Bilim-Kurgu

215 Takipçi
TAKİP ET
koseli-arti
264 syf.
·
44 günde
·
Puan vermedi
Macera İkinci Kitap ile Devam Ediyor
Kitap ilk eserin devamı niteliğinde. Açıkçası, ilk kitabın başarısından sonra tasarlandığı için olsa gerek daha güzel işlenmiş ve kesinlikle daha eğlenceli bir anlatımı var. Konunun absürd ilerlemesi güzel espiriler ile harmanlaninca zevkli bir okuma gerçekleştiriyor. Kahramanlarımız bu sefer zaman yolculuğu yaparak evrenin sonundaki restoranda ulaşacak ve yine başlarına gelmeyen kalmayacak. Dönemsel ve kalıtsal bazı eleştirileri de (örnegin pazarlama toplantılarının mekaniği veya eğlence mekanlarinin saçma figürleri) arada yakalayacağınız şekilde yedirilmiş. Arada akademik yayınlar okurken çok iyi gidiyor.
kamera
Evrenin Sonundaki Restoran
kamera
Douglas Adams
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.3/10 · 1.816 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
208 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Yakmak bir zevkti...
Kitabın ilk cümlesi "Yakmak bir zevkti." diye başlıyor. 1952' de yazılmasına karşın ikibinli yılları anlatmakta. Distopik eser olması yönünden bir bilimkurgu romanı. Montag'ın oturduğu mahalleye bir genç kızın gelmesiyle başlıyor. Montag'a göre tuhaf olan bu kız gökyüzünü izlemeyi, önceden yaşamış olan büyüklerinin muhafazarlığını da yaparak onları yâd ederek Montag'a bir müddet arkadaşlık yapıyor. Genelde kız konuşsa bile Montag'da kendi kafasında konuşmaya başlıyor. Her ne olduysa bu kızın ortadan kayboluşu ve Montag'ın bir evi yakmaya gittiğinde ki bir olay üzerine başlıyor. Evet kahramanımız ev yakıyor, daha doğrusu kitap yakıyor. Ve bilin bakalım mesleği ne? İtfaiyeci. Devletin kitapları, bir düşman gibi görmesinin üzerine elinde kitap bulunduran herkesin evi yakılıyor. Fakat bu evler ateşe dayanıklı olan evler. Ve bu görev de itfaiyecilere veriliyor. Hayatından pek de memnun olmayan ama memnun gibi yaşamaya çalışan Montag, kitapları yakmak için gittiği yaşlı bir kadının evinde onu kitaplarıyla yanışını izleyerek ve bu travmayla ordan kitap alarak evine dönüyor. Kitapların yasak olduğu bir dönemi ele alan ve bu kitapları yakma görevinin itfaiyecilere verildiği bir zaman dilimi anlatılıyor. Ve buna başkaldırının dirençli mücadelesi. Bulunduğumuz ülkede bile bazı dönemler kitaplar sırf yakılmasın diye gömülüyordu, siyasi sebeplerden dolayı. Fakat tüm kitapların okumasını bırakın elinde bile bulundurulmasının yasak olduğu bir yüzyıl ne kadar da korkunç. Düşünmeyelim, sorgulamayalım, araştırmayalım diye yapılan bir uygulama. Kitabın adını ise, kitabın içinde geçen bir konuşma ile ele almak istiyorum: "Los Angeles'ın itfaiye şefine ulaştım ve "Kitap kâğıdı kaç derecede tutuşup yanar?" diye sordum. "Bir saniye, hemen geliyorum." dedi. Geldi ve "451 Fahrenheit" dedi. Ben de, "Ah bu güzelmiş." diye düşündüm." Beklentimi karşılayan bir kitap oldu. Elimden bırakmak istemediğim bir kitap. Okunması şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap. Hayatınızın her döneminde kitap olması dileğiyle...
kamera
Fahrenheit 451
kamera
Ray Bradbury
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 67,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
379 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Oldukça Teknik ve Felsefi Bir Kitap
Dune serisiyle tanıdığımız usta yazar Frank Herbert'in tekil bir romanını okumak güzel bir deneyimdi. Görevimiz: Uzay Boşluğu kitabının genel anlatısı; insanların arasından seçilen bir grubun klonları ve klonlarla beraber insan embriyoları, ve hayvanlar Tau Ceti sisteminde olası yaşanabilir bir gezegen araştırmasına gönderilir. Fakat bu klon mürettebat kendilerinden önce gönderilen 6 geminin yok edilmesi sonucu kendilerinin görevi başarıp başaramayacakları konusunda müthiş bir çıkmaza girerler. Çünkü diğer gemileri yöneten OAM yani Organik Akıl Merkezi kendi gemilerinde de ölmüstür. Geriye tek çözüm Dünya'daki heyetin de dediği gibi bilinçli bir yapay zeka yaratmak. Peki başarabilecekler mi? Hikayenin ana konusu benim okuyup anladıklarımla böyle diyebilirim. Fakat konuya bakarak kitaba büyük beklentilerle başlamamak gerek. Öyle heyecanlı, ters köşeli ve renkli bir bilimkurgu romanı yok karşınızda. Aksine oldukça sıkıcı, anlamadığımız terimlerle ve felsefi fikirlerle dolu bir kitap Görevimiz: Uzay Boşluğu. Bazı yerlerde Herbert beyin fırtınası yaomanıza imkan tanısa da olayların hep bir noktada sıkışıp kalması kitaptan alacağınız zevki düşürebilir. Finali öyle çook iyi olmasa da iyiydi ve insana acaba dedirtiyor. Sonu da iyi olmasaydı 5 puan verebilirdim.
kamera
Görevimiz: Uzay Boşluğu
kamera
Frank Herbert
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.6/10 · 48 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
226 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
Yarının Büyüklerine Bilimkurgu Öyküleri: Dördüncü Güneş
Çeşitli ülkelerin yazarları tarafından yazılmış bilimkurgu öykülerinden Leonid Fomin tarafından derlenen bu seçkinin asıl hitap ettiği kitle genç okurlar olsa da, sadece yarının büyükleri için değil, aynı zamanda bugünün büyükleri için de öğretici, yarınlara bakış açısını genişletici, insan sevgisini dünya ötesindeki diğer gezegenlerin garip görünen yaratıklarına dahi yönelecek kadar derinleştirici bir nitelik taşımaktadır. Bazı öyküler kısaltılmış veyahut uyarlanmış olsa da özünden bir şey kaybetmemişler… Derlemede 8 yazardan 9 öykü bulunmakta. Bu yazarlar; Murray Leinster, Isaac Asimov, John Wyndham, Edmond Hamilton, J.T. McIntosh, Michael Shaara, John Christopher ve son olarak Vladislav Krapivin’dir. Şimdiyse öykülere geçelim: 1. İlk Karşılaşma –
kamera
Murray Leinster
1945 yılında yazılmış olan bu kısa öykü, Tommy Dort ve ekibinin içinde bulundukları ‘’Cesaret’’ adlı uzay aracının Yengeç Nebulası dolaylarında bilimsel bir keşif yapmak amacıyla seyrederken başka bir uzay aracı tarafından takip edildiklerini fark etmeleriyle başlıyor. Bir şekilde iletişime geçen bu iki farklı tür (insanlar ve uzaylılar), yapılan karşılıklı ziyaretler sonrasında birbirlerine çok benzediklerini keşfediyorlar. Neredeyse aynı teknolojik gelişmişlik ve benzer psikolojiye sahip olan bu iki farklı tür acaba nasıl bir sonuca varacak? Karşılıklı bir çatışma halinde yıkım için savaşacaklar mı yoksa tatlıya bağlayıp anlaşmaya mı varacaklar? Leinster, bu düğümlü durumu esprili bir tarzda kaleme alıyor. ‘’Bize doğru geliyor,’’ dedi Tommy. ‘’Belki onlar da aynı şeyi düşünüyorlar. Kendilerini takip edip, yıldızlarının yerini öğrenmemiz tehlikesini… Ne yapacaklar dersiniz? Bizimle temas kurmaya mı çalışacaklar, yoksa derhal silaha mı davranacaklar?’’ 2. Kayıp Robot –
kamera
Isaac Asimov
Bu hikâyede Asimov’un meşhur Üç Robot Yasası’nı hatırlamamızda fayda var: 1. Kural: Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz. 2. Kural: Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır. 3. Kural: Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır. Hikâye 27. Asteroid üssünde geçiyor. Buradaki fizikçiler gamma ışını radyasyonu altında çalışıyorlar ve biliyorsunuz ki bu insanlar için çok tehlikeli. Fakat yarım saatten az bir süre maruz kalınırsa pek de bir zararı olmuyor. Herhangi bir fizikçi bu ışınların altına girer girmez en yakındaki robot birinci kural gereği hemen onu kurtarmaya gidiyor ve bu yüzden işler aksıyor. Tam da bu sebepten ötürü artık oradaki robotlarda birinci kural esnetilmeye başlanıyor. Bu esnada bir robot kayıplara karışıyor ve üste olağanüstü hal ilan ediliyor. Ve Asimov’un bir robot psikoloğu olan meşhur karakteri Dr. Susan Calvin devreye giriyor. Dr. Calvin, kayıp robotu bulmak amacıyla tüm robotları kapsayacak bir şekilde birkaç teste tâbi tutmaya başlıyor ve olaylar gelişiyor. 3. Meteor –
kamera
John Wyndham
İnsanlardan çok daha küçük boyutlara sahip, yaklaşık bir karınca büyüklüğünde olan bir uzaylı türü ve insanların karşılaşmasını anlatan bu öykü benim en sevdiklerimden biri oldu. Wyndham’in hayal gücü gerçekten beni etkiliyor.
kamera
Midwich'in Guguk Kuşları,
kamera
Triffidlerin Günü
gibi kitaplarının konularına bakarsanız beni daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Hikâyede, bu minik uzaylıların, neredeyse yaşanmaz hale gelen gezegenlerini terk etmek zorunda kalışlarına ve yeni bir yaşam alanı arayışlarının sonucunda Dünya’ya, yani insanların yaşadığı gezegene iniş yaptıklarına şahit oluyoruz. Uzaylıların yaşadıkları, yine bir uzaylı olan Onn’un günlükleri aracılığıyla bize aktarılıyor. Eş zamanlı olarak, bir insan olan Sally ve çevresindekilerin günlük yaşamları da aktarılıyor. Anlayacağınız, farklı bakış açılarıyla bir bölüm uzaylıları bir bölüm insanları okuyoruz. İnsanların ve minik uzaylıların karşılaşması ne gibi sonuçlara gebe olacak? Wyndham, bu soruya ‘’insanlığın yıkıcı doğasını’’ eleştirerek müthiş bir cevap veriyor. ‘’Meteor’’, kısa ve basit olmasına rağmen alt metinleri güçlü ve ayakları yere sağlam basan bir hikâye. ‘’Ama artık yeni bir dünyadayım, umutla dolu hayaller kurabileceğimiz, geleceğimizi inşa edebileceğimiz genç bir dünyada. Dışarıda bizi ne bekliyor acaba? Bu dünya neyin nesi olursa olsun umudumuzu kaybetmemeliyiz.’’ ‘’İlerde başımıza neler gelecek? Bilmiyoruz… Oysa o kadar da masum ve küçük bir şey istiyoruz ki… Sadece barış içinde yaşamak…’’ 4. Ölü Gezegen –
kamera
Edmond Hamilton
1946 yılında kaleme alınmış bu öyküde, Tharn ve üç arkadaşının, uzay araçlarının arızalanması sonucunda galaksinin en meçhul gezegenine zorunlu bir iniş yaptıklarına şahit oluyoruz. Buzla kaplı gezegene ayak bastıklarında gördükleri manzara karşısında epey bir dumura uğrayan ekibimiz, uçaklarını tamir etmek için ihtiyaç duydukları madenleri keşfetmek amacıyla gezegende gezintiye çıkıyorlar. Tam oranın karanlık, soğuk ve ölü bir gezegen olduğuna kanaat getirmişken birkaç canavar ile karşılaşıyorlar. Bu canavarlar ölü gezegenin gerçekten yaşayan yerlileri miydi yoksa telepatik kayıt cihazlarından yansıyan yalnız birer suret miydiler? İşte bunların cevabı hikâyede gizli… ''Ölü gezegenin, yok olmuş büyük neslin şerefine,'' dedi, ''Galaksinin, geçmişin, bugünün ve yarının tüm nesilleri şerefine!'' 5. 370 Yaşındaki İnsan – J.T. McIntosh Psit gezegeninde yaşayan Psit’liler teknolojik olarak gelişmiş, tek cinsiyetli ve yumurtlayarak çoğalan insansı yaratıklardır. Psit’liler, AWC (Automatic Weather Controller) adını verdikleri, hava durumunu istedikleri gibi ayarlayabildikleri Otomatik Hava Kontrol Sistemi icat ederler. Makinelerini asla bozulmayacak bir şekilde tasarlayan Psit’liler, tamir etme kabiliyetinden de yoksundurlar. Bu nedenle gezegenlerindeki tamir işlerinden anlayan tek kişi olan Dünyalı John Smith ile irtibata geçerler. John Smith, Psit’lilerle iletişime geçtikten sonra gezegende kendinden başka bir kadın Dünyalının olduğu bilgisine de erişir ve hikâyenin gidişatı farklı bir boyut alır. McIntosh’tan eğlenceli ve enteresan bir hikâye. 6. Greenville’in Gezegeni – Michael Shaara 1952’de yazılan bu öyküde, Yıldız Servisi mensubu olan iki kâşifin –Wisher ve Greenville- yeni bir gezegen keşfetmeleri ve devamında başlarına gelen olayları okuyoruz. Bu iki kâşifin keşfettikleri gezegen tamamen suyla kaplıdır. Dört uydusunun olmasından dolayı masmavi bir bilye gibi görünen bu gezegen, ilk bakışta kimsesiz ve terkedilmiş durmaktadır. Bundan aldıkları cesaretle, ikili birtakım araştırmalar yapmak için gezegene iniş yaparlar ama gezegenin sakinlerinin sualtında yaşayan gelişmiş hayvansı varlıklar olduklarından bihaberdirler… Shaara, öykünün sonunu beklenmedik bir şekilde bitirdiği için benden yıldızı kaptı. 7. Anahtar Deliği –
kamera
Murray Leinster
1951 yılında kaleme alınan ‘’Anahtar Deliği’’, aynı zamanda derlemedeki ikinci Leinster öyküsüdür. Leinster’ın diğer öyküleri gibi bu da dünya dışı yaşam formları karşısında insanlığın acizliği ve acımasızlığı hakkındadır. Ay’a ayak basmakla kalmayıp bir de oraya üs kuran Dünyalılar için orada yaşayan Ay yaratıkları büyük bir sorun teşkil etmektedir. Ay yaratıkları zayıflıklarını tespit etmek isteyen Dünyalılar tarafından incelemeye tabi tutulurlar. Ve Dünya’dan gelen bir emirle, yaratıkların arasından bir yavruyu alıp onu bir hain gibi yetiştirip, kendi ırkına karşı bir silah olarak kullanamaya karar verirler. Ama işler Dünyalıların sandıkları gibi gitmeyecektir… Şu alıntı, olay örgüsünün özeti mahiyetindedir: "Şempanzelerin akıl seviyesi üzerine incelemeler yapan bir psikologla ilgili bir hikâye vardır: Psikolog bir şempanzeyi oyuncaklarla dolu bir odaya kapatır. Sonra dışarı çıkıp kapıyı kilitler. Gözünü anahtar deliğine yerleştirerek, şempanzenin içerde ne yaptığını incelemek ister. İçeri baktığında, anahtar deliğinde kahverengi bir gözle karşı karşıya gelir. Şempanze de, psikoloğun dışarda ne yaptığını görmek için gözünü anahtar deliğine uydurmuştur." 8. Uzayda Bir Yılbaşı –
kamera
John Christopher
Christopher’ın kaleme aldığı bu kısa öyküde, Ay’a gidip gelmenin artık normalleştiği bir dönemi görüyoruz. İnsanlar Ay’da iki apartman büyüklüğünde Luna adında bir yeraltı şehri inşa etmişlerdir ama tabii ki Dünya’daki şehirlerin yerini tutmamaktadır. Ne ağaç, ne yeşillik, ne kuş, ne su… Hiçbir şey yoktur. Ay’a gidip gelen insanların geçtikleri sağlık kontrolleri sonucunda aldıkları yeşil ve kırmızı renkteki kartlar vardır bir de. Binbaşı John, Ay’a yaptığı bir yolculuk sonrasında Doktor’dan kırmızı kart almıştır ve aldığı bu kart bir daha uzay aracıyla seyahat edemeyeceği, artık Luna’da yaşamına devam edeceği anlamına gelmektedir… ‘’Luna şehrinin tepesinden gökyüzü görünür. Geceleri gökte yıldızlar ve solgun bir ışıkla parlayan dünya vardır. Oturur, saatlerce onları seyrederim. Ve güllerin… Cliff’in güllerinin kokusunu duyar gibi olurum.’’ 9. Dördüncü Güneş (Gece Yolculuğu) – Vladislav Krapivin Vladislav Petroviç Krapivin’in bu öyküsü aynı zamanda seçkiye ismini veren öyküdür. ‘’Sarı Gül’’ adında buzul bir gezegen keşfeden beş kozmonotun hikâyesi anlatılıyor bu öyküde. Isı dışında oldukça elverişli şartlara sahip olan bu gezegene, Kozmonot Aleksandr Sneg’in önerisiyle dört adet yapay güneş tasarlanıp monte edilir. Olay örgüsüne Sneg’in kardeşinin de girmesiyle hikâye biraz olsun değişir ve farklı bir boyut alır. Bu öykünün beni tatmin etmediğini içim çok rahat bir şekilde söyleyebilirim… ‘’İşte böylece her şey bitmişti. Demek ki böyle bir peri masalına inanmakla büyük aptallık etmişti… Üç yüz yıllık bir masal…’’ Keyifli okumalar.
kamera
Dördüncü Güneş
kamera
L. Fomin
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 9 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
217 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kıymetli bulduğum kitabın yazarı; Uğur Ukut Ağabeyimden imzalı almak benim için iftihar sebebi... Kitaba giriş yapmadan, olayın geçmiş olduğu coğrafyayı okurlara tanıtması muhterem ince düşünce. Olay örgüsünü, karakterlerini kuvvetli betimlemeleri sayesinde çok rahat bir şekilde tahayyül edilebilecek düzeyde, oldukça yerinde ve başarılı buldum. Bir solukta okuyup bitirdiğim, hiç beklemediğim olaylarla karşılaşıp, o anın içinde yer alıyormuş hazzı hissettiğim sürükleyici bir bilim kurgu romanıydı. Okurken kâh gönül pirlerine yoldaş eyledi kâh Tokalı Kaya’da bağımsızlık ateşi yaktırdı. Gönüllere muhkem tutunan macerayı nakış nakış işledi zihne. Yardımlaşmayı, dayanışmayı, ikinci sınıf gözüyle bakılan köy insanlarının dirayetli ve metanetli oluşunun mesuliyetini kazandıracak nitelikte buldum kıymetli kitabı. Kitapta kusur bulduğum tek nokta; editörlüğün zayıf oluşuydu. Yazım yanlışlarını, noktalama işareti kullanım yanlışlarını görünce birazcık huzursuz oldum. Uğur Ağabeyimi tebrik eder, daha nice gönüllere taht kurmasını temenni ediyorum...
kamera
Tokalı Kaya
yildiz
9.0/10 · 11 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
Puan vermedi
Efsane
Marie lu nun okuduğum ilk kitabı ve ismi gibi efsane bir kitap serisinin ilk kitabıdır. Kitabın kapağını açıp da ilk 15 sayfayı devirdikten sonra 3. Kitabın kapağını kapatana kadar nefesimi tuttuğumu hissettim. Beni içinde bulunan savaş-aşk ikilemi içine çekip resmen yuttu ve son anlarında duygu yoğunluğu yüksek anlar yaşattı. Marie lu' ya aksiyon,bilim kurgu ve aşk konularını bir araya getirerek muazzam akıcı üslubu ile bu kitabı okurların beğenisine sunduğu için ayrıca teşekkür ediyorum.
kamera
Efsane
kamera
Marie Lu
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.5/10 · 2.912 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
1.023 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;