Spoiler içerir!
Yolunu gözlememe değdi, özlemişim bu kalemi, üslûbu...
Mekke ve Medine'ye gönül bağını ve hizmetkârlığı ifade eden surre alayı beş yıldır kutsal topraklara gidemiyordur. Halifelik
Vahhabiliğin doğuşuyla birlikte Müslümanların hac yolunda çektikleri sıkıntıyı, o sıkıntıya Osmanlı Devleti'nin beş yıl sonra gönderdiği kervan ile çözüm üretmeye çalışmasını çok güzel bir şekilde ele alıyor. Kitapta sadece vahhabilere karşı mücadele yok. Hac yolu dışında karakterlerin yaşadıkları zorluklar geçmişten o güne insanı etkileyici bir şekilde içine alıyor ve o hayatın içerisinde yaşıyormuşçasına bir hisse bürüyor.
Hüdayi, Yahya ve Abdülaziz çok ilgimi çekti. Onların anlatıldığı yerleri sabırsızlık ve zevkle okudum.
Spoiler vermek istemediğim için incelememi kısa tutmayı tercih ediyorum.
Kesinlikle okunması gereken bir roman; keyifli okumalar dilerim.
5 yıllık hasretin vuslata erecek olduğu bir yolculuk, zulmün pençesinde haksız bir inanışla Allah'ın mukaddes saydığı topraklardan uzak kalışın gönülleri mahsun bıraktığı hüzün yıllarının sona erme umuduyla yola çıkan bir Kervan , bir Sürre alayı. Alayda bir hücre , hücrede ehl-i muhabbet kalpler. Kalplere dokunan bir yoldaşlık bir sırdaşlık bir Hüdai var ki o kervanda bir tuz parasıyla Mekke'ye giden meczup veya akıllı ya Veli ya deli. Kısacası deli olunmadan Veli olunmaz denilen sözün mazharı adeta ve Hüdai'nin sırdaşı Yahya Efendi kalbinden geçirdiğini o dile getirmeden dile getiren bir Hüdai var yanında ve gönüller dostu Merkezefendi , vardır bunda da bir hayır diyen bir kalp bir dil bir gönül.
4 aylık bir yol , bilinmezlikler içinde bir bilmecenin vuslat'a kavuşmanın ümidi ile çıkılan o yol ne mübarek ne şerefli ne aziz bir yol. O yolda olan o yola çıkan o yola giden herkese selam olsun.
"Bir kervanda neler taşınmaz ki? Aşklar, ihanetler, bilgelikler, hazineler, gizli sırlar, cinayetler.."
Özellikle İslam düşmanları tarafından islamiyete zarar vermek amacıyla desteklenip bir maşa olarak kullanılan vehhabilik anlayışının hem o bölgedeki müslümanlara hem de oraya hac vazifesini yerine getirmek maksadıyla giden kervanlara verdiği zararlar güzel bir şekilde anlatılmış
İstanbul'dan başlayıp Mekke'de son bulan bu kervanda Merkez Efendi ,Yahya , Hüdâyî etrafında dönen ve yolculuk boyu çetelerden korkarak geçen heyecan dolu bir yolculuk
Kervan, aslında bir yol hikâyesidir ama bu yol dış dünyadan çok insanın kendi içine doğru yaptığı yolculuktur. Romandaki kervan, hayatta hepimizin bir yere yetişmeye çalışmasını ve “gerçek anlamı” aramasını temsil eder.
Kitapta önemli olan başımıza gelen olaylar değil, bu olayların bizi nasıl değiştirdiğidir. Karakterler iyi–kötü diye keskin çizgilerle ayrılmaz; tıpkı gerçek hayattaki insanlar gibi kararsız, arayış içinde ve eksiktirler.
Yazar bize şunu düşündürür:
Asıl mesele varmak değil, yolda kim olduğumuzdur.
Bu yüzden Kervan, sabırla okunduğunda insanı düşündüren, sorgulatan ve iç dünyaya yönelten bir romandır.Sıkılmadan, merakla okuduğum güzel kitaplardan biri oldu…
1818 yılında , Vehhabi tehlikesinden dolayı, 5 yıl sonra ilk defa Mekke’ye giden Hacı kervanı. Hem coğrafi şartlar ve hem saldırılar yolundan döndüremiyor insanları. Tek amaç kutsal topraklara gitmek. Yolda bir çok eşyalarını kaybediyorlar ama olsun, yeterki amaç hasıl olsun. Zaten gittikleri yerde kendilerine bir ihram yeter.
Usta yazardan mükemmel bir kitap daha. Kervan; hem gerçek anlamında hem de hayatın kendisi Bir kervanda kimler olmaz ki, alimler, dervişler, etmişler, hırsızlar, hainler, iyiler ve kötüler. Aynı hayat gibi. İstikamet vardır, yollardaki güzellikler kötülükler vardır ve varılacak yer vardır. Önemli olan insan hangi kervandadır.
Osmanlı’nın ve milletimizin ne kadar büyük olduğunu, sadece 5 yıllık bir hasret sonrasında kutsal mekanların ne hale geldiğini göreceğiz bu kitapta.
Güzel nasihatlar, güzel insanlar tanıyacağız ve Vehhabilik ile ilgili bilgiler edineceğiz.
Baştan sona zevkle okuduğum bu kitabı, tekrar okuyacağım kitaplar listesine almış bulunuyorum.
Herkese keyifli okumalar.
Hüdayi..
Üstadın yetkin kaleminden harika bir eser daha. Gecelerimi kervan yolculuğunda geçirdim sanki. Hacı adaylarıyla beraber ben hüzünlenip ben şenlendim. Tavsiye edilir. Okuyucusundan :)
Beş yıl boyunca Vehhabiler yüzünden kutsal topraklara, hacca gidemeyen Türk hacılar 1818 yılının Mayıs ayında hac için 30.000 kişilik bir kervan oluşturur. Sultan 2. Mahmut, hem beş yıllık hasreti bitirmek hem de Vehhabilerin kökünü kazımak için kararlıdır.
Kafiye yola çıktığında birbirinden ilginç şahsiyetler küçük bir grup oluşturur. Büyük alim Merkez Efendi, kuşbaz Yuşa, tarih kayıtçısı Yahya Efendi, deli mi yoksa veli mi olduğu anlaşılmaz garip tip Hüdayi takdiri ilahi bir araya gelir.
Yolculuk en büyük bir aşkla hem de büyük bir korkuyla yapılmaktadır. Çünkü Vehhabi çeteleri, diğer mezheplere mensup Müslümanları müşrik ve kafir ilan etmekte ve onları kutsal topraklara sokmamaktadır.
Fitne çölde büyüdükçe büyümüştür. Hac yolculuğu; bir iman, aşk ve kahramanlık yolculuğuna dönüşür. Büyük bir keyif alarak okuduğum romandı tavsiye ederim.
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 Öğretim yılı İstanbul Kültür Üniversitesi 2004 İBB Kültür Daire Başkanlığı 2004-2010 İBB Kültür Danışmanlığı 2006-2012 Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Üyeliği 2008-2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Yönetim Kurulu Üyeliği 2009-2012 Uşak Üniversitesi Öğretim Üyesi 2013-2017 Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Üyeliği 2013-2017 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
24 Temmuz 2025'te Türk Telekom'un Bağımsız Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü