1921’de Hacırahmanlı Köyü yakınlarındaki bir bağda dinlenen Tokuç Ali, bu bölgedeki çetelerin saldırısına uğrar. Yanına geldiğinde çete liderinin kendisiyle birlikte büyüyen Selim olduğunu görür ve çok mutludur. Ancak Tokuç Ali’ye saldıran ve onu bağlayan Selim’in kendisidir. Büyüdüğü ve köyü terk ettiği arkadaşının davranışları üzerine seçilen Selim, Yunan ordusuna karşı savaşmak için altın toplama bahanesiyle arkadaşından intikam almaya kararlıdır. Bir süre kendisine işkence ettikten sonra, “başka bir işi var” diyerek çete arkadaşlarından ayrılır.
Roman bundan böyle Selim’in gençliğine döner. Tokuç Ali’nin babası Osman’la birlikte yaşayan Selim, ailesinden daha zengin olan Ali’nin kardeşi gibidir. Ancak bir gün meydana gelen ve önemsiz görünen bir olay, Selim’in Ali’nin kendisini de üstün gördüğünü düşünmesine neden olur ve bunu gururuyla besleyemeyen Selim köyü terk eder. Nispeten yakın bir bağ içinde iş bulan Selim, çalışkanlığı ve becerisiyle herkesin gözüne girmeyi başarır. Ancak ziyarete gelen bağ sahibinin kızı Nebile ile konuşmaya ve yaklaşmaya başlayınca Nebile’nin ağabeyi tarafından uyarılır ve ona yumruk attığı için bağdan ayrılır.
Bundan sonra Esma adında bir dul kadınla başka bir bağda çalışmaya başlayan Selim, daha sonra Esma ile evlenir. Bu yıllarda mutlu bir hayat yaşayan, okuma yazma öğrenen ve toplumda kendine yer bulmaya başlayan Selim, hamile kalan Esma’nın ölümü ile büyük bir değişim yaşar. Meyhanelerde içmeye ve dolaşmaya başlayan Selim, daha sonra askere alınmış ancak ordudan kaçarak savaş yıllarını saklanarak geçirmiştir. Bu arada tanıştığı Kadir ile yakın dostluk kuran Selim, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan Yunan işgalinde savaşmaktan çekinmez. Halit Paşa komutasında bir çeteye katılan ve Yunan ordusu ile çatışan Selim, acımasız
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
“Yusuf Atılgan’dan mı okudum, Yaşar Kemal’den mi bilmiyorum… Aynı taşra yalnızlığı, aynı derin hissiyat, aynı insan kokusu, aynı aylaklık satırlara işlemiş…’’
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
Selim ile Tokuç Ali, iki çocukluk arkadaşı, iki can dostu. Dışarıdan görünen böyle, ya görünmeyenler; insanın içinde yaşattıkları, kimseye göstermediği duygular, düşünceler...
Hikayemizde Selim küçükken babasız kalır ve annesiyle birlikte ağanın yanına yanaşma olarak alınır. Fakat köyün ağası, o bildiğimiz, filmlerde bize anlatılan kötülerden değildir. İyi, yufka yürekli bir insandır ve Selim'i onla yaşıt Ali'yle bir tutar, ayırmaz. Selim bu aileden her türlü iyiliği görür. Ali'nin çocukluk, gençlik arkadaşıdır ve yedikleri içtikleri hep bir gider ama ta ki...
Ta ki, bir gün gelir Selim içindeki kabaran gururun esiri olur ve 16 yaşındayken hem ağanın yanından ayrılır hem de annesini yalnız bırakıp köyü terk eder. Böyle yazınca çok büyük bir neden bekliyor insan ama kitapta Selim'in ayrılış nedeni o kadar basit bir olaya dayanıyor ki, asıl konunun onun içinde biriken "aşağılık" duygusunun bir yansıması olduğunu çabucak anlıyorsunuz.
Onun köyden ayrılışına kimse bir anlam veremez. Haber vermeden çekip gitmesine rağmen Ali, yaşamının geri kalan kısmında Selim'e karşı içinde sevgisini, can arkadaşlığını büyütürken, Selim ise içinde yalnızca ona karşı duyduğu nefreti, düşmanlığı büyütür. Bu nefret öyle bir hal alır ki gözü pekliği sayesinde savaş döneminde çete başı olan Selim, bir gün köye gidip Tokuç Ali'nin evini basar ve ona duyduğu nefreti işkence yoluyla kusar. Ali bu nefretin nedenini baştan anlamaz ama sonrasında amacın yalnızca onu "aşağılamak" olduğunu fark eder ve buna izin vermez. Sonuç bu iki can arkadaşın nefret-sevgi düzleminde farklı şekillerde yok oluşudur.
Peki gerçekte bu nefretin kaynağı nedir bilinmez. Kendini Ali'den daha zeki, daha güçlü görüp ağa oğlu olmaya daha mı yakıştırıyordu, yoksa babasız olmanın getirdiği fiziksel olarak güçlülüğüne
Yazar Yusuf Atılgan, ömrünün son yıllarını, doğduğu Manisa’nın Hacırahmanlı köyünde çiftçilikle uğraşarak geçirmiştir. Bağcılığı, köy yaşamını, köy/ kasaba insanının bilincini, bilinçaltını, davranış psikolojisini çok iyi bilir. Ve romanına ustaca yansıtır bunu. Bir köylü gencin köydeki dul bir kadınla yaptığı ilginç evlilik hikayesi ışığında kurtuluş savaşının zor günlerini de irdeler bu romanında...
Müthiş bir Yusuf Atılgan romanı Canistan. İç monologlar, insana özgü şaşırtan ama gerçeklikten koparılıp esere monte edilmiş hallerle sarsar okuru ...
Sağlam örülmüş bir romandır; kusursuz, özgün bir Türkçeyle yazılmıştır. Yazarın bu romanına son noktayı koyamadan zamansız ölümü de bu bitmemiş romanın son sayasınız kapatırken içinizi acıtacak...
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
Canistan, varoluşçuluk akımının Türk edebiyatındaki öncülerinden Aylak Adam ve Anayurt oteli kitaplarının yazarı Yusuf Atılgan’ın yarım kalmış romanı. Ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı fakat bu haliyle epey sarsıcı bir kitap Canistan.
Manisa’nın köylüklerinde geçen kitabımızda insanın içine kemiren intikam, kin, hırs duygularının olayları ne şekilde etkilediğini gözler önüne seriyor. Meşrutiyetin ilk yıllarıyla milli mücadele yıllarına dek uzanan süreçte Anadolu halkının reaksiyonlarını olaylara bakış açısını ve yaşananların köylüler üzerindeki etkilerini kendine has üslubuyla yazına sindirten Atılgan güçlü bir panaroma sunuyor bize..
Atılgan’ın güçlü kalemi, yarattığı karakterlerin - Bay C, Zebercet gibi - edebiyattaki izleri onun ne kadar önemli bir yazar olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kim bilir erken yaşta ölmese ne eserler ne karakterler armağan edecekti bize
Atılgan'ın bundan önce AYLAK ADAM ve ANAYURT OTELİ eserlerini okumuştum. İkiside benim başköşe saydığım eserlerdendir. Bu eserde ise Yaşar Kemal'den sonra ilk defa Anadolu Taşrasını bu denli sıcak anlatan eser okudum. Atılgan'ın üzerinde çalıştığı son eser olduğu ve tamamlayamadığı söylenir. Ben aksine eksik kaldığını düşünmüyorum. Ayrıca tüm eserlerinde olduğu gibi Atılgan kalemini sivri ve herhangi bir ahlaki sınıra takılmadan kullanmış. Bu onu diğer yazarlardan ayıran önemli bir özellik.
Canistan, İkinci Meşrutiyet ve Milli Mücadele döneminde Manisa köylerinde yaşanan bir takım olayları ve kahramanları ortak bir noktada buluşturacak şekilde bölümlere ayrılarak yazılmış bir roman.
Yusuf Atılgan bu romanı Duruşma, Yargıç, Tanık, Sanık olmak üzere dört bölümden oluşacak şekilde yazmayı tasarlamış, ancak son bölümü (Sanık) yazamadan vefat etmiş.
Şimdi romanın içeriğine bakalım;
Duruşma, sebebi eskiye dayanan, Selim'in bir ihanet olarak gördüğü olayın hesaplaşmasının geçtiği bölüm.
Selim bu hesaplaşmayı görmekte kararlıdır.
Yıllar önce terk ettiği köyüne gelir ve çocukluk arkadaşı Ali'nin evini basar, Ali'yi yaralar.
Kendince hesabı gördüğünü düşünür ve gider.
Yargıç, Selim'in, kendisine ihanet edildiğini düşünüp köyünü terk etmesinden, tasarladığı hesap günü için köye geri döndüğü zamana dek başından geçenlerin anlatıldığı bölüm.
Tanık, Ali'nin evini bastığı sırada, Selim'e eşlik eden arkadaşı Kadir'in adından da
anlaşılacağı gibi olaya tanık olması dolayısıyla başından geçenlerin anlatıldığı bölümdür.
Sanık bölümünün yazılamamış olduğunu belirtmiştik.
Bu nedenle Selim'in evini bastığı zamana dek Ali'nin yaşadıklarını öğrenemiyoruz, ve tabii Selim'in kendisine ihanet edildiğini düşünüp köyü terk etmesi konusunda Ali'nin düşündüklerini de..
Kitap için vereceğim bilgiler ve düşüncelerim bunlardı, keyifli okumalar.. :)
“Can-is(tan)yan”
Anadolu’nun işgal altında olduğu dönemde Manisa civarlarındaki iki köy arkadaşını, yaşantılarını, aşklarını ve hazin kıskançlığı kaleme almış yazar. Hani candan öte arkadaşlarınız olurda kardeşim dersiniz ya işte bu da Selim’le Tokuç Ali’nin trajik arkadaşlığı. Can-isyan ettiren bir dostluk...
Yusuf Atılgan’ın yarım kalmış romanı...
“İşkence” adını koymuş önceleri ve dört bölüme ayırmış:
|.Duruşma
Bu bölümde öç alma, hesaplaşma anlatılıyor. Kitabın sonu gibi...
||.Yargıç
Hesap soran Semih’in hayatını anlatıyor.
|||.Tanık
Olaya tanık olan kişi anlatıyor.
|V.Sanık
İşte bu bölüm yok... Yazar bu bölümü yazamadan hayatını kaybetmiştir. Türk edebiyatı açısından büyük bir kayıp.
Bu bölümün eksikliğini kesinlikle hissetmiyorsunuz... Sadece hikâyenin çok kısa olduğunu ve daha da uzatsaydı yazar daha çok seveceğimi düşündüm.Bu kitap aynı zamanda yazara başlangıç kitabım oldu. Benim gibi yazara yeni başlayanlar bu kitapla güzel bir geçiş yapabilirler.
Mutlu akşamlar diliyorum.
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
Canistan, Yusuf Atılgan'ın tamamlayamadan hayatını kaybettiği son romanı. Mekan yazarın diğer romanlarında kentlerken bu kez köyler. Manisa'nın civar köylerinde ikinci meşrutiyet ile milli mücadele yıllarında geçen bir köy romanı.
Tokuç Ali ve Selim çocukluktan arkadaştırlar, Manisa'nın Hacırahmanlı köyünde yaşarlar. Ali, ağanın oğlu Selim ise yanaşmadır. Her ne kadar Ali Selim'i kardeşi gibi görse de Selim hiçbir zaman bir yanaşma olduğunu unutmaz. Bir gün Ali'nin söylediği bir şeye fena gücenen Selim köyü, anasını terk eder gider ve izini kaybettirir. Sonrasında hayata tutunma çabaları. Tüm bunlar olurken aklında tek bir şey vardır o da bir gün Ali'den intikam almak.
Kitabın üzerinde çalışırken 1989 yılında hayatını kaybeden yazar aslında romanı dört bölüm olarak planlamış ancak üç bölümünü tamamlayabilmiş. Önce "İşkence" adını koyduğu ve "Duruşma", "Yargıç", "Tanık", "Sanık" bölümlerinden oluşmasını tasarladığı romanın "Sanık" bölümünü yazamadan hayatını kaybeden yazarın bu son romanına "yarım kalmış bir roman" demek yanlış olmaz. Ancak hemen söylemek gerekir ki bu haliyle de oldukça güzel, okuması keyifli bir kitap.
İlk bölüm olan "Duruşma" da Selim'in yıllar sonra Ali'yi bulup intikam için geri dönüşünü, ikinci bölüm " Yargıç" ise bilinç akışı yöntemi ile Selim'in köyden ayrıldıktan sonra başına gelenleri, yeni bir hayat kurma çabalarını anlatıyor. Kitapta okuduğumuz son bölüm yazarın ise planladığı üçüncü bölüm olan "Tanık" bölümünde ise olaylara tanıklık eden Selim'in arkadaşı Kadir'in ağzından Selim ve Ali'nin karşılaşmalarından sonra yaşananlar anlatılmaya devam ediyor. Okuyamadığımız "Sanık" bölümü ise biz okuyucuların hayal gücüne kalıyor.
Arka planda İttihat ve Terakki, bu dönemde yaşanan buyük savaşlar, Osmanlı'nın adım adım sona yaklaşışı, Milli
Merhaba sevgili arkadaşlar.
"Canistan" Kitabın ismi o kadar sıcak geliyor ki insana. anlamını araştırdım fakat bulamadım. Bilen varsa yoruma yazmasını rica ediyorum.
Yusuf Atılgan’ın yarım kalmış romanı. Öncesinde "İşkence" adını koyduğu kitap dört bölümden oluşuyor.
1. Duruşma
Bu bölümde hesaplaşma, intikam alma anlatılıyor, kitabın sonu gibi.
2. Yargıç
İntikam alan Selim’in kısa ve öz hayatını anlatıyor.
3.Tanık
Olaylara tanık olan kişi anlatıyor.
4. Sanık
Yazar bu bölümü yazamadan hayatını kaybetmiştir.
Hikayemizde Selim küçükken babasız kalır ve annesiyle birlikte ağanın yanına yanaşma olarak alınır. Köyün ağası iyi bir insan, yufka yürekli diye tabir ettiğimiz insanlardan. Bu nedenledir ki Selim'i oğlu Ali'yle bir tutar, ayırmaz. Selim bu aileden çok iyi görür. Ali'nin çocukluk, gençlik arkadaşıdır, yedikleri içtikleri ayrı gitmez, takii.. devamını siz okuyup anlamaya çalışın derim. Aslında kitap için yarım kalmış bir roman diyemem. Çünkü hikayedeki bir çok soru işareti aydınlanıyor. Belki daha başka olaylar da romanda olacaktı fakat Atılgan'ın ömrü vefa etmedi. Kendisini rahmetle anıyoruz. Türk edebiyatı açısından büyük bir kayıp. Son olarak şunu söylemek isterim ki; insanı hüzünlendiren, bitirdiginizde içinizde buruk bir tad bırakan kitaplardan biri.
Sevgim üzerinize olsun, keyifli okumalar dilerim.
Yusuf Atılgan (d. 27 Haziran 1921, Manisa - ö. 9 Ekim 1989, İstanbul) Türk roman ve öykü yazarı.
1936 yılında Manisa Ortaokulu'nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi'ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Nihat Tarlan'ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir'de Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi'ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu'nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han'da, dört ay da Tophane Cezaevi'nde olmak üzere on ay hapis yattı.
26 Ocak 1946'da serbest kalmış, öğretmenliği elinden alınmıştır. 1946 yılında Manisa'nın Hacırahmanlı Köyü'ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976'da İstanbul'a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden "Canistan" adlı romanını tamamlayamadan 9 Ekim 1989'de kalp krizi nedeni ile İstanbul, Moda'da öldü.
Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. 1987'de Anayurt Oteli romanı, Ömer Kavur tarafından aynı adlı sinema filmi olarak çekildi.