• Tüm evrende sabit, dengesiz ya da süreğen hiçbir şey yoktur.Hiçbir şey aynı şekilde kalmaz; her gün, kimi zaman her saat bir yenilik getirir.”
  • 712 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10 puan
    Bir kaç saat önce Frank Herbert’in Dune adı romanını bitirdim. Bu kitabın bilimkurgunun temel taşlarından biri olduğu su götürmez bir gerçek. 700 küsür sayfa olması gözünüzü korkutmasın kitabın anlatımı o kadar sürekleyici ve akıcı ki okurken kendimi frenlemek zorunda kaldığım yarın devam edersin dediğim çok an oldu. Spoiler vermek istemediğim için bahsedemediğim çok fazla olay var. Kitap o kadar ince işlenmiş ki herhangi bi olaydan bahsetmek için bile kitaptaki ekler kısmı kadar bilgi vermem gerekiyor. Ekler demişken kitabı sonunda kitabı okurken işimizi kolaylaştıracak terminoloji bulunuyor. Okumaya başlamadan önce imparatorluk terminolojisine mutlaka göz atmanızı öneririm. Kitap boyunca desteklediğim, öldüğünde kendimce yas ilan ettiğim çok fazla karakter oldu. Yazarın bile tahmin edemeyeceği şekilde bağ kurdu Arrakis gezegeni. İthaki yayınların neden bu kitabı bilimkurgu klasiklerinin ilk kitabı olarak seçtiğini kitabı okudukça daha net anladım. Daha önce bilimkurgu okuduysanız kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Ama ilk adım olarak dune serisini önermiyorum. Çünkü bu kitabı anlamak satır aralarını görebilmek için bu türe hakim olmak gerektiğini düşünüyorum.
  • Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa'nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelere yol açacak, kendilerini kıyaslayacak dağlar yoktur.
  • "...uygulamaya geçemedikten sonra, neye yarardı o boş kuramlar?"
  • “Hayatın Koordinatları deyiminden kısaca şunu anlıyoruz: bir insanın, belirli bir zamanda, belirli bir yerde ve belirli şartlar altında ne yapmış olduğunu bilirsek bu bilinenlerle, yani hareket ve zaman boyutlarının önceden tesbitiyle, bu verilere dayanarak yazılan ve sabit katsayıları, o insanın tayin edilmiş özellikleriyle belirlenen denklemlerin, zaman değişkenine göre çizilen eğrileri, bize o insanın ilerde ne gibi şartlar altında ne yapacağını gösterir.
  • Aya bakmak her zaman içinde paranoyak hislerle dolururdu. Sanki orada yaşayan insanlar onu izliyor olabilirmiş ve eğer Ay'a çok uzun süre bakarsa onların dikkatini üzerine çekebilirmiş gibi hissederdi. Belki bunlar batıl inanç saçmalıklarydı, ama zaten Aylılarla ilgili her şey hem ürkütücü hem de tekinsizdi.
  • 264 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10 puan
    “Ama gerçek olan da zihindir. Siz düşündüğünüz şeysinizdir.“ -Alfred Bester.

    İlk olarak 1971 yılında Okat Yayınevi’nden “Anarşist” adıyla, sonrasında ise Aralık 1983’te Selma Mine’nin çevirisiyle, Deniz Kitaplar Yayınevi’nden “24. Yüzyılda Cinayet” ismiyle çıkan Alfred Bester’in başyapıtı The Demolished Man, 1999 yılında ise Altıkırkbeş Yayıncılık tarafından Yıkım’a Giden Adam adı ile yayımlanmıştı. Tarihler 2016'yı gösterdiğinde ise İthaki Yayınları'nın Bilimkurgu Klasikleri dizisinde Barış Tanyeri çevirisiyle yayımlandı kitap.

    1952 yılında yazılan roman, bir sonraki yıl verilmeye başlanan ve günümüzde bilimkurgunun en prestijli ödülü olarak kabul edilen Hugo’yu kucaklamayı başarmıştır. Alfred Bester’in ölümünden 1 yıl sonra “Büyük Usta” unvanını almasında pay sahibi olan 2 büyük eserden (diğeri Kaplan! Kaplan!) biri olan Yıkım’a Giden Adam, ilk olarak Galaxy Science Fiction dergisinde tefrika şeklinde yayımlanmış ve sonradan kitap haline getirilmiştir.

    Kitap, Paslanmaz Çelik Sıçan serisi ve Yer Açın! Yer Açın! gibi distopik romanları ile tanıdığımız bilimkurgunun büyük yazarlarından Harry Harrison’ın samimi önsözüyle açılıyor. Alfred Bester’e teşekkürlerini ileten ve oldukça içten bir şekilde konuşan Harrison’ın ardından bu muhteşem kitabın kapıları okura açılıyor.

    Bir süre dergilerde yazan ve çizgi roman senaryoları da kaleme alan Alfred Bester, edebiyata girişini bilimkurgu romanları ile yapar. Yazılma tarihlerini düşündüğümüzde birbirinden özgün kurgularının olduğunu gördüğümüz Bester, bu yapıtında bilimkurgu ile polisiyeyi harmanlıyor ve 80’li yıllarda patlama yaşanan siberpunk temasının temellerini atıyor. Bu sebeple, birçok ünlü bilimkurgu yazarının eserlerinde ve bilimkurgu temalı filmlerde Bester’den izler görmek mümkün. Bu da onun neden “Büyük Usta” sıfatını hak ettiğini çok net anlatıyor.

    Bir süre dergilerde yazan ve çizgi roman senaryoları da kaleme alan Alfred Bester, edebiyata girişini bilimkurgu romanları ile yapar. Yazılma tarihlerini düşündüğümüzde birbirinden özgün kurgularının olduğunu gördüğümüz Bester, bu yapıtında bilimkurgu ile polisiyeyi harmanlıyor ve 80’li yıllarda patlama yaşanan siberpunk temasının temellerini atıyor. Bu sebeple, birçok ünlü bilimkurgu yazarının eserlerinde ve bilimkurgu temalı filmlerde Bester’den izler görmek mümkün. Bu da onun neden “Büyük Usta” sıfatını hak ettiğini çok net anlatıyor.

    “Eğer bir adamın topluma karşı gelecek yeteneği ve cesareti varsa, o, kesinlikle ortalamanın üzerinde demektir. Onu durdurmak istersiniz. Onu düzeltir ve daha değerli bir hale döndürürsünüz, kazandırırsınız. Ondan kim vazgeçebilir? Bunu yapmayı yeterince sürdürürseniz, geriye sadece koyunlar kalır.”

    Öykü, 24. yüzyılda geçiyor. Ben Reich, döneminin en zengin iki iş adamından biridir ve haklı olarak kapitalist bir düzene hizmet etmektedir. Şan, şöhret ve paranın tesir ettiği her insan gibi Reich de oldukça kıskanç, kibirli ve hırslıdır. Hırsı onun başına büyük belalar açacaktır zira Reich, rüyalarında sıkça karşılaştığı “Yüzü Olmayan Adam”ı bulmaya ve intikam almaya ant içecektir. Bu düşünce onu kusursuz bir cinayet planı düşünmeye itecektir, lakin hesaba katması gereken çok önemli bir şey daha vardır: 21. yüzyıldan beri dünyada cinayet denen bir olgu yer almamaktadır.

    En son cinayetin işlenmesinin üzerinden bir hayli zaman geçmiştir. Dünyanın bu denli iyiye gitmesinin sebebi ise elbette Esper adı verilen Düşünce Polisleri ile alakalıdır. Cinayet düşüncesine sahip kişileri dahi telepatik yöntemlerle bulup yakalayan Esper Loncası’na bağlı polislerle büyük bir mücadeleye girişir Reich. Sırf bu sebeple bir Esper kiralayan Reich, en az kendi şirketi kadar güçlü olan bir diğer şirketin başındaki Craye D’Courtney’le önce birleşmek isteyecektir. Fakat yaşanan elim bir talihsizlik sonucu Ben Reich’ın gözü dönecek ve intikam ateşiyle yanmaya başlayacaktır.

    Polis şefi Lincoln Powell ile Ben Reich arasında geçen kovalamaca gerçekten de nefesleri kesecek cinsten. Karşılaşacağınız en hırslı karakterlerden biri olacağına inandığım Ben Reich, kelimenin tam anlamıyla gözü dönmüş bir haldedir ve karşısına kim gelirse gelsin ezip geçmeyi kafasına koymuştur.

    Bester, Ben Reich’ın rüyalarına giren Yüzü Olmayan Adam ile kitabın sonunda tanıştırıyor bizi ve bir kez de bu kısımda şaşırıyoruz. “Yıkım” fikrinin ne kadar özgün olduğunu ise yine öykünün finalinde gözlemleyebiliyoruz. Kitabın sonunda Bester, okurunu ters köşeye yatırmayı başarıyor ve bizlere de son sayfayı da kapattıktan sonra müthiş bir bilimkurgu okuduğumuzu düşündürüyor.

    Kitapta en büyük dikkat çeken yeniliklerden biri hiç kuşkusuz v-fon denen alet. Görüntülü konuşmayı mümkün kılan bu araç, günümüzde artık sıradanlaşsa da, dönemine göre muazzam bir hayal gücünün ürünü olduğu anlaşılıyor. Bunun haricinde, Esperler’in kendi aralarında kullandığı zihinsel iletişim teknikleri de hayran bırakacak cinsten. Hatta günümüzün sosyal medya dilinin 1952 yılında kaleme alınmış hali demek de pek tabii mümkün.

    Yaşam zorlaştığında, tamamen yalan olan bir düşünceye sığınmaya eğilim gösterirsiniz… devasa bir yalan.” -Lincoln Powell.

    Kitapta dikkat çeken kısımlardan bir diğeri ise bazı sahnelerin çizgi romanlardan fırlamış gibi olduğudur. Bunun sebebi de elbette Alfred Bester’in usta bir çizgi roman senaristi olmasıdır. Kaplan! Kaplan! adlı romanında da bunu görebilmek mümkündü.

    Bester’in daha önce Kaplan Kaplan! adlı romanını ve Muhammed'i Öldüren Adamlar isimli öyküsünü okumuş biri olarak söyleyebilirim ki bu üç eserin ortak yönü her birinin özünde bir intikam öyküsü olduğudur. Eserlerinde ağırlıklı olarak bu temayı kullandığını gözlemlediğim Bester’in dilimize çevrilmeyen diğer eserlerini de oldukça merak ediyor ve İthaki Yayınları’na buradan çağrıda bulunuyorum: Yıkım’a Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! haricinde yeni Bester metinleri istiyoruz bilimkugu okurları olarak.

    Philip K. Dick’in bir kısa öyküsünden sinemaya aktarılan Minority Report’un (öykünün bulunduğu kitap için bk: Azınlık Raporu) kurgusuyla benzerlik gösteriyor kitap. Fakat belirtilmesi gereken en önemli faktör bu kitabın, Dick’in öyküsünden tam 3 yıl önce yazıldığıdır.

    Alfred Bester, bilimkurgunun büyük ustalarındandır ve onu okumayan her bilimkurgu okuru biraz eksiktir.

    “Sadece korkaklar, güvensizler ve kaybedenler kuralların ve dürüst oyunun arkasına yaslanır.” -Ben Reich.