Aziz Bey Hadisesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
10bin
Gösterim
Adı:
Aziz Bey Hadisesi
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Aziz Bey Hadisesi
Aziz Bey Hadisesi
Aziz Bey Hadisesi
Güneşten ağır ağır gölgeye çekilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış.

Aziz Bey, Tunç’un insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey’in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.

Ayfer Tunç’un, edebiyatımızdaki en ustalıkla çizilmiş karakterlerden birini yarattığı Aziz Bey Hadisesi, son yıllarda yazılmış en sarsıcı metinlerden. Her geçen yıl daha çok okunuyor, daha çok tartışılıyor.
172 syf.
·3 günde·9/10
Ah Aziz Bey ah! Ne vardı bu kadar inatçı, dediğim dedik, burnu havada, bencil ve umursamaz olacak? Böyle davranınca sana daha mı çok "erkek" dediler? Yoksa daha mı güçlü göründün, daha mı mücadeleci oldun hayata karşı? Peki başı dik bir yaşam uğruna kaybettiklerine değdi mi? Yaşayamadığın hayatın, sevgini gösteremediğin karın, evi terk edince vefat eden annen sana hiç mi pişmanlık yaşatmadı?

Aziz Bey, ömrü yanılgılarla dolu bir şekilde geçen, hayatın zamanlamasını bir türlü doğru yapamayan bir insan. Onun dramı genç yaşta Maryam isimli kıza aşık olmakla başlar. Bu aşk öylesine gözünü kör eder ki, evini terk eder ve Maryam'ın peşinden gider. Annesi Aziz Bey'in evi terk ettiği o gün vefat eder. Peşinden gittiği Maryam ise zamanla onu sessizce ve umursamaz bir şekilde terk eder. Akabinde Aziz Bey, dedesinden kalan tamburu çalması ile şöhreti yakalar ve bu esnada "hayatını birleştireceği" Vuslat'ı tanır. Vuslat gibi "silik" bir kadınla evlenmesini ise yazarımız Ayfer Tunç şu sözlerle ifade eder:

"Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu. Öylesine bencil düşünceler içindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça ortaya çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren, kısacası hayatını alabildiğine kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu." (Sayfa 59)

Bu yazdığım alıntıyı okumadan geçmeyin lütfen. Hatta lütfen çok dikkatlice okuyun. Çevremizde böylesine "silik" kadınlar, böylesine silik kadınlarla evlenerek kendi hayatını kolaylaştırmak amacıyla hareket eden "bencil" erkekler var. Peki böyle bir evlilik, mutlu bir evlilik ortaya çıkarır mı? Bir kadın onun ruhundan anlamayan ve sadece kendi rahatını düşünen bir erkekle mutlu olabilir mi? Peki bir erkek hayatını mutsuz bir zindanın içerisine hapsettiği bir kadından onu mutlu etmesini bekleyebilir mi?

İşte bana göre kitabın en vurucu kısımları Aziz Bey'in Vuslat ile evliliğinin işlendiği kısımlardı. Gerçekten de çok etkileyici ve gerçekçi cümleler vardı. Ayfer Tunç'un cesur ve hayatla iç içe bir kalemi olduğunu da işlediği bu konuyla açıkça görüyoruz.

Kitabın ilgimi çeken bir diğer kısmı ise, Aziz Bey'in zamanla babasına çok benzediğini fark ettiği kısımlardı. Aziz Bey'in babası, annesini hor gören, onu mutlu edemeyen, gereksiz yerlerde yumruğunu masaya vuran, sert mizaçlı ve hırçın ruhlu bir adam. Aziz Bey ise pek tabii onun gibi bir adam olmak istemiyor; fakat zamanla babası gibi bir adam olduğunu fark ediyor. Peki bu fark ediş, geç kalan bir fark ediş olabilir mi? Ah Aziz Bey ah, yine mi geç kaldın hayata?

Bazen böyle kitapların ülkedeki bütün erkeklere okutulmasını istiyorum. Okutulsun ki, hiçbir erkek eşini sırf "silik" olduğu için ve ezmek için kendisine eş olarak seçmesin. Okutulsun ki, "erkek" olmanın ne demek olmadığı anlaşılsın. Okutulsun ki, insanlar mutlu bir hayata geç kalmasın...
172 syf.
Ruhları ölü insanların arkasından konuşmayı sevmiyorum . Hele de bu insan tıpkı tek doğru benim doğrularım diyerek tüm dünyaya kulaklarını tıkayan, doğrularına inancı sayesinde Beyrut'a kadar ( kadını çok takdir ettim) hayatı boyunca tek aşık olduğu Maryam'ın peşinden giden, bu kadar egonun kendisine hiç bir yarar sağlamadığının ilk tekmesini Beyrut'ta yiyerek , gitmeden çarptığı kapının ardında annesinin vefatına sebep olan ve döndüğünde çarptığı kapının eşiğinden bir adım bile içeriye giremeyen (babası da iyi cezalandırıyor neme lazım) , kendisininden başkasını sevmeyen, birlikte olduğu kadınlara değer vermeyen, dedesinden kalan tamburu çalması ile bir dönem geçici şöhreti yakalayan , zavallı Vuslat ile evlenmeye karar verdiğinde tam işte adam olmaya vicdan yapmaya karar verdi dediğim zamanlarda bile asıl isteğinin kendi rahatı olduğunu yaptığı evlilikte karısını nasıl yok sayarak benim nefretimi bir kez daha kazanan ama karısının vefatı ile küstahlığına karşı hayatın ikinci tekmesini yediğine sevindiğim Aziz Bey gibi ise ... Ne uslanmaz ne saçma sapan bir özgüven kahramanı. Cenabı Hak, adama sanki hoşgörüyü, merhameti, saygıyı yasak etmiş..
Aziz Bey'in yaşadıklarına üzüldüm üzülmesine de yaşadıklarına bakışı tavrı eden bulur sözünün fakir edebiyatı olmadığını ispat ettirdi.
Aziz Bey'i okurken kızar mısınız, acır mısınız? Yardım ederdim ya da bir tekme de ben atardım mı dersiniz bilemiyorum ama; sadece yaşananlar ile alakalı değil bu kitap. İstanbul var, sanat dünyasının değişimi, Türk Musikisinin içli nağmeleri ve şöhretin sarhoşluğu ile boşluğu yalan ilişkilerin yalancı dostları var.
Okuduğunuza pişman olmayacaksınız...
120 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
BAKMIYOR ÇESMİ_SIYAH FERYADE ..

https://youtu.be/oebzdPdNu58

Bakmaz tabii Aziz beyzadem sen de bu ego, bu bencillik,bu nemrudluk var iken :)

Spoiler#

Okuduğum ilk Ayfer Tunç kitabı "Aziz bey Hadisesi" birbirinden güzel öyküler derlemesi ..
Her ne kadar ilgi Aziz bey üzerineyse de ben kitapta en çok Eşber'in öyküsünü sevdim ,onun gözünden bir kurdun ve bir kadının gözlerine bakmak daha keyif verdi bana ..o da bir yalnızlık hikayesiydi Ayfer Tunç genel anlamda öykülerinde "yalnız adamın hem çaresizliği hem de egoistligini yansıtmış. .

Yalnız adam bir anlamda bencilde oluyor ruhunu kapatmış kendini beğenmiş dünya ya rest çekmiş etrafındakilere de çektirmiş ve ölmeseler çektirmeye devam edeceklermiş gibi ..bir ikinci nokta ise Ayfer Tunç tam bir "ölüm meleği "
Hemen hemen tüm karakterlerini öldürmeden bırakmıyor ..

Kimi yıllar içinde eskiyen kederiyle ölüyor ..
Kimi oğlunun bir kapıyı vurup gitmesiyle ..
Kimi oğlunun geri dönmesiyle ..
Kimi çok sevilmekten kendini öldürüyor ki "sevme beni !" diye diye ..
Kimi bir hamamda vicdan muhasebesiyle
Kurtlara yem olup öleni var ..
Daha hikayeyi yazarken yazarla cebellesip tren altında kalanı var ..hikayeden silinip varken yok olanı var ..
Kalbi "kalp kırıklıģından ölen" Mikail gibi ince ruhlu adamlar var ..
"Keşke onu sevseydin ..sevmedin
Beni de mahvettin " diyerek kalbi duran adamlar ..

Asıl hikaye olan Aziz beye gelecek olursak ..dededen kalma tambur'uyla muthis bir sanat musikisi albümü olusturma imkani veriyor size "kitabı okurken hepsini dinledim " size de bunu tavsiye ederim ..çünkü ondaki bu gam halini en iyi algılama sebebi bu şarkılar
Yazar onu bize bu namelerle anlatmış çok da güzel olmuş ..

Aziz bey pek havalı iş beğenmez ,yakışıklı ve umursamaz halleriyle gençlik yollarını yürürken "Maryam" ı tanır. .defterine yazdığı ,pek de umursamadığını "kadınlar sayfasına Maryam gözleriyle konuk olacak o bakış sayesinde Aziz bey Beyrut a kadar gidecek ,hayal kırıklıkları ile dolu bir ömre ilk adımını atacaktır ..
Bundan sonra hayattan intikamını sanatıyla,yalnızlığıyla,hırçınlığıyla alacaktır ..ne yazıkki Vuslat'ı da bu gayya kuyusuna çekecek, onunda ömrüne "keder" bulaştıran bir hastalık olacaktır ..

"Otuz ile kırk arasında "
"Evli ile bekar arasında"
"Sağ ile ölü arasında " diyen Ayfer Tunç karakakterlini tanıyın derim. .
"Dünyanın suyunu sıkıp çıkaracak " zannıyla yaşayan bu öykü kahramanlarının ..
"Beni sevdiğine pişman oldu mu?"
.... vicdan seslerini duymak için ve hüzzam şakılara gazellere eşlik etmek için ..

Hep birlikte :)

bakmıyor çeşm-i siyah feryâde
yetiş ey gamze yetiş imdâde
gelmiyor hançer-i ebrû dâde
yetiş ey gamze yetiş imdâde

kara gözlü çığlığıma bakmıyor
yetiş ey nazlı bakış yetiş yardımıma
insafa gelmiyor o hançer kaşlar
yetiş ey nazlı bakış yetiş yardımıma

gazel:
gel, ne korkarsın ecel sima-yı zerdimden benim
kurtar allah aşkına dünya-yı derdimden benim

gel, ne korkarsın ecel benim soluk yüzümden
kurtar allah aşkına benim dertli dünyamdan

Aşk la kalın :)
Iyi okumalar ..
Dip not ..
Bu Eşber için ..
https://youtu.be/wK3tghCRrqI

Bu da Aziz bey için tüm 'uğursuz"luğuna rağmen neticede "BIR HADISE VAR " ..ve kimse bilmiyor ..
https://youtu.be/Jo7YD2-b7-o


.
172 syf.
·1 günde·10/10
Ayfer Tunç'un kitabı çok güzel yazılmış, sade, açık, iyi bir edebiyat eseri. Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında Aziz Bey için edebiyatımızın en ustalıkla çizilmiş karakterlerinden birisi oldu deniyor, gerçekten de ilginç bir insan; ilginçliği, sıradışı birşey olmamasında, sıradanlığı, olağanlığı içerisinde hepimiz gibi hatalarla, yanlış seçimlerle, aldanmalarla, içinin ümitle dolu olması; böyle geçmiş bir hayatın kısacık romanı Aziz Bey Hadisesi. Kitabın kapağında Aziz Bey'i pas rengi bir filtre kullanılmış fotoğrafta, elinde tamburu, taş kemerli ve kapılı, pencereli uzun bir yolda ucunda sis olan bir yere doğru yürürken görüyoruz, zaten romanın başlangıç cümlesinde bu sisin neresi olduğunu öğreniyoruz: Heba'da Ziya'nın ve nihayetinde Kenan'ın gördüğü ve diğerlerine muamma olan karaltının ta kendisi bu! Aziz Bey'in hayatı baştan sona bu sise yapılan yolculuktan ibaret, ve ne acı ki Heba'yı okuduktan sonra tarumar olan kafam, bu kitapla, artık dünden kalan gözyaşları, bilemem ama yoruldum ağlamaktan, artık yeter, dedim, çünkü bu kadar ümitsizlik ve bu ümitsizliğin aslında hayat olması, elden gelecek birşey olmaması, yapabileceğimiz hiç birşeyin olmaması, edebiyat ne denli güzel olursa olsun dağlara baktığımızda şu anda görmesek de eninde sonunda göreceğimiz o karaltı veya yolun sonundaki sise gözlerimiz şu an temas etmese de bir gün aşina olacağımız bunca kesinken, nasıl olup da bütün bunları bile bile ümit ederek var olabiliyoruz? Ziya'ya, Kenan'a, acımasızların sapanlarıyla vurulup düşen bütün kuşlara can acısı geçmemişken Aziz Bey'inki artık yeter, dedirtiyor bana. Öleceğiz evet, bedenimiz yıpranıyor, yalnız kalacağız, ve o karaltıyı biz de göreceğiz, o sise biz de yürüyeceğiz, belki çoktan elimize tenimize değiyor o sis, belki çoktan o karaltıyı seçmeye başladı gözlerimiz... Ziya'nın nihayetinden farklı değil Aziz Beyin sonu da, bütün bunların amacı ne o zaman, onca acının, onca inadın, o kadar gayretle yaşamaya çalışmanın; yoksa Vuslat gibi, pencerelerden uzaklara, başka apartmanlarda başka evlerde başka hayatlara özlem duyarak ve yine teselli niyetine o hayâllere sığınarak mı yaşamak gerek ? Bana öleceğimizi hatırlatıyor bu kitapların hepsi. Öleceğim evet, o yolu ben de yürüyorum hepimiz gibi, ailem olmadığı için mi; bir çocuğum, bir eşim olmadığı için mi kendimi daha kötü hissediyorum, o taş duvarların yanından yürürmüş gibi, sepya rengine bulanmış bir fotoğrafa bakıp birisi de benim hikâyemi okuyor gibi? Ziya'nın dağa gittiğinde karşılaştığı evdeki kapıyı çalması gibi, hikâyemi yazana kavuşup sarılma ânına dek, debelenip duracak mıyım ben de? Kaç gündür hastayım ve hiç de umut dolu hissetmiyorum kendimi. Edebiyat hayattır, demek istemiyorum. Edebiyatla iyileşiyoruz, ne güzel de demek istemiyorum. İyi ki edebiyat var, diyemiyorum şimdi. Bana Ziya da, Kenan da, Aziz Bey de çok gerçek geliyor, ve başımdan savamıyorum hiç birini. Aziz Bey'in dağılmışlığındaki arabeskliğin yanında Ziya'nın heba edilmiş hayatı, hayatları hepsinin, ve heba edilmenin hepimizin kaderi olması ve işte bunu hayat denmesi, ve bunu yazınca karşımıza gerçek edebiyatın çıkması ve nice umut, ümitle dolu satıra rağmen inadına bizi dağdaki o karaltıya baktıran kalemin ya da o sisin saçak saçak aktığı yolu yürüdüğümüzün hatırlatıldığı eserlerin en çok içimizi kemirmesi, ve sonra dehşetle Amok Koşucusu, dehşetle Joyce'un Ölüler'i ve her yere, bütün ölülerin ve yaşayanların üzerine kar yağarken mezarının üzeri karla örtülmüş Michael Furey, Mangaratiba'nın altında vücudu paramparça olmuş Portuga, bütün sahte pırıltılara rağmen inatla ve umutla aşka inanmış olan Gatsby, cesedi usul usul denizin derinlerine inen Gusev'im, nasıl da acımasızca unutulan narin ve güzel Hakkı Celis, ve okyanusta hayata kimsesiz bakan Martin Eden, rüya olup giden Celâl ve daha nicesi, nicesi hep aynı yeri işaret ediyorlar...usul usul ağlamaktan ve sona erene dek ömür o yolu yürümekten, ve ümit etmekten, sis ellerimize yüzümüze değene dek, saçlarımızdan akıp bütün gövdemizi örtene dek yürümekten başka çaremiz yok. Dağdaki evde o kapıyı açan gibi, o sisin sonunda da bir aşina yüzün kapıyı açmasını dilemekten, bunun umuduyla beklemekten, yaşamaktan başka ne yapabiliriz ki?

O âna dek, o halde, okumaya devam...
88 syf.
·1 günde·9/10
Öncelikle bir okuma etkinliğiyle Ayfer Tunç ile tanışmama vesile olan Mathieu Delarue | Cem Єren ve Nephren Ka teşekkür ederim.Sonra da,böylesine duru,temiz,içten ve samimi ifadelerle kendimizden çok şeyler bulacağımız bu hikayeyi anlatan yazar ile bu kadar geç tanıştığım için kendime de teessüf ederim.

Aziz Bey Hadisesi sadece Aziz Bey'in hadisesi değil,ilk yıkıcı sınavını aşk ile verip,üzerine bir de babasıyla çatışan her erkek evladın hadisesidir.Ve bu hadisede olan her zaman arada kalan annelere ve aşkın vermiş olduğu yıkıcı yanılgı ile kalplere oluyor.

Ardında bıraktığı virane aşıktan haz alan bir kadınla,her kadının kendisine tutulacağını ve asla vazgeçemeyeceğini sanan bir erkek arasında yaşanan aşk savaşında kazanan her zaman kadın olur.Çünkü kadının aldığı haz gerçek,erkeğin sandığı-zannettiği şey ise kocaman bir yanılgıdır.Ve bu yanılgıya düşen biri babasıyla değil,artık herkesle ve herşeyle çatışmaya hazırdır.En çok da kendisiyle.Nerden mi biliyorum? Boş verin :)

Yaşadığımız hadiselerde ,cam gibi delikanlılardık.Kırdılar,keskinleştik.Aziz Bey,her zaman kibirli,burnu dik,dediğim dedik ve inat bir adam olmasına rağmen,aşk karşısında aslında nasıl da süt dökmüş kedi hallerine girdiğine şahit olduk.Aziz Bey'i olduğundan daha kibirli,daha burnu dik,daha dediğim dedik yapan yaşadığı yanılgılardır.Buna karakter,huy yada fıtrat diyemeyiz.Hepimiz bazı kötü huylarımızı hatta bazen karakterimizi bile sevdiklerimiz uğruna törpüleyip değişmeye çalışmaz mıyız?Bu değişim çabalarımız sırasında yanılgının tam ortasına düştüğümüzü anladığımız zaman ne olur peki? Büyük,üzücü ve kahredici hadiseler yaşanır.

Mesele sadece Aziz Bey Hadisesi değil;kıyısından,köşesinden yada tam ortasından bizim hadisemizdir.

Ben çok sevdim. Kitabı yani. :)
Siz de belki seversiniz diye buraya bırakıyorum.
https://turuz.com/...Ayfer+Tunc-2005-112s
88 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
DİKKAT SPOİLER VARDIR !

Okuduğum ilk Ayfer Tunç kitabı, bir roman mı bu, bence bir uzun öykü – novella.

Henüz birkaç sayfa okuduğumda aklıma ilk gelen kitap Kürk Mantolu Madonna oldu, Sabahattin Ali, Yusuf Atılgan gibi 20. YY'daki ülkemizin en kıymetli yazarları misali Ayfer Tunç da benzersiz ve kendine has bir üslupla yazmış, diğer kitaplarının da böyle olduğunu düşünüyorum.

Aziz Bey, kahramanımız. Kendisinden sürekli olarak Aziz Bey olarak bahsediliyor, 18 yaşında da olsa 58 yaşında da olsa o bir beyefendi, Aziz Bey.. Üstelik kıymeti kendinden menkul bir beyefendi, yapıp ettikleriyle, hayatıyla falan değil, o doğuştan Aziz Bey. Öyle olduğuna inanmış, inandırılmış, kaçınılmaz olarak.. Tıpkı Tutunamayanlar kitabının Selim Işık karakteri gibi. Her ne kadar farklı hikayeleri olsa da , bir tutunamayan, en nihayetinde bir tutunamayandır.

Dünyaya gelmiş olmak bir “hadise” dir, diğer sebepler ise bu hadisenin çeşitli sonuçlarından ibarettir, her insan için DNA misali benzersiz.. Fakat insan olmak ortak paydası kadar da aynı herkesle..

Aziz Bey tek kelimeyle gamsızdır, ta ki aşkla tanışana kadar.. Maryam isimli gayrımüslim bir kıza aşık olur , kavuşamazlar. Fakat din farkı zerre kadar işlenmez hikayede, kavuşamayışın sebebi bu değildir, tıpkı Raif ile Madonna gibi, sebep başkadır. Nedir bu sebep, belki de koca bir hiçtir..

Hovardanın biridir Aziz Bey gençliğinde, Maryam ile tanışır ve bu kız onun dünyası haline dönüşür.

“Aşk, aşık olduğun kadını bir defadan sonra görmez olmaktır, gözünü gönüllü olarak kör eden aşığın gönlü sevdiğinin özlemiyle aydınlanır” böyle yazmıştı çok sevdiğim yazar Tarık Tufan bir hikayesinde.

Maryam gider, başka bir şehre de değil üstelik başka bir ülkeye, Beyrut şehrine, ailesiyle birlikte göçerler. Aziz Bey de bir süre sonra peşinden gider fakat karşılaştıklarında umduğu yakınlığı göremez, mektuplaşmışlardır üstelik bu sürede ve kötü bir izlenim yoktur kendisi açısından. Maryam ise kendi dünyasındadır,her insan gibi.. Onun dünyasında bu ilgiye büsbütün teslim olmaya yer yoktur. Aziz Bey Türkiye’ye döner. Başka bir kadınla evlenir, gitmeden önce ailesiyle de kopmuştur, döndüğünde annesi ölmüştür, babası kendisini kabul etmez ve çok geçmez babası da ölür, evlendiği kadınla da hiçbir zaman tam anlamıyla yakın olamaz, aklı da kalbi de Maryam'da kalmıştır, tabi kimileri de onun için akılsız ve kalpsiz bir adam diyebilir kitabı okuduktan sonra, saygı duyarım. Kadın ise sevmektedir kocasını ve yıllarca ömrünü adayarak feda eder kendini, nihayet o da ölür.
Seneler gelir geçer..

Tanburidir Aziz Bey, büyük bir sanatkardır. Maryam’ın peşinden gittiği ülkede de birkaç ay kalıp geri dönmeye karar verene kadar mecburen aç kalmamak için Türkiye göçmeni bir gayrımüslim adamın meyhanesinde tanbur çalmıştır,bu yabancı şehirde tek dostu bu adam olmuştur, detaylara şimdi bile hayret etmekteyim nasıl bir olay örgüsü var..

Yaşlanıp da bir başına kaldığında artık tek dostu tanburudur.

Sadece 80 sayfa olan bir hikayenin aslında yarısından bile söz edemediğimi fark ettim. Ayfer Tunç nasıl bir kafa nasıl güçlü bir anlatıcıdır ki, 800 sayfaya bile sığması zor bir hayatı öyküleştirmiştir, hayran oldum yazara.

“Lütfen okuyun bu kitabı” ve “anlatamıyorum” diyeceğim kitaplardan oldu. Herkese iyi okumalar..
176 syf.
SEYİRCİ KALMAYIN, YAŞAMA MÜDAHALE EDİN.

Merhaba.
Ülkemizde öykü türü söz konusu olunca akla kimler gelir? Birçok isim sayarız. Sait Faik deriz, Sabahattin Ali deriz, Ahmet Hamdi Tanpınar deriz. Edebiyatı zengin bir ülke olarak bu listeyi ağırlığınca doldurabiliriz. Ayfer Tunç, Türk edebiyatında öykü alanında kendine bir alan açmış ve bu alanda ''Şampiyonlar Ligi'' seviyesindeki yazarların bıraktığı bayrağı teslim almış, hakkıyla temsil etmiştir. Bunu tek bir kitaptan mı anladım? Hayır. Yaklaşık 1 haftadan beri Ayfer Tunç'un alıntılarıyla ve incelemeleriyle karşılaşıyorum. Hakkında yaptığım - yeterli olmasa da - araştırmalarım da yukarıdaki iddiamı destekler nitelikte. Yazarın hala yaşıyor olması da beni ayrıca heyecanlandırıyor. Yeni bir kitabı çıktığında koşar adım kitapçılara gitmek beni mutlu edecek. Ee kitapların hepsini hatmetmem de lazım.

Yazar hakkında en çok dikkatimi çeken değerlendirmelerden biri de anlatımı, olayları ele alışı ve dil yapısı açısından Tanpınar - Oğuz Atay - Az biraz Peyami Safa gibi yazarları anımsatıyor olması. Bir yazar eğer diğer yazarın gölgesinden / kopyasından ileri gidemiyorsa bu okur nezdinde rahatsız edicidir ve kabul de edilmez. Ancak okuduğum kitap itibariyle Tunç, kopya olmaktan çok Tanpınar'ın, Atay'ın ışığından giderek kendi tarzını oluşturmuş. Şimdi Tanpınar, Atay ve Safa varken burada bir efsaneden söz açmamak ayıp olacaktır. Proust Proust Proust. Okurken o betimlemelerin uzunluğu ve ferahlatıcılığı tam içinde kaybolmalık. Eşyanın doğayla olan uyumu. Ve onlara yüklenen insani anlamlar, betimlemeler. Tam anlamıyla bir sanat. Beyin ile yoğrulup dil ile hayat bulan, kalem ile ölümsüzleşen eserler.

*Spoiler olabilir, olmayadabilir.

Ah şu keşkeler. Ah şu hayatımızın bilinmezliği, sürprizleri, sürprizlerin devamında tortular şeklinde içimizde biriken kalıntılar. Düşüp düşüp isteksiz ayağa kalkışlarımız, mecburiyetlerimiz. Aziz Bey'in yanılmışlıklarından birtakım paylar düşüyor hissemize. Çünkü biz keşkelerin keşmekeşinde bir yaşam idame ettiriyoruz. Kader ile tercihlerin gelgitinde kıran kırana bir talihin peşindeyiz. Hayat ağırlığınca üstümüze binmiş ve biz bu ağırlığın altında ezilmemek adına habire mücadele ediyoruz. Bu koşunun sonuna doğru bir ''amok koşucusu''ndan farkımız kalmıyor ya neyse. Dedim ya bu keşkelerin keşmekeşi insanı yoran, yordu be bizi bu keşkeler! Aziz Bey'in de nefes alacak takati kalmıyor tükettiği ömründe. Her yok olma tehdidinin altında bir umut beliriyor. Ne tam başlıyor ne de tam bitiyor.

Ah Aziz Bey! Arafın tarafı Aziz Bey. Bunu bilmek yerine kandırdın kendini. Teselliler dizdin gönlüne. Belki de biliyordun ama nefes almanın ötesine geçmen gerekiyordu. Bir insan trafiğinin içinde kendi tarihinin / talihinin değersizliğine bir türlü inanmak istemedin. Nitekim siz Aziz Bey gömleğin ucunu baştan yanlış iliklediğinizden midir nedir her umut sizi apayrı bir yok oluşa sürükledi. Kime bel bağladıysanız o kırdı belinizi. Sonra bir baktınız ki siz de bel bağlanıpta kırangillerdensiniz! Evet yaptınız. Masumiyet karinesinin anasını ağlattınız. İyi niyet karinesinde hala hali hatrı sayılır güzellemeleriniz mevcut, inkar etmiyorum. Ancak her bir tercihinizin ayrı bir insan hayatının sonunu yazdığını siz de bilmediniz. Kibiriniz, gururunuz mazhara değer doğrusu. Dağları siz yaratmamıştınız. Hayat her insana bir son hazırlamakla mükellef. Adımız silinecek ya hayattan ne yaparsak yapalım. Bizim tarihimiz güzel anılmalıydı Aziz Bey. Eminim arkanızdan ''iyi tamburi çalardı da onun dışında işe yaramaz herifin tekiydi'' dedirtmek hoşunuza gitmezdi. Olsun Aziz Bey, sizin ömrünüzde böylece bitti.

Kitaba ismini veren hikaye Aziz Bey Hadisesi. Diğer hikayeler de özellikle anlatımı ve tasvirleriyle kendini sıkmadan okutturdu. Ayfer Tunç'u artık tanıyorum. Tanımak, bilmek ayrı bir sorumluluğu beraberinde getiriyor. Artık Ayfer Tunç'u okumayı bir okur olarak borç sayıyorum kendime. Bu kitabı okumama vesile olan başta Nephren Ka'ya ve bu etkinlikteki yol arkadaşı Mathieu Delarue | Cem Єren'e teşekkür ederim.
Siteyi Ayfer Tunç'la donattınız. :)

Bir daha ki Ayfer Tunç kitabında görüşmek dileğiyle.
88 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ayfer Tunç'un okuduğum ilk kitabı. Yazarın sade ve akıcı bir yazım özelliği var. Anlattığı hikayeye uygun döneme ve yaşam koşullarına çok hakim olduğu açıkça görülüyor. Abartılı denecek hiçbir şey yazılmamış. Tüm olaylar müthiş bir gerçeklik içerisinde kurgulanarak okuyucuya yansıtılmış.

Kitabın konusu, İstanbul'da yaşayan Aziz isimli bir kişinin yaptığı yanlışlıklarla dolu dramatik hayat hikayesinin anlatılmasıdır. Aslında kötü bir kişi olmayan Aziz Beyin, maalesef ki hataları ve şanssızlıkları dolayısıyla yaşadığı olaylar, hem kendisinin hem de çevresindeki insanların olumsuz olarak etkilenmesine sebep olmuş ve sonuçta dramatik bir yaşam hikayesi ortaya çıkmıştır. Bu hikaye ki İstanbul'da başlayıp bir müddet Beyrut'ta da devam ettikten sonra, nihayetinde yine İstanbul'da sona ermektedir.

Yazarın toplum ve aile ilişkilerini çeşitli yönleriyle ele aldığı ve bu ilişkilerdeki yanlışlıkları ve sonuçlarını çok başarılı bir şekilde bizlere anlattığı bu harika kitabı ben büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da herkese tavsiye ederim.
88 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
BİR HADİSE VAR, KİMSE BİLMİYOR...

Kimdir Aziz?
Alınacak bir öçtür...
Görülecek bir hesaptır...
Kavuşulacak bir sevgili...
Dinmeyen bir özlem...
Karmaşık duygulardır.

Yazarımız hikayeyi başka türlü yazsaydı; Aziz Bey meşhur, zengin ve mutlu biri olacaktı.
Kaderini yazdığı Aziz’e acısaydı yazar böyle mi biterdi bu yorgun hikaye?
Ayfer istedi diye Aziz aşk acısı çekti; gözlerinde yaş, dizlerinde derman kalmadı.

Aziz’in hadisesi Ayfer’in acımasızlığındandır. :)

Oğlan dayıya kız halaya çeker, derler; dolayısıyla ya anneye benzeriz ya babaya.
Aziz, babasına benzememek için babasından kaçarken,babasına dönüşür.
Gerçekten bazı sözler gerçek olur, kızların annelerinin kaderini yaşamaları gibi.
Aile diziliminin zincirini kıramazsanız anneninizin kaderi size miras kalır.

Hayatımızın bazı anları gitmek üzerinedir.
Gideriz...
Bazen kapıları çarparak!
Dönmek istediğinizde açılmayacak kapılar istemiyorsanız,çarpmadan önce çarpacağınız kapının aralığına parmağınızı koyun lütfen.
Çünkü gidenler döner.

Aziz de gidenlerden ve döndüğünde kapısı açılmayanlardan.

Vardır etrafınızda dik başlı, kibirli ve küstah yaratılışlı insanlar ve eğer biri size içini dökmüşse bu küstahlardan, bilirsiniz ki en çok hırpalanan en küstahtır, en çok acı çeken en acımasız, en özgüvensiz olan en ezik ve yoksun yaşayandır.
Kural budur :
Hayat sana ne kadar hızlı atıyorsa tokatını sen de o kadar sert atarsın tekmeyi.

Azizcim de yazarın elinde oyuncak olan bir kahraman.
Kaplan görünümlü bir kedi.
Sadece aşka ihtiyacı vardı...
Olmadı...
O da hem kendini harcadı hem sevmeden evlendiği Vuslat’ı.

6 hikayeden oluşan kitapta adı geçen hikâye en uzunu ve en travmatik olanı idi.
Seviyorum Ayfer’i ...
88 syf.
‘’Kırmakla acımak arasında kalınmışlık…’’

Aziz Bey, kibrinin inadının kölesi olmuş. Kendine bile itiraf etmeye korktuğu diğer tüm duygulardan kaçar korkak olmuş.
Bir öykü değil bir hayat hikâyesi, kendi içinde kendini yitirmişliğin hikâyesi. Bir hadise…
Aziz Bey hadisesi…
Kimine göre beyde değildir kim bilir, kimine göreyse başlı başına, duygusuyla fikriyle her şeyiyle tam bir bey!
Kitaba sığmamış taşmıştı onun kibri, hayata karşı tutunduğu yaklaşımlar.
O hiç kimseye ne mecbur ne muhtaç. Öyle ki her şeyler etrafındaki herkesler ona muhtaç olmalıydı, muhtaçlıktan kastım herkes onun istediği gibi, istediği zaman onları ‘kişileri’ öz hayatının çerçevesine istediği kalıplarda sığdırır, istediği zaman onları çerçevesinden çıkarırdı. Çünkü o Aziz beydi.
Karısını sevmek istediği zamanı bile kendi seçmişti…
Bknz; ‘’ karısını sevmek istediği zamanı da kendi seçmişti ama karısı yatmıştı işte.’’ S69
İşte Aziz Bey, işte Tamburisi, yoğurulmuş iç sıkıntıları.
‘’Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan, yüzünde birden bire patlayan bir tokat gibi onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin. Böyle çarpan aşka aşk derdi Aziz Bey.’’
Öyle de oldu…
Maryamı peşinden koşup ardından yuvarlandığı, dağıldığı Maryama âşık oldu.
Sonrası karanlık, yolları, yılları karardı Aziz Beyin. Kendiyle birlikte kendinin olan/olmayan her şeye bulaştı karanlığı.
Annesine babasına… Vuslat’a, Zeki’ye... Ardına arkasına, yarınına.
Sayın Tunç okuyucuları, sizleri de Aziz beyin hayatına davet ediyor, bu güvensiz, umutsuz, romantik öykünün içinde salınmaya çağırıyorum.
Nitekim öykünün içinde kayboluşumu bir ben biliyorum. Birde beni çeken Bey, Okurken başucumdan ayrılmayan nöbet tutan bir beydi Aziz Bey.
--
Ayfer Tunç’un okudğum 2. Kitabı oldu Aziz Bey, her yönüyle konuşulmaya müsait bir öyküydü.
İnsani duyguların yoğunluğuyla en çokta keşkeler, kibirlerle yoğurulmuş bir öykü kitabıydı.
En sevdiğim tarafı bir kadın yazarın bir erkeğin dünyasını bu kadar iyi yorumlayabilmesi oldu.
Bunun dışında anlatım biçimine diline zaten diyecek yok.
Sonrasında, uzun zamandır inceleme yazmıyordum, yazmakta istemiyordum.
Fakat azda olsa bir yorum yapmam gerektiğini düşündüm.
Okuyan herkese teşekkür ederim, ve siteyi bu güzel etkinlikle güzelleştiren; sevgili Nephren Ka ve Mathieu Delarue | Cem Єren ‘e teşekkürlerimi sunuyorum.

Okuyan herkese teşekkürler, birdahaki incelemede görüşmek üzere.
88 syf.
·Beğendi·8/10
sevgili inceleme okurları merhabalar..
Bu incelemeyi ikinci kez yazıyorum kusuruma bakmayın.. yani ilkini beğenenler şaşırmasın çünkü bir arkadaşımızın imla hatasını düzelt uyarısına uyup incelemeyi düzeltirken kaydet yerine yanlışlıkla kaldır tuşunu tuşladığım için inceleme resmen sabotaja kurban gitti.. bir "t" harfinin azizliğine uğradım :) hadise budur :)
Neyse..Velhasıl hüzünlü bir inceleme yazmıştım Aziz Bey için ama nasip değilmiş rahmetliye napayım.. Şimdi rahmetli dedim diye oooo spoi demeyin çünkü zaten ilk sayfada bunu öğreniyorsunuz.. hadise neymiş diye 88 sayfayı Ayfer Tunç un o muazzam tasvir tespit ve betimlemeleriyle bir çırpıda okuyuveriyorsunuz..
Kim bu aziz bey derseniz de ilk incelememde az buçuk hüzünle bahsetmiştim ama şu azizliğe uğrama olayından sonra ne diyim bilmem ki uğursuz mendebur adamın biriymiş mi desem, kadir kıymet bilmez kibirli hovardanın biriymiş ettiğini buldu mu desem :) bilemedim :)
Takdir sizin...
ama yine de buruk kırık be yahu..
Kulaklarda tambur sesi...Maryam la olan diyaloglara vs çok üzüleceksiniz..
Ben de bu hadise son demeyip Ayfer Tunç un bi kaç kitabını daha alıp okuyacağım tabi :)
176 syf.
Aziz Bey Hadisesi kitabı, adlı öykü ile birlikte 6 öyküden oluşmaktadır.Tunç'un okuduğum öykülerinden en sarsıcı olanıydı.

Aziz Bey' in hazin bir o kadar hüzün yüklü öyküsü.Fakir bir ailenin kimseleri beğenmeyen, hayli yakışıklı, aşk uğruna terkedecek kadar da kendine güvenen, yanlış aşk olduğunu anladığında yalnız elinde tamburuyla kalan,evine döndüğünde annesini ölmüş, babasını kendisine küs buluyor, zamanla meyhanelerin aranan tambur icracısı oluyor, annesi gibi sessiz bir kadınla evleniyor Vuslat' la.Ama bu evlilik pek umrunda olmuyor, peşinde koşan assolistler, çilingir sofraları ve şöhret çekiyor.Zaman değişip, hüzünlü müzikler yerleşince güzel günleri de bitince canı yanmaya başlıyor,bunun üzerine de eşi ölünce yalnızlıkta başlayınca tabi kafası dank ediyor,eşinin kıymetini anlıyor işte ancak birini veya birşeyi kaybedince anlıyor insan degerini...Moral bozukluğu ile daha dertli vuruyor tamburunun tellerine hissediyorsunuz onunla beraber hüzünlenmeye....

"Geç buldum, çabuk kaybettim hicran oldu hayat bana..."

Buyrun hüzünlenmek isteyenler için bir parça:

Deva bulmayacak mı kalbimdeki bu yara. / Şu çileli gönlümde şimdi her şey kapkara.

https://youtu.be/s76IiMsgwWE. :)

Yanlış aşk kurbanı, iletişimi olmayan bir ailenin oğlu, boşa geçirmiş olduğu yıllara düşünüp düşünüp dertlenen Aziz Bey... Ne çok sevdim ben bu hikayeyi, bilmediğimiz kaç hazin öykü vardır kimbilir... Çok hüzünlüyken okumayı tavsiye etmem çarpıntı yapabilir...

Üç kitap okudum Ayfer Tunç'tan en çok bu kitabından etkilendim. İlk okuduğum "Saklı"kitabın konusu önemliydi çünkü öykü okuduğumda buna dikkat ediyorum. İkinci olarak "Mağara Arkadaşları"nı okudum bunda ise Atmosfer ve konu önemliydi. Şimdi okuyup bitirdiğim kitapta ise Atmosfer,konu ve ritim ön plandaydı. Bana göre dikkat ederek okuduğunda öykü kitabı daha anlamlı ve etkili oluyor. Velhasıl kelam tavsiye ederim.
Bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır; ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aziz Bey Hadisesi
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Aziz Bey Hadisesi
Aziz Bey Hadisesi
Aziz Bey Hadisesi
Güneşten ağır ağır gölgeye çekilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış.

Aziz Bey, Tunç’un insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey’in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.

Ayfer Tunç’un, edebiyatımızdaki en ustalıkla çizilmiş karakterlerden birini yarattığı Aziz Bey Hadisesi, son yıllarda yazılmış en sarsıcı metinlerden. Her geçen yıl daha çok okunuyor, daha çok tartışılıyor.

Kitabı okuyanlar 1.668 okur

  • Merve B.
  • Duyguu
  • Banu Aydın
  • Emine Kurnazoğlu
  • İSRA BATAR
  • Merve kikizade
  • Büşra Bulat
  • Hacer
  • Bircan
  • Özlem Harmanda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%11.8
25-34 Yaş
%38.2
35-44 Yaş
%31.4
45-54 Yaş
%10.8
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.8
Erkek
%28.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.7 (159)
9
%24.9 (167)
8
%24.6 (165)
7
%12.2 (82)
6
%4 (27)
5
%1 (7)
4
%0.3 (2)
3
%0.4 (3)
2
%0
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları