Aziz Bey Hadisesi

8,8/10  (38 Oy) · 
86 okunma  · 
28 beğeni  · 
1.155 gösterim
"Güneşten ağır ağır gölgeye geçilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç'in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış."

Daha önce Taş-Kâğıt-Makas ve Evvelotel adlı öykü kitaplarını da yayımladığımız Ayfer Tunç'u geniş okur kitlelerine tanıtan ve çağdaş Türk öykücülüğünün bir klasiği olmaya aday kitabı Aziz Bey Hadisesi'nin yeni basımını sunuyoruz. Öykünün kahramanı Aziz Bey, Tunç'un, insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üstüne yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey'in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2014
  • Sayfa Sayısı:
    172
  • ISBN:
    9789750721762
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
11 Mar 15:31 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Ayfer Tunç'un kitabı çok güzel yazılmış, sade, açık, iyi bir edebiyat eseri. Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında Aziz Bey için edebiyatımızın en ustalıkla çizilmiş karakterlerinden birisi oldu deniyor, gerçekten de ilginç bir insan; ilginçliği, sıradışı birşey olmamasında, sıradanlığı, olağanlığı içerisinde hepimiz gibi hatalarla, yanlış seçimlerle, aldanmalarla, içinin ümitle dolu olması; böyle geçmiş bir hayatın kısacık romanı Aziz Bey Hadisesi. Kitabın kapağında Aziz Bey'i pas rengi bir filtre kullanılmış fotoğrafta, elinde tamburu, taş kemerli ve kapılı, pencereli uzun bir yolda ucunda sis olan bir yere doğru yürürken görüyoruz, zaten romanın başlangıç cümlesinde bu sisin neresi olduğunu öğreniyoruz: Heba'da Ziya'nın ve nihayetinde Kenan'ın gördüğü ve diğerlerine muamma olan karaltının ta kendisi bu! Aziz Bey'in hayatı baştan sona bu sise yapılan yolculuktan ibaret, ve ne acı ki Heba'yı okuduktan sonra tarumar olan kafam, bu kitapla, artık dünden kalan gözyaşları, bilemem ama yoruldum ağlamaktan, artık yeter, dedim, çünkü bu kadar ümitsizlik ve bu ümitsizliğin aslında hayat olması, elden gelecek birşey olmaması, yapabileceğimiz hiç birşeyin olmaması, edebiyat ne denli güzel olursa olsun dağlara baktığımızda şu anda görmesek de eninde sonunda göreceğimiz o karaltı veya yolun sonundaki sise gözlerimiz şu an temas etmese de bir gün aşina olacağımız bunca kesinken, nasıl olup da bütün bunları bile bile ümit ederek var olabiliyoruz? Ziya'ya, Kenan'a, acımasızların sapanlarıyla vurulup düşen bütün kuşlara can acısı geçmemişken Aziz Bey'inki artık yeter, dedirtiyor bana. Öleceğiz evet, bedenimiz yıpranıyor, yalnız kalacağız, ve o karaltıyı biz de göreceğiz, o sise biz de yürüyeceğiz, belki çoktan elimize tenimize değiyor o sis, belki çoktan o karaltıyı seçmeye başladı gözlerimiz... Ziya'nın nihayetinden farklı değil Aziz Beyin sonu da, bütün bunların amacı ne o zaman, onca acının, onca inadın, o kadar gayretle yaşamaya çalışmanın; yoksa Vuslat gibi, pencerelerden uzaklara, başka apartmanlarda başka evlerde başka hayatlara özlem duyarak ve yine teselli niyetine o hayâllere sığınarak mı yaşamak gerek ? Bana öleceğimizi hatırlatıyor bu kitapların hepsi. Öleceğim evet, o yolu ben de yürüyorum hepimiz gibi, ailem olmadığı için mi; bir çocuğum, bir eşim olmadığı için mi kendimi daha kötü hissediyorum, o taş duvarların yanından yürürmüş gibi, sepya rengine bulanmış bir fotoğrafa bakıp birisi de benim hikâyemi okuyor gibi? Ziya'nın dağa gittiğinde karşılaştığı evdeki kapıyı çalması gibi, hikâyemi yazana kavuşup sarılma ânına dek, debelenip duracak mıyım ben de? Kaç gündür hastayım ve hiç de umut dolu hissetmiyorum kendimi. Edebiyat hayattır, demek istemiyorum. Edebiyatla iyileşiyoruz, ne güzel de demek istemiyorum. İyi ki edebiyat var, diyemiyorum şimdi. Bana Ziya da, Kenan da, Aziz Bey de çok gerçek geliyor, ve başımdan savamıyorum hiç birini. Aziz Bey'in dağılmışlığındaki arabeskliğin yanında Ziya'nın heba edilmiş hayatı, hayatları hepsinin, ve heba edilmenin hepimizin kaderi olması ve işte bunu hayat denmesi, ve bunu yazınca karşımıza gerçek edebiyatın çıkması ve nice umut, ümitle dolu satıra rağmen inadına bizi dağdaki o karaltıya baktıran kalemin ya da o sisin saçak saçak aktığı yolu yürüdüğümüzün hatırlatıldığı eserlerin en çok içimizi kemirmesi, ve sonra dehşetle Amok Koşucusu, dehşetle Joyce'un Ölüler'i ve her yere, bütün ölülerin ve yaşayanların üzerine kar yağarken mezarının üzeri karla örtülmüş Michael Furey, Mangaratiba'nın altında vücudu paramparça olmuş Portuga, bütün sahte pırıltılara rağmen inatla ve umutla aşka inanmış olan Gatsby, cesedi usul usul denizin derinlerine inen Gusev'im, nasıl da acımasızca unutulan narin ve güzel Hakkı Celis, ve okyanusta hayata kimsesiz bakan Martin Eden, rüya olup giden Celâl ve daha nicesi, nicesi hep aynı yeri işaret ediyorlar...usul usul ağlamaktan ve sona erene dek ömür o yolu yürümekten, ve ümit etmekten, sis ellerimize yüzümüze değene dek, saçlarımızdan akıp bütün gövdemizi örtene dek yürümekten başka çaremiz yok. Dağdaki evde o kapıyı açan gibi, o sisin sonunda da bir aşina yüzün kapıyı açmasını dilemekten, bunun umuduyla beklemekten, yaşamaktan başka ne yapabiliriz ki?

O âna dek, o halde, okumaya devam...

Aziz Bey Hadisesi’ni bir çırpıda okudum. Kitap kendini okuttu demek daha doğru galiba. Sayfaların yarısı kitaba ismini veren öyküye ayrılmış. Daha ilk giriş cümlesiyle insanı içine alıyor. Hem ilk öyküde hem Mikail’in Kalbi Durdu öyküsünde, öykü girişinde kahramanın akıbeti okura içinde sıkı bir merak bırakacak şekilde ilan ediliyor. Sonra geri dönüşlerle anlatılıyor. Çok güzel tasvirler, harika benzetmeler var. Kahramanların ruh hallerini, o an içinde bulundukları fiziksel şartları çok güzel veriyor. Adeta içinizde aynı duyguları hissediyorsunuz.
İlk öykünün başlangıç mekânı ve öyküye hakim olan psikolojiyi kotardığı yer Eski Yarımada’dan bir semt, Samatya. Maryam’la başlayan ve asla içinden söküp atamadığı bir aşk ve onun şekillendirdiği ömrü anlatılıyor, yaylı tamburcu Aziz Bey’in.
Öykünün geçtiği zaman net olarak belirtilmemiş, ancak öyküdeki olaylardan, anlatılan mekanlardan v.s 1970 öncesi olduğunu düşündüm.
Tüm kitaba sinmiş sevgisizlik, yalnızlık ve bir güvensizlik ruh hali sarıyor okuru.
Oldukça zengin bir dili var. Uzun cümlelerden korkmuyor ve kullanmada da hayli başarılı.

Şimal 
 22 Kas 22:16 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

sevgili inceleme okurları merhabalar..
Bu incelemeyi ikinci kez yazıyorum kusuruma bakmayın.. yani ilkini beğenenler şaşırmasın çünkü bir arkadaşımızın imla hatasını düzelt uyarısına uyup incelemeyi düzeltirken kaydet yerine yanlışlıkla kaldır tuşunu tuşladığım için inceleme resmen sabotaja kurban gitti.. bir "t" harfinin azizliğine uğradım :) hadise budur :)
Neyse..Velhasıl hüzünlü bir inceleme yazmıştım Aziz Bey için ama nasip değilmiş rahmetliye napayım.. Şimdi rahmetli dedim diye oooo spoi demeyin çünkü zaten ilk sayfada bunu öğreniyorsunuz.. hadise neymiş diye 88 sayfayı Ayfer Tunç un o muazzam tasvir tespit ve betimlemeleriyle bir çırpıda okuyuveriyorsunuz..
Kim bu aziz bey derseniz de ilk incelememde az buçuk hüzünle bahsetmiştim ama şu azizliğe uğrama olayından sonra ne diyim bilmem ki uğursuz mendebur adamın biriymiş mi desem, kadir kıymet bilmez kibirli hovardanın biriymiş ettiğini buldu mu desem :) bilemedim :)
Takdir sizin...
ama yine de buruk kırık be yahu..
Kulaklarda tambur sesi...Maryam la olan diyaloglara vs çok üzüleceksiniz..
Ben de bu hadise son demeyip Ayfer Tunç un bi kaç kitabını daha alıp okuyacağım tabi :)

Uğur 
26 Oca 23:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabın başında Aziz Bey bir oda da yalnız başına, hırpalanmış bir şekilde betimleniyor. Geçmiş zamana giderek bu hale nasıl geldiği, neler yaşadığı, çocukluktan başlayarak anlatılmakta. Unutamadığı ilk aşkı Maryam, Maryam için ülkesini terk etmesi, bir şekilde geri dönerek hayatını kazandığı tambur ile geçimini sağlamaya devam ettiği ve evliliği anlatılırken her sayfada damla damla, nefes nefes hüzünlü cümleler emin olun canınızı acıtacak, boğazlar düğüm olacak. Yalnızlık, pişmanlık her sayfada sizi takip edecek. Kendinizi bulduğunuz sayfalarda hafiften gülümseyecek, kitabın sonunda da garip duygular bir süre yakanızı bırakmayacak. İlginçtir ki, eğer bir karakter çocuklukta "baba" ile bir sorun yaşar ise tüm hayatı adım adım mahvolmakta. Ayfer hanımın dili muhteşem, tadına doyulmuyor. Kitaba bağlanıyorsunuz. Ah o bazı paragraflar yok mu, şöyle bir silkeledi beni. 88 sayfalık kısa bir kitap. Bir oturuşta okunur ama acıtır. Ayfer hanımın kitaplarını alın okuyun efendiler. Yüreğine sağlık.

Evren Erarslan 
19 Oca 12:10 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Ayfer Tunç okumaya yeni başladım sayılır. Bir kaç öyküsü ve bir kitabını saymazsak tabii. Öncelikle Ayfer Tunç, müthiş bir hikaye anlatıcısı. Storyteller olmak bence sonradan kazanılabilecek bir durum değil, dağarcığın kuvvetli olması kelimelerle oynamak durumundan çok daha farklı bir durum var ortada. Basit, sıradan bir hikayeyi, Kürk Mantolu Madonna tadında, çıkmazlarıyla, duygu hezeyanlarıyla anlatabiliyor. Her hikayede de biraz burukluk var. Çok beğendiğim bu kitaptaki öyküleri. Yıllar sonra sorduklarında hepsini tek tek anlatabilirim. Bu kadar kısa öykülerle akılda kalmayı başarıyorsa bir hikaye, başarılır.
Öykülere göz atarsak.
Aziz Bey Hadisesi - En uzun hikaye, Kırmızı Pazartesi tadında, Aziz Bey'in başına o gece ne geldi? Niye böyle oldu?
Kadın Hikayeleri Yüzünden - Psikolojik açıdan en beğendiğim öykü. Sevgisizliği sevmek.
Soğuk Geçen Bir Kış - İlginçti. Sevmekten beter etmek temalı öykü.
Kar Yolcusu - Klostrofobik aşk öyküsü. (Kadın karakter derinliği yoktu)
Mikail'in Kalbi Durdu - Vicdani aşk öyküsü
Kırmızı Azap - Bir kitabına isim öncülüğü edecek olan öykü.

Edanur Yılmaz 
04 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi

Ayfer Tunç'un okuduğum ilk kitabı.. Kesinlikle keşke çok önceden okumuş olsaydım dediğim bir kitap oldu.. Her cümlesinde Aziz Bey'in hüznünü yüreğimde hissettim. Aziz Bey'in ölümü ile başlayıp daha sonra hayatını ele alması ve ölümünü en başından bilmiş olsam bile onun hüznü yüreğimde taşıyarak okudum. Her sayfasında bir hüzün vardı. Çok kızdığım noktalar oldu.. Neden dediğim sorguladığım birçok kısım oldu.. Ama her şeye rağmen Aziz Bey'in hüznünü taşıyarak devam edeceğim bir hayat elde ettim kitabın bitiminde. Aziz Bey her okurun tanışması gereken bir karakter gerek hüznünü yüklenin gerekse onun hayatından ders çıkarın ama hayatınızda Aziz Bey'e bir yer olsun... Zira o kendi hayatında kendine bir yer edinememiş..

Gamze Toker 
29 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bugün, hastanede sıramın gelmesini beklerken bitirdim kitabı. Yolda geçen süredeki okumalarımı hariç tutuyorum. Aziz Bey burnundan kıl aldırmayan, hiçbir dayanağı olmadığı halde varmış gibi davranan insan tipi.. Sinir bozucu, gerçekten sinir bozucu olanından. Hiç dua etmemiş hiç Allah'ım şu işimi rast getir dememiş biri. Annesinin üzüldüğünü bile bile babasıyla kavga etmekten çekinmemiş ve sonunda ona benzeyip karısını da annesine benzetip sonunda Zeki'den hayatın sillesini yemiş-aslında yemiş diyemeyiz adama bir sille atıp bu dünyadan öyle göçmüş-bir insan. Ayfer Tunç bu adamı ete kemiğe büründürdü ve trende de hastanede de ortalıkta dolaşmasını tahayyül etmemi sağladı.

kevser 
01 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ayfer Tunç kalemini konuşturmuş. 6 öyküden oluşan bu kitabın her hikayesi insanı hüzünlendirmeye yetse de Aziz Bey bir başka. İçimi acıtan, aklımdan çıkaramadığım ve yaptığı hatalara rağmen kendisine kızamadığım bir karakter. İyi bir sona kavuşmasını istediğim bir "amca." Fakat öykünün daha başında ölüm haberi veriliyor bize. Daha sonra ise hayat öyküsünü ve hayata gözlerini nasıl bir hayal kırıklığı içinde kapadığını öğreniyoruz. Aziz Bey benim için mezarına gidip dua etmek istediğim, mezarına çiçek bırakmak istediğim bir karakter oldu. O kadar gerçek ki! Bir yandan kendisini tanıdığıma memnun olurken bir yandan da "Keşke bilmeseydim, mutlu mutlu yaşıyordum ne güzel!" diyorum. Üzdü beni Aziz Bey, çok üzdü!

Kadın Hikayeleri Yüzünden adlı öyküde roman kahramanına hiç ama hiç acımadım. Üstelik kızdım. Aziz Bey'i yaptığı hatalara karşın çok sevmeme ona bir türlü kızamama rağmen bu hikayede adını bilmediğimiz karakterin karısına oynadığı oyunu sünepeliğine verdim ve karısına hazırladığı sona kızdım. Önemsenmek isteyen bir yaralı karakterin önemsemediği bir kadın var burada.

Soğuk Geçen Bir Kış adlı öyküde Semavi Bey ile tanışıyoruz. Semavi Bey, babasının annesini hiç sevmemesi sebebiyle annesiz yaşamaya mecbur bırakılmış, annesi tarafından küçük yaşta terk edilmiş bir insan. Dolayısıyla hayatına giren kadını çok seveceğine yemin ediyor ve bizi acıklı bir sona daha hazırlıyor.

Kar Yolcusu isimli öykü, Eşber'in hikayesi. Eşber ve Fidan.

Mikail'in Kalbi Durdu adlı öykü, Semiramis'e aşık Mikail'in, Semiramis'in aşık olduğu fakat Semiramis'e aşık olmayan adama karşı hissettiklerinin Semiramis'in aşık olduğu adam tarafından anlatıldığı bir öykü.

Son olarak Kırmızı Azap hikayesi bir yazarın yazmaya çalıştığı hikaye kahramanlarından birinin ağzından anlatılıyor. Epey ilginç bir konu. Kitabın en ilginç konusu olmasına rağmen en sığ kalan öyküsü diyebilirim.

Harikulade bir eser Aziz Bey Hadisesi. Dili çok net ve naif Ayfer Tunç'un. Hikayelerin hepsini yarası olan yalnız olan adamlar ve arka planda kalan kadınlar oluşturuyor. Ne adamlar ne kadınlar mutlu olabiliyor.

Okuyunuz.

Çok etkilendiğim bir karakter oldu Aziz Bey. Bir bayana olan büyük sevgisinde Kürk Mantolu Madonna esintileri olsa da, çok daha iyi tasvir edilmiş bir karakterdi. Eşi Vuslat'a karşı, beğenmediği babası gibi bir eş profili çizdiğini fark ettiği an beni çok duygulandırdı. Böylesine vakur ve gururlu bir karakterin sonu da ayrıca çok üzdü. Suzan Defter'den sonra Ayfer Tunç ikide iki benim için.

Hazal 
05 Oca 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Böyle kitapları okudukça edebiyata ; Özellikle Türk Edebiyatına olan aşkım, tutkum daha bir artıyor. Ve daha böyle nicelerinden bir haber olduğumu düşündükçe üzülüyorum. Aziz bey, zaafları, aksilikleri, gururu ve sevgisiyle bizden biri kesinlikle.

2 /

Kitaptan 24 Alıntı

Yasemin 
15 Şub 12:32 · 8/10 puan

Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 21 - Can Yayınları)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 21 - Can Yayınları)

Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 21 - Can Yayınları)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 21 - Can Yayınları)
Madam Tutli Putli 
23 Haz 00:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ne zaman Maryam aklına gelse, Aziz Bey dilinde tatlı bir soğukluk hissederdi. Nane şekeri lezzetinden bir duygu dolaşırdı içinde. Sonra yerini uzun süren bir acılık alırdı. Bu aşkın öncesini, başlamakla başlamamak arasında kararsız, o en lezzetli anlarını, en hülyalı safhasını hatırlamaktan kaçtı. Aslında unutmak istemekte haklıydı. Hatırladıkça hayatının nasıl yatak değiştirdiğini, ağır bir yanılgının altında nasıl edildiğini de hatırlıyordu.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 18 - Can Yayınları)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 18 - Can Yayınları)
seher 
06 Mar 12:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aslolanın aşk değil, bırakılıp gidilenin haline duyulan doymak bilmez bir merak olduğunu görebilirdi.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 23)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 23)
Edanur Yılmaz 
05 Mar 20:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Artık kendini dışarıdaki hayata o kadar da ait hissetmiyor, eskisi gibi ayak uyduramıyor, bütün o neşenin, gülüşlerin, şarkıların ayyuka çıktığı coşkulu masalar yerine, huzurlu bir sessizliği tercih ediyordu.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 68)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 68)
Evren Erarslan 
19 Oca 12:12 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Onu dinlerken asla aynı hamurdan olmadığımızı, olamayacağımızı düşünüyordum. Bunu düşünmek çok hoşuma gidiyordu. Kendimi ait olmadığı mekanlarda pervasızca dolaşan, cüretkar bir suçlu gibi hissediyordum."

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer TunçAziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç
Gamze 
15 Eyl 21:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan, yüzünde birdenbire patlayan bir tokat gibi, onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin.

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 13)Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç (Sayfa 13)
3 /