Ekmeğimi Kazanırken

8,4/10  (59 Oy) · 
222 okunma  · 
57 beğeni  · 
1.844 gösterim
Maksim Gorki'nin, edebi olgunluk çağı ürünlerinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim adlı otobiyografik üçlüsü, yazarın başeseri sayılageldiği gibi tüm Rus edebiyatı içinde yer alan mükemmel otobiyografilerden biridir.Gorki'nin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan üçlü, bir yazarın kendinden çok çevresi üzerinde durduğu, iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği ender otobiyografik romanlardan biri, aynı zamanda Gorki'nin gözlemciliğiyle anlatım yeteneğinin doruğa ulaştığı, kendinden önceki Toplumsal Gerçekçilik ustalarıyla birlikte kendisini de aştığı başeserdir.
  • Baskı Tarihi:
    2015
  • Sayfa Sayısı:
    435
  • ISBN:
    9786053325482
  • Orijinal Adı:
    В людях
  • Çeviri:
    Mazlum Beyhan
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Jay 
 17 Şub 16:00 · Kitabı okudu · 22 günde · 10/10 puan

Kitabı en sonunda bitirdim. İlk bölüm inceleme, ikinci bölüm ise bir öyküdür. Keyifli okumalar dilerim.

İlk Bölüm:

Maksim Gorki’nin bir eseri daha biter ve böylelikle onun gönlümde yükselişi tüm hızıyla devam eder. Bilemiyorum… Okuyacağım sürüyle kitap, tanışacağım onca yazar olacaktır lakin mümkün müdür? Gorki’nin samimiyetini, çocuksu ruhunu, masumiyetini, şahsına münhasır anlatımını bir başka yazar da görebilmek! Elbette diğer kitapları da beni derinden etkiledi ancak bu kitabı daha bir dokundu. Sanki bu kitabında Maksim’in ruhu kitabın içine saklanmıştı; kitabı her açışımda bu ruh özgür kalıyor ve benimle için için konuşuyordu.

Kitabımızın ana karakteri Aleksey’in çocukluktan gençlik yıllarına varan zamanını ele alır Ekmeğimi Kazanırken. Bu süreçte, zorluklar üst üste biner ve ağır bir yük olur Aleksey için. Tabi ki bu zorlukların ana nedeni insanlar ve onların zihninde ürettikleri Tanrılarıdır! Bu bizim bildiğimiz Tanrı değil elbette, bahsi geçen Tanrı, bazı insanların kendilerince izole ettiği bir Tanrıdır. Günümüzde de öyle değil midir? Herkesin kendine has bir Tanrısı vardır ve bu Tanrı herkesçe farklıdır. Öyle ki; bir insanın herhangi bir eyleminde bu Tanrı, onu ödüllendirirken aynı eylem için bir başkası adına ceza sebebi. Şunu da belirtmek isterim, ben Tanrıyı yargılamıyorum; yargıladığım husus insanlar ve onların zihnindeki kuruntularıdır. Neyse zaten bu durumu kitap içerisinde çok güzel izah etmiş Maksim; “Bir şey açık seçik ortadaydı: İnsanın gönlünce yaşamasını önleyen iki güç vardı ki, bunlar Tanrı ve insanlardı.”

Kitabın içeriğine dönelim; Aleksey çeşitli zor işlerde çalışmak zorunda kalır. Toplumun en alt tabakasının profilini, bu işlerde edindiği izlenimlerle çok iyi ve keskin bir anlatımla adeta okuyucuya çizer Maksim. Çizmek onun işidir ve bana göre edebiyatın ressamıdır. Size öyle detaylı ve hoş tablolar çizer ki hani derler ya, ‘alır okuyanı götürür farklı diyarlara’ diye işte bu taşımacılığın babasıdır Maksim A.Ş.

Ülkemizde Maksim’in kitapları pek okunmuyor. Okunmamasının birden fazla parametresi var yine bana göre. Bunlardan ilki, eserlerinde hep sistem eleştirisi vardır ki bu sistemin asla istemeyeceği bir durumdur. İkincisi, insanların zaten zor bir hayatı vardır ve iç karartıcı eserleri her insan okumak istemez. Üçüncüsü ise, diğer yazarların aksine anlatımında okuyucuyu tek yumrukla yere seren bir üslubu yoktur. Bunun yerine on beş round okuyucu ile dövüşür ve uzun soluklu bir kavganın sonunda okurunu yere serer. Ufak ufak durmaksızın yumruklarını indirir ve okur-bende de olduğu gibi- kitap bittiğinde güzel bir dayak yemişe döner.

Son olarak Maksim’in en sarsıcı yumruğunu sizinle paylaşmak isterim: “Biliyorum siz iyi uydurulmuş dehşet sahnelerinden hoşlanırsınız ama ben korkunç gerçek olaylar biliyorum, bunlar günlük yaşamın tüyler ürpertici olayları! Nasıl ve hangi dünyada yaşadığınızı anımsamanız için, o olaylara ilişkin öykülerle sizi şoke etme hakkımı kullanıyorum. Bizler, hepimiz pis rezilce bir yaşam sürüyoruz: İşte bu öyküler bunu gösteriyor. Korkunç gerçek, güzel yalancıların cicili bicili sözcükleriyle saklanamaz. Yaşama doğru gitmeliyiz. Yüreklerimizdeki insanca şeyleri yaşamamıza yansıtmalıyız!!!”


İkinci Bölüm:


Bir yandan kitap okuyor bir yandan da sıranın bana gelip gelmediğini kontrol etmek için sıra numaralarının sürekli değiştiği led ekrana bakıyorum. Sıranın gelmesine hayli var ve ben bu nedenle tekrar kitabımı okumaya dönüyorum. Tam kendimi kitaba verdim diyorum ki bu seferde telefonum çalıyor. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görüyorum. Aklıma, yaptığım iş başvuruları geliyor. “Efendim… tabii olur ne zaman? Demek Cuma saat on iki de. Tamam Tarihi Bozkurt Hanı. Tamam olur gelmezsem bildiririm. Teşekkür ederim, iyi günler.” Diyorum ve telefonu kapatıyorum. Tahmin ettiğim gibi yine bir iş görüşmesi içindi bu arama.

Bugün Cuma erken kalktım, iş görüşmesi için hazırlandım, sırt çantamı da alarak yola koyuldum. Son zamanlarda İstanbul da göçebe bir yaşam sürüyorum. Sırt çantamda birer adet diş fırçası ve macunu, bir adet kulaklık ve bunun yanında da dört yüz küsur sayfalık Gorki’nin kitabı olduğundan mıdır bilmiyorum çantamın ağırlığını hissetmiyorum. Metro’ya giderken diğer insanların peşi sıra yürüyorum. Gözüm sürekli etrafta. Her bir insanı inceliyorum, kimisi kısır iş döngüsüne girmiş uykulu gözlerle sanki programlanmışçasına verilen koordinatlara hareket ediyor, kimisi okuluna gidiyor, kimisi de benim gibi her şeyi anlamlandırmaya çalışıyor. Herkesin yaptığı tek ortak eylem ise şu nokta da yürümek. İnsanlar yürürken ayaklarının bastığı yerlerden toz, toprak havalanıyor peşi sıra gelen gölgelerinin üzerine siniyor. Zannediyorum ki benim gibi gölgeler de bir zorundalık olduğunu fark ediyor, kızıyor ancak el mahkûm sesleri solukları çıkmıyor.

Acelem yok görüşmem on ikide ve ben kitap okuyabilmek adına kalabalığın gitmesini bekliyor ve uygun bir yer arayışına giriyorum. İlk tren gidiyor, ikincisi gidiyor ve ben ancak üçüncüsünde kendime istediğim gibi bir yer bulabiliyorum. Sırt çantamı dizlerimin üzerine, onun üzerine de kitabı konumlandırarak Aleksey’in yarım kalan hikayesine devam ediyorum. Tren yavaştan hareket alıyor. Aleksey, bir gemi de işe girmiş çok küçük meblağlara canı çıkana kadar her gün çalışıyor. Bir diğer yandan burada çalışan insanlardan ve bunların sorunlarından bahsediyor. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bir sıkıntı var diyor ancak ben nedense anlamıyorum, herhalde yaşamam gerek diyorum kendi kendime. Yolcular iniyor, biniyor kalabalık hiç azalmıyor. Tren kavisler çizerek yoluna devam ediyor. Bu esnada trenin camından fırsatını bulan küçük bir güneş ışını kitabımın üzerine düşüyor. Bir sağa, bir sola, bir yukarı, bir aşağı derken düşüncelerim dağılıyor. Evet ben şu anda trende olabilirim ama düşüncelerimle ben aslında gemideyim. Diğer insanların arasında bedenimi bırakarak tekrardan Aleksey’in yanına gemiye geçiyorum...

Nihayet belirtilen tarihi hana geliyorum. Kapıda duran güvenlik, sanki biri tembihlemişçesine yüzüne uymayan maskeyi gizleyemeden ve yaratılışına bir o kadar ters olan yüz ifadesiyle benden kimliğimi vermemi rica ediyor. Kimliği uzatıyor, ziyaretçi kartını alarak bir üst kata çıkıyorum. Danışmadaki bayan beni bekleme odasına alıyor. Odadan çevreye göz gezdiriyorum ve ofiste çalışanlara gözüm takılıyor. Her biri hayat heyecanını sekiz saatliğine bir kenara bırakmış, birer makine edasında bilgisayar başında, çalışma ve işleme prensibi anlamında bir bilgisayardan farksız olarak zaman geçiriyorlar. Arada birkaçı kalkıyor çay, kahve alıyor ve tekrar aynı noktaya konumlanıyorlar. Garip bir duyguya kapılıyorum. Sanki bu bekleme odasında yaşayıp ihtiyarlamışım gibi geliyor bana. Yarın, gelecek hafta, gelecek kış, gelecek yıl burada neler olacağını şimdiden biliyorum.

İşe alım uzmanı yanıma gelirken sahte bir gülüşle hoş geldiğimi söylüyor. Halbuki hiç hoş değilim, hiçbir yere de nedense ne hoş gelebiliyorum ne de hoş gidebiliyorum. Uzman olan bu kadın (patronların kendilerini iyi hissetmeleri için taktığı sıfatlardan birisi olsa gerek bu uzman sözcüğü ki bu sıfatlar işçiler arası sınıf farklılığını yarattığı çok aşikâr.) orta yaşını çoktan geçmiş, kilolu denecek kadar bulunduğu ortamda yer kaplayan, yüksek numaralı gözlüğü ile zar zor etrafı görmeye çalışan her işçi gibi bir varlık. Neyse odasına geçiyoruz ve bana iş için aradıkları nitelikleri sayıyor. Şu olacak, bu olacak derken yaklaşık bir beş dakika geçiyor. Kendimde olanı anlatıyor ve yapabileceğim işlerden bahsediyorum. Sonrasında sormak istediğim bir şey olup olmadığını soruyor. Maaş aralığımı, iş başvurusunda belirtmiştim ama yine de merak ettiğimi ifade ediyorum. Kadın, aslında ilk görüşme de böyle bir politikaları olmadığını ancak yine de bu politikayı bir defalığına çiğneyeceğini önden söyleyerek, maaş aralığının bin beş yüz ile iki bin arasında olduğunu ortalığa tükürüyor. Zaten bu tarz hiyerarşilerden nefret eden birisi olarak gerginliğim ve öfkem hat safhaya ulaşıyor. Ellerimin titremesini kontrol edemezken bir yandan da sağ gözüm seğirmeye başlıyor. Vücudum, zihnimden önce isyan etmeye başlıyor. Maaş aralığımın bilinmesine rağmen hem vaktim çalınmış hem de bu pis düzende oyununun bir parçası olmuştum. Zihnim gidip geliyor. Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki çizgiyi kaybetmeye başlıyorum. Bulunduğum konumdaki her nesne hareket ediyor, yer değiştiriyor ve farklı bir hal almaya başlıyor. Kafamı kaldırıp çevreme göz gezdirme gereksinimi duyuyorum. Masalarının başında oturan çalışanların, bileklerinden masanın demir bacağına yaklaşık olarak onar metrelik zincirlerle bağlı olduğunu görüyorum. O kadar çabuk zayıflamışlar ki kemiklerini sayabiliyorum. Halbuki bu kemikleri sayılabilen kolları tutan masaya bağlı olan zincirler değildi. Zannediyorum ki bu insanların başka yerlerinde, görünmeyen daha başka zincirler vardı. Ofisin en güzel odasından takım elbiseli bir adam çıkıyor. Öyle ki nereden baksam üç yüz kilo ağrılığında olan bu adamın eni ve boyu neredeyse eşit. Sanki bir taraf zayıflarken bir taraf şişmanlıyordu. Bu defa, karşımda oturan kadına kayıyor gözlerim. Onun görünüşü daha ilginç geliyor. Yüzü kararmış gözleri büyümüş vaziyette elindeki kelepçeli zinciri sallayarak bana bakıyor ve bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çok ani olarak kendime geliyorum. İyi misin diye soruyor uzman kadın. Ben okumaya başladığımdan beri iyi olamıyorum bunu kesinlikle bilmiyor, bilemez de. Keşke okumasam diyorum! Hep kitap okumaktan ileri geliyor bunlar. Evet evet bundan sonra okumayacağım, bunlara hiç gerek yok diye geçiriyorum aklımdan. İyim teşekkür ederim. Ancak benim maaş aralığım başvuruda belliydi buna rağmen beni buraya kadar yordunuz diyorum. Biz ne olursa olsun yine de adaylarla görüşmek istiyoruz diye karşılık veriyor. Ama biz adaylar istiyor muyuz neden bu kadar umursamazsınız diye gerginliğimi atmak üzere konuşmaya devam ediyorum. Atladığınız bir şey var bayım; bizim bu vereceğimiz maaş tamamen yasal, yani sigortanız bu aralık üzerinden yatacak diyor. Benden kanunsuzluğu bir tatmin nedeni olarak görmemi mi istiyorsunuz diyorum öfkemi atmak bir kenara dursun öfkem, giderek artmaya devam ediyor. Sizin için, çocuklarınız için, etki ettiğiniz tüm insanlar için üzülüyorum. Bu modern köle sisteminde ki hiyerarşide kendinize bir yer bulduğunuzdan, bu olanlar sizi rahatsız etmiyor. Rahatsız etmemek bir kenara insanları, bu sisteme dahil etme adına müthiş bir çaba içerisindesiniz. Bence siz bu sistemi kuranlar kadar kötü bir insansınız diyorum. Son olarak paralel evrende orada o maaşı kabul edip zincirleri kollarına takan bir ben bırakıyor ve ayrılıyorum odadan, ofisten, tarihi handan.

Geldiğim yolun aynısını geri tepiyorum. Metro sakin, kalabalık azalmış kendime rahatça bir yer buluyorum. Elim istemsizce çantama oradan da kitaba gidiyor. Aleksey düşüyor aklımın en derin kuyusuna ve onu anlamaya başladığımı hissediyorum. Biliyorum çok radikal bir karar almıştım ancak daha radikal bir karar alarak tekrar okumaya başlıyorum. Kitap henüz bitmedi ancak bu yazımı oluşturmam için bir neden oldu. İyi ki edebiyat var diyorum ve okuyan herkese teşekkür ediyorum.

mehmet pak 
 17 May 22:40 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

İşçi sınıfının kanını emen bir proleter devrim korkusuyla tir tir titreyen pek sevgili burjuvazi , devrimci saflardan kopan işçi sınıfına sırtını dönen sol Liberaller , uzlaşmaz iki sınıfından biri olan burjuvazinin atadığı sendikacı ,gençliğinde solculuk oynayıp biraz kocayınca soluğu yurt dışında alıp devrimci klasikler okuyarak devrimcilik oynamayı bile beceremeyen abilerim, '' Barış ve kardeşlik '' sloganlarıyla kandırılan hümanistler ( sadece halklar barışır ) emperyalizmin tehlikeli oyunlarından birine alet olan sınıf bilincinden yoksun Feministler, sınıfın içinden çıkmamış , işçi sınıfına yabancı olup önderlik üstlenmeye çalışan aydınlar, sistemin şakşakçılığını ve kuyrukçuluğunu yapmada sınırları aşmış , ''onur '' yoksulluğundaki yarışta pisliğe batmış yandaş burjuva medyası, bir burjuva devrimi olan Cumhuriyeti anlayamamış Statikocu sosyal demokratlar ve burjuva sosyalistleri , işçi ve emekçi kitleleri ayrıştırmada fitürsuzlaşmış '' din ' i kullanarak birliğe engel olan yobazlar,en büyük bölünmenin Milliyetçilik olduğunu anlaması imkansız olan Türk ve Kürt milliyetçileri , parlementodan medet uman kendileri için mücadele eden kitleye sırtını dönmekle yetinmeyip bir de düşman ilan etmiş işçi yığınları , işçinin alın terini taşerona peşkeş çekmiş devlet büyükleri ,sermayenin tetikçiliğini yapmakta acımasız olan oligarşi ,kutsallaştırılmış değerlerin gözlerini kör ettiği kendinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan faşistler alayınıza Gorki 'nin selamını getirdim.

'' Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin ,barış ve milli bağımsızlık düşmanlarının, faşistlerin ve her çeşit yalancı , düzmece demokratların en korktukları yazarlardan biri de Gorki 'dir. Neden ? Çünkü Maxim Gorki yalnız kendi halkına değil ,bütün halklara yurtlarını ,hürriyeti ,barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir.Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden güzel günler göreceğinden emindir.Çünkü o, emekçi insanı , koluyla, kafasıyla çalışan insanı, yeryüzünün gerçek biricik efendisi sayar. Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır.Çünkü yeryüzünün en büyük şairdir. ''

28 Mart 1868 de doğan , 18 Haziran 1936 'da vefat eden Maksim Gorki 'nin hayatını anlatan üç kitaptan ( Çocukluğum ve Benim Üniversitelerim )ikincisidir Ekmeğimi Kazanırken eseri. Gorki 'yi biraz okuyup ve hayatını araştıran arkadaşlar biriler ki Gorki 'nin oluşturduğu karekterlerin hiç biri kendisine yabancı değildir. Hayatının her alanında işçi sınıfı için mücadele etmiş ve bedeller ödemiş olan sosyalist yazarımızı okudukça daha çok sevmeye başlıyorum. Her sayfa da evet anlatılan benim hikayemdir diyebiliyorum.Otobiyografik bir eser olan Ekmeğimi kazanırken Çarlık Rusyasın da burjuvazinin yaşamını anlatırken , emekçi kitlelerin burjavazinin gözündeki yerini bütün çıplaklığıyla gösterebiliyor. Tartışmacı ( bazen ) bir anlatımla Gorki Karakterleri kavgaya tutuştururken ,bu tartışmalarda karşımıza en çok din ve Tanrı kavramları çıkıyor. Dinin insanları nasıl bir baskı altına aldığını eleştirisel bir anlatım tarzıyla sunan Gorki'nin en sevdiğim yönü ise doğallığı ve sıcaklığıdır. Gorki 'yi okurken sadece kendi hayatını değil aynı zamanda yaşadığı yüzyılın işçi sınıfını, sınıfın çürümüşlüğünü, kapitalizmin işçi ve emekçi kitlelerini nasıl yozlaştırdığını da görebiliyoruz. Ana eserinde işçi sınıfının devrimci mücadelesinden kesitler sunan Gorki Bu kitabında işçinin yaşamak için çalışmak zorunda oluşunu, ayakkabı çıraklığından, ormanlara, ormanlardan gemilere, ikon atölyesinden,tezgahtarlığa kadar oldukça ağır işlerde hayata tutunmaya çalışır .Ormandaki doğa tasvirleri resmen mest etti beni.Yaşam alanlarına düşman olanların pervasızca saldırganlaştığı şu dönemlerde , yaşam alanlarının güzelliğini ,her haldeki bir süre sonra sadece kitaplardan okumakla yetineceğiz.


Gorki kitaplar ile tanışır ve kitaplara aşık olur .Okur , okur daha çok okumak ister ama burjuvazi emekçi kitlelerin okuyup bilinçlenmesini istemez. Her fırsatta kitaplardan uzaklaştırılmak istenilen Gorki 'nin en büyük destekçisi Terzinin hanımıdır. Evet korkuyor burjuvazi okuyan insandan en çok ta onlardan korkuyor. Bu korkunun ne kadar büyük bir korku olduğunu bu eserde her fırsatta sunmak istemiştir Gorki. Yazılacak o kadar çok şey var ki bu eser hakkında ağrıyan dişim toparlamama müsaade etmiyor maalesef.

Kendimize ve emeğimize yabancılaştırılmakta sınırları aştığımız bu dönemlerde
'' anlatılan sizin hikayenizdir '' deyip şiddetle okunmasını tavsiye ediyorum.

Emine Çoban 
04 May 17:06 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

İlk kez misafir olduğum Maksim Gorki'nin dünyasında inanılmaz duygular keşfetmenin vermiş olduğu heyecan ''hala ellerimi zevkten titretiyor.''
Kitap alıntıların(m)da da fark edildiği üzere Gorki tam bir kitap aşığı, tabi bu okurlar içinde en güzel aşı kaynağı.
Gorki'nin anlatımları ''öylesine kesin ve süsten uzak ki''.. Ah! Kitapta ''o sözler, öğüt dolu cümleler yüreğime öyle bir işliyor'',
aynı zamanda yazar küçük yaşta iş hayatına
atılan kahramanın dış gözlemlerini ''öyle güzel anlatıyor ki''...
Aramızda kalsın ama DÜNYA KLASİKLERİNDEN dışarı çıkmamamın sebebi
de bu aslında (yalın, didaktik, masum...). Teşekkürler Gorki diğer kitaplarında
görüşmek üzere. Dünyanı çok sevdim...:)
Evet bu öğüt dolu kitabı benim gibi klasik aşıkları için tavsiye edebilirim .
Sevgiyle kalın...

Melek 
 16 Tem 21:44 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · Puan vermedi

Gorki'nin, kendi hayatı üzerinden, içinde bulunduğu toplumu, burjuvaziyi, işçi sınıfının toplumdaki statüsünü kaleme aldığı otobiyografik üçlüsünün ikinci kitabı. Kitabı okurken içindeki karanlık dünyadan rahatsız olmamak mümkün değil. 19. yüzyıl Rusyasının soğuk rüzgarını yüzünüzde hissedersiniz çoğu zaman. Kitabın arka kapağı da içeriği en net şekilde özetlemiştir.

Yine kitapta, insanların kafasındaki tanrı olgusuna da dikkat çekmiş, inanç şeklinin kişiler üzerindeki etkisine değinmiştir.

-Spoiler-
Kitabın tartışmasız en güzel bölümü Peşkov'un araştırma ve kitap okuma serüveninin başlamasıyla, kitapların dünyasına kendini kaptırımasıdır. Okudukça farkındalığı artar, toplumdan ayrı bir dünyaya taşınır. Eserin sonunda da serinin son kitabı olan " benim üniversitelerim" kitabına geçiş için epey merak uyandıracak açık bir kapı bırakmıştır.

Son olarak; çeviri konusunda Oda Yayınlarından yeterince memnun kalamadım. Okuyacaklar için, klasiklerin değişmez adresi İş Bankası kültür yayınlarını tavsiye ederim.

Keyifli okumalar...

Yadigar Soydan 
05 Mar 20:17 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Üçlemenin ikinci kitabı. Bazı kitaplar vardır okurken sende kendini içinde hisseder, onunla birlikte kah orada kah buradasındır. Bu kitapta işte onlardan biri. Dili, kurgusu, anlattıklarıyla seni bilinmeyen kapılar ardına geçiriyor. Maksim Gorki'yi daha yakından tanımak, yaşadıklarını görüp eserlerini okurken daha iyi çıkarımlarda bulunabilmek için okunması gereken kitaplardan biri. Çok akıcı bir dili var, hiç sıkılmadan heyecanla sonrasında ne olacağını bekleyerek okunan bir kitap.

ANIL AKCAN 
12 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Aleksey Maksimoviç Peşkov, genel olarak bilenen adıyla Maxim Gorki... Rus yazarlarıyla kıyaslama yapmak ne kadar yanlış da olsa benim yazarım Gorki' dir. Gerek yaptığı tasvirler gerek toplumuna eleştirel bakması ve en önemlisi de hayatını yoksulluk içinde geçirmesi, realizmin dibini mürekkebiyle sıyırması beni kendisine yeterince çekmesine neden olan temel özellikler arasındadır. Bilindiği üzere "ekmeğimi kazanırken" adlı romanı, çocukluktan gençlik yıllarına geçtiği zaman dilimini kapsamaktadır. Toplum içinde her daim hor görülen, dışlanan, itilip kakılan bir karakteri anlatır. Gemicilikte aşçı yamağı olarak çalışmaya başladığı sırada, ustasının kitaplara düşkünlüğü ve Gorkiye zorla sesli olarak kitabı okutturmasıyla başlar öğrenme aşkı. Bugün Gorkiyi okuyorsak bunu o aşçıya borçluyuzdur aslında. Aleksey kitabı okudukça aydınlanır ve aydınlandıkça Nietzche' nin üstün insanına, Dostoyevski'nin "Budala" sına ve yer altı edebiyatının önde gelenlerinden Tezer Özlü Varoluşçu ideasına dönüşür. Zaten Gorki' de Tezer Özlü gibi intihar girişiminde bulunur (Aralık 1887). Aslında bu kitap bana her zaman inanadığım bir düşüncemi teyit eder niteliktedir. Fazla entelektüel birikim mutsuzluk getirir. Tabiki bu düşüncem beni öğrenmekten alıkoymayacak. Her ne kadar bu korkunç gerçek yüzünü yarı saydam bir pencereden gösterse de...

Not: Gorkiyi anlamak için "çocukluğum" , "ekmeğimi kazanırken" ve "benim üniversitelerim" adlı kitap sırasını okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar...

Emiş SALDIRAN 
21 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Maksim Gorki'nin annesinin ölümünden sonraki çocukluk dönemini, iş deneyimlerini ve bu süreçte karşılaştığı insanlar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini anlatıyor.

Bir gemide bulaşıkçılık yaparken Gorki’ yi kendini alamadığı bir okuma merakı sarar. Gençliğe adım attığı ilk yıllarını Kazan’da geçiren Gorki, 1887 yılında intihar girişiminde bulunur. İntihardan sonra uzunca bir süre değişik işlerde çalışarak, daha sonra yazılarında kullanacağı pek çok izlenimi edindiği büyük Rusya turuna çıkar.

Toplum ahlaki bir çöküntü içerisindedir.Dini değerleri yozlaşmış ve kendisine yeni değerler bulamamıştır.Bu karmaşa içerisinde güçlü olan haklı olanı ezmekte her türlü ahlaksızlık işlenmektedir.

Gorki’ nin daha sonraki eserlerinde görülen güçlü betimlemeler ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu gösterecektir.

İyi okumalar.

UĞURCAN KOÇ 
25 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Üçlemenin ikinci kitabı, çocukluğum adlı ilk kitaba göre biraz daha beklentimin altında kaldı ancak yine de Gorki okumak çok büyük bir keyif. Resmen yaşatıyor size biyografisini. Çoğu çocuğa, insana göre farklı bir yapıda olması da çok ilginç. Kitap okumayı çok sevmesi en hoşuma giden yeriydi. Ayrıca bu kadar detaylı anlatabilmesi de büyük başarı. Tavsiye ediyor (çocukluğum kitabından başlayarak tabi) keyifli okumalar diliyorum.

Mehmet Can 
 11 Tem 07:38 · Kitabı okudu · 9 günde · 7/10 puan

Ekmegimi kazanirken kitabi anasiz babasiz kalmis bir cocugun 15 yasina kadar cesitli islerde ekmek parasini kazanmak icin verdigi mucadeleleri anlatmakta.
Kahramanimiz ekmegini kazanirken calistigi yerlerde kendine idol olarak sectigi insanlarla da karsilasti yeri geldiginde silik, etkisiz ve uzak durmasi gereken tiplerle de.
Ozellikle cocugun okuma aski cok mukemmel, sik sik okudugu kitaplarla kendi hayal dunyasini gelistirmekte ve okuduklariyla yasamini renklendirmektedir.

2 /

Kitaptan 159 Alıntı

Melek 
24 Haz 19:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

-Kitap okumaktan hoşlanır mısın?

-Bunun için hiç zamanım yok.

-Eğer gerçekten seviyorsan zaman bulursun.

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 143)Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 143)
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“İnsanda utanma yoksa, hiçbir şey dert değildir.”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Melek 
23 Haz 19:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

İyi şeyleri hep aklında tut, kötü şeyleri ise unut gitsin.

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 117)Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 117)
Aysel 
28 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Hayatı hep ucundan, köşesinden yaşadım... Acım bana aitti, ama neşem çalıntıydı..."

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Oblomov 
10 Nis 13:52 · Kitabı okudu · 10/10 puan

- Kitap okumayı seviyor musun?
- Kitap okumaya vaktim yok ki.
- Okumayı sevseydin, zaman bulurdun.

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 168)Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 168)
mehmet pak 
 15 May 11:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Pırıl pırıl çok tatlı bir sabah , ama ben biraz keyifsizim ; kimseciklerin olmadığı kırlara doğru uzaklaşmak istiyorum ;çünkü, biliyorum: İnsanlar hep yaptıkları gibi bu aydınlık ışıl ışıl günü de kirletecekler .

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 48 - Türkiye İş Bankası Yayınları)Ekmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki (Sayfa 48 - Türkiye İş Bankası Yayınları)
Aysel 
21 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Votka bir sarhoş için nasıl gerekliyse, kitaplar da yavaş yavaş benim için bir ihtiyaç olmaya başlamıştı."

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Kitap okumayı sever misin?”
“Kitap okuyacak vaktim yok ki...”
“Sevseydin, vakit bulurdun. "

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Tanrı bizi bu dünyaya akılsız çocuklar olarak gönderir, ama akıllı ihtiyarlar olarak geri almak ister. Bu yüzden okumak gerekir!”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki
Aysel 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Tanrım, hiçbir şey istemiyorum, bir şeye ihtiyacım da yok. Bana sadece iç huzuru ver Tanrım!”

Ekmeğimi Kazanırken, Maksim GorkiEkmeğimi Kazanırken, Maksim Gorki