözünü ettik, sizden bir ricam var: Lütfen King okumadıysanız ilk olarak bunu okumayın. Hatta yazarı aşırı düzeyde tanıdıktan sonra bu kitaba başlayın, sizin için çok çok daha iyi olacak ve aldığınız zevk kat kat artacak. ''King hiç okumadım ilk ne ile başlamalıyım'' gibi sorulara inanmıyorum, konusu hangi kitabının hoşunuza giderse alın ve onu okuyun; ancak lütfen bu kitabı biraz sonlara bırakın.

Benden bu kadar, kendi içimde sevdiğim ve sevmediğim yerleri belirttim. Genel olarak sevmemiş gibi gözüksem de kitabı beğendim ve okuduğuma pişman değilim; ancak beklentilerim karşılanmadı.



Durum böyle, anlatmaya çalıştıklarım umarım anlaşılmıştır ve linç tehlikem ortadan kalkmıştır.

Saygı ve Selametle
1216 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir Stephen King efsanesi!

Amerika'da bir biyolojik silah üretimi tesisinde gerçekleşen küçük bir kaza ve güvenlik zaafiyeti sebebiyle %99 bulaşıcı ve % 99 da öldürücü bir grip mikrobu tesisden yayılır. Kısa bir sürede tüm Amerika'yı etkisine alarak toplu bir ölüm gerçekleşir. Hİkaye buraya kadar çok klişe aslında... Ama bu kitap tam da bu noktada benzerlerinden ayrışıyor.

Öncelikle kitabın "Önsöz"ünden bahsetmek istiyorum. Kitapta 2 adet önsöz yazılmış. Biri; kitabı henüz almamış olan, kitapçıdaki okuyucuya hitaben, ikincisi ise kitabı almış olan ve okuma hazırlığındaki kullanıcıya hitaben kaleme alınmış. İkisinde de verdiği ana mesaj şu aslında: "400 sayfalık kısa versiyonu okuduysanız farklı bir akış bulmayacaksınız, sadece sahneler daha detaylı"... Önsözde neden iki versiyon olduğunu da kısaca yazmış. Kİtabı ilk olarak 1200 sayfalık şeklinde yazmış, ama yayıncıya sunduğunda bir maliyet analizi yapılmış ve 1200 sayfanın iyi kar getiremeyeceği hesaplanmış. "Git bunu kısalt da gel" demişler. Bunun üzerine King, uğraşmış didinmiş ve 400 sayfalık versiyona indirerek yayımlamış. Ama yıllar geçmiş, Stephen King ün kazanmış, para kazanmış, ve şimdi "Artık hepsinin basılmasını istiyorum" diyebilmiş. İyi ki de demiş :)

Gelelim kitaba. (DİKKAT: Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir.)
Kitap 3 bölümden oluşmakta.

1. Bölüm, hastalığın ortaya çıkması ve yayılmasını, tüm ülkenin korkunç bir hastalığa kurban gitmesini anlatmakta. Bu bölüm oldukça sinirimi bozdu açıkçası. Özellikle ocak ayının ilk günlerine okuduğum ve "domuz gribi salgını"nın tüm basında yer aldığı günlerde dışarda kim hapşırsa ya da burnunu silse, istemsizce irkildim, hastalık kapıp öleceğimi sandım bir an. Bu bölümde ülkenin farklı kısımlarında birbirinden çok farklı sosyal, kültürel ve ekonomik sınıflarından pek çok insanın hikayesini ve hayatta kalma çabasını gördük. Çok fazla isim geçmesi ve kitabın tek bir baş karakter üzerine kurulmamış olması takibimi zorlaştırdı. Çoğu bölüme başlarken "bu kimdi ki?" diyerek başladım. Yine 1. bölümdeki beni en çok etkileyen bölüm 38. kısımdı. Hani bilirsiniz, 1000 kişi öldü demek dile kolaydır çoğu zaman, ama o 1000 kişinin her birinin "birey" olduğunu farketmek ve hikayesini öğrenmek daha bir etkiler insanı... Bu 38.bölüm de, pek çok insanın ölümlerini anlatan kitap içindeki ayrı bir kitaptı ve tüyleri diken diken etmeye yetti.

2. Bölüm, 1. bölümde bir şekilde hayatta kalan insanların yavaş yavaş toplanmaya başladığı kısımdı. İlk bölümde bahsi geçen tüm karakterler bir şekilde bir araya gelmeye başladılar. Bir araya geldikçe kıskançlıklar, ikili ilişkiler, aşklar nefretler doğmaya başladı. Ve bir anda kişilerin rüyalarına giren iki doğa üstü oluşum dahil oldu kitaba...Biri iyiliğin temsili Abagail ana ve diğeri ise şeytanın ve kötülüğün temsilcisi Kara Adam... İnsanlar rüyaları aracılığıyla bu iki ezeli düşmanın etrafında toplanmaya başlarlar bu bölümde. Kitabın gercekten akıcılaştığı, karakterlerin gerçekten oturduğu, siz okurken karakterilerin de geliştiği çok etkileyici bir bölüm. Yine bu bölümde yavaş yavaş "toplum" olma adımını görmekteyiz. Kitabın ana karakterlerinden bir sosyologun bilimsel açıklamaları ve öngörüleri ile "toplum" kavramı üzerinde gerçekten çok başarılı tespitler buldum kendi adıma.

3. Ve son bölüm ise iyi ve kötünün engellenemez savaşı. Bu kısım adrenalin en üst düzeyde olduğu bölümdü. İlk iki kısımda olaydan çok tasvir ağır basarken bu kısım, tasvirin minimum düzeyde tutulduğu bolca aksiyona yer verildiği bir bölüm oldu. Kİşisel yorumum şu ki, ilk iki bölümdeki derin tasvirlerden sonra bu bölüm biraz aceleye gelmiş. En az 200-300 sayfa daha olsaydı son bölüm çok daha keyifli olabilirdi. Kitabın sonunda her şey yerli yerine oturduktan sonra ise gelinen nokta "toplum"un yavaş yavaş "devletleşme" sürecine girmesi. Oldukça kısa anlatılmış ve bir kaç sayfada geçilmiş bir bölüm olmasına rağmen (ve keşke çok daha detaylı işlenseymiş) satır aralarından çok güzel mesajlar aldığım bir kısım oldu.

Ve sonuç...

Tanrı ve şeytanın ezeli savaşı bitmez, sadece boyut değiştirir. Ve insan oğlu? Hatalarından ders çıkardığı ne zaman görülmüş ki?

NOT: Kitap bitince karakterlere çok bağlanmış olduğumu farkettim. Bitimin ardından henüz 24 saat geçmemiş ve üstüne bir kitap daha okumuş olmama rağmen hepsini özlüyorum.. Kitabın bitişi bir depresyon sebebi oldu bende)
1080 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10 puan
"Abi kızlar Zweig okuyor, bırak şimdi King'i" diyen yurdumun tatlı ama bu cümleyi söyledikten sonra pataklamak istediğim sevgili çocukları ve dört senedir metroda kürk mantolu madonna okuyan arkadaşları dışarı alalım. Siz ibo show izleyin (izleyenlerle alay etmiyorum, ben de izliyorum sonuçta. İbo candır.), biz King’i merak edip okumak veya mahşerin yorumunu okumak isteyenlerle devam edeceğiz.

*****

Oğlum biz hiçbir şey okumamışız lan!!!

Kandırıldık.. Yıllarca kandırıldık. Bize bu kitabın ilk olarak tam basımını sunmamış Altın Kitaplara kitabı okurken iyi bir saydırdım zaten.

Bunun 300 küsur sayfalık olanını lisede okumuştum, muhteşemdi. On numara. Sonra geçen sene tekrar okuyayım dedim, bir yavan geldi... Karakterlerin arka planı tam dolu değil, oradan oraya sürükleniyorlar ama her şey akıp gidiyor, olaylar ansızın gerçekleşiyor ve hop, bitiyor kitap.

Klasikler her on yılda bir tekrar okunmalı derler, aynı şeyin bu tür için geçerli olmayacağını düşünmüştüm açıkçası... Sonra bu 1200 sayfalık canavarın çıktığını duydum, okumak yeni kısmet oldu.

Heh! İşte mevzu buradaymış zaten. Pek karşılaştırma imkanı bulamadım ama 300 sayfalık olanından daha ilk bölümüyle ayrılıyor.

Benzin istasyonuna çarpan araç bölümüyle açılıyordu kısa olan, Stu'yla tanıştığımız bölüm. Hastalıkla bodoslamadan tanışıyorduk. Bunda öyle değil. Laboratuvardan kaçan Charlie'nin ailesiyle birlikte gizlice arazi olması, bu sırada öksürdüklerini görmemiz, sonraki bölümde benzin istasyonuna bindirmesi, hastalığın inanılmaz bir hızla yayılması ve King'in bu yayılma esnasında en küçük detayları bile vermesi, şahane. Ailesine hastalık bulaştıran hemşire, markette üç dakika içinde üç kişiye hastalık bulaştıran adam...

Yok yok, okunacaksa bu okunmalı. Öbürü güzel değil. Ha! Ben koleksiyon yapmak istiyorum diyorsanız alın. Ama okumak için bu kitap.. Bu kitabı seçin.

Kitabın başında King'in okurlara bir notu var, neden kitabın böyle bir duruma maruz bırakıldığını söylüyor.

Muhasebeden söylemişler kitabı kısaltalım diye. King kabul etmiş, sonra okurlar tam metnin basılması için baskı yapmış ve bunu da kabul etmiş, çünkü eksik olan bölümlerin hikâyeyi gerçekten zenginleştirdiğini düşünüyormuşlar. (O düşünen okurların aklını öpeyim.) Gerçekten, olan da tam olarak bu. Dev bir epik mevzuyu kırpıp kırpıp basmak da ne oluyor? Efendi olun önce efendi! Çok sinirliyim. Çok çok sinirliyim.. Okuduğum süreç boyunca iyi küfürler ettim çok sevgili Altın Kitaplara. İçimde kalmasın. Oh! Olsun.

**********

Hep dediğimiz gibi, kötülük ve iyilik arasındaki savaş devam eder, sadece yüzler değişir, boyutlar değişir, zaman, mekan ve kişiler değişir, ama kötü hep kötü iyi hep iyidir, şekli değişmez. Kötülük asla bitmez, karanlık asla kaybolmaz, iyiliğin asla bitmediği ve ışığın hep var olduğu gibi.
Yeter ki zor anımızda mumları yakmayı, ışığı görmeyi bilelim.

Kitap, bir virüsün kaza sonucu dünya üzerine yayılmasını konu alıyor. Ölümcül olan bu virüsü dünyanın %99’luk kısmına bulaşıyor ve geriye, bu virüse bağışıklık kazanmış olan %1’lik bir insan grubu kalıyor. Bu grup ise kendi arasında iyiler ve kötüler olarak ikiye ayrılıyor. İyi insanlardan oluşan grubun lideri; Abagail Ana (tanrıya inanan bir rahibedir). Diğer tarafta ise; kara adam olarak bilinen Randall Flagg bulunmaktadır.

Virüsün belirtileri:

-Üşüme
-ateş
-bağ ağrısı
-halsizlik
-zayıflık
-iştah kaybı
-idrarda sancı
-salya
-şiddetli burun akıntısı
-öksürük

Virisün ne kadar hızlı bulaştığını anlatan bir alıntı:

“Joe-Bob iyi hissetmişti. Ölmek aklındaki son şeydi. Yine de hasta bir adamdı. Texaco’da gazdan daha fazlasını almıştı ve Harry Trent’e bir trafik cezasından daha fazlasını vermişti. İşini seven bir insan olan Harry, hastalığı ertesi güne kadar 40’tan fazla kişiye bulaştırdı. Bu 40 kişinin hastalığı kaç kişiye bulaştırdığını söylemekse imkânsız. Bir toplu iğnenin ucunda kaç melek dans edebilir diye sorabilirsiniz. Beş taneden oluşan makul bir tahmin yapacak olsaydınız; sayı 40'tan 200 olurdu. Aynı makul formülü kullanarak bu 200’ün 1.000, 500.000 ve 25.000'i enfekte ettiği söylenebilir.”

Kitabın kısmen ana konusunu oluşturan bu iki karakteri görmek oldukça zor oluyor. Zira buraya gelene dek, önce virüsünün ortaya çıkması, yayılması ve insanları öldürmesi gerekiyor.

Bütün bunlar olana dek, bir çok karakter tanıyacak bir çok hayata şahit olacaksınız.

Kitabı uzun ve güzel yapan ise işte tam olarak bu. Temel olarak konu bu olsa da, virüsün yayılması ve yaşanan onlarca olay öyle kusursuz bir şekilde kurgulanmış ki.

Kitap, devlet otoritesinin yok oluşunu, bilinen tüm düzenlerin bir anda yıkılabileceğini anlatan başarılı bir kitaptır ayrıca. Bütün bu yaşananlara rağmen yeni kurulan toplumda insanların güç için neler yapabileceklerini de gözler önüne başarılı bir şekilde seriyor.

Bu romanda Randall Flagg adıyla bilinen Stephen King'in dark tower evreninin en önemli karakterlerinden birisi ilk kez ortaya çıkıyor.

Randall Flagg ana kötü karakter. Kötülüğe hizmet eder. Randall Flagg mahşer'de ilk ortaya çıktığında King onu şöyle tanıtır:

"...kolları iki yanında sallanarak ritmik bir şekilde yürümeye devam etti. yoksulların, delilerin, profesyonel devrimcilerin ve nefret etmeyi son derece iyi öğrenmiş, öyle ki nefretleri yüzlerinde tavşan dudağı gibi belirgin olan, onları duvarlarında posterlerin ve sloganların bulunduğu ucuz odalarda, mengenelerle sabitlenip kesilmiş boruların içlerine patlayıcıların doldurulduğu bodrum katlarında, çılgınca planların -bir meclis üyesini öldürmek, yüksek rütbeli birinin çocuğunu kaçırmak veya standard petrol şirketi'nin yönetim kurulu toplantısını el bombaları ve makineli tüfeklerle basıp insaniyet namına içerideki herkesi öldürmek gibi planlar- hazırlandığı arka odalarda ağırlayacak, kendileri gibi olanlar dışında kimse tarafından istenmeyen kişilerin yolculuk ettiği bu gizli kalmış, kuytu yollarda çok iyi tanınırdı. onlar arasında çok iyi bilinirdi ve içlerinde en çılgınları bile karanlık, sırıtan suratına suratına doğrudan bakamazdı. yatağa götürdüğü kadınlar, cinsel birleşme onlar için artık buzdolabından meyve suyu almak kadar sıradan bir şey haline gelmişse bile onu bedenleri katılaşıp yüzlerini yan tarafa çevirerek kabul ederdi. onu altın rengi gözleri olan bir koç veya kara bir köpek gibi içlerine alırlar ve birleşme sonrasında soğuk, bir daha asla ısınamayacaklarmışçasına buz gibi olurlardı. bir toplantının ortasında gelmişse histerik konuşmalar, çekiştirmeler, şikayetler, suçlamalar ve ideolojik tartışmalar bıçak gibi kesilirdi. bir an için ortalığı yoğun bir sessizlik kaplar, ardından ona bakıp, hemen sonrasında, sanki yanlarına kollarının altında korkunç imha makineleriyle, yoldan çıkmış kimya öğrencilerinin bodrum katlarındaki laboratuvarlarda hazırladığı plastik patlayıcılardan ya da açgözlü bir çavuşun el altından sattığı ordu malı silahlardan bin kat etkili bir silahla gelmiş gibi bakışlarını kaçırmaya başlarlardı..."


Kitapta yer alan ana karakterler yalnızca Abagail Ana ve Randall Flagg değil. Çünkü kitapta çokça yakında tanıyacağınız bazı karakterler var.

Bunlar ; Frannie, Stu, Larry, Tom ve Nick ‘dir. Bu beş karakterin yaşamlarına tanık olacaksınız. Tabi ki bu beş karakterden ziyade, kitapta yüzlerce karakter bulunmakta.

Hatta ben üşenmeyip bunları listeledim. Buraya yazamayacağım ama yazdığım kağıtları size göstereceğim. O kadarda işsizliği göze alamadım. Kusura bakmayın..

-https://jetimg.com/i/Xe0o6

-https://jetimg.com/i/Xe8l8

-https://jetimg.com/i/XeD8q

-https://jetimg.com/i/XeEH9

-https://jetimg.com/i/XeLIi

-https://jetimg.com/i/XeQf2

Bu karakter listesi size belki uzun gelebilir fakat, üzülerek söylüyorum ki, yazmaya üşendiğim karakterlerde var. Yani bu karakter listesi tam değil … Vallaha kızmayın burada çıkarttığım karakter listesini Savaş ve Barış için bile yapmadım. Maşallah King Allah ne verdiyse eklemişte eklemiş karakterleri. Hızınıza yetişemiyoruz King Bey. Yasak Elmanın ilişki durumunu çözerken bile bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.

Neyse, bu listedeki karakterler arasında asıl bilmeniz gereken karakterler şunlar, Frannie, Stu, Larry, Tom ve Nick. (Onları da kağıda yazmıştım. Dilerseniz bakabilirsiniz.. Resimde bulunan yazılar arasında birazcık spoiler vardır.!!)

-https://jetimg.com/i/Xezhl

Stephen King'in dört dörtlük hikâye etme yeteneğini 'O' adlı diğer başyapıtıyla beraber burada da görüyoruz: ileriki dönemlerinde de çok karakterli romanlar yazan ve eleştirilen, bu karakterlere ilginç hikâyeler yazamadığına tanık olduğumuz yazar Mahşer de bir çok karakter, bir çok kişisel tarih ve birbirine dört dörtlük bağlanan bir çok hikâye yaratıyor, bunların hepsini ince ince birbirine bağlıyor. Böylesine hacimli bir kitap için bence büyük bir başarı bu. Kalemi asla teklemiyor, asla öylesine yazılmış, sırıtan, kitabın atmosferine zarar veren bir bölüm okumuyor veya böyle bir şeye rastlamıyoruz. Stephen King bütün tasvirlerinde ve diyaloglarında çok iyi bir çıta tutturuyor, hatta tasvirlerinde, 400-450 sayfa boyunca süren ve hastalığın nasıl yayıldığını anlattığı bölümler çok güzel bir etki yaratıyor.


Biraz uzun olabilir ama King'in de söylediği gibi uzun olması daha iyi. Çünkü kitapta anlatmak istediğini derin olarak sadece böyle anlatabilirdi. Her şeyi olduğu gibi, detaylarıyla ve karakterlerin düşüncelerini de bütün olarak yansıtmış, böylece hikayenin içine daha çok girebiliyoruz.

İlk virüsün o yayılma aşamaları o kadar gerçekçi bir anlatımda yazılmış ki; okurken hapşırıp, öksürdüğümde ‘ölecek miyim acaba?’ düşünmediğim olmadı dersem yalan olur.

Ben okurken şunu fark ettim, sanki olayları karakterlerle birlikte yaşıyor gibiydim.. O derin yalnızlığı, her yerdeki o cesetleri, o ceset kokusunu duyuyor, görüyor gibiydim. Sanki karakterlerin yaşadığı korkuları, mutlulukları ve heyecanları bana da geçmişti. Bu açıdan gerçekten inanılmaz bir deneyimdi diyebilirim. Gerçek bir macera yaşadığımı hissettim kitabı okurken, böyle bir şey her kitapta insanın başına gelmiyor ne de olsa ..

Özellikle insanın tüylerini ürperten bir kaç bölüm var. Bunlardan biri yazarın salgın yüzünden ölen rastgele insanların hayatlarını anlatması. Bu bölüm o kadar etkileyici ki. Kimin nerede, nasıl öldüğünü, nasıl biri olduğunu anlatıyor . Okuyunca insan diyor ki "hayat ne kadar çabuk gelip geçiyor ve ne kadar da değersiz". Bir anda ölebiliyor, o değerli hayatın elinden kayıveriyor..

Boşuna bu adamın kitaplarını okuyun diye eleştirmenler kendilerini yırtmıyor. Bu kadar uzun bir kitabı kurgu bozukluğuna uğratman yazabilen kaç kişi var ki? Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Okurken sıkılmadığım ve sayfaların beni boğmadığı enfes bir aksiyon, bilinmezlik ve realizmin dolu olduğu bir kitaptı.

İyi okumalar!!
1216 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kötülüğe karşı iyilik, ölüme karşı hayat

(Spoiler İçermez)

Mahşer'de bir çok karakter, bir çok kişisel tarih ve birbirine dört dörtlük bağlanan bir çok hikâye yaratıyor, bunların hepsini ince ince birbirine bağlıyor. Böylesine hacimli bir kitap için bence büyük bir başarı bu. Kalemi asla teklemiyor, asla öylesine yazılmış, sırıtan, kitabın atmosferine zarar veren bir bölüm okumuyor veya böyle bir şeye rastlamıyoruz. Stephen King bütün tasvirlerinde ve diyaloglarında çok iyi bir çıta tutturuyor, hatta tasvirlerinde, 400-450 sayfa boyunca süren ve hastalığın nasıl yayıldığını anlattığı bölümler çok etkileyici bir etki yaratıyor, ilk okuyuşumda hapşıran bütün insanlardan hakiki anlamda korkmaya başlamıştım- hastalık böyle yayılıyor çünkü, Kaptan Trips bir grip türü.

Kitap aslında 3 bölümden oluşuyor.Gribin yayılması,İnsanların bir araya gelme süreci ve son diye adlandırdığım o değişik kısım var.

Kötülüğe karşı iyilik, ölüme karşı hayat diyerek Stephen King bir kez daha o en eski hikâyeye dayıyor sırtını; bütün iyiler bütün kötülere karşı birleşmeli ve kötülüğün, şeytanın gücünü yerle bir etmeli. Uygarlık bir kez daha kurulmalı, ama bu sefer hırsın, kötülüğün, şeytani olanın sözü geçmemeli diyor...böyle diyor ama insanın sadece iyi veya sadece kötü olmadığını bilerek, bize bunu karakterlerinde göstererek her uygarlık iddiasının kötülüğe açık bir davetiye olduğunu da hissettiriyor sanki; sanki böyle olmaması imkânsızmış, kaçınılmazmış gibi

Mahşer, gerçekten tüyler ürpertici. İşin içine ortak rüyalar girince ne tüyler ürpertici olmaz ki zaten? Fark ediyorsunuz ki eserde bir süre sonra endişelendiğimiz son şey salgın.
Ayrıca
Mahşer'in 1994 yılında yapılmış bir TV mini dizi uyarlaması bulunuyor.
1216 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Şu an yapmak istediğim, bir kitapçıya girmek ve Mahşer'i elinde tutan birinin yanına gidip; "Affedersiniz, sadece elinizde tuttuğunuzun bir destan olduğunu söylemek için vaktinizi aldım. Teşekkür ederim, iyi okumalar." demek. Başka türlü bu kadar kısa nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Destan kelimesini kullanmam kitabın 1216 sayfa olması değil. Sadece arka kapak açıklamasını okumanız bile elinizdekinin değerini çok iyi açıklamaya yetecek bir şey. Ayrıca, Mahşer bizlere sadece klasik bir post-apokaliptik dünya sunmuyor. Aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerle bir kıyamet senaryosu hazırlıyor. "Kaptan Trips" hakkında yeterli bilgiyi aldıktan ve salgının sayfalar aracılığıyla kanımıza işlemesinden sonra işin tamamen insancıl boyutuna dönüyoruz. Ki bu mükemmel. Mahşer'den önce ve sonra ölümcül salgınların konu alındığı birçok film yapıldı, kitap yazıldı ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan her türlü yan dal bu hikâyeyi kullandı. Fakat hiçbiri Mahşer'in baktığı bakış açısına yaklaşamıyor benim gözümde. Elbette ortaya çıkan her yapıma göz atmış olmam mümkün değil, fakat adını iyi duyurmuş olanların çoğundan haberim var. Ayrıca kitaptan ne kadar etkilendiğime verin onu da, etkisinden kurtulamıyorum.

Mahşer, gerçekten tüyler ürpertici. İşin içine ortak rüyalar girince ne tüyler ürpertici olmaz ki zaten? Fark ediyorsunuz ki eserde bir süre sonra endişelendiğimiz son şey salgın. Asıl endişelendiğimiz unsurun da Kara Kule ile olan bağlantısı zaten aklınızı başınızdan almaya yetiyor. Evet, Mahşer de tüm King kitapları gibi Kara Kule evreninde geçiyor. Sadece evrenin konuğu olmakla kalmıyor, büyük bir karakter ortaklığı sürüyor ortaya. İsmini Kara Adam olarak da bildiğimiz ürkütücü arkadaş Randall Flagg Kule'yi okuduysanız o kadar tanıdık gelecek ki şok etkisini atlatmak için bir bardak soğuk suya ihtiyacınız olacak. İki büyük destanı bu şekilde birleştirmek nasıl bir kalem gücüdür hala aklım almıyor. Ayrıca, Pennywise'ı da unutmamak lazım. "O", Kule ile bağlantılı olduğu için destan sayısını üçe çıkarabiliriz. Sonuçta bahsettiğimiz son eser, tüm zamanların kaleme alınmış en başarılı gerilim destanı.

Kitaptaki karakter sayısının çokluğu her zamanki gibi kafamızı zerre karıştırmıyor. Büyük üstat King, bu gibi konuda bir karışıklık yaşayacağımız düşündüğü zaman eserinin başına bir tanıtım bölümubölümu ekliyor zaten. Mahşer'de durum böyle değil. Bir süre sonra dokunabileceğimiz kadar yakında hissedeceğimiz eşsiz karakterleri kitabın başında yeteri kadar tanıyoruz. Bu konuda da bol bol detay toparlıyoruz. Evet, King'in kalemi bu konuda biraz "ishaldir" (tamamen kendi tabiri), fakat bir kelimesi bile gereksiz değildir ve sıkmaz. Onun yerine sizi içine çeker ve bu kadar detay nasıl düşünülür onun hayretiyle baş başa bırakır. Mekan ve zaman açısından belli bir genişliğe ulaşan Mahşer'de bu hayret edilesi durum ile defalarca karşılaşacağınızı söylesem yanılmış olmam sanırım. Bu yüzden benim tavsiyem, King'in belli şeyler fazla uzattığını düşünmeyin, anlattığı hikayeler emin olun piyasada karşılaştığınız hikayelerden çok daha üstün. Bu yüzden bir ön koşullu dersmiş gibi adeta, anlatılan o hikayeye kendinizi hazırlamalısınız. Karakterleriyle konuşmayı, onları anlamayı çok iyi beceren Stephen King, bu güzel iletişimi sayesinde bizleri o hikâyeye kendi elleriyle hazırlıyor. Daha ne isteyelim?

Mahşer'in 1994 yılında yapılmıs bir TV mini dizi uyarlaması bulunmakta. Eve kendimi atıp bu yapımı köküne kadar kurutmak için sabırsızlanıyorum, bir yandan da kitabın yarattığı etkiyi yaratamayacağından KESİNLİKLE emin olduğum için korkuyorum. Ayrıca şu anda yapım aşamasında olan bir de beyazperde uyarlaması bulunmakta. Açıkçası daha önce çok tecrübesi olmayan ve olan tecrübelerinin de daha çok romantik alanda edinmiş olan Josh Boone'un eline böyle bir gerilim destanını vermek ne kadar doğru bir karar bilmiyorum. Umarım sonuç It'de aldığımız gibi başarılı olur. Gerçi Stephen King'in çocuğu gibi önemsediği bu şaheserin yapım aşamasından dokunuşunu esirgeyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden içim biraz daha rahat bekliyorum.

Giriş cümlemde söylediğimi hatırlıyorsunuzdur. Şimdi lütfen bir kitapçıda yanınıza geldiğimi ve size Mahşer'i mutlaka okumanız gerektiğini söylediğimi varsayın. Mahşer yalnızca bizlere değil, Dünya edebiyatına da büyük bir hediye.
1216 syf.
·11 günde
okuyucunun bakış açısını değiştirmesinde yardımcı olacak bir roman ve fazlasıyla kalın fakat detaylı bir eser, sakin kafayla okunması gerekiyor özelliklede günümüz covid19 olduğu bu karantina günlerinde, yazarımızın gereksiz uzantıları yada detayları yok, her detay bir ipucu ve daha iyi anlamamızda olanak sağlıyor. üstad king mükemmel bir psikolojik-gerilim yazarı . kurgusal karakterlerin ruhsal durumunu ,psikolojisini olanağını dahi okuyucuya yansıtma konusunda öyle çok başarılı ki okurken çoğu kez yaşadım bu durumu dolu, dolu yaşanılacak/hissedilecek bir kitap 1216 sayfalarını okurken hiç yorulmadım aksine sabırsızlıkla okutturdu. benim dikkatimi çeken kitaplar keşfedilmemiş veya kitabı benimseyerek okunmamış eserlerdir ki, bu eser öyle keşfedilmesi gereken şaheser bana göre ayrıca şu an stand diye dizisi yayınlandı psikoloji, bilim kurgu severlere tavsiye ederim, popülerizimi sevmeyen bir birey olarak başka kitapları keşfedip inceleme yapmak dileğiyle şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim
1216 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10 puan
Uzun bir okuma süreci sonunda bitirdim kitabı ve kendimi buruk hissediyorum. Çok alışmışım kitaba, karakterlere. Sanki 9 10 sezonluk bir diziyi kısa sürede izleyip bitirmiş gibiyim.

Stephen King okumaya, cok uzun yıllar önce kitap okuma alışkanlığı yeni yeni kazandığım zamanlar başlamıştım. Onun heyecanlı sürükleyici anlatımı, enteresan ve kimi zamanda bir hayli ürkütücü olan kurguları beni kitap okumanın büyülü dünyasına iterdi her seferinde.
King okumaya uzun bir ara verdiğimi düşünüp ne okusam acaba diye araştırmaya başladım. En iyi kitapları listelerinde yer alan 400  ve 1216 sayfalik 2 farklı çevirisi bulunan Mahşer ilgimi çekti. Sansürsüz tam metni bulunurken diğerini okumak istemedim yavan, eksik bir tat vereceğini düşündüm. Orjinal hali biraz gözümü korkutsada, Stephen King 'in beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum. Nitekim düşündüğüm gibi de oldu. Hatta kendime kızdım uzun süredir okumadiğim için King'i.

Kısaca anlatmak gerekirse ölümcül bir grip mikrobunun aniden yayılmaya başlamasıyla insanlar çok kısa sürede ölmeye başlıyor. Mikrobun yayılma oranı ise %99. Şehir hızla ölüden geçilmez bir hale gelirken arada hastalığa hiç yakalanmayan insanlarda çıkıyor. Bu şanslı insanlar terk edilmiş ıssız yerlerde kendileri gibi hayatta kalmış kişileri aramaya başlıyorlar. Olaylar bu şekilde hızlanıyor diyip daha fazla spoi vermeyelim.
Kitapta çok fazla karakter var ama kafa karıştırıcı değil bana göre. Çünkü bir süre sonra karakterleri isimlerini hatta kişiliklerini tanımaya başlıyorsunuz.  Meleği simgeleyen kişi  Abagail Ana, şeytanı ise Randall Flagg. Mikrobun geride bıraktığı insanlar birinin yolundan gitmeyi seçiyorlar.

Kitap 3 ana bölümden oluşuyor. 1. Kitap giriş 2. kitap gelişme 3. kitap da sonuç bölümü gibi. Yani anlayacağınız 2. ve 3. kitap kısımları daha da sürükleyici heyecan uyandırıcı. Çok fazla uzatmak istemiyorum çünkü yoğun bir kitaptı düşüncelerimi çok fazla toparlayamadim ama yinede umarım bir nebze olsun yansıtabilmişimdir hislerimi.

Eğer uzun maceralı bir kitap okumak istiyorsanız Mahşer'in orjinal metinli hali tam size göre. Bence diğer 400 sayfalik olanı okumaya hiç yeltenmeyin kitabın ruhunu tam yansıtmış  olabileceğini hiç sanmıyorum.  Çünkü benim okuduğum, dolu dolu ne eksiği ne fazlası bulunan mükemmel doyurucu bir kitaptı. Sizede iyi okumalar dilerim. :)

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 8,4bin okur okudu.
  • 214 okur okuyor.
  • 4.580 okur okuyacak.
  • 190 okur yarım bıraktı.