Ekmeğimi KazanırkenMaksim Gorki

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.289
Gösterim
Adı:
Ekmeğimi Kazanırken
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
435
ISBN:
9786053325482
Orijinal adı:
В людях
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Maksim Gorki'nin, edebi olgunluk çağı ürünlerinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim adlı otobiyografik üçlüsü, yazarın başeseri sayılageldiği gibi tüm Rus edebiyatı içinde yer alan mükemmel otobiyografilerden biridir.Gorki'nin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan üçlü, bir yazarın kendinden çok çevresi üzerinde durduğu, iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği ender otobiyografik romanlardan biri, aynı zamanda Gorki'nin gözlemciliğiyle anlatım yeteneğinin doruğa ulaştığı, kendinden önceki Toplumsal Gerçekçilik ustalarıyla birlikte kendisini de aştığı başeserdir.
Kitabı en sonunda bitirdim. İlk bölüm inceleme, ikinci bölüm ise bir öyküdür. Keyifli okumalar dilerim.

İlk Bölüm:

Maksim Gorki’nin bir eseri daha biter ve böylelikle onun gönlümde yükselişi tüm hızıyla devam eder. Bilemiyorum… Okuyacağım sürüyle kitap, tanışacağım onca yazar olacaktır lakin mümkün müdür? Gorki’nin samimiyetini, çocuksu ruhunu, masumiyetini, şahsına münhasır anlatımını bir başka yazar da görebilmek! Elbette diğer kitapları da beni derinden etkiledi ancak bu kitabı daha bir dokundu. Sanki bu kitabında Maksim’in ruhu kitabın içine saklanmıştı; kitabı her açışımda bu ruh özgür kalıyor ve benimle için için konuşuyordu.

Kitabımızın ana karakteri Aleksey’in çocukluktan gençlik yıllarına varan zamanını ele alır Ekmeğimi Kazanırken. Bu süreçte, zorluklar üst üste biner ve ağır bir yük olur Aleksey için. Tabi ki bu zorlukların ana nedeni insanlar ve onların zihninde ürettikleri Tanrılarıdır! Bu bizim bildiğimiz Tanrı değil elbette, bahsi geçen Tanrı, bazı insanların kendilerince izole ettiği bir Tanrıdır. Günümüzde de öyle değil midir? Herkesin kendine has bir Tanrısı vardır ve bu Tanrı herkesçe farklıdır. Öyle ki; bir insanın herhangi bir eyleminde bu Tanrı, onu ödüllendirirken aynı eylem için bir başkası adına ceza sebebi. Şunu da belirtmek isterim, ben Tanrıyı yargılamıyorum; yargıladığım husus insanlar ve onların zihnindeki kuruntularıdır. Neyse zaten bu durumu kitap içerisinde çok güzel izah etmiş Maksim; “Bir şey açık seçik ortadaydı: İnsanın gönlünce yaşamasını önleyen iki güç vardı ki, bunlar Tanrı ve insanlardı.”

Kitabın içeriğine dönelim; Aleksey çeşitli zor işlerde çalışmak zorunda kalır. Toplumun en alt tabakasının profilini, bu işlerde edindiği izlenimlerle çok iyi ve keskin bir anlatımla adeta okuyucuya çizer Maksim. Çizmek onun işidir ve bana göre edebiyatın ressamıdır. Size öyle detaylı ve hoş tablolar çizer ki hani derler ya, ‘alır okuyanı götürür farklı diyarlara’ diye işte bu taşımacılığın babasıdır Maksim A.Ş.

Ülkemizde Maksim’in kitapları pek okunmuyor. Okunmamasının birden fazla parametresi var yine bana göre. Bunlardan ilki, eserlerinde hep sistem eleştirisi vardır ki bu sistemin asla istemeyeceği bir durumdur. İkincisi, insanların zaten zor bir hayatı vardır ve iç karartıcı eserleri her insan okumak istemez. Üçüncüsü ise, diğer yazarların aksine anlatımında okuyucuyu tek yumrukla yere seren bir üslubu yoktur. Bunun yerine on beş round okuyucu ile dövüşür ve uzun soluklu bir kavganın sonunda okurunu yere serer. Ufak ufak durmaksızın yumruklarını indirir ve okur-bende de olduğu gibi- kitap bittiğinde güzel bir dayak yemişe döner.

Son olarak Maksim’in en sarsıcı yumruğunu sizinle paylaşmak isterim: “Biliyorum siz iyi uydurulmuş dehşet sahnelerinden hoşlanırsınız ama ben korkunç gerçek olaylar biliyorum, bunlar günlük yaşamın tüyler ürpertici olayları! Nasıl ve hangi dünyada yaşadığınızı anımsamanız için, o olaylara ilişkin öykülerle sizi şoke etme hakkımı kullanıyorum. Bizler, hepimiz pis rezilce bir yaşam sürüyoruz: İşte bu öyküler bunu gösteriyor. Korkunç gerçek, güzel yalancıların cicili bicili sözcükleriyle saklanamaz. Yaşama doğru gitmeliyiz. Yüreklerimizdeki insanca şeyleri yaşamamıza yansıtmalıyız!!!”


İkinci Bölüm:


Bir yandan kitap okuyor bir yandan da sıranın bana gelip gelmediğini kontrol etmek için sıra numaralarının sürekli değiştiği led ekrana bakıyorum. Sıranın gelmesine hayli var ve ben bu nedenle tekrar kitabımı okumaya dönüyorum. Tam kendimi kitaba verdim diyorum ki bu seferde telefonum çalıyor. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görüyorum. Aklıma, yaptığım iş başvuruları geliyor. “Efendim… tabii olur ne zaman? Demek Cuma saat on iki de. Tamam Tarihi Bozkurt Hanı. Tamam olur gelmezsem bildiririm. Teşekkür ederim, iyi günler.” Diyorum ve telefonu kapatıyorum. Tahmin ettiğim gibi yine bir iş görüşmesi içindi bu arama.

Bugün Cuma erken kalktım, iş görüşmesi için hazırlandım, sırt çantamı da alarak yola koyuldum. Son zamanlarda İstanbul da göçebe bir yaşam sürüyorum. Sırt çantamda birer adet diş fırçası ve macunu, bir adet kulaklık ve bunun yanında da dört yüz küsur sayfalık Gorki’nin kitabı olduğundan mıdır bilmiyorum çantamın ağırlığını hissetmiyorum. Metro’ya giderken diğer insanların peşi sıra yürüyorum. Gözüm sürekli etrafta. Her bir insanı inceliyorum, kimisi kısır iş döngüsüne girmiş uykulu gözlerle sanki programlanmışçasına verilen koordinatlara hareket ediyor, kimisi okuluna gidiyor, kimisi de benim gibi her şeyi anlamlandırmaya çalışıyor. Herkesin yaptığı tek ortak eylem ise şu nokta da yürümek. İnsanlar yürürken ayaklarının bastığı yerlerden toz, toprak havalanıyor peşi sıra gelen gölgelerinin üzerine siniyor. Zannediyorum ki benim gibi gölgeler de bir zorundalık olduğunu fark ediyor, kızıyor ancak el mahkûm sesleri solukları çıkmıyor.

Acelem yok görüşmem on ikide ve ben kitap okuyabilmek adına kalabalığın gitmesini bekliyor ve uygun bir yer arayışına giriyorum. İlk tren gidiyor, ikincisi gidiyor ve ben ancak üçüncüsünde kendime istediğim gibi bir yer bulabiliyorum. Sırt çantamı dizlerimin üzerine, onun üzerine de kitabı konumlandırarak Aleksey’in yarım kalan hikayesine devam ediyorum. Tren yavaştan hareket alıyor. Aleksey, bir gemi de işe girmiş çok küçük meblağlara canı çıkana kadar her gün çalışıyor. Bir diğer yandan burada çalışan insanlardan ve bunların sorunlarından bahsediyor. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bir sıkıntı var diyor ancak ben nedense anlamıyorum, herhalde yaşamam gerek diyorum kendi kendime. Yolcular iniyor, biniyor kalabalık hiç azalmıyor. Tren kavisler çizerek yoluna devam ediyor. Bu esnada trenin camından fırsatını bulan küçük bir güneş ışını kitabımın üzerine düşüyor. Bir sağa, bir sola, bir yukarı, bir aşağı derken düşüncelerim dağılıyor. Evet ben şu anda trende olabilirim ama düşüncelerimle ben aslında gemideyim. Diğer insanların arasında bedenimi bırakarak tekrardan Aleksey’in yanına gemiye geçiyorum...

Nihayet belirtilen tarihi hana geliyorum. Kapıda duran güvenlik, sanki biri tembihlemişçesine yüzüne uymayan maskeyi gizleyemeden ve yaratılışına bir o kadar ters olan yüz ifadesiyle benden kimliğimi vermemi rica ediyor. Kimliği uzatıyor, ziyaretçi kartını alarak bir üst kata çıkıyorum. Danışmadaki bayan beni bekleme odasına alıyor. Odadan çevreye göz gezdiriyorum ve ofiste çalışanlara gözüm takılıyor. Her biri hayat heyecanını sekiz saatliğine bir kenara bırakmış, birer makine edasında bilgisayar başında, çalışma ve işleme prensibi anlamında bir bilgisayardan farksız olarak zaman geçiriyorlar. Arada birkaçı kalkıyor çay, kahve alıyor ve tekrar aynı noktaya konumlanıyorlar. Garip bir duyguya kapılıyorum. Sanki bu bekleme odasında yaşayıp ihtiyarlamışım gibi geliyor bana. Yarın, gelecek hafta, gelecek kış, gelecek yıl burada neler olacağını şimdiden biliyorum.

İşe alım uzmanı yanıma gelirken sahte bir gülüşle hoş geldiğimi söylüyor. Halbuki hiç hoş değilim, hiçbir yere de nedense ne hoş gelebiliyorum ne de hoş gidebiliyorum. Uzman olan bu kadın (patronların kendilerini iyi hissetmeleri için taktığı sıfatlardan birisi olsa gerek bu uzman sözcüğü ki bu sıfatlar işçiler arası sınıf farklılığını yarattığı çok aşikâr.) orta yaşını çoktan geçmiş, kilolu denecek kadar bulunduğu ortamda yer kaplayan, yüksek numaralı gözlüğü ile zar zor etrafı görmeye çalışan her işçi gibi bir varlık. Neyse odasına geçiyoruz ve bana iş için aradıkları nitelikleri sayıyor. Şu olacak, bu olacak derken yaklaşık bir beş dakika geçiyor. Kendimde olanı anlatıyor ve yapabileceğim işlerden bahsediyorum. Sonrasında sormak istediğim bir şey olup olmadığını soruyor. Maaş aralığımı, iş başvurusunda belirtmiştim ama yine de merak ettiğimi ifade ediyorum. Kadın, aslında ilk görüşme de böyle bir politikaları olmadığını ancak yine de bu politikayı bir defalığına çiğneyeceğini önden söyleyerek, maaş aralığının bin beş yüz ile iki bin arasında olduğunu ortalığa tükürüyor. Zaten bu tarz hiyerarşilerden nefret eden birisi olarak gerginliğim ve öfkem hat safhaya ulaşıyor. Ellerimin titremesini kontrol edemezken bir yandan da sağ gözüm seğirmeye başlıyor. Vücudum, zihnimden önce isyan etmeye başlıyor. Maaş aralığımın bilinmesine rağmen hem vaktim çalınmış hem de bu pis düzende oyununun bir parçası olmuştum. Zihnim gidip geliyor. Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki çizgiyi kaybetmeye başlıyorum. Bulunduğum konumdaki her nesne hareket ediyor, yer değiştiriyor ve farklı bir hal almaya başlıyor. Kafamı kaldırıp çevreme göz gezdirme gereksinimi duyuyorum. Masalarının başında oturan çalışanların, bileklerinden masanın demir bacağına yaklaşık olarak onar metrelik zincirlerle bağlı olduğunu görüyorum. O kadar çabuk zayıflamışlar ki kemiklerini sayabiliyorum. Halbuki bu kemikleri sayılabilen kolları tutan masaya bağlı olan zincirler değildi. Zannediyorum ki bu insanların başka yerlerinde, görünmeyen daha başka zincirler vardı. Ofisin en güzel odasından takım elbiseli bir adam çıkıyor. Öyle ki nereden baksam üç yüz kilo ağrılığında olan bu adamın eni ve boyu neredeyse eşit. Sanki bir taraf zayıflarken bir taraf şişmanlıyordu. Bu defa, karşımda oturan kadına kayıyor gözlerim. Onun görünüşü daha ilginç geliyor. Yüzü kararmış gözleri büyümüş vaziyette elindeki kelepçeli zinciri sallayarak bana bakıyor ve bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çok ani olarak kendime geliyorum. İyi misin diye soruyor uzman kadın. Ben okumaya başladığımdan beri iyi olamıyorum bunu kesinlikle bilmiyor, bilemez de. Keşke okumasam diyorum! Hep kitap okumaktan ileri geliyor bunlar. Evet evet bundan sonra okumayacağım, bunlara hiç gerek yok diye geçiriyorum aklımdan. İyim teşekkür ederim. Ancak benim maaş aralığım başvuruda belliydi buna rağmen beni buraya kadar yordunuz diyorum. Biz ne olursa olsun yine de adaylarla görüşmek istiyoruz diye karşılık veriyor. Ama biz adaylar istiyor muyuz neden bu kadar umursamazsınız diye gerginliğimi atmak üzere konuşmaya devam ediyorum. Atladığınız bir şey var bayım; bizim bu vereceğimiz maaş tamamen yasal, yani sigortanız bu aralık üzerinden yatacak diyor. Benden kanunsuzluğu bir tatmin nedeni olarak görmemi mi istiyorsunuz diyorum öfkemi atmak bir kenara dursun öfkem, giderek artmaya devam ediyor. Sizin için, çocuklarınız için, etki ettiğiniz tüm insanlar için üzülüyorum. Bu modern köle sisteminde ki hiyerarşide kendinize bir yer bulduğunuzdan, bu olanlar sizi rahatsız etmiyor. Rahatsız etmemek bir kenara insanları, bu sisteme dahil etme adına müthiş bir çaba içerisindesiniz. Bence siz bu sistemi kuranlar kadar kötü bir insansınız diyorum. Son olarak paralel evrende orada o maaşı kabul edip zincirleri kollarına takan bir ben bırakıyor ve ayrılıyorum odadan, ofisten, tarihi handan.

Geldiğim yolun aynısını geri tepiyorum. Metro sakin, kalabalık azalmış kendime rahatça bir yer buluyorum. Elim istemsizce çantama oradan da kitaba gidiyor. Aleksey düşüyor aklımın en derin kuyusuna ve onu anlamaya başladığımı hissediyorum. Biliyorum çok radikal bir karar almıştım ancak daha radikal bir karar alarak tekrar okumaya başlıyorum. Kitap henüz bitmedi ancak bu yazımı oluşturmam için bir neden oldu. İyi ki edebiyat var diyorum ve okuyan herkese teşekkür ediyorum.
Maksim Gorki'nin otobiyogrofik üçlemesinin 2.kitabı.

Hayatının 10 yaşına kadar ki bölümünü anlattığı(Çocukluğum) u okurken bu kadar ayrıntıyı ,nasihatleri nasıl  hatırlayabiliyor diye düşünürken,  10 -15 yaş aralığını anlattığı bu kitabının hacminin, öncekinin 2 katı olması pek şaşırtmadı. Ayrıca Çocukluğum'a yaptığım incelememde(#26409705)
acaba dini yönünü çok mu abarttım diye düşünürken, bu kitabın ilk sayfalarında, bir marksist olan ve arası Lenin'le iyi olan Gorki'nin, dine verdiği önem ve hristiyanlıkla marksizmi bağdaştırma çabası, "Marksizmden sapma" olarak görülüp eleştirildiği ve zamanla araya soğukluk girdiği bilgisiyle karşılaştım.

Kitap genel olarak Gorki'nin, gençlik çağına adım atarken Tanrı, teslis inancı , Rus toplumunda kadına verilen değer, ölüm, sömürülen ve itibarsizlastirilan işçiler konularına yoğun bir sekilde değinerek ,karşılaştığı insan tiplemeleriyle, yaşadıklarını anlamlandırarak bir mantık kurma çabası  üzerine.Şöyle ki:

*Kadınların; "Tanrıyı bile kandıran Havva Ana'nın" soyundan geldiğine inanılır, her türlü kötülüğün kaynağı olarak görülür, dövülür, hakaret edilir, eğlence aracı olarak görülürler. Kadınlar da artık bu durumu kabullenmiş ,kendileri dahi hemcinslerine acımasız davranır,alaya alır,hesapsızca dedikodular yapılır,küçümsenir.

Ve Gorki sorar:Peki annem...ya büyükannem?
Onlara bu değeri yakıştıramaz.

*Kendini tüm maddi şeylerden soyutlamasını, dünyayla bağını koparmasını ve Tanrıya adaması gerektiğini söyleyen rahibin, beyaz bakımlı elleriyle, kendi parçalanmış ellerini karsılaştırır ve sorar:

Peki ya Emek...Geçim...Alınteri?

*Gününü gün et, hayatı ve insanları pek kafana takma, eğlenmene bak diyenlere sorar:
Peki ölüm?Ya sonrası?

*Dilinden tanrı kelimesi düşmeyen, ahlaklı görünüp hırsızlığı karakter olarak benimsemiş sürekli birbirinden çalan işçiler ve patronları görür.

Peki ya ahlak?..Hak?...Hukuk diye sorar.

Zamanla Dostoyevski'nin  Budala'sına dönüşür.Öyle de muamele görür.

"Hayat, ruhumdaki en iyi şeyleri inatla ve kabaca siliyor, onların yerine alay edercesine birtakım çirkinlikler koyuyordu. Hayatın bu zorbalığına karşı kızgınlıkla ve inatla direniyor ve herkesle aynı ırmakta yüzüyordum, fakat su benim için daha soğuktu ve diğerleri gibi su üzerinde kolayca duramıyor, ara sıra suyun dibine battığımı sanıyordum."

Ve kitaplarla tanışır.
"Bir kitabı bitirdikten sonra kendi hayatımıza döneriz; ancak artık farklı biriyizdir" diyen  Alain de Botton'u bir kez daha haklı çıkartır.

Olayları anlatırken Gorki, arada kesip  hayat felsefesine değiniyor, yaşadıklarını yorumluyor.Bunu yaparken,çocukken çektiği bedeni acılara artık düşünce sancıları da eklendiği için ,kimi zamanlar hüzünlü kimi zamanlar da muzip betimlemeler yapıyor.Ama henüz düşünceleri netleşmemiş olduğundan, onunla beraber bizler de toplumun genel havasını en yalın haliyle görme fırsatı bulup, sorulara cevaplar arıyoruz.Gerçekten onu tanımak istiyorsanız sıkılmadan okuyabileceginiz bir kitap.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kitabi bitirdikten sonra aklımda birçok soru işareti oluştuğu için "Rus toplumunda kadın" konulu bir araştırma yapma gereği duydum.

Kitabin sonunda fihrist bölümünde şöyle bir bilgi yer alıyor.

*Hıristiyanlık, Rusya’ya Yunan papazları tarafından sokulmuştur. Ülkede yaygın ve yürürlükte olan din kitapları, Yunanca’dan çevrilmiş elyazması kitaplardı. Bu din kitaplarını, çoğu cahil olan Rus papazları Rusça’ya çok kötü çevirmişlerdi. Bu yüzden Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi olmayan birçok saçma sapan inançlar ve gelenekler, Rus Kilisesi ve Rus halkı arasında yayıldı. Nihayet 1655 yılında Moskova Patriği Nikon, bütün din kitaplarının çevirilerini, Yunanca metinlere göre düzelttirdi."

Bu çok önemli bir bilgi.Çünkü ortada din adı altında cok büyük bir yanılmışlığın olduğu aşikar. Bu bilgi üzerine Eski Yunan Medeniyetlerinde Kadın konusunu araştırınca şunu gördüm.

( http://blog.kavrakoglu.com/...anda-kadina-siddet-1)

Hristiyanlığın zaten değiştirilmiş şekli olan teslis inancının bir de Yunan mitolojileriyle harmanlanmasıyla ortaya cıkan olgu zaten bir din degil ve her sağlıklı bünyenin karşı çıkması ve çözüm üretmesi gereken bir durum .

Son olarak şu haber,bizim ülkemizde oldugu gibi Rusya' nın da  "Kadın' ın Degeri"konusunda sınıfı geçemediğini gösterdi.

(http://www.medyagunlugu.com/...dinlarin-cilesi.html)

Buraya kadar okuyabildeyseniz ayrıca teşekkür ediyor ve konuya daha hakim arkadaşların bu konudaki yorumlarını merak ediyorum.

İyi okumalar dilerim:)

Benzer kitaplar

  • Çocukluk
    8.0/10 (129 Oy)108 beğeni522 okunma127 alıntı5.058 gösterim
  • Öteki
    8.3/10 (317 Oy)283 beğeni958 okunma297 alıntı10.847 gösterim
  • Kazaklar
    8.0/10 (139 Oy)109 beğeni476 okunma152 alıntı3.718 gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.5/10 (250 Oy)202 beğeni657 okunma389 alıntı4.496 gösterim
  • Amcanın Düşü
    8.0/10 (78 Oy)69 beğeni236 okunma62 alıntı2.991 gösterim
  • Başkasının Karısı
    7.3/10 (128 Oy)95 beğeni463 okunma64 alıntı11.864 gösterim
  • Ecinniler
    8.8/10 (126 Oy)154 beğeni400 okunma403 alıntı8.624 gösterim
  • Delikanlı
    8.1/10 (95 Oy)110 beğeni425 okunma150 alıntı5.176 gösterim
  • Ev Sahibesi
    7.7/10 (186 Oy)166 beğeni676 okunma203 alıntı4.063 gösterim
  • Bitmeyen Kavga
    8.7/10 (196 Oy)189 beğeni582 okunma167 alıntı6.105 gösterim
İlk kez misafir olduğum Maksim Gorki'nin dünyasında inanılmaz duygular keşfetmenin vermiş olduğu heyecan ''hala ellerimi zevkten titretiyor.''
Kitap alıntıların(m)da da fark edildiği üzere Gorki tam bir kitap aşığı, tabi bu okurlar içinde en güzel aşı kaynağı.
Gorki'nin anlatımları ''öylesine kesin ve süsten uzak ki''.. Ah! Kitapta ''o sözler, öğüt dolu cümleler yüreğime öyle bir işliyor'',
aynı zamanda yazar küçük yaşta iş hayatına
atılan kahramanın dış gözlemlerini ''öyle güzel anlatıyor ki''...
Aramızda kalsın ama DÜNYA KLASİKLERİNDEN dışarı çıkmamamın sebebi
de bu aslında (yalın, didaktik, masum...). Teşekkürler Gorki diğer kitaplarında
görüşmek üzere. Dünyanı çok sevdim...:)
Evet bu öğüt dolu kitabı benim gibi klasik aşıkları için tavsiye edebilirim .
Sevgiyle kalın...
Üçlemenin ikinci kitabı. Bazı kitaplar vardır okurken sende kendini içinde hisseder, onunla birlikte kah orada kah buradasındır. Bu kitapta işte onlardan biri. Dili, kurgusu, anlattıklarıyla seni bilinmeyen kapılar ardına geçiriyor. Maksim Gorki'yi daha yakından tanımak, yaşadıklarını görüp eserlerini okurken daha iyi çıkarımlarda bulunabilmek için okunması gereken kitaplardan biri. Çok akıcı bir dili var, hiç sıkılmadan heyecanla sonrasında ne olacağını bekleyerek okunan bir kitap.
Gorki'nin, kendi hayatı üzerinden, içinde bulunduğu toplumu, burjuvaziyi, işçi sınıfının toplumdaki statüsünü kaleme aldığı otobiyografik üçlüsünün ikinci kitabı. Kitabı okurken içindeki karanlık dünyadan rahatsız olmamak mümkün değil. 19. yüzyıl Rusyasının soğuk rüzgarını yüzünüzde hissedersiniz çoğu zaman. Kitabın arka kapağı da içeriği en net şekilde özetlemiştir.

Yine kitapta, insanların kafasındaki tanrı olgusuna da dikkat çekmiş, inanç şeklinin kişiler üzerindeki etkisine değinmiştir.

-Spoiler-
Kitabın tartışmasız en güzel bölümü Peşkov'un araştırma ve kitap okuma serüveninin başlamasıyla, kitapların dünyasına kendini kaptırımasıdır. Okudukça farkındalığı artar, toplumdan ayrı bir dünyaya taşınır. Eserin sonunda da serinin son kitabı olan " benim üniversitelerim" kitabına geçiş için epey merak uyandıracak açık bir kapı bırakmıştır.

Son olarak; çeviri konusunda Oda Yayınlarından yeterince memnun kalamadım. Okuyacaklar için, klasiklerin değişmez adresi İş Bankası kültür yayınlarını tavsiye ederim.

Keyifli okumalar...
Aleksey Maksimoviç Peşkov, genel olarak bilenen adıyla Maxim Gorki... Rus yazarlarıyla kıyaslama yapmak ne kadar yanlış da olsa benim yazarım Gorki' dir. Gerek yaptığı tasvirler gerek toplumuna eleştirel bakması ve en önemlisi de hayatını yoksulluk içinde geçirmesi, realizmin dibini mürekkebiyle sıyırması beni kendisine yeterince çekmesine neden olan temel özellikler arasındadır. Bilindiği üzere "ekmeğimi kazanırken" adlı romanı, çocukluktan gençlik yıllarına geçtiği zaman dilimini kapsamaktadır. Toplum içinde her daim hor görülen, dışlanan, itilip kakılan bir karakteri anlatır. Gemicilikte aşçı yamağı olarak çalışmaya başladığı sırada, ustasının kitaplara düşkünlüğü ve Gorkiye zorla sesli olarak kitabı okutturmasıyla başlar öğrenme aşkı. Bugün Gorkiyi okuyorsak bunu o aşçıya borçluyuzdur aslında. Aleksey kitabı okudukça aydınlanır ve aydınlandıkça Nietzche' nin üstün insanına, Dostoyevski'nin "Budala" sına ve yer altı edebiyatının önde gelenlerinden Tezer Özlü Varoluşçu ideasına dönüşür. Zaten Gorki' de Tezer Özlü gibi intihar girişiminde bulunur (Aralık 1887). Aslında bu kitap bana her zaman inanadığım bir düşüncemi teyit eder niteliktedir. Fazla entelektüel birikim mutsuzluk getirir. Tabiki bu düşüncem beni öğrenmekten alıkoymayacak. Her ne kadar bu korkunç gerçek yüzünü yarı saydam bir pencereden gösterse de...

Not: Gorkiyi anlamak için "çocukluğum" , "ekmeğimi kazanırken" ve "benim üniversitelerim" adlı kitap sırasını okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar...
Maksim Gorki'nin annesinin ölümünden sonraki çocukluk dönemini, iş deneyimlerini ve bu süreçte karşılaştığı insanlar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini anlatıyor.
Bir gemide bulaşıkçılık yaparken Gorki’ yi kendini alamadığı bir okuma merakı sarar. Gençliğe adım attığı ilk yıllarını Kazan’da geçiren Gorki, 1887 yılında intihar girişiminde bulunur. İntihardan sonra uzunca bir süre değişik işlerde çalışarak, daha sonra yazılarında kullanacağı pek çok izlenimi edindiği büyük Rusya turuna çıkar.

Toplum ahlaki bir çöküntü içerisindedir.Dini değerleri yozlaşmış ve kendisine yeni değerler bulamamıştır.Bu karmaşa içerisinde güçlü olan haklı olanı ezmekte her türlü ahlaksızlık işlenmektedir.

Gorki’ nin daha sonraki eserlerinde görülen güçlü betimlemeler ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu gösterecektir.

İyi okumalar.
Yazarın otobiyografisinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim’den oluşan üçlemesinden biri'dir. Yazar' Donemın rusyasındaki yaşam koşulları ve kendı hayatda mücadelesini harmanlayarak sunar bunun yanı sıra okuma sevdasıda oldukça etkilidir.Henuz cocuk yasta olmasına ragmen babasını ve annesini kaybettıkden sonra bir çok işte çalışmak zorunda kalır. Yazları gemide calısıp kuş avcılıgına varan ve son olarak ikon atolyesinde çalışması iş degişikleri ve gözlemledigi ilişkiler onu derin düşüncelere iter. Bunaldıgı bu hayatda sadece kitaplara sıgınarak uzaklasa bilir. Ama kitap okuması yasaktır. Ona güç veren bir diger şey ninesinin varlıgıdır. Ondan bahsederken ulvi bi varlıkdan bahseder gibi bahseder.ve çekilmez bi krakter olan dedesinden baska kimsesi yoktur.

Gorki'nin biyografisini okuyunca yalnızca bi kaç ay okula gitmesi 8 yaşında çalışmaya baslaması çalıştıgı yerde durmadan dovülmesi ve ailesini kaybetmesine bunca zorluga ragmen nasıl mücadele etmeye devam etmiş nasıl düşüncelerini böyle çıplak dile getirmeyi başara bilmiş şaşırılıcak şey.Bir kitap bizi sarsmıyorsa neden okunmalı ki?! Yine kendi betimlemeleri ile sefaleti aclık ve cehaleti gözler önüne seriyor.
İnceleme yapacağınız kitabın yazarı Gorki olduğu zaman, pek de bir şey yazmaya gerek kalmıyor aslında. Her zamanki Gorki ve her zamanki o enfes üslûbu.

***

Özetle; bu kitapta çocukluk yıllarında hayatına giren insanlardan ve onlardan nasıl etkilendiğinden bahsetmiş. Yazarımız Rusya'nın o pis, kokuşmuş ortamından, sefahat içinde yaşayan insanlardan, sarhoşluktan, genelevlerden uzak durmuş ve bunu 'kitaplar' sayesinde yapabilmiş. Kadına değer vermeyen, onu yalnızca bir cinsel obje olarak gören, birbirine saygı duymayan, tek işleri hayatlarını boşa geçirmek olan insanlara ise çok şaşırmış ve bütün bunların cahillikten kaynaklandığını fark etmiş. Nihayetinde kendisini 'okuma'ya vermiş.

Kendi adıma konuşacak olursam; ben zaten 20 yaşıma okuyarak gelmiş birisi olarak, kitapları daha ne kadar sevebilirim ki diye düşünürken, kendimi bu eserin her sayfasında onları daha çok ve daha çok severken buldum.

İşte Ekmeğimi Kazanırken'de Gorki, o kötü şartlar altında nasıl da kitaplara sığındığını anlatmış. Bize düşen tek şey ise, onun tavsiyesine uyup kitapların tek sığınağımız olduğunu unutmadan yaşamak.

Keyifli okumalar :)
kara gözleri çakmak çakmak olan bu kadın:

“Hayatta en sevdiğim şey kavga dövüştür.” derdi.
“Ne dövüşü olursa olsun benim için fark etmez; ister horoz, ister köpek, ister insan dövüşü olsun; benim için fark etmez!”

Avluda horozlar veya güvercinler dövüşürken işini gücünü bırakır, pencereden sakin sakin sonuna kadar onları izlerdi.

Akşam olduğu zaman Saşa’yla bana, “Çocuklar, boş boş oturacağınıza dövüşsenize!” derdi.

Saşa da; “Aptal karı, çocuk muyum ben ...” diye kızardı.

“Benim için öylesin işte...''

,,,,)

Kitap oldukça doğal
Ekmegimi kazanirken kitabi anasiz babasiz kalmis bir cocugun 15 yasina kadar cesitli islerde ekmek parasini kazanmak icin verdigi mucadeleleri anlatmakta.
Kahramanimiz ekmegini kazanirken calistigi yerlerde kendine idol olarak sectigi insanlarla da karsilasti yeri geldiginde silik, etkisiz ve uzak durmasi gereken tiplerle de.
Ozellikle cocugun okuma aski cok mukemmel, sik sik okudugu kitaplarla kendi hayal dunyasini gelistirmekte ve okuduklariyla yasamini renklendirmektedir.
Kitap oku, ancak şunu unutma: kitap, kitaptır. Sen, kitapla değil, aklınla hareket et!
Maksim Gorki
Sayfa 277 - İş bankası kültür yayınları
-Kitap okumaktan hoşlanır mısın?

-Bunun için hiç zamanım yok.

-Eğer gerçekten seviyorsan zaman bulursun.
"Hayatı hep ucundan, köşesinden yaşadım... Acım bana aitti, ama neşem çalıntıydı..."
- Kim söyledi bunu sana ?
- Okulda öğrendim. Kitaplarda yazıyor bu....
......
-Sakın söyleme bir daha böyle bir şey, diye salık verdi. O kitaplar yok mu hepsi yalan doludur!
Maksim Gorki
Sayfa 65 - İlya Yayınevi
"Votka bir sarhoş için nasıl gerekliyse, kitaplar da yavaş yavaş benim için bir ihtiyaç olmaya başlamıştı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ekmeğimi Kazanırken
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
435
ISBN:
9786053325482
Orijinal adı:
В людях
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Maksim Gorki'nin, edebi olgunluk çağı ürünlerinden olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim adlı otobiyografik üçlüsü, yazarın başeseri sayılageldiği gibi tüm Rus edebiyatı içinde yer alan mükemmel otobiyografilerden biridir.Gorki'nin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan üçlü, bir yazarın kendinden çok çevresi üzerinde durduğu, iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği ender otobiyografik romanlardan biri, aynı zamanda Gorki'nin gözlemciliğiyle anlatım yeteneğinin doruğa ulaştığı, kendinden önceki Toplumsal Gerçekçilik ustalarıyla birlikte kendisini de aştığı başeserdir.

Kitabı okuyanlar 449 okur

  • BilgeSevgi
  • Yeter yeter
  • BAŞAK ÖZÇELİK
  • Gül
  • pina
  • Çağla Kök
  • İrem
  • zeze
  • Savaş ŞENEL
  • Tuğçe B.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%19.2
25-34 Yaş
%27.8
35-44 Yaş
%37.9
45-54 Yaş
%5.1
55-64 Yaş
%3.5
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.2
Erkek
%47.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.8 (41)
9
%24 (31)
8
%23.3 (30)
7
%14 (18)
6
%3.1 (4)
5
%3.1 (4)
4
%0.8 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları