1000Kitap Logosu
Ayfer Tunç

Ayfer Tunç

Yazar
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
29,6bin
Okunma
1.903
Beğeni
47,8bin
Gösterim
Unvan
Türk Yazar
Doğum
Adapazarı, 1964
Yaşamı
Ayfer Tunç 1964'te Adapazarı'nda doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazmaya başladı. 1989 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Öykü Armağanı'na katıldı, Saklı adlı yapıtıyla birincilik ödülü aldı. 1999-2004 arasında Yapı Kredi Yayınları'nda yayın yönetmeni olarak görev yaptı. 2001 yılında yayımlanan ve okurdan büyük bir ilgi gören Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek-70'li Yıllarda Hayatımız adlı yapıtı, 2003 yılında yedi Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Uluslararası Balkanika Ödülü'nü kazandı ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verildi. Tunç'un 2003 yılında Sait Faik Abasıyanık'ın öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut adlı senaryosu filme çekildi ve TRT'de gösterildi. Tunç'un Saklı, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kağıt-Makas adlı dört öykü kitabı, Ömür Diyorlar Buna adlı bir e-kitabı, Kapak Kızı adlı bir romanı, İkiyüzlü Cinsellik adlı (Oya Ayman'la birlikte yazdığı) bir inceleme kitabı ve Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı bir yaşantı kitabı var.
152 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bazı şehirler soğuk, bazı cümleler eksik, bazı hikâyeler yarım..
Kalem elimde önümdeki boş kağıda uzun uzun baktım bilmem kaç dakika.. İnanılmaz yazmak istedim ama nereden nasıl başlamalıyım bilemedim. Kitap beni böldü, çarptı, vurdu geçti.. İçimde bir yerlerde donmuş kalmış buzlarımı eritti. Deli gibi akan sıcacık kanımı dondurdu. İlk öyküde; aşkı hiç tanımamış, içinde kalan duygular yüzünden çürümüş, sinmiş, kendi içine dönmüş, sevmeyi asla bilememiş öğrenememiş bir erkeğin hikâyesi yaktı içimi. Bir sonrakin de; anne baba sevgisinden mahrum kalan, sevgisiz büyümüş bir çocukluğun getirdiği sevmek ve sevilmek arzusu ile yanan bir erkeğin hüzünlü hikâyesi. Sonra çok sevmiş ama bitmeyen yarım kalan Mikail'in hikâyesi şaşırttı. "Kırmızı Azap" öyküsü için cümle bile kuramıyorum. Ahhh "Kaybetme Korkusu" boğazımda düğümlenen bir hıçkırık. Öyle bir hıçkırık ki hıçkırığımın hıçı "kırık".. Vee kanımı donduran Fehime'nin hikâyesi analığımdan, insanlığımdan vurdu beni. Abartmıyorum böğüre böğüre ağladım. Velhasıl; Tunç yine beni sağlı sollu bir yumrukladı, sarstı, bi' uyan bakalım kendine gel azıcık, dedi bu kısacık ama muazzam etkili kitabı ile.. Bilenler bilir Emine her Ayfer Tunç kitabından sonra: " Bu hatun fatura yazsa okurum" der ;)
Kırmızı Azap
8.3/10 · 453 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
128 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Suzan Defter. Ayfer Tunç'tan; Dünya Ağrısı, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Evvelotel-Saklı, Ömür Diyorlar Buna, Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek ve Kırmızı Azap’tan sonra okuduğum 11. kitap... Suzan Defter, 127 sayfalık ince bir roman… Ayfer Tunç’un çok özgün bir çizgisi var. Bunun sadece yetenekle olacağını söylemek yazara haksızlık olur. Gözlem yeteneği, insan ve toplum bilgisi, entelektüel birikimi ile metinleri birleştirmeyi başaran Tunç, edebiyata güç veren yazarlardan biridir. Ayfer Tunç’un insan ilişkileri konusunda iyi bir eğitim aldığını Suzan Defter’den hareketle söyleyebilirim. Çünkü bu alanda eğitim almayan birinin bu kadar detaya vâkıf olacağını sanmıyorum. Suzan Defter, bugüne kadar okuduğum en ilginç ve en iyi kitaplardan biridir. Kitap; insan ilişkileri (kadın-erkek ilişkisi ve aile içi ilişkiler) üzerine inşa edilmiş bir roman. Abartıya kaçmadan, gereksiz romantizme boğulmadan ilişkiler karşısında insanın tutumu ele alınıyor. Kitapta biri erkek bir avukata diğeri ise eşinden ayrılmış bir kadına ait olan günlükler var. Bu iki günlük neredeyse kusursuz bir biçimde senkronize olarak kurgulanmış. Aynı tarihlerde yazılmış olan günlüklerde çift sayfalar erkeğe, tek sayfalar ise kadına ait. Başka bir ifade ile kitabın solundaki sayfalar erkeğin günlüğü, sağındaki sayfalar ise kadının günlüğü… İlk başta baskı hatası zannedebilirsiniz ama bu bir hata değil tercih. Kitabı okurken birkaç sayfa ileri sonra birkaç sayfa geri geliyorsunuz. Birininkini okuyup sonra diğerininkini okurum derseniz zannımca yanlış yaparsınız. Çünkü aynı olaya iki kişinin bakış açılarını görmek için kişi değil tarih bazlı okumakta fayda var. Adamın verdiği bir satılık ev ilanı için kadının aramasıyla yolları kesişiyor. Olaylar kimi zaman geri kırılmalarla okura sunuluyor. Kitaba adını veren Suzan kitapta bir karakter olarak yer almıyor, bir aşkta çok seven taraf olarak anlatılıyor. Mutlaka okumalısınız. Bu sefer alıntıyı biraz abarttım sanırım: Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa ya âşık olmuştur ya terkedilmiştir (s. 9). Hayatı uzun sürmüş bir sıkıntıdan ibaretti. Boş, içeriksiz bir sıkıntı (s. 10). Her bilgi yalnızlığımı artırıyor (s. 15). Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar. (s. 26). Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. Ben de yaşadım, sizin kadar (s. 26). İnsan eşya almayı sevmese de boşluklar zamanla doluyor, sonra bir bakıyor, teslim etmiş kendini, eşyalara (s. 28). Mutlu ailenin tarifi üç aşağı beş yukarı aynıdır ama bir de mutsuz ailelere bak, hiçbiri diğerine benzemez (s. 28). Aşk acı sevmeye benziyor, yakıyor, biliyorsun, ama yine de gidip âşık oluyorsun (s. 29). Gülüşü kurgulanmış gibiydi (s. 29). İki kelimeli korkunç bir cümle bu: Vakit geçer (s. 35). Ne istiyorum bir kadından ben? Bunu çok düşündüm. Aşk aramıyorum artık, çok aradım vaktiyle. Dinlemeye değer bir kadının anlatacakları, hayatın melankolik bir toplam olduğunu göstersin bana, yeter (s. 36). Ama derinimdeki doğruyu söylemek gerekirse, hayatım acı bile vermeyen upuzun bir sıkıntıdan ibaret (s. 36). Otuzlu yaşlarının son evresinde, güzel denemeyecek bir kadındı. Ama zengin bir yüzü vardı, hayatın iz bıraktığı yüzleri severim (s. 36). Aşkı aşkın çektiğini bilmiyordum. Hamurunda aşk yoksa bir insanın, nafile (s. 58). Eşyaya da sirayet ederdi bütün duygular. ... Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. … Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. … Aşksız beden insanı sadece üzer (s. 60). Bizde avukatlık takipçilikten ibarettir, televizyon dizilerinde avukatların maceradan maceraya koştuklarına bakmayın, aslında çok sıkıcı bir meslektir (s. 65). Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında (s. 65). Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izin silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır (s. 65). Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, bölündükten sonra tanımaz birbirini parçalar (s. 71). Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar (s. 72). Sevdiğim: dün ve daima. Sevgilim: sadece bugün. Sevdiğim: eşsiz ve tek. Sevgilim: sığ, çok. Sevdiğim: sevdim sahiden. Sevgilim: Emin değilim (s. 72). Her ayrılışın insanın içinde yer eden bir ânı vardır (s. 78). Beraberlik canlı ise ayrılmanın bir gerilimi, gerilimin de bir tarihi vardır. ... Ama beraberlik ölü ise, ayrılmak, çürüyen iki parçanın birbirinden zahmetsizce kopması demektir. Çürümek acı vermez, ölü olan çürür. Çürüdüğünü anlatmak kolay değil, ölü olduğunu ikrar etmek ise çok zor (s. 78). İhaneti çekici kılan şeyin şehvet olduğunu sanırlar; şehvet seldir, sürükleyendir, doğru; ama asıl çekici olan cesaretmiş meğer. Cesaret insana iyi geliyor: sana ihanet edebiliyorsam dünyaya hükmedebilirim, bir. İhanet ederken cesaret, şehvet, korku, pişmanlık duyuyorsam; sen varsın demektir ki; işte bu çok önemli, iki (s. 82). Saçmalama baba kül samandan iyi mi? İyi, çünkü külün bir geçmişi var, bir zamanlar ateşmiş hiç olmazsa (s. 104). İnsan kendini bile bir başkasını severek sevebilir ancak (s. 106). İnsan hayatı bir rahim arayışından ibarettir (s. 109). Biz üç kişiydik; oysa aşk iki kişiliktir (s. 116). Belki de bir türlü yaşayamadığımız için bu kadar büyüdü aşk, aslında kısa bir şeydi, zamana yayıldı (s. 116). Yeşil yandığında birden ileri atılan otomobiller gibi yaşadı babam, sarıda geçenler, kırmızıda fren izi bırakanlar gibi (s. 118). İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş (s. 124). Tek bir halin farklı sıfatlarla, farklı tamlama ve tanımlamalarla tekrarlanmasından ibaretmiş hayatım, gördüm (s. 124). Güzel olacağından emin olduğumuz günlerin gelip bizi bulacağına inandığımız hayatımızı yarıladık çoktan (s. 125).
Suzan Defter
8.5/10 · 6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
496 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek. Ayfer Tunç'tan; Dünya Ağrısı, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Evvelotel-Saklı ve Ömür Diyorlar Buna'dan sonra okuduğum 9. kitap... Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek; 19 bölümden, her bölüm altında bulunan irili ufaklı 142 metinden ve 494 sayfadan oluşuyor. Ayfer Tunç, bu kitabında bir kültür emekçisi gibi çalışmış. Onlarca kitapta bulunabilecek (hatta bazıları bulunamayacak) bilgiyi, bir akademisyen titizliğiyle, okuru yormadan o tatlı üslubu ile aktarmış. Okuru, zamanda yolculuğa çıkaran yazar, Yeşilçam filmlerinin tamamına parça parça yansımış; toplum yaşantısından kullanılan dile, eşyalara, algılara, yer yer ülkenin siyasi iklimine değinmiş. 64 doğumlu olan Tunç, 1970-2000 yılları arasındaki 30 yılı bu kitabına sığdırmış. Yazılarını görsellerle desteklemeyi ihmal etmeyen yazar, metinlerde her kelimeyi, her cümleyi büyük bir titizlikle hüviyete kavuşturmuş. Kitaptaki birçok satırın altını çizdim. Onlardan bazıları şu şekilde: "Yanan iki lambadan birinin söndürüldüğü, kurşun kalemlerin bir arpa boyu kalana kadar kullanıldığı yıllar" (s. 18). "Uzak aşkların yıllarıydı. Âşık olunan kişi seviyor mu, sevmiyor mu, çok merak edilirdi" (s. 46). "Öyle derine işleyen bir şeydi ki okul numarası, insan ilkokul numarasını hiç unutmaz, unutamazdı" (s. 66). "70'li yıllarda öğretmenlerin bir kısmı zamanlarını bir harf öğretmekle değil, çocukların kılık kıyafetlerini düzene koymakla geçirdiler" (s. 81). "Görgünün önemsendiği, aile terbiyesi almış sıfatının çok sık kullanıldığı yıllarda, iyi aile olmanın koşulu varlıklı olmak değil, görgülü olmaktı" (s. 106). "Büyük evleri, büyük vitrinleri, büyük koltukları, büyük olayları, büyük liderleri seven Türk halkı, televizyonun da en büyüğünü sevdi" (s. 113). "80'lerde genç olanlar aşk karşısında daha cesurdular, ama 70'li yılların gençliğinin büyük çoğunluğu aşklarını gönüllerince yaşayamadı" (s. 252). "Ama kızların eğitiminde alfabenin ilk harfi erkeklerin güvenilmez olduğuydu" (s. 270). "70'lerin başında küçük şehirlerde, eğitim düzeyi düşük kızlar ve erkekler için evlenememek bir tür eksiklik, hatta hayatı zindan eden bir kusurdu" (s. 280). "Orta sınıf Türk kadınları kabul günlerinden vazgeçemiyorlar ve aynı hızla şişmanlamaya devam ediyorlardı, hâlâ ediyorlar" (s. 383). "70'lerde aşk demek biraz da mektup demekti. Aşklar mektupla başlar, mektupla alevlenir ve yine mektupla biterdi" (s. 446). Okuyun, pişman olmazsınız
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Okuyacaklarıma Ekle
336 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Ahh Yalan Dünya..
İnsanız.. İnsanız tabii durmadan ağrıyoruz. Başımız ağrıyor iç bi' hap, kulağımız damlat damlayı, bacağımız ağrıyor konsun buzlar, kalbimiz sıkışıyor çekilsin Ekg' ler.. Boynumuz, belimiz, dişimiz. Düşüyor kalkıyoruz yaralar bereler, pansumanlar, tamponlar.. Eee İnsanız dediysek birkaç kilo etten bilmem kaç parça kemikten miyiz sadece ? Ya ruhumuz.. Sahi ruhumuz acıyınca ne yapıyoruz biz ??? Kimimiz 'Dertlerin kalkınca şaha bir selâm gönder Allah'a.. " diyor sığınıyor Yaradana. Dualar.. dualar.. Sonsuz bir teslimiyet sabır dolu bekleyiş. Kimimiz ' Vur kadehi ustam bu gece de sarhoşuz.." diyor ruhunu kendinin bile bilmediği dipsiz boşluğa yolluyor öyle huzur buluyor. Kimimiz tutunuyor bir Sezen şarkısına gırtlaklar yırtılana kadar ver yansınlar.. " Hayat dediğin dünya üzerinde bir arayış. İnsan ne aradığını da bilmiyor işin kötüsü.." dedi Tunç. Hakikaten ne arıyoruz biz ? Ne gidebiliyoruz ne kalabiliyoruz.. Ama işimiz bu.. YAŞAMAK.. Bir gölgelik değil mi dünya? Soluklandık.. Kalıcı mıyız? Gideceğiz.. Boş gerisi.. BOŞ.. Aman Allah'ım ne okudum ben yine böyle. Vicdan dedim yine, insanı kemiren yiyip bitiren vicdan.. Sonra kendini doğurduğunun sahibi sanan sadece yol gösterici olduklarını kabul etmeyen ebeveynlerin, hükmetmeye çalıştıkları hayatları daha başlamadan bitirişlerine kahrettim. Hayatın gerçeklerini küfrettim. Görmezden duymazdan geldiklerimize isyan ettim. Döndüm sahip olduklarıma şükrettim. Geçtim aynanın karşısına iyi bir insan olmaya çabaladığım için kendime teşekkür ettim. Her kitabında ciğerimi dağla, yüreğimi sızım sızım sızlat, böl beni parçalara ayır, yerden yere vur dağıt.. Eyyy Ayfer Tunç ! Sen bana ne yaparsan yap, ben sen fatura bile yazsan okuyacağım...
Dünya Ağrısı
8.4/10 · 2.299 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
448 syf.
·
18 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura Ayfer Tunç'tan; Dünya Ağrısı, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Evvelotel-Saklı, Ömür Diyorlar Buna, Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Kırmızı Azap, Suzan Defter ve Memleket Hikâyeleri’nden sonra okuduğum 13. kitap... Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura; Umut’un anlatıcı olduğu Yazı, Sanem’in anlatıcı olduğu Tura ve her ikisinin de anlatıcı olduğu Her Şey Çok Çabuk Kayboluyor adlı üç bölümden ve 447 sayfadan oluşuyor. Yazı bölümü 1-23 arasındaki tek sayıları, tura bölümü ise 2-24 arasındaki çift sayıları içeriyor. Umut’un anlatıcı olduğu sayfalarda olaylar yüzeysel anlatılırken Sanem’in anlatıcı olduğu bölümlerde olaylar bütün detaylarıyla veriliyor. Ayfer Tunç; bir tarafta annesi bir gen hastalığı yüzünden ölen ve o geni annesinden genetik miras yoluyla alan Umut’un; diğer taraftan ise ailedeki herkes tarafından özellikle de annesi ve ablası tarafından sömürülen Sanem’in acı dolu hikâyesini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Umut, abisi tarafından tedavi için -doktor arkadaşı Stefan’ın yanına- Amerika’ya gönderiliyor. Bu sırada bir restoranda Sanem ile tanışıyor. Aralarındaki iletişim aşk ile arkadaşlık arasında gidip geliyor. Ne tedavi süreci ne de Sanem’le olan iletişimi Umut’u Amerika’da tutmaya yetiyor. Bir aşamadan sonra tedaviyi bırakarak İstanbul’a dönen Umut, Sanem aramadan az önce bileklerini kesiyor ve onunla konuşurken hayata gözlerini yumuyor. Ayfer Tunç’un bugüne kadar okuduğum en iyi romanı diyebilirim. Yazar, sadece iyi bir yazar değil aynı zamanda iyi bir araştırmacı. İnşaatta kum nasıl elenir, harç nasıl karılır bir bir anlatmış. Sanki harçlı bardaktan çay içermiş gibi... Kitapta altını çizdiğim bazı ifadeler; “Galiba aşkın bende bir karşılığı yok” (s. 27). “Aşk ne kadar şiddetliyse o kadar uzun bir gelecek hayali kurarsın” (s. 82). “Çünkü âşıklar delidir ve deliler acı çeker” (s. 202). “Kelimelerin iyi geldiği, yarım kalmış insanlarız biz” (s. 301). “Saçlar ayrılığa dayanamaz” (s. 381). “Arada geçmişi, geleceği, her şeyi içine alacak kadar büyük bir aşk olmadıkça ilişkiler yara bandı olmaktan öteye gitmiyor” (s. 386). Okuyun, asla pişman olmazsınız.
Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura
Okuyacaklarıma Ekle
88 syf.
Yine ve yeniden aşkı gömdüğümüz bir incelemeden merhabalar
Aşk mı yanılgı mı? Yoksa aşkın kendisi mi bir yanılgı? Aşk bir hastalıktır cemiyet-i 1K, hem de sinsi bir hastalık. Öyle ki, hastalığa yakalandığını anlarsın ama iyileşmek istemezsin, hasta olmak hoşuna gider ve bu hastalık bir gün mutlaka sona erer. Asıl ağrıyı ise hastalık sona erince çekmeye başlarsın ama bazılarımız öyle bir mazoşisttir ki o acıyı çekmekten de hoşlanır. Aşık insanın bütün duyuları farklı bir sistemde çalışmaya başlar. Gördüğünü duyduğunu kendi istediği gibi yorumlar. Bazen gerçeklerin farkına varır ama inatla varmamış gibi yapar. Aşk bir kandırmacadır. Başkasının değil ama, bizzat kişinin kendini kandırmasıdır. Sevilenin hiç mi hiç suçu yoktur bu aldatmacada. Ne yaparsa seven yapar kendine. Aziz Bey aşk hastalığına yakalanıp yanlış kararlar vermiş sonra da bu kararların ceremesini çekmiş, dik başlı, inatçı, dediğim dedik bir adam. Bir kıza aşık olup, peşinden dilini yolunu bilmediği bir memlekete gidecek kadar fedakar ama aşkının tek taraflı olduğunu anlayamayacak kadar da aklı havada. Aşık olduğu kadın yani Maryam aşık olmayıp bir erkeğin kendisine duyduğu aşktan haz alan, onu peşinden başka memlekete sürükleyecek kudrette olmanın gururunu yaşayan bir kadın. Aşk acısı çekenler varsa aranızda mutlaka kurmuştur şu cümleyi, “Eğer bir gün biri beni bu kadar severse, ben asla ona böyle aşk acısı yaşatmayacağım.” Ve bu cümleyi kuranlar bir gün mutlaka aynı acıları başkasına da yaşatırlar. Aşık olunan insan acımasız olur, büyük bir gücü ele geçirmişliğin gururu vardır üzerinde. Sadisttir aşık olunan. Tehlikelidir. Uzak durulması gerekir. Kimseye bu kontrolsüz gücü vermemelidir. Aziz Bey bu gücü Maryam’a, Vuslat da Aziz Beye vermiş ve bedelini çok ağır ödemiştir. Bir de bu kırılmayan döngü meselesi vardır. Anne babalarıyla sorun yaşayanlar nedense ilerde anne babası gibi olur, onların hayatını yaşarlar. Ve aynı sorunu kendi evlatlarına da yaşatırlar. Bu zincir nesillerce uç uca eklenerek devam eder. Ta ki halkalardan biri bu döngüyü kırana dek. Aziz Bey kıramayan, şikayet edip yine de zincire hizmet edenlerdendir. Bu hikaye hüzünlü bir hikayedir. Ayfer Tunç’un kalemiyle yeni tanıştım ve de çok sevdim. Edebi dil ve kurgu muazzamdı. Mutlaka yeni bir kitabını okumak isterim. Çok başarılı çağdaş Türk yazarlarımız olduğunun farkındayım fakat nedense daha çok klasik okumalar yapıyorum. İhsan Oktay Anar da yeni tanıştığım ve çok sevdiğim çağdaş ve de en önemlisi Türk yazarlardandır. Siz de en başarılı bulduğunuz çağdaş Türk yazarlarının kimler olduğunu söyleyebilir ve bana öneride bulunabilirsiniz. Bir dahaki incelemede görüşmek üzere, kanalıma abone olmayı unutmayın, hoşçakalın. İncelemeye dair; #131077719
Aziz Bey Hadisesi
8.5/10 · 5,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
504 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Osman. Ayfer Tunç'tan Dünya Ağrısı, Kapak Kızı ve Yeşil Peri Gecesi'nden sonra okuduğum dördüncü kitap. Osman, bir üçlemenin (Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman) üçüncü/son kitabıdır. Osman için başlı başına bir "düşüş romanı" diyebilirim. Kitabın arka kapağında da yazıldığı üzere; "her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan, gün gün, adım adım hem servetini hem kendini tüketen bir adamın hikâyesi" konusu ve günümüzün son 30-40 yılına (müzik zevkine, mimarisine, insan ilişkilerine) yer vermesi sebebiyle oldukça ilgi çekici... Ayfer Tunç, bu romanda nehir söyleşi ve bir sahaftan bulunan defterlerden hareketle üst kurmaca şeklinde sağlam bir kurguyla 504 sayfada okurun karşısına çıkıyor. Osman adındaki müzisyen olma hayali olan bir mühendisin hayatını; yaşadığı aşklar, evliliği, çevresindeki insanlardan hareketle gözler önüne seren yazar, serinin diğer iki kitabına da -sık sık- göndermelerde bulunuyor. Seride bulunan 3 kitap toplam 1237 sayfa. Bu kadar sayfada tutarsızlık olmadan ilerlemek çok zor olmasına rağmen yazar bu konuda çok başarılı. . Ayfer Tunç’un yukarıda bahsi geçen kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da çok sayıda satırın altını çizmek mümkün: “İnsan babası ölünce yetişkin oluyor" (s. 180). "Bu toprakların bitmek tükenmek bilmeyen kadın meselesi. Kadını sindirmek, her durumda kadını suçlu çıkarmak milli sporumuz bizim. Her ne olursa olsun kadın sebep olmuştur anlayışı" (s. 287). "... unutmak harika bir armağan" (s. 298)... "Aşkların en güzeli başlamadan bitenidir, çünkü her aşk bitmeye mahkûmdur. Başlamadan biten bir aşkta da hayal kırıklığı, terk etme ya da yıkılış olmaz" (s. 300). "Hayat bir kaybetme hikâyesidir" (s. 300). "İnsan dediğin şey külliyen inkâr zaten" (s. 313). "Ölünün arkasında bıraktığı eşya ne garip şey" (s. 487). "... anlatmak yeniden yaşamak demek" (s. 504). Seri şeklinde okumanızı tavsiye ederim. Pişman olmazsınız.
Osman
8.7/10 · 2.111 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.