1000Kitap Logosu
Resim
8.5
10 üzerinden
2.471 Puan · 519 İnceleme
128 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Suzan Defter. Ayfer Tunç'tan; Dünya Ağrısı, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Evvelotel-Saklı, Ömür Diyorlar Buna, Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek ve Kırmızı Azap’tan sonra okuduğum 11. kitap... Suzan Defter, 127 sayfalık ince bir roman… Ayfer Tunç’un çok özgün bir çizgisi var. Bunun sadece yetenekle olacağını söylemek yazara haksızlık olur. Gözlem yeteneği, insan ve toplum bilgisi, entelektüel birikimi ile metinleri birleştirmeyi başaran Tunç, edebiyata güç veren yazarlardan biridir. Ayfer Tunç’un insan ilişkileri konusunda iyi bir eğitim aldığını Suzan Defter’den hareketle söyleyebilirim. Çünkü bu alanda eğitim almayan birinin bu kadar detaya vâkıf olacağını sanmıyorum. Suzan Defter, bugüne kadar okuduğum en ilginç ve en iyi kitaplardan biridir. Kitap; insan ilişkileri (kadın-erkek ilişkisi ve aile içi ilişkiler) üzerine inşa edilmiş bir roman. Abartıya kaçmadan, gereksiz romantizme boğulmadan ilişkiler karşısında insanın tutumu ele alınıyor. Kitapta biri erkek bir avukata diğeri ise eşinden ayrılmış bir kadına ait olan günlükler var. Bu iki günlük neredeyse kusursuz bir biçimde senkronize olarak kurgulanmış. Aynı tarihlerde yazılmış olan günlüklerde çift sayfalar erkeğe, tek sayfalar ise kadına ait. Başka bir ifade ile kitabın solundaki sayfalar erkeğin günlüğü, sağındaki sayfalar ise kadının günlüğü… İlk başta baskı hatası zannedebilirsiniz ama bu bir hata değil tercih. Kitabı okurken birkaç sayfa ileri sonra birkaç sayfa geri geliyorsunuz. Birininkini okuyup sonra diğerininkini okurum derseniz zannımca yanlış yaparsınız. Çünkü aynı olaya iki kişinin bakış açılarını görmek için kişi değil tarih bazlı okumakta fayda var. Adamın verdiği bir satılık ev ilanı için kadının aramasıyla yolları kesişiyor. Olaylar kimi zaman geri kırılmalarla okura sunuluyor. Kitaba adını veren Suzan kitapta bir karakter olarak yer almıyor, bir aşkta çok seven taraf olarak anlatılıyor. Mutlaka okumalısınız. Bu sefer alıntıyı biraz abarttım sanırım: Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa ya âşık olmuştur ya terkedilmiştir (s. 9). Hayatı uzun sürmüş bir sıkıntıdan ibaretti. Boş, içeriksiz bir sıkıntı (s. 10). Her bilgi yalnızlığımı artırıyor (s. 15). Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar. (s. 26). Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. Ben de yaşadım, sizin kadar (s. 26). İnsan eşya almayı sevmese de boşluklar zamanla doluyor, sonra bir bakıyor, teslim etmiş kendini, eşyalara (s. 28). Mutlu ailenin tarifi üç aşağı beş yukarı aynıdır ama bir de mutsuz ailelere bak, hiçbiri diğerine benzemez (s. 28). Aşk acı sevmeye benziyor, yakıyor, biliyorsun, ama yine de gidip âşık oluyorsun (s. 29). Gülüşü kurgulanmış gibiydi (s. 29). İki kelimeli korkunç bir cümle bu: Vakit geçer (s. 35). Ne istiyorum bir kadından ben? Bunu çok düşündüm. Aşk aramıyorum artık, çok aradım vaktiyle. Dinlemeye değer bir kadının anlatacakları, hayatın melankolik bir toplam olduğunu göstersin bana, yeter (s. 36). Ama derinimdeki doğruyu söylemek gerekirse, hayatım acı bile vermeyen upuzun bir sıkıntıdan ibaret (s. 36). Otuzlu yaşlarının son evresinde, güzel denemeyecek bir kadındı. Ama zengin bir yüzü vardı, hayatın iz bıraktığı yüzleri severim (s. 36). Aşkı aşkın çektiğini bilmiyordum. Hamurunda aşk yoksa bir insanın, nafile (s. 58). Eşyaya da sirayet ederdi bütün duygular. ... Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. … Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. … Aşksız beden insanı sadece üzer (s. 60). Bizde avukatlık takipçilikten ibarettir, televizyon dizilerinde avukatların maceradan maceraya koştuklarına bakmayın, aslında çok sıkıcı bir meslektir (s. 65). Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında (s. 65). Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izin silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır (s. 65). Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, bölündükten sonra tanımaz birbirini parçalar (s. 71). Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar (s. 72). Sevdiğim: dün ve daima. Sevgilim: sadece bugün. Sevdiğim: eşsiz ve tek. Sevgilim: sığ, çok. Sevdiğim: sevdim sahiden. Sevgilim: Emin değilim (s. 72). Her ayrılışın insanın içinde yer eden bir ânı vardır (s. 78). Beraberlik canlı ise ayrılmanın bir gerilimi, gerilimin de bir tarihi vardır. ... Ama beraberlik ölü ise, ayrılmak, çürüyen iki parçanın birbirinden zahmetsizce kopması demektir. Çürümek acı vermez, ölü olan çürür. Çürüdüğünü anlatmak kolay değil, ölü olduğunu ikrar etmek ise çok zor (s. 78). İhaneti çekici kılan şeyin şehvet olduğunu sanırlar; şehvet seldir, sürükleyendir, doğru; ama asıl çekici olan cesaretmiş meğer. Cesaret insana iyi geliyor: sana ihanet edebiliyorsam dünyaya hükmedebilirim, bir. İhanet ederken cesaret, şehvet, korku, pişmanlık duyuyorsam; sen varsın demektir ki; işte bu çok önemli, iki (s. 82). Saçmalama baba kül samandan iyi mi? İyi, çünkü külün bir geçmişi var, bir zamanlar ateşmiş hiç olmazsa (s. 104). İnsan kendini bile bir başkasını severek sevebilir ancak (s. 106). İnsan hayatı bir rahim arayışından ibarettir (s. 109). Biz üç kişiydik; oysa aşk iki kişiliktir (s. 116). Belki de bir türlü yaşayamadığımız için bu kadar büyüdü aşk, aslında kısa bir şeydi, zamana yayıldı (s. 116). Yeşil yandığında birden ileri atılan otomobiller gibi yaşadı babam, sarıda geçenler, kırmızıda fren izi bırakanlar gibi (s. 118). İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş (s. 124). Tek bir halin farklı sıfatlarla, farklı tamlama ve tanımlamalarla tekrarlanmasından ibaretmiş hayatım, gördüm (s. 124). Güzel olacağından emin olduğumuz günlerin gelip bizi bulacağına inandığımız hayatımızı yarıladık çoktan (s. 125).
Suzan Defter
8.5/10 · 6,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
128 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Çok ama çok ilginç bir kitap. Kitabı bitirdiğimde o kadar karmaşık bir ruh hali içerisindeydim ki nasıl bir değerlendirme yapacağımı bile bilemiyordum. Ne okudum, nasıl okudum, neleri okudum ben diye düşünmekten kendimi alamadım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki yazar, gerçekten müthiş bir insan ilişkileri uzmanı. Kesinlikle bu konuda eğitim almış birisi. Ben, sosyolojik ve psiko-sosyolojik eğitimi olmayan birisinin sadece gözlemlemelerle bu satırları bu derece ustaca yazabileceğini sanmıyorum. Yukarıdaki parağrafta yazdığımdan da anlaşıldığı üzere kitabın konusu insan ilişkileri. Özellikle de kadın-erkek ilişkileri ve aile içi ilişkiler. Bu ilişkilerdeki insanların çok çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilecek durumlardaki ruh halleri anlatılıyor. Ve bu da muhteşem bir şekilde yapılıyor. Kitapta iki adet günlük okuyoruz. Bunların birisi bir erkek avukata , diğeri ise eşinden ayrılmış bir kadına ait. İlginç olan bu günlüklerin aynı tarihlerde yazılmış sayfalarının karşılıklı olarak beraber okuyucuya sunulması. Yani çift rakamlı sayfalar da erkeğin günlükleri, tek rakamlı sayfalarda ise kadının yazdığı günlükler var. Bu durum okumayı gerçekten zorlaştırıyor. Geri dönüşler yapmak zorunda kalıyorsunuz ve kitabın okunması güçleşiyor. Bu yüzden ben önce erkeğin günlüklerini okudum sondan bir önceki sayfaya kadar, daha sonra başa dönüp kadının günlüklerini okudum. Her iki günlüğün son sayfalarını ise aynı anda okudum. Böylece okumayı kendimce daha kolay ve anlaşılabilir hale getirmiş oldum. Bu iki yalnız kişinin hayatı, verilen bir ilanla bir süreliğine kesişir. Aralarında gelişen sohbet ise o güne kadar yaşadıklarının günlüklere yansıtılarak bize aktarılmasıdır. Fakat burada aynı sohbeti yapan erkek ve kadının günlüklerine bunu farklı farklı yansıtmaları ise, insanların nasıl farklı yapıda kişilik ve ruh haline sahip olduklarını bize göstermektedir. Buradaki gerçeği bulmayı ise yazar tamamen okuyucuya bırakmaktadır. Kitapta ana tema , yanlış yapılan evliliklerin getirdiği sorunlardır. Kitapta Suzan nerede derseniz. Suzan, gerçek bir aşkın sembolü olarak sadece anlatılmaktadır. Yazım ve baskı şekli okumayı biraz güçleştirse de ben , insan ilişkilerini tüm gerçekliğiyle anlatan bu kitabı büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
Suzan Defter
8.5/10 · 6,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
128 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
Hayatın Merkezine Alınan Sevgiden Kaçış
Ayfer Tunç adını ilk kez bu siteden duymuştum hatta ve hatta bir kullanıcı vardı. İsmi Ferah. İncelemeleriyle beni adeta büyülemişti, incelemeleri hayata dokunan beni hüzünlendiren yer yer düşündüren ve cesurcana işlenmiş beni etkisi altına alan bir hal içerisindeydi. Ard arda bütün incelemelerini okumuş sanki kendisini uzun yıllardır tanıyormuş gibi hissettirmişti yazdıklarıyla. İşte Ayfer Tunç ismini ilk kez onun incelemelerinde görmüştüm ve kesinlikle okumalıyım demiştim kısmet bugüneymiş. Kitabı okumaya başladım sanırım bir 10 sayfa geçince yarım kalan cümlelerin hep yarım kaldığını ve günlük yazarının önce kadın olarak düşünüp bir sonrakinde bana erkek hissiyatını verdiğini farkettim. Kafam çok karıştı sanırım kitapta bir basım hatası var diye düşündüm sonra 1000k sitesine girip incelemelere bakmaya karar verdim ve kitabın aslında iki farklı günlük sahibine ait olduğunu, biri kadın biri erkek , aynı tarihlerde günlük yazmaya başladıklarını ve hayatının bir döneminde kesişmelerini içerdiğini gördüm. Kurgu kısmı bu açıdan çok dikkat çekiciydi. Okurken zorlanmamak ve iki günlüğe de hakim olmak için önce erkek anlatıcı sonra kadın anlatıcıdan gün gün ilerleyerek gittim. Keza bu bana birbirleriyle kesiştikleri dönemde karşılıklı yaşadıkları hissiyatları iki farklı açıdan görebilmemi sağladı. Kaybolmuş kişiler ve kendini bulmaya çalışan kişilere ait kitaplar ve o insanların düşüncelerine ait yolculuğuna tanık olunan kitaplarda onlara eşlik etmek beni bir kitapta en çok içine çeken detay sanırım. Bu yüzden en çok sevdiğim yazar Oğuz Atay olabilir. Bu kitapta iki farklı cinsiyetin kaybolmuşluklarını ve birbirine benzer kısımlarını barındırıyor. O yüzden bir solukta bitirebildim diyebilirim. Beni kitapta en çok etkileyen kısım ise (bu kısmı özellikle kitabı okumayanlar için detaya girmeden anlatmak istedim) bir erkeğin ağzından dökülen şu açıklamalar oldu: " Benim suçum yok Derya" .. " Varsa da bağışla artık. Suzan beni kaldırabileceğimden çok daha fazla sevdi. Ezildim. " Bu cümleler bana bir sözü hatırlattı: " Bir kadın beni hayatının merkezine aldığı an ne kadar çok sevsem de kaçasım geliyor " demişti bir arkadaşım. Sanırım çok sevmek bazen karşındaki insan için korkutucu hal olabiliyor. Çok beklenti içerisinde olmakta aynı şekilde. Çoğunlukla kitapta Suzan'ın aşkından ve bağlılığından etkilenilmiş ama ben bu derece bağlılık içeren aşkların insanları korkuttuğuna tanık oldum keza kitapta bunu aslında güzel ifadeyle dile getirmiş o aşkın altında ezildim diyerek. Ben kitapta Suzan'a üzüldüm ama o aşkın altında ezilen Derya isimli günlük yazarımızın abisine daha çok üzüldüm. Çünkü bana onun açısından olaya bakma şansı sundu. Hep derdim çok sevilen bir insan ne ister daha, sev sevil işte ne güzel.Ama insan ilişkileri düşündüğümden bri tık daha karmaşık hatta çok tıkta olabilir. Yakın zamanda okuduğum bir kişisel gelişim kitabında başkasına borç olarak verdiğiniz sevgilerden bahsediyordu. Karşılıksızmış gibi görünen ama aslında karşılık beklenerek girişilen sevgiler, ilgiler, değer vermeler... Bunların karşılığını göremeyince hırçınlaşan insanlar. Ve unutmayalım ki birine bir değer veriyorken karşılığında o bir değeri göremiyorsan ve sen hala değer vermeyi arttırmaya devam ediyorsan sonucunun iyi gideceğini düşünme. Çünkü insanlar hep dahasını ister ve sen verdiklerinin karşılığını göremeyince tükendiğinle kalırsın. Bu da Beyhan Budak'ın " Kendini Kaybettiğin Yerde Arama " isimli kitabında içime işlenilen kısımdı. Benim şahsi düşüncem ise değer verdiğin ve değer verildiğin yerde bulunmanız dileğiyle. Unutmayın" İnsan kendi ışığını ona yansıtan kaç kişi tanır ki? " Size ışığınızı yansıtan insanlar karşınıza çıkması temennisiyle, buraya kadar okuyan herkese teşekkürler diliyorum.
Suzan Defter
8.5/10 · 6,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
128 syf.
·
7 günde
Karmakarışık oldum... Üstüne biraz düşünülmesi gereken kitaplardan.. Kısacık bir kitap olmasına karşın, her satırında yük taşıyan kitaplardan.. Kitapta iki ana karakter var. İki kişinin günlükleri.. Kitabın sol tarafı bir beye ait, sağ tarafı ise bir hanımefendiye.. Bu doğrultuda sıra dışı bir kitap. Sanırım okuma konusunda sorun yaşayanlar olmuş, nasıl okunacağını bilemeyenler.. Kimileri önce sol kısmı bitirmiş sonra sağ.. Ben böyle yapmadım. Bir sol bir sağ okudum çünkü başlarda fark etmeseniz de 20-30 sayfa sonra sol ve sağ birbirini bütünleyerek ilerliyor. Tavsiyem her ikisinde de gün gün okumanız olacak. İçeriği ise çok anlatılacak gibi değil. Geçmiş hesaplaşmaları, hatalar, umutsuzluklar, şimdiye ait hisler, pişmanlıklar ve gelecek düşlerini barındıran bir eser var karşımızda. Ayfer Tunç'un o çok sert cümleleri balyoz gibi iniyor tepemize. Okumayı düşünenler hemen okusun, aklında bu kitabı okumak olmayanlar ise bu kitabı bir an önce edinsin. Yazarla tanışma kitabı olarak güzel bir başlangıç olacaktır.
Suzan Defter
8.5/10 · 6,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
53
526 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.