l Ayfer Tunç'un kalemi. Ayfer Tunç'un kelimeleri. Ayfer Tunç'un insanları. Ayfer Tunç'un dünyası. Hayranlık, hüzün ve tatmin. Ne mutlu ki yollarımız kesişmiş, bir yazar ve okur olarak. Bir olay yaşandığı zaman olayı tek taraftan değil de iki tarafın da penceresinden görmek isteriz ya, işte Suzan Defter okura tam olarak bunu veriyor.
l Kitaplar sayesinde bambaşka gözlerle bakıyoruz dünyaya. Bazen hikayeleri uzaktan izliyoruz, bazen karakterlerin yanında yürüyoruz. Ama Suzan Defter'de karakter biziz, kendimiziz. Bir kadın ve bir erkeğin duygularını ve hayata bakış açısını ilk kez gördüğüm bir teknikle yazmış Ayfer Tunç.
l Kitap, iki günlüğün okura sunulması şeklinde ilerliyor, kitabın sol yaprağında erkek karakterin günlüğü sağ yaprağında kadın karakterin günlüğü var. İki şekilde okunabilir; ya bir günlüğü tamamen bitirip diğerini okumalı ya da aynı tarihler atılan günleri bir kadın bir erkek bakış açısından okumalı. Bana göre/pek çok okura göre; ikinci seçenek doğru olan. Günlerin beraber akışı, birbirlerine olan etkileri-atıfları, birlikte yürünen yol, kitabın ilerleyen aşamalarında kesişen yollar bu tezimizi doğruluyor.
l Kitapta asla bir kimlik sahibi olamamış, birilerinin kardeşi, arkadaşı, eşi, kızı olarak yaşam bahsinde kimlik edinmeye çalışmış. Bunu da başaramayınca başka hayatları kendi hayatı gibi benimsemeye başlamış, hep arafta kalan Derya var. Birde yaşamını “uzun süren bir sıkıntı” olarak tanımlayacak kadar dünyaya aitlik hissini tüketmiş Ekmel... İkisinin tuhaf bir kesişmesini, tabiri caizse içlerinde birikmiş “irin” dolu yalnızlıklarını okuyoruz.
l Ekmel Bey, hayata karşı umudu tükenmiş bir avukat. Evini satmak istemese de sırf alıcılarla muhabbet edebilmek için evini satılığa çıkarıyor. Derya’da tıpkı Ekmel bey gibi yalnız,