Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.145
Gösterim
Adı:
Aziz Bey Hadisesi
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
172
ISBN:
9789750721762
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
"Güneşten ağır ağır gölgeye geçilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç'in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış."

Daha önce Taş-Kâğıt-Makas ve Evvelotel adlı öykü kitaplarını da yayımladığımız Ayfer Tunç'u geniş okur kitlelerine tanıtan ve çağdaş Türk öykücülüğünün bir klasiği olmaya aday kitabı Aziz Bey Hadisesi'nin yeni basımını sunuyoruz. Öykünün kahramanı Aziz Bey, Tunç'un, insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üstüne yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey'in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.
(Arka Kapak)
Ayfer Tunç'un kitabı çok güzel yazılmış, sade, açık, iyi bir edebiyat eseri. Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında Aziz Bey için edebiyatımızın en ustalıkla çizilmiş karakterlerinden birisi oldu deniyor, gerçekten de ilginç bir insan; ilginçliği, sıradışı birşey olmamasında, sıradanlığı, olağanlığı içerisinde hepimiz gibi hatalarla, yanlış seçimlerle, aldanmalarla, içinin ümitle dolu olması; böyle geçmiş bir hayatın kısacık romanı Aziz Bey Hadisesi. Kitabın kapağında Aziz Bey'i pas rengi bir filtre kullanılmış fotoğrafta, elinde tamburu, taş kemerli ve kapılı, pencereli uzun bir yolda ucunda sis olan bir yere doğru yürürken görüyoruz, zaten romanın başlangıç cümlesinde bu sisin neresi olduğunu öğreniyoruz: Heba'da Ziya'nın ve nihayetinde Kenan'ın gördüğü ve diğerlerine muamma olan karaltının ta kendisi bu! Aziz Bey'in hayatı baştan sona bu sise yapılan yolculuktan ibaret, ve ne acı ki Heba'yı okuduktan sonra tarumar olan kafam, bu kitapla, artık dünden kalan gözyaşları, bilemem ama yoruldum ağlamaktan, artık yeter, dedim, çünkü bu kadar ümitsizlik ve bu ümitsizliğin aslında hayat olması, elden gelecek birşey olmaması, yapabileceğimiz hiç birşeyin olmaması, edebiyat ne denli güzel olursa olsun dağlara baktığımızda şu anda görmesek de eninde sonunda göreceğimiz o karaltı veya yolun sonundaki sise gözlerimiz şu an temas etmese de bir gün aşina olacağımız bunca kesinken, nasıl olup da bütün bunları bile bile ümit ederek var olabiliyoruz? Ziya'ya, Kenan'a, acımasızların sapanlarıyla vurulup düşen bütün kuşlara can acısı geçmemişken Aziz Bey'inki artık yeter, dedirtiyor bana. Öleceğiz evet, bedenimiz yıpranıyor, yalnız kalacağız, ve o karaltıyı biz de göreceğiz, o sise biz de yürüyeceğiz, belki çoktan elimize tenimize değiyor o sis, belki çoktan o karaltıyı seçmeye başladı gözlerimiz... Ziya'nın nihayetinden farklı değil Aziz Beyin sonu da, bütün bunların amacı ne o zaman, onca acının, onca inadın, o kadar gayretle yaşamaya çalışmanın; yoksa Vuslat gibi, pencerelerden uzaklara, başka apartmanlarda başka evlerde başka hayatlara özlem duyarak ve yine teselli niyetine o hayâllere sığınarak mı yaşamak gerek ? Bana öleceğimizi hatırlatıyor bu kitapların hepsi. Öleceğim evet, o yolu ben de yürüyorum hepimiz gibi, ailem olmadığı için mi; bir çocuğum, bir eşim olmadığı için mi kendimi daha kötü hissediyorum, o taş duvarların yanından yürürmüş gibi, sepya rengine bulanmış bir fotoğrafa bakıp birisi de benim hikâyemi okuyor gibi? Ziya'nın dağa gittiğinde karşılaştığı evdeki kapıyı çalması gibi, hikâyemi yazana kavuşup sarılma ânına dek, debelenip duracak mıyım ben de? Kaç gündür hastayım ve hiç de umut dolu hissetmiyorum kendimi. Edebiyat hayattır, demek istemiyorum. Edebiyatla iyileşiyoruz, ne güzel de demek istemiyorum. İyi ki edebiyat var, diyemiyorum şimdi. Bana Ziya da, Kenan da, Aziz Bey de çok gerçek geliyor, ve başımdan savamıyorum hiç birini. Aziz Bey'in dağılmışlığındaki arabeskliğin yanında Ziya'nın heba edilmiş hayatı, hayatları hepsinin, ve heba edilmenin hepimizin kaderi olması ve işte bunu hayat denmesi, ve bunu yazınca karşımıza gerçek edebiyatın çıkması ve nice umut, ümitle dolu satıra rağmen inadına bizi dağdaki o karaltıya baktıran kalemin ya da o sisin saçak saçak aktığı yolu yürüdüğümüzün hatırlatıldığı eserlerin en çok içimizi kemirmesi, ve sonra dehşetle Amok Koşucusu, dehşetle Joyce'un Ölüler'i ve her yere, bütün ölülerin ve yaşayanların üzerine kar yağarken mezarının üzeri karla örtülmüş Michael Furey, Mangaratiba'nın altında vücudu paramparça olmuş Portuga, bütün sahte pırıltılara rağmen inatla ve umutla aşka inanmış olan Gatsby, cesedi usul usul denizin derinlerine inen Gusev'im, nasıl da acımasızca unutulan narin ve güzel Hakkı Celis, ve okyanusta hayata kimsesiz bakan Martin Eden, rüya olup giden Celâl ve daha nicesi, nicesi hep aynı yeri işaret ediyorlar...usul usul ağlamaktan ve sona erene dek ömür o yolu yürümekten, ve ümit etmekten, sis ellerimize yüzümüze değene dek, saçlarımızdan akıp bütün gövdemizi örtene dek yürümekten başka çaremiz yok. Dağdaki evde o kapıyı açan gibi, o sisin sonunda da bir aşina yüzün kapıyı açmasını dilemekten, bunun umuduyla beklemekten, yaşamaktan başka ne yapabiliriz ki?

O âna dek, o halde, okumaya devam...
Ruhları ölü insanların arkasından konuşmayı sevmiyorum . Hele de bu insan tıpkı tek doğru benim doğrularım diyerek tüm dünyaya kulaklarını tıkayan, doğrularına inancı sayesinde Beyrut'a kadar ( kadını çok takdir ettim) hayatı boyunca tek aşık olduğu Maryam'ın peşinden giden, bu kadar egonun kendisine hiç bir yarar sağlamadığının ilk tekmesini Beyrut'ta yiyerek , gitmeden çarptığı kapının ardında annesinin vefatına sebep olan ve döndüğünde çarptığı kapının eşiğinden bir adım bile içeriye giremeyen (babası da iyi cezalandırıyor neme lazım) , kendisininden başkasını sevmeyen, birlikte olduğu kadınlara değer vermeyen, dedesinden kalan tamburu çalması ile bir dönem geçici şöhreti yakalayan , zavallı Vuslat ile evlenmeye karar verdiğinde tam işte adam olmaya vicdan yapmaya karar verdi dediğim zamanlarda bile asıl isteğinin kendi rahatı olduğunu yaptığı evlilikte karısını nasıl yok sayarak benim nefretimi bir kez daha kazanan ama karısının vefatı ile küstahlığına karşı hayatın ikinci tekmesini yediğine sevindiğim Aziz Bey gibi ise ... Ne uslanmaz ne saçma sapan bir özgüven kahramanı. Cenabı Hak, adama sanki hoşgörüyü, merhameti, saygıyı yasak etmiş..
Aziz Bey'in yaşadıklarına üzüldüm üzülmesine de yaşadıklarına bakışı tavrı eden bulur sözünün fakir edebiyatı olmadığını ispat ettirdi.
Aziz Bey'i okurken kızar mısınız, acır mısınız? Yardım ederdim ya da bir tekme de ben atardım mı dersiniz bilemiyorum ama; sadece yaşananlar ile alakalı değil bu kitap. İstanbul var, sanat dünyasının değişimi, Türk Musikisinin içli nağmeleri ve şöhretin sarhoşluğu ile boşluğu yalan ilişkilerin yalancı dostları var.
Okuduğunuza pişman olmayacaksınız...

Benzer kitaplar

sevgili inceleme okurları merhabalar..
Bu incelemeyi ikinci kez yazıyorum kusuruma bakmayın.. yani ilkini beğenenler şaşırmasın çünkü bir arkadaşımızın imla hatasını düzelt uyarısına uyup incelemeyi düzeltirken kaydet yerine yanlışlıkla kaldır tuşunu tuşladığım için inceleme resmen sabotaja kurban gitti.. bir "t" harfinin azizliğine uğradım :) hadise budur :)
Neyse..Velhasıl hüzünlü bir inceleme yazmıştım Aziz Bey için ama nasip değilmiş rahmetliye napayım.. Şimdi rahmetli dedim diye oooo spoi demeyin çünkü zaten ilk sayfada bunu öğreniyorsunuz.. hadise neymiş diye 88 sayfayı Ayfer Tunç un o muazzam tasvir tespit ve betimlemeleriyle bir çırpıda okuyuveriyorsunuz..
Kim bu aziz bey derseniz de ilk incelememde az buçuk hüzünle bahsetmiştim ama şu azizliğe uğrama olayından sonra ne diyim bilmem ki uğursuz mendebur adamın biriymiş mi desem, kadir kıymet bilmez kibirli hovardanın biriymiş ettiğini buldu mu desem :) bilemedim :)
Takdir sizin...
ama yine de buruk kırık be yahu..
Kulaklarda tambur sesi...Maryam la olan diyaloglara vs çok üzüleceksiniz..
Ben de bu hadise son demeyip Ayfer Tunç un bi kaç kitabını daha alıp okuyacağım tabi :)
Aziz Bey Hadisesi’ni bir çırpıda okudum. Kitap kendini okuttu demek daha doğru galiba. Sayfaların yarısı kitaba ismini veren öyküye ayrılmış. Daha ilk giriş cümlesiyle insanı içine alıyor. Hem ilk öyküde hem Mikail’in Kalbi Durdu öyküsünde, öykü girişinde kahramanın akıbeti okura içinde sıkı bir merak bırakacak şekilde ilan ediliyor. Sonra geri dönüşlerle anlatılıyor. Çok güzel tasvirler, harika benzetmeler var. Kahramanların ruh hallerini, o an içinde bulundukları fiziksel şartları çok güzel veriyor. Adeta içinizde aynı duyguları hissediyorsunuz.
İlk öykünün başlangıç mekânı ve öyküye hakim olan psikolojiyi kotardığı yer Eski Yarımada’dan bir semt, Samatya. Maryam’la başlayan ve asla içinden söküp atamadığı bir aşk ve onun şekillendirdiği ömrü anlatılıyor, yaylı tamburcu Aziz Bey’in.
Öykünün geçtiği zaman net olarak belirtilmemiş, ancak öyküdeki olaylardan, anlatılan mekanlardan v.s 1970 öncesi olduğunu düşündüm.
Tüm kitaba sinmiş sevgisizlik, yalnızlık ve bir güvensizlik ruh hali sarıyor okuru.
Oldukça zengin bir dili var. Uzun cümlelerden korkmuyor ve kullanmada da hayli başarılı.
Ayfer Tunç'un okuduğum ikinci kitabı oldu ki iki kitabında ortak noktası daha önce yayınlanmış öykü kitaplarının içinden çıkarılarak bağımsız olarak tek başlarına yayınlanmaları... Aziz Bey Hadisesi novella gibi bir şey olsa gerek.
Son derece etkileyici, derinlemesine işleyen başarılı bir çalışma. Çalışma demek doğru değil belki de, gerçek demeli, çalışılmamış gerçek bir olay direk okuyucuya aktarılmış demeli... Bu kadar kısa bir kitabın bu kadar yoğunluğu, etkisi, ince ince dokunmuş karakterin aktarımı... Sadık Hidayet'in Kör Baykuşunda hissettiğim etkiyi hissettim dersem abartılımı olur mu bilmiyorum ama abartılacaksa da herhangi bir eser, bu da onlardan biridir. ..
Kurgu çok başarılıydı, başlangıç ve bitiş... Bir karakter "Aziz Bey" vardır benim dünyamda artık, bu adam yaşadı ve öldü... Diğer insanlar gibi, artık karakter değil, geçmişini bildiğim bir insan...
6 öykülü bir kitaptan çıkartılıp tek başına kitap olarak basılması, sebebi ne olursa olsun ne kadar doğru bir karar ise, Aziz Bey'in hayatı tek başına bir kitap olmayı da o kadar hakketmiştir.
Kitabın başında Aziz Bey bir oda da yalnız başına, hırpalanmış bir şekilde betimleniyor. Geçmiş zamana giderek bu hale nasıl geldiği, neler yaşadığı, çocukluktan başlayarak anlatılmakta. Unutamadığı ilk aşkı Maryam, Maryam için ülkesini terk etmesi, bir şekilde geri dönerek hayatını kazandığı tambur ile geçimini sağlamaya devam ettiği ve evliliği anlatılırken her sayfada damla damla, nefes nefes hüzünlü cümleler emin olun canınızı acıtacak, boğazlar düğüm olacak. Yalnızlık, pişmanlık her sayfada sizi takip edecek. Kendinizi bulduğunuz sayfalarda hafiften gülümseyecek, kitabın sonunda da garip duygular bir süre yakanızı bırakmayacak. İlginçtir ki, eğer bir karakter çocuklukta "baba" ile bir sorun yaşar ise tüm hayatı adım adım mahvolmakta. Ayfer hanımın dili muhteşem, tadına doyulmuyor. Kitaba bağlanıyorsunuz. Ah o bazı paragraflar yok mu, şöyle bir silkeledi beni. 88 sayfalık kısa bir kitap. Bir oturuşta okunur ama acıtır. Ayfer hanımın kitaplarını alın okuyun efendiler. Yüreğine sağlık.
Bugün, hastanede sıramın gelmesini beklerken bitirdim kitabı. Yolda geçen süredeki okumalarımı hariç tutuyorum. Aziz Bey burnundan kıl aldırmayan, hiçbir dayanağı olmadığı halde varmış gibi davranan insan tipi.. Sinir bozucu, gerçekten sinir bozucu olanından. Hiç dua etmemiş hiç Allah'ım şu işimi rast getir dememiş biri. Annesinin üzüldüğünü bile bile babasıyla kavga etmekten çekinmemiş ve sonunda ona benzeyip karısını da annesine benzetip sonunda Zeki'den hayatın sillesini yemiş-aslında yemiş diyemeyiz adama bir sille atıp bu dünyadan öyle göçmüş-bir insan. Ayfer Tunç bu adamı ete kemiğe büründürdü ve trende de hastanede de ortalıkta dolaşmasını tahayyül etmemi sağladı.
Ayfer Tunç'un "Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek" adlı kitabı küçüklüğümden beri kütüphanede ismiyle dikkatimi çekiyordu. Ne zaman ki kitap ilgimi çeker oldu; fark ettim ki kütüphanede yok. Birine ödünç verilmiş ve geri gelmemiş olsa gerek...

Yazarın kitaplarına göz atarken "Aziz Bey Hadisesi" yine ismiyle dikkatimi çekti. Neydi bu beyin meselesi merak ettim. Kitabı da okuma listemde merakımdan ötürü öne aldım. Ayfer Tunç ile tanışmamı da gerçekleştirmiş oldum.

Yazarın dili sade ve akıcı. Aziz beyin karakter tahlilini oldukça beğendim. Çoğunlukla kızsam da yer yer üzüldüm. Karakterin davranışlarına karşılık üzülme duygusunu içimde kıpraştırmış olması, benim için yazarın başarısı diyebilirim. Aziz beyin hikâyesinin arka planında ise zaman geçtikçe değişen dünya var. Değişen alışkanlıklar, Türk musikisindeki değişimler de işlenen konulardan.

Kitabı beğendim ve açıkçası daha fazla yazacak bir şey bulamıyorum; kısacık bir inceleme olsun aynı kitabımız gibi. Ayfer Tunç'u okumaya devam etmek isterim; bu kitabını da okumanızı öneririm. Herkese keyifli okumalar.
BİR HİKÂYEDEN ÇOK DAHA FAZLASI. YALNIZLIK, PİŞMANLIK, SEVGİSİZLİK, DEĞERSİZLİK...

#spoiler içerir.

Tanışmakta geç kalınan ete kemiğe bürünmüş hayatın tâ kendisi olan Aziz Bey Hadisesi.

"Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekilerden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası" (Sayfa 69) Artık o beğenmediği babası olan Aziz Bey'in hikayesi.

Hikâyenin sonu kitabın başında veriliyor ve geri dönüşle(diğer hikayerde de kullanılıyor)
yapayalnız kalmaktan korkan bu uğurda bir aşkı ve kendisini seveni feda eden, hiçe sayan,
kaderin sillesini sürekli yiyen, aşkı uğruna da ailesini hiçe sayan,
hayatı kendisine ve çevresindekilere zindan eden,
aksi, gururlu ve boşa geçen bir hayatın iç burkan, hüzünlü(beni 3-4 yerde duygulandıran) Aziz Bey'in kısa hayatının uzun hikayesi anlatılıyor.

Sade bir dil, yoğun duygu içeren, etkileyici, akıcı bir anlatım içeriyor.

Sadece 94 sayfa ama bir arkadaşın da dediği gibi "bir oturuşta okunur ama acıtır."

Aziz Bey Hadisesi dışında 5 hikaye daha var ve onların kısaca incelemesi

"Kadın Hikayeleri Yüzünden" de hikaye "Ya ölecektim, ya eski yaralarımdan doğacaktım yeniden" (Sayfa:95) diye başlıyor ama isimsiz başkahraman ölmüyor ama eşinin de onunla birlikte yaralar almasına ve onun intihar etmesine neden oluyor. Kendini olduğu gibi kabullenemeyen, başkalarının yaşamlarına özenen karaktersiz bir adamın hikayesi.

"Soğuk Geçen Bir Kış" çok seven adam Semavi Bey'in hadsiz sevgisi sonucu eşinin hayatına mâl olmasının hikayesi anlatılıyor.

"Kar Yolcusu" nda Eşberin yalnızlıkla imtihanı sırasında Fidan'la hayatının kesişmesi ve onu kaybetmemek uğruna kendi yaşamından olması anlatılıyor.

"Mikail'in Kalbi Durdu" Semra'ya aşık olan bir adam Mikail ve Semra'nın da aşık olduğu bir başka adam. Tek taraflı duyulan aşklar ve mahvolan hayatların hikayesi anlatılıyor.

Ve son olarak "Kırmızı Azap" da hikâye kahramanları konuşturularak anlatılan ilginç anlatım tarzındaki sığ bir mahvolan hayatların anlatıldığı bir öykü.

Vurdumduymaz, eşlerini önemsemeyen yalnız adamalar ve hep bir loş ışık, gölge gibi silik kalan kadınlardan oluşan iç burkan, hüzünlü hikâyeler.

Geç olsada tanıştığıma memnunum. Ayfer Tunç ile yola devam...

Haa! şunu da söyleyeyim: Aziz Bey hikâyesi 10 üzerinden 10 aldı ama diğer hikâyeler yüzeysel kaldığından 9 verdim.
Ve ben 2. Ayfer Tunç kitabımla birlikte yeni bir yazarı da okunacaklar ve ihmal edilmeyecekler haneme eklemiş oldum.

Hikayemiz Aziz bey in ölümü ile başlıyor ve, ölümüne götüren sebepleri de kapsayan hayat hikayesi ile devam ediyor.

Hayatı boyunca belki de babasında kınadığı her şeyi kendisi de yaptı, hayat ona çok ders vermek istedi ama o mağrur ve dik başlı adam, ölene kadar hayatla inatlaşmaya devam etti.
Dik başlı bu Aziz Bey’in karakterini pek fazla sevmesem de zaman zaman çok üzüldüm yaptıklarına ve yapılanlara.

Türk melodramı diyeceğimiz bu kitap, okutmuyor olayları size de yaşatıyor gibi. Sanki benimle aynı mahallede olan eski İstanbullu bir Bey’in başından geçenleri okumadım da, ara ara tanık olup, ara ara da oradan buradan anlatılanlar ile yaşamış oldum.

Ben genelde özet değil de inceleme gibi üstünkörü anlatmayı seviyorum o nedenle fazla anlatacak bir şey bulamadım. Ama ama, bu kitabı çok beğendim. Ayfer Tunç kalemi çok güçlü bir yazar bence, okunmalı ve okutulmalı diye düşünüyorum. Adeta kelimelere hayat veriyor, psikolojik değerlendirmeleri çok başarılı, okurken haz alıyorsunuz.

Ayfer Tunç, Oya Baydar, Şebnem İşigüzel, Seray Şahiner, Nermin Yıldırım ve Şule Gürbüz… Bu yazarları bence okuyun, mutlaka tanışın derim.
Aziz Bey'in ince ve sızılı bir ah çektirecek pişmanlıklarla ve yanılgılarla dolu hadisesi, hikayesi. Maryam tarafından sevildiğini sanmak yanılgısı, çok geç fark edilmiş Vuslat pişmanlığı ve babasından nefret ederken dönüştüğü babası ve terkettiği gün ölen annesinin yarası. Büyük bir tutkuyla çaldığı tamburisi de iyileştirmedi hiçbir şeyi. Yorgun, kırgın, pişman bitti hadise. 'Ver kolumu...'diye inleyen o seste bulmak Aziz Beyi ve bütün o paramparça ruhu hissetmek susturdu kelimeleri.
Ayfer Tunç okumaya yeni başladım sayılır. Bir kaç öyküsü ve bir kitabını saymazsak tabii. Öncelikle Ayfer Tunç, müthiş bir hikaye anlatıcısı. Storyteller olmak bence sonradan kazanılabilecek bir durum değil, dağarcığın kuvvetli olması kelimelerle oynamak durumundan çok daha farklı bir durum var ortada. Basit, sıradan bir hikayeyi, Kürk Mantolu Madonna tadında, çıkmazlarıyla, duygu hezeyanlarıyla anlatabiliyor. Her hikayede de biraz burukluk var. Çok beğendiğim bu kitaptaki öyküleri. Yıllar sonra sorduklarında hepsini tek tek anlatabilirim. Bu kadar kısa öykülerle akılda kalmayı başarıyorsa bir hikaye, başarılır.
Öykülere göz atarsak.
Aziz Bey Hadisesi - En uzun hikaye, Kırmızı Pazartesi tadında, Aziz Bey'in başına o gece ne geldi? Niye böyle oldu?
Kadın Hikayeleri Yüzünden - Psikolojik açıdan en beğendiğim öykü. Sevgisizliği sevmek.
Soğuk Geçen Bir Kış - İlginçti. Sevmekten beter etmek temalı öykü.
Kar Yolcusu - Klostrofobik aşk öyküsü. (Kadın karakter derinliği yoktu)
Mikail'in Kalbi Durdu - Vicdani aşk öyküsü
Kırmızı Azap - Bir kitabına isim öncülüğü edecek olan öykü.
Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.
Ayfer Tunç
Sayfa 21 - Can Yayınları
"Beni hiç bırakmayacak mısın?” dedi karısı. “Bir gün bile, bir saat bile?”
Bu soruyu gülünç buldu Semavi Bey. Uzun uzun güldükten sonra, “Hiç,” dedi “bir saniye bile.”
Birbirlerini tüketerek besleyen, böylece var olanların yaşadığı nokta kadar bir toprak parçası üzerinde kısa sayılabilecek ömrü hızlıca tükendi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aziz Bey Hadisesi
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
172
ISBN:
9789750721762
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
"Güneşten ağır ağır gölgeye geçilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç'in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış."

Daha önce Taş-Kâğıt-Makas ve Evvelotel adlı öykü kitaplarını da yayımladığımız Ayfer Tunç'u geniş okur kitlelerine tanıtan ve çağdaş Türk öykücülüğünün bir klasiği olmaya aday kitabı Aziz Bey Hadisesi'nin yeni basımını sunuyoruz. Öykünün kahramanı Aziz Bey, Tunç'un, insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üstüne yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey'in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 187 okur

  • BilgeSevgi
  • Özlem D
  • Melike
  • Gamze yalçın
  • Yasin Gültekin
  • Arabella
  • İpek Tunç
  • Alper Erdogan
  • Aslı sukan
  • Derin Deniz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%11.8
25-34 Yaş
%38.2
35-44 Yaş
%31.4
45-54 Yaş
%10.8
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.8
Erkek
%28.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.1 (25)
9
%31.4 (27)
8
%25.6 (22)
7
%9.3 (8)
6
%3.5 (3)
5
%1.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0