Cehenneme Övgü okuduktan sonra maalesef bu kitap beklentinin çok altında kaldı. Onun kadar vurucu bir kitap beklerken bu sefer daha sakin bir kitapla karşılaşmak herhalde beni hayal kırıklığına uğrattı. Konuların çoğu ilgimi çeken konular değildi, karmaşık bir anlatım vardı sanki. Yazarın bu kitaptaki anlatımını ve konu seçimlerini sevemedim. 2-3 tane başlık ilgimi çekti, onun haricinde okumasam da olur diyeceğim bir kitaptı.
Ayrıca bir yerde geçen Türkiyeli ifadesinin kullanımı da çok gereksizdi. Asırlardır Türk olarak anılan bir millete kafana göre Türkiyeli diyemezsin. TÜRK yazacaksınız, konu tartışmaya kapalı.
Cehenneme Övgü tavsiyedir ancak bu kitabın bir şey katacağını düşünmüyorum.
Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu gibi şaheserleri ile daha çok ön plana çıkan Halid Ziya Uşaklıgil'in kalemini seviyorsanız bu kitabını da en az diğerleri kadar seveceğinize eminim. Ruh tahlilleri, kişinin içinde bir bulunduğu karmaşıklığın gözler önüne serilmesi, toplumsal çöküş, aldatma, parçalanan hayatlar, görünenin ardında gizlenen gerçekler, aile hayatı, hastalık ve karmanın işleyişi harika bir şekilde anlatılmış. Çok fazla detay vermeden üstünkörü biraz bahsedeyim kitaptan. Detay vermeden diyorum çünkü söylenen en ufacık detay bile kitabın büyüsünü bozabilir.
Ömer Behiç ve Vedide mutlu bir evlilik yaşayan, birbirine sadakatle bağlı, gözlerinin içi gülen, her şeyi birlikte yaparak bir yuva kurmuş, iki tane de kızları olan bir çift. Kızlarından Leyla küçüklükten geçirdiği bir hastalık dolayısıyla daha kırılgan bir tabiata sahipken Selma onun aksine daha olgun ve güçlü bir tabiata sahip. Hâl böyle olunca da kitap boyunca hep Leyla'nın odak noktası olduğu, Selma'nın ise geri planda kaldığı bir aile hayatı okuyoruz. Bunların yanı sıra aile dışında da sosyetik bir çevreyi görmekteyiz. Sosyal çürüme de bu toplum üzerinden anlatılıyor zaten. Bence yazar hem dönemi olduğu gibi anlatmış hem de bu dönem üzerinden harika bir ruh tahlili yapmış. Edebi zevkin üst düzeyde olduğu bir romandı.
Erkek karakterleri okurken çıldıracak noktaya gelsem de, bu durum yazarın onları ne kadar güzel aktardığının kanıtı. Kadın karakterler üzerinden anlatılanlar da yine kadının o dönemdeki konumunu ve yaşantısını Bütün gerçekliğiyle gözler önüne sermiş. Baktığımız zaman kadın erkek ilişkilerinin günümüzde de bu noktada olabildiği çokça durum olduğunu da söyleyebiliriz.
Bütün karakterlerin ruh hallerini, içerisinde bulundukları bunalımları, kırık dökük yaşantılarını inanılmaz güzel aktarmış. Zaten
Yine ters köşe bir Freida kitabıydı. Diğer kitaplarına nazaran baştan sona akıcı ilerleyen bir kitaptı diyemem. Özellikle konuya girmesi, olayların ilerlemesi epey zaman aldı. İlk 70 sayfa falan çok durağan ilerledi. Bir noktadan sonra yine gittikçe artan bir merak duygusuyla okudum kitabı. Yazar birçok yerde yanlış ipuçları vererek katili tahmin etmemizi zorlaştırıyor. O muydu bu muydu derken bir bakıyorsunuz ki hiç tahmin etmediğiniz biri çıkıyor. Bu şekilde olması da kitabı daha güzel kılıyor bence.
Kitabın konusuna gelecek olursak da, çocukluğundan beri gerek dış görünümü gerekse hareketleri ve sözleri ile dikkat çeken Liam ve onun çekirdek ailesinin bir olayla değişen hayatlarına tanık oluyoruz. Liam'ın hoşlandığı kızın ortadan kaybolmasıyla birlikte bütün oklar onu en son gören ve değişik davranışları bulunan Liam'a çevriliyor. Peki Olivia 'nın ortadan kaybolmasında Liam'ın bir parmağı var mı? Gerçekten de sanıldığı gibi biri mi? Normal bir aile yaşantısı mı var? Olivia nerede? Yaşıyor mu? gibi soruların cevabı kitapta saklı.
Ben yazara karşı tarafsız olamıyorum, ne yazsa da okurum. Bu kitabı da yine oldukça akıcı ve güzeldi. En iyisi miydi? Değildi. Tavsiye eder miyim? Ederim.