Ekmeğimi Kazanırken

8,2/10  (28 Oy) · 
130 okunma  · 
29 beğeni  · 
1.493 gösterim
Maksim Gorki'nin, edebi olgunluk çağı ürünlerinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim adlı otobiyografik üçlüsü, yazarın başeseri sayılageldiği gibi tüm Rus edebiyatı içinde yer alan mükemmel otobiyografilerden biridir.Gorki'nin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan üçlü, bir yazarın kendinden çok çevresi üzerinde durduğu, iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği ender otobiyografik romanlardan biri, aynı zamanda Gorki'nin gözlemciliğiyle anlatım yeteneğinin doruğa ulaştığı, kendinden önceki Toplumsal Gerçekçilik ustalarıyla birlikte kendisini de aştığı başeserdir.
  • Baskı Tarihi:
    2015
  • Sayfa Sayısı:
    440
  • ISBN:
    9786053325482
  • Orijinal Adı:
    В людях
  • Çeviri:
    Mazlum Beyhan
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Anıl 
 17 Şub 16:00 · Kitabı okuyor · Puan vermedi

Bir yandan kitap okuyor bir yandan da sıranın bana gelip gelmediğini kontrol etmek için sıra numaralarının sürekli değiştiği led ekrana bakıyorum. Sıranın gelmesine hayli var ve ben bu nedenle tekrar kitabımı okumaya dönüyorum. Tam kendimi kitaba verdim diyorum ki bu seferde telefonum çalıyor. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görüyorum. Aklıma, yaptığım iş başvuruları geliyor. “Efendim… tabii olur ne zaman? Demek Cuma saat on iki de. Tamam Tarihi Bozkurt Hanı. Tamam olur gelmezsem bildiririm. Teşekkür ederim, iyi günler.” Diyorum ve telefonu kapatıyorum. Tahmin ettiğim gibi yine bir iş görüşmesi içindi bu arama.

Bugün Cuma erken kalktım, iş görüşmesi için hazırlandım, sırt çantamı da alarak yola koyuldum. Son zamanlarda İstanbul da göçebe bir yaşam sürüyorum. Sırt çantamda birer adet diş fırçası ve macunu, bir adet kulaklık ve bunun yanında da dört yüz küsur sayfalık Gorki’nin kitabı olduğundan mıdır bilmiyorum çantamın ağırlığını hissetmiyorum. Metro’ya giderken diğer insanların peşi sıra yürüyorum. Gözüm sürekli etrafta. Her bir insanı inceliyorum, kimisi kısır iş döngüsüne girmiş uykulu gözlerle sanki programlanmışçasına verilen koordinatlara hareket ediyor, kimisi okuluna gidiyor, kimisi de benim gibi her şeyi anlamlandırmaya çalışıyor. Herkesin yaptığı tek ortak eylem ise şu nokta da yürümek. İnsanlar yürürken ayaklarının bastığı yerlerden toz, toprak havalanıyor peşi sıra gelen gölgelerinin üzerine siniyor. Zannediyorum ki benim gibi gölgeler de bir zorundalık olduğunu fark ediyor, kızıyor ancak el mahkûm sesleri solukları çıkmıyor.

Acelem yok görüşmem on ikide ve ben kitap okuyabilmek adına kalabalığın gitmesini bekliyor ve uygun bir yer arayışına giriyorum. İlk tren gidiyor, ikincisi gidiyor ve ben ancak üçüncüsünde kendime istediğim gibi bir yer bulabiliyorum. Sırt çantamı dizlerimin üzerine, onun üzerine de kitabı konumlandırarak Aleksey’in yarım kalan hikayesine devam ediyorum. Tren yavaştan hareket alıyor. Aleksey, bir gemi de işe girmiş çok küçük meblağlara canı çıkana kadar her gün çalışıyor. Bir diğer yandan burada çalışan insanlardan ve bunların sorunlarından bahsediyor. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bir sıkıntı var diyor ancak ben nedense anlamıyorum, herhalde yaşamam gerek diyorum kendi kendime. Yolcular iniyor, biniyor kalabalık hiç azalmıyor. Tren kavisler çizerek yoluna devam ediyor. Bu esnada trenin camından fırsatını bulan küçük bir güneş ışını kitabımın üzerine düşüyor. Bir sağa, bir sola, bir yukarı, bir aşağı derken düşüncelerim dağılıyor. Evet ben şu anda trende olabilirim ama düşüncelerimle ben aslında gemideyim. Diğer insanların arasında bedenimi bırakarak tekrardan Aleksey’in yanına gemiye geçiyorum...

Nihayet belirtilen tarihi hana geliyorum. Kapıda duran güvenlik, sanki biri tembihlemişçesine yüzüne uymayan maskeyi gizleyemeden ve yaratılışına bir o kadar ters olan yüz ifadesiyle benden kimliğimi vermemi rica ediyor. Kimliği uzatıyor, ziyaretçi kartını alarak bir üst kata çıkıyorum. Danışmadaki bayan beni bekleme odasına alıyor. Odadan çevreye göz gezdiriyorum ve ofiste çalışanlara gözüm takılıyor. Her biri hayat heyecanını sekiz saatliğine bir kenara bırakmış, birer makine edasında bilgisayar başında, çalışma ve işleme prensibi anlamında bir bilgisayardan farksız olarak zaman geçiriyorlar. Arada birkaçı kalkıyor çay, kahve alıyor ve tekrar aynı noktaya konumlanıyorlar. Garip bir duyguya kapılıyorum. Sanki bu bekleme odasında yaşayıp ihtiyarlamışım gibi geliyor bana. Yarın, gelecek hafta, gelecek kış, gelecek yıl burada neler olacağını şimdiden biliyorum.

İşe alım uzmanı yanıma gelirken sahte bir gülüşle hoş geldiğimi söylüyor. Halbuki hiç hoş değilim, hiçbir yere de nedense ne hoş gelebiliyorum ne de hoş gidebiliyorum. Uzman olan bu kadın (patronların kendilerini iyi hissetmeleri için taktığı sıfatlardan birisi olsa gerek bu uzman sözcüğü ki bu sıfatlar işçiler arası sınıf farklılığını yarattığı çok aşikâr.) orta yaşını çoktan geçmiş, kilolu denecek kadar bulunduğu ortamda yer kaplayan, yüksek numaralı gözlüğü ile zar zor etrafı görmeye çalışan her işçi gibi bir varlık. Neyse odasına geçiyoruz ve bana iş için aradıkları nitelikleri sayıyor. Şu olacak, bu olacak derken yaklaşık bir beş dakika geçiyor. Kendimde olanı anlatıyor ve yapabileceğim işlerden bahsediyorum. Sonrasında sormak istediğim bir şey olup olmadığını soruyor. Maaş aralığımı, iş başvurusunda belirtmiştim ama yine de merak ettiğimi ifade ediyorum. Kadın, aslında ilk görüşme de böyle bir politikaları olmadığını ancak yine de bu politikayı bir defalığına çiğneyeceğini önden söyleyerek, maaş aralığının bin beş yüz ile iki bin arasında olduğunu ortalığa tükürüyor. Zaten bu tarz hiyerarşilerden nefret eden birisi olarak gerginliğim ve öfkem hat safhaya ulaşıyor. Ellerimin titremesini kontrol edemezken bir yandan da sağ gözüm seğirmeye başlıyor. Vücudum, zihnimden önce isyan etmeye başlıyor. Maaş aralığımın bilinmesine rağmen hem vaktim çalınmış hem de bu pis düzende oyununun bir parçası olmuştum. Zihnim gidip geliyor. Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki çizgiyi kaybetmeye başlıyorum. Bulunduğum konumdaki her nesne hareket ediyor, yer değiştiriyor ve farklı bir hal almaya başlıyor. Kafamı kaldırıp çevreme göz gezdirme gereksinimi duyuyorum. Masalarının başında oturan çalışanların, bileklerinden masanın demir bacağına yaklaşık olarak onar metrelik zincirlerle bağlı olduğunu görüyorum. O kadar çabuk zayıflamışlar ki kemiklerini sayabiliyorum. Halbuki bu kemikleri sayılabilen kolları tutan masaya bağlı olan zincirler değildi. Zannediyorum ki bu insanların başka yerlerinde, görünmeyen daha başka zincirler vardı. Ofisin en güzel odasından takım elbiseli bir adam çıkıyor. Öyle ki nereden baksam üç yüz kilo ağrılığında olan bu adamın eni ve boyu neredeyse eşit. Sanki bir taraf zayıflarken bir taraf şişmanlıyordu. Bu defa, karşımda oturan kadına kayıyor gözlerim. Onun görünüşü daha ilginç geliyor. Yüzü kararmış gözleri büyümüş vaziyette elindeki kelepçeli zinciri sallayarak bana bakıyor ve bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çok ani olarak kendime geliyorum. İyi misin diye soruyor uzman kadın. Ben okumaya başladığımdan beri iyi olamıyorum bunu kesinlikle bilmiyor, bilemez de. Keşke okumasam diyorum! Hep kitap okumaktan ileri geliyor bunlar. Evet evet bundan sonra okumayacağım, bunlara hiç gerek yok diye geçiriyorum aklımdan. İyim teşekkür ederim. Ancak benim maaş aralığım başvuruda belliydi buna rağmen beni buraya kadar yordunuz diyorum. Biz ne olursa olsun yine de adaylarla görüşmek istiyoruz diye karşılık veriyor. Ama biz adaylar istiyor muyuz neden bu kadar umursamazsınız diye gerginliğimi atmak üzere konuşmaya devam ediyorum. Atladığınız bir şey var bayım; bizim bu vereceğimiz maaş tamamen yasal, yani sigortanız bu aralık üzerinden yatacak diyor. Benden kanunsuzluğu bir tatmin nedeni olarak görmemi mi istiyorsunuz diyorum öfkemi atmak bir kenara dursun öfkem, giderek artmaya devam ediyor. Sizin için, çocuklarınız için, etki ettiğiniz tüm insanlar için üzülüyorum. Bu modern köle sisteminde ki hiyerarşide kendinize bir yer bulduğunuzdan, bu olanlar sizi rahatsız etmiyor. Rahatsız etmemek bir kenara insanları, bu sisteme dahil etme adına müthiş bir çaba içerisindesiniz. Bence siz bu sistemi kuranlar kadar kötü bir insansınız diyorum. Son olarak paralel evrende orada o maaşı kabul edip zincirleri kollarına takan bir ben bırakıyor ve ayrılıyorum odadan, ofisten, tarihi handan.

Geldiğim yolun aynısını geri tepiyorum. Metro sakin, kalabalık azalmış kendime rahatça bir yer buluyorum. Elim istemsizce çantama oradan da kitaba gidiyor. Aleksey düşüyor aklımın en derin kuyusuna ve onu anlamaya başladığımı hissediyorum. Biliyorum çok radikal bir karar almıştım ancak daha radikal bir karar alarak tekrar okumaya başlıyorum. Kitap henüz bitmedi ancak bu yazımı oluşturmam için bir neden oldu. İyi ki edebiyat var diyorum ve okuyan herkese teşekkür ediyorum.

ANIL AKCAN 
12 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Aleksey Maksimoviç Peşkov, genel olarak bilenen adıyla Maxim Gorki... Rus yazarlarıyla kıyaslama yapmak ne kadar yanlış da olsa benim yazarım Gorki' dir. Gerek yaptığı tasvirler gerek toplumuna eleştirel bakması ve en önemlisi de hayatını yoksulluk içinde geçirmesi, realizmin dibini mürekkebiyle sıyırması beni kendisine yeterince çekmesine neden olan temel özellikler arasındadır. Bilindiği üzere "ekmeğimi kazanırken" adlı romanı, çocukluktan gençlik yıllarına geçtiği zaman dilimini kapsamaktadır. Toplum içinde her daim hor görülen, dışlanan, itilip kakılan bir karakteri anlatır. Gemicilikte aşçı yamağı olarak çalışmaya başladığı sırada, ustasının kitaplara düşkünlüğü ve Gorkiye zorla sesli olarak kitabı okutturmasıyla başlar öğrenme aşkı. Bugün Gorkiyi okuyorsak bunu o aşçıya borçluyuzdur aslında. Aleksey kitabı okudukça aydınlanır ve aydınlandıkça Nietzche' nin üstün insanına, Dostoyevski'nin "Budala" sına ve yer altı edebiyatının önde gelenlerinden Tezer Özlü Varoluşçu ideasına dönüşür. Zaten Gorki' de Tezer Özlü gibi intihar girişiminde bulunur (Aralık 1887). Aslında bu kitap bana her zaman inanadığım bir düşüncemi teyit eder niteliktedir. Fazla entelektüel birikim mutsuzluk getirir. Tabiki bu düşüncem beni öğrenmekten alıkoymayacak. Her ne kadar bu korkunç gerçek yüzünü yarı saydam bir pencereden gösterse de...

Not: Gorkiyi anlamak için "çocukluğum" , "ekmeğimi kazanırken" ve "benim üniversitelerim" adlı kitap sırasını okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar...

Emiş SALDIRAN 
21 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Maksim Gorki'nin annesinin ölümünden sonraki çocukluk dönemini, iş deneyimlerini ve bu süreçte karşılaştığı insanlar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini anlatıyor.

Bir gemide bulaşıkçılık yaparken Gorki’ yi kendini alamadığı bir okuma merakı sarar. Gençliğe adım attığı ilk yıllarını Kazan’da geçiren Gorki, 1887 yılında intihar girişiminde bulunur. İntihardan sonra uzunca bir süre değişik işlerde çalışarak, daha sonra yazılarında kullanacağı pek çok izlenimi edindiği büyük Rusya turuna çıkar.

Toplum ahlaki bir çöküntü içerisindedir.Dini değerleri yozlaşmış ve kendisine yeni değerler bulamamıştır.Bu karmaşa içerisinde güçlü olan haklı olanı ezmekte her türlü ahlaksızlık işlenmektedir.

Gorki’ nin daha sonraki eserlerinde görülen güçlü betimlemeler ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu gösterecektir.

İyi okumalar.

UĞURCAN KOÇ 
25 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Üçlemenin ikinci kitabı, çocukluğum adlı ilk kitaba göre biraz daha beklentimin altında kaldı ancak yine de Gorki okumak çok büyük bir keyif. Resmen yaşatıyor size biyografisini. Çoğu çocuğa, insana göre farklı bir yapıda olması da çok ilginç. Kitap okumayı çok sevmesi en hoşuma giden yeriydi. Ayrıca bu kadar detaylı anlatabilmesi de büyük başarı. Tavsiye ediyor (çocukluğum kitabından başlayarak tabi) keyifli okumalar diliyorum.

Fatos 
 01 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Dünya klasikleri yazarından Maksim Gorki'nin değerli yapıtı Ekmeğimi Kazanırken, yazarın ebeveynlerinden annesini kaybettikten sonra İş hayatı, çocukluk dönemi anlatılıyor. Detaylara yer verirken betimlemelerden kaçınmıyor. Akıcı dili sayesinde çok rahat okunabilecek bir kitaptır. Aranızda hala Gorki' nin kitaplarına göz atmayan var ise çok şey kaybediyor..

Yildiz Sen 
06 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazar eserinde guclu betimlemelere yer vermis bu da olaylari ve kisileri gozumuzde canlandirmamiza yardimci oluyor.Kitap okumanin kendisine sagladigi faydalari anlatiyor.Hayatinda karsilastigi kisilerin cikar olmaksizin birbirlerine sadece eglenmek icin kotuluk yaptiklarini anlatiyor.

Kitaptan 52 Alıntı

Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“İnsanda utanma yoksa, hiçbir şey dert değildir.”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
28 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Hayatı hep ucundan, köşesinden yaşadım... Acım bana aitti, ama neşem çalıntıydı..."

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
21 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Votka bir sarhoş için nasıl gerekliyse, kitaplar da yavaş yavaş benim için bir ihtiyaç olmaya başlamıştı."

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Kitap okumayı sever misin?”
“Kitap okuyacak vaktim yok ki...”
“Sevseydin, vakit bulurdun. "

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Tanrı bizi bu dünyaya akılsız çocuklar olarak gönderir, ama akıllı ihtiyarlar olarak geri almak ister. Bu yüzden okumak gerekir!”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Tanrım, hiçbir şey istemiyorum, bir şeye ihtiyacım da yok. Bana sadece iç huzuru ver Tanrım!”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
28 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Günah, bataklık gibidir. İlerledikçe daha çok batarsın!”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki

Kitapla ilgili 1 Haber




Burası çok ıssız