Ayfer TUNÇ'la Osman ile başlayan tanışmamız , Aziz bey hadisesi,Suzan Defter ve sonrasında Kapak Kızı ile devam ediyor. Yazarın müthiş bir gözlem gücü var. Olayları bizzat yaşamış gibi aktarıyor okuyucuya. Anlatılanlar yabancı gelmiyor. Psikolojik tahliller, sosyal irdelemeler , siyasi dokundurmalarla karşılaşıyoruz. Yazarın karakterleri abartıya kaçan tipler değil. Günlük yaşamda en yakınınızda bulabileceğiniz insanlar. Anneniz, babanız, kardeşiniz ya da sevgiliniz. Bununla birlikte bu güne kadar okuduğum tüm kitaplardaki karakterler hayatla hesabını görememiş tipler. Hikayesi yarım kalanlar, kesintiye uğrayanlar. Doğan Cüceloğlu’nun deyimiyle “MIŞ”gibi yaşanan hayatlar,tüketilen roller. Yazarın tüm kitaplarında ana ekseni sevgi oluşturuyor. Sevgi olmadan insanın nasıl eksik kalacağı, sevgi eksikliğinin insanın geleceğini nasıl rehin alacağı. Aile ilişkilerimize de ışık tutuyor yazar. Sevgisiz büyüyen bireylerin oluşturduğu aileler ve bu ailelerde heba olan hayatlar. Osman, Aziz bey, Suzan, Derya ve diğerleri. Bu bağlamda Ayfer TUNÇ hem topluma hem de birey olarak bizlere bir ayna tutuyor aslında.
Suzan Defter'e gelecek olursak iç içe geçmiş iki günlük çıkıyor karşınıza. Bunu ilk etapta anlamak biraz zor ama. Başlar başlamaz baskı hatası düşüncesine kapılmanız normal bu yüzden. Ama sonra paralel giden iki ayrı günlük olduğunu anlıyorsunuz. Ekmel bey eşinden ayrılmış koca bir evde tek başına yaşamaktadır. Ekmel bey kendisini önemsiz kendi ifadesiyle hiç gibi görmekte,hayatının kendisinden çalındığı fikrindedir. Geçmişin yara izlerini hala ruhunda taşıyan Ekmel bey ölümle pazarlık yapmış ve aldığı günlük bitince kendisine uğramasını istemiştir. İçindeki boşluğu bir nebze kapatmak için tek başına yaşadığı evi satmak için ilan verir Ekmel bey. Bu ilan yoluyla kendisini