Geri Bildirim

Körler ÜlkesiH. G. Wells

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.218
Gösterim
Adı:
Körler Ülkesi
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
68
ISBN:
9786055029364
Kitabın türü:
Çeviri:
Evrim Öncül
Yayınevi:
Kolektif Kitap
And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor.

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
(Tanıtım Bülteninden)
Kafeste doğan kuşlar uçmayı hastalık gibi görürler yada öyle görmeleri istenir garip bir tepkidir bu , tıpkı körler ülkesinde görmenin de anormal karşılandığı gibi .

Körler Ülkesinde görmek bir ayrıcalık mıdır yoksa farklılık mı, avantaj mıdır yoksa tam tersi mi?

Öncelikle hikayenin konusu üzerine şu soruları da içimden dökerek başlamak istiyorum;
Sahi, herkes gibi mi olmak normallik? Kendini ifade etmek farklılıklarımızı ortaya çıkarmak niye bu kadar güç? Normallik nedir kime yada kimlere göre belirlenir? Bizim kabul ettiğimiz mi yoksa çoğunluğun kabul etmesi mi? Normal yaşamak için kalabalığa göre mi şekil almalı onları mı kabul etmeli yoksa kendi görüşlerimize mi bağlı kalarak başka yol bulabilir miyiz ?

Evet bir düşünün:
Körlere ve görmeyi bilmeyenlere bu duyuyu nasıl anlatıp inandırabilirdiniz?
Sonuna kadar haklı ve emin olduğunuz bir gerçeği, bunu bilmeyen , inanmayan insanlara nasıl ispatlardınız hem de bildiklerinden başka bir bilgiye ihtimal bile vermeden kestirip atanlara ?

Gelin bu sorular doğrultusunda bu kitap üzerine incelememi ve yorumumu sizlere anlatmaya çalışayim ;

Sevdiğim kadın sanatçılardan olan ve muhteşem bir şarkının buluşmasıyla ortaya çıkan bu şarkıyı da dinlemek isteyenlere armağan ederim.
Ayrıca bu şarkının hikayesini de öğrenmenizi öneririm, üzüntülü ve acı dolu bir hikayesi bulunmakta.
https://www.youtube.com/watch?v=Bd4QO2NsdaM

UYARI:
(İpuçları olduğunu düşünmüyorum ama hikaye özetine değindiğim kısımlar vardır *BURADAN başlığı ile başlayıp *BURAYA KADAR başlığı arasında geçen kısımları isteyenler okumayabilir kendi kararlarına bırakırım.)

Wells’in bu kitabını elinize aldığınızda içindeki müthiş hikayeyi okumadan önce Elena fernandez’in resimli sayfalarını karıştırarak bir göz atıyorsunuz okuyacağınız bu distopik kurgu romanını. Ayrıca kitabın kapağında ki yürüyen siyah insanın beyaz gölgesi yada yansıması ile düşüncelerin içine çekerek kitabı okumaya hazırlıyor sizi yazarımız.

Kitabın hikayesi öncelikle olayın geçeceği mekanın tasvirleri ve betimlemeleriyle başlıyor.
Güney Amerika kıtasında bulunan oldukça uzun, birden fazla ülkeler boyunca uzanan And dağlarının vahşi ve ıssız topraklarında insanlardan yoksun bir bölge , vadide geçen bu olaya tanık olmaya başlıyorsunuz. Zorlu ve tehlikeli boğazlar, buzlu geçitler aşıldıktan sonra ancak ulaşılabilecek zorlu bir bölge de olan Körler ülkesi diye tabir edilmiş bir yer vardır. Zamanın bir döneminde İspanya zulmünden kaçarak buraya sığınan bir grup insanlar burada yaşamlarına devam etmeye başlamışlar. Fakat burada ilginç bir körlük hastalığı ile karşılaşıyorlar. Burada doğan, burada dünyaya gelen insanlar bu hastalıkla başlıyorlar hayatlarına. Sebebi bilinmeyen körlük belası hastalığı bölgenin durumundan mı kaynaklanıyor yada inançları yüzünden mi bu konuda ortada belirsiz düşünceler dolaşıyor. Bu hastalıkla uğraşan, sebeplerini ve çözümünü arayan insanlardan birisi bunun için bu ülkeden diğer ülkelere zorlu yolculuğa çıkar fakat geri dönüşü olmayan bir yolculuktur bu. Bu kişinin bu hastalığa çözüm ararken anlattığı bu ülke ve sorun, diğer ülkelerde dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak bir söylenti olarak masalsı hikaye haline geliyor.
Günün birinde bu vadide 17 gün gibi bir süre boyunca karanlığa yol açan bir yanardağ patlamasının ardından başka ülkelere gitme şansları kaybolur ve diğer ülkelerle de bağlantıları koparak etkileşimleri kaybolur, ülkenin geçit yerlerdeki toprak parçalarının yıkıntısı ve tahribi üzerine oldukça zorlu (körler için), bir dağ yamacı oluşur. Volkan patlamasının üzerine oluşan heyelanlar, seller ve yıkıntılar ile kaşiflerin de bu ülkeye gelme şansı kaybolarak ulaşım kapıları kapanır. Bunun üzerine adada kendi başlarına çaresizce kalan az sayılı insanlar körlük hastalığıyla hayatlarını idame ettirmeye devam ederler. Nesiller boyunca bu insanlar, soylarını aynı hastalıkla sürdürürler.

BAHSETTİĞİM KISIM BURADAN

Ve günün birinde And dağlarında gezi yapan bir gruptan olan normal özellikte ki dış dünyadan olan Nunez, gezi sırasında kazaya uğrayarak dağlardan oldukça alçak yamaçlara düşer. Uyandığında bulunduğu yeri gözlemlemek ve tanımak üzere gezmesi üzerine gördüğü üzerine garip hareketli insanların , farklı özellikteki bu bölgenin ‘’Körler ülkesi’’ adlı söylentinin burası olduğunu anlar ve onların dünyasına dahil olarak iletişime geçerek kendisine çıkış yolu aramaya koyulur. Gözlemleri üzerine bu insanların görmenin ne olduğunu dahi bilmediklerini hatta bu kavramı duymadıklarını anlar zamanla. Gözlerinin körleşmesi gibi zihinlerinin de köreldiğini düşünür. Onları tanımaya devam eder, bu kör insanlar kendi dünyalarında gerekli olmayan her şeyi unutmuşlar, çoğu kavramı kaybetmişler ve yeni bilgilere, kendilerine aykırı gelmesinden dolayı inanmıyorlardı! Kendi düzenlerine göre düşünce ve konuşma kavramları belirlemişlerdi, kendi dünyalarını benimsemiş ve alıştıkları düzende yaşam koşullarını şekillendirmişlerdi. İnançlar ve gelenekleri sorgulayarak kendi düzenlerine uygun, kendilerine mantık derecesinde mümkün olan tanımlar koymuşlardı, kendi felsefe ve yaşam amaçlarını değiştirmişlerdi.
Fakat Nunez körler ülkesinde tek farklı kişi, tek gören kişiydi. Ve körler ülkesinde gören tek insanın kral olabileceğini düşünüyor onlara bunu ispatlamayı düşünüyordu. Nunez bu özelliklerinden dolayı onlara üstten bakıyor ve kendisini üstün görüyor yapacaklarını, hayatlarını değiştireceğini düşünüyordu.
Nunez mi körlerin hayatını değiştirecekti , yoksa Körler mi hayatlarını kendisine kabul ettirecekti? Bunun üzerine gelişen olaylarla ve mücadelelerle hikaye devam ediyor.

BURAYA KADAR

Buradaki geçen mücadele de anlatılan mesajı okurken düşünüyor ve görüyoruz ki ; Topluma doğruları , gerçekleri anlatan kurtarıcıların başarısızlıklarla karşılaşması , hitap ettiği kişilerin bunu anlamamaları , hazmetmeye yeterli bir zihinleri olmamalarından kaynaklanıyor çünkü yeni kavramlara olan inanç ve düşüncelerden yoksun olmaları bunu oluşturuyor. Farklılıklarımız; üstünlük hatta bir başarı bile olsa toplumun ilkelerine görüşlerine uymuyorsa onların hoş karşılanmayacağı hatta bundan bizi bile vazgeçirmek için faaliyet gösterecekleri mesaj olarak verilmek istenmiş. Topluma karşı kendi fikirlerimizi açıklama ve onlara anlatma durumunun zorluğunu hikaye ile geliştirerek okurlarına aktarmış yazarımız. İnsanların algısının neye göre belirlenip neye göre şekillendiğini göstermek istemiş.

Anlatmak istediği mesajı ustalıkla 60 sayfalık kitabın yarısında anlatmayı başarmakla kalmayıp bu mesajı kafama yerleştirmeyi gerçekleştirip , canlılığını her zaman koruyacağını düşünüyorum.
Bu kitabın 30 sayfasını okuyor fakat 300 sayfa kadar düşüncelerle buluyorsunuz kendinizi bitirdikten sonra.
60 sayfalık kitabın yarısı hikaye yazılı yarısı da resim baskılı sayfalardan oluşmakta. Sanırım okuduğum en kısa kitaplardan biriydi, bu kadar kısa kitapların Zweig'e has bir tarz olduğunu düşünürdüm bu kitapla karşılaşana kadar.

Kesinlikle tavsiye ederim, bu distopik romanı bir nefeste 1 saatte ama düşüne düşüne 1 gün bile sürmeden okuyabileceğiniz ve uzun süreli etkisinde kalabileceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ve eklemek isterim ki bu yazarın düşüncelerini keşfetmek, geleceği ve bugünü keşfetmek , anlamak olacağı için bundan mahrum kalmayın ve yazarla yeni tanışacak olanlara yada Wells’in henüz bu eserini okumamış olanlara mutlaka bu eserini okumalarını tavsiye ederim. Wells’in bilimkurgu alanında ki amacını da kısaca bahsedecek olursam gelecekte çılgın fikirler oluşturmak yerine toplumsal sorunların da mesajını vermeyi amaç ediniyor. Salt bilime değil aynı zamanda sosyal konuların üzerine de mesajlar vermek istiyor.

Şunu da eklemek isterim ki zaman makinesi eserinde ki gibi sonu biraz boşlukta, bağlanmamış durumda buldum fakat anlatılan hikaye o kadar başarılı ve etkileyici ki bunun sizi fazla üzmeyeceğini düşünüyorum.

Ayrıca ek olarak şunlara değinmek isterim;
Platonun mağara hikayesini bilenler yada duyanlar vardır ki ben de bir kısmını arkadaşımdan öğrendiğim kadarını açıklayacağım. Bir mağarada zincirlerle bağlanmış ve sabitlenmiş olan insanlar sırtları mağara girişine dönük bir bir haldeler iken dışarıdan yansıyan ışıkların mağara duvarında ki oluşturduğu gölgeleri gözlemleyip bunlarla birlikte hayatları üzerine fikir yürütürler. Bir süre sonra zincirlerden kurtulabilen bir kişi mağaranın kapısına kadar gelip , dünyanın farklı eylemlerinin somut , gerçek boyutlarını görerek fikirleri değişir bunun üzerine dönerek bunu zincirli haldeki arkadaşlarına anlatması üzerine onu kimisi deli kimisi ise yalancı olarak yaftalar ve şiddetle karşı çıkarak inanmazlar kendisine.

Ve birde Saramago'nun körlük kitabını okuyanlar da varsa bilirler ki, toplumda körlük hastalığına yakalanan herkesin aslında görmenin sadece gösterilen veya göz önünde bulunanın arkasında da farklı gerçekleri olduğunu , bunu düşünerek hissederek ve anlayarak görmenin önemine değinmiştir.

Körler ülkesi kitabının da bu hikayelere benzeyen noktaları olduğunu eklemek istedim. Verilmek istenen mesajın birbirine yakın olduğunu düşünüyorum.

''İlerlemeyi, bizi şikayet edenler borçluyuz. Memnun insanlar hiçbir değişiklik istemezler.'' Wells

Kitabın içinden beğenerek paylaştığım alıntılar bir arada buraya ekliyorum:
#29462707 - #29686266 - #29659878 - #29504183

Ayrıca Farklı Türleri Keşfet etkinliğinin de tarihini geçirmiş olsam da yine de etkinlik okurlarına sunarım bu kitabı.
Etkinliğin mimarı olan Necip Gerboğa'ya bu zengin etkinlikte farklı türleri keşfettiren yolculuğa bizleri çıkardığı için kendisine teşekkürlerimi iletirim, yolculuğumuzdan memnuniyet duyduğumu belirtirim.
İyi ve keyifli okumalar …
Sonuna kadar haklı olduğunuzu bilseniz bunu insanlara nasıl gösterirdiniz?
Oldukça rahat okunabilir, bitirmesi bir saat bile sürmeyecek bir kitap. Fakat o kadar güzel ki. En başta size olmayan bir dünyayı anlatıyor; buradan bir puan. Sonra ise "önyargı" üzerine kurulmuş felsefesiyle ikinci büyük vuruşunu yapıyor.

Sonuna kadar haklı olduğunuzu bilseniz bunu insanlara nasıl gösterirdiniz? Körlere görmeyi nasıl anlatırdınız? Üstelik görmek diye bir şeyin olmadığından eminlerse. Topluma karşı kendi fikirlerimiz durumunu oldukça güzel işlemiş.

Yayınevinin baskısının ve kitaptaki çizimlerin harika olduğunu ve okumaya büyük bir keyif kattığını es geçmemek gerek.

Tek bir ufak eksisi var ki o da daha sağlam bir bitiriş yapabilecekken biraz ortada bırakılmış olması.

Yazarın diğer kitaplarını şimdiden merak etmeye başladım.

Benzer kitaplar

"Zaman Makinesi" gibi bu kitabın da çok orijinal bir konusu var. Kitabın yazarı bence bir dahi ve olağanüstü bir hayal gücü var. H. G. Wells 1866 - 1946 yılları arasında yaşamış İngiliz yazardır. Edebiyatın birçok dalında eserler vermiş olmasına rağmen bilim kurgunun babası olarak bilinir. (Bu ünvan Jules Verne ile daha çok kullanılmaktadır.) Eğer bu yazarı bugüne kadar keşfetmediydiniz bir an önce keşfetmenizi tavsiye ederim. Ben mutlaka birkaç kitabını daha okumayı düşünüyorum...

Bundan sonraki kısın ufak dozda SPOİLER içerir!

Kitap Nunez adlı dağcının kaza eseri yıllarca derin bir vadide bir deprem sonucu hapsolmuş kör insanlarla karşılamasını ve yaşadıklarını anlatır. Kendini onlardan üstün görür ve onları yönetmek ister ama tüm delilerin arasında deli muamelesi gören akıllı durumuna düşer. Görme duyusu diye birşeyin olduğunu bile insanlara kabul ettiremez...

Bu noktada şuanki Türk toplumu aklıma geldi, en azından büyük bir çoğunluk diyebilirim. Bağnazlık insanların genlerine işlemiş. Sadece inanmak istedikleri şeye inanıyor insanlar. Araştırmak, öğrenmeye çalışmak, karşıdaki kişinin de düşüncelerine saygı duymak yok. Bence en büyük körlük görmek istemeyen insanların körlüğüdür...
En iyi kitaplar sonu tam anlamıyla kesinliğe bağlanmış bir olay örgüsüyle bitmeyenler sanırım. İnsan belki ne oldu şimdi gibi bir hoşnutsuzlukla kitabı hiçbir sonuca bağlayamıyor fakat yazarın istediği bu olsa gerek sonucu okurun bağlaması hatta hikayenin aslında bitmediği.

Bir körler ülkesinden başka bir körler dünyasına sürükleneceğimiz gerçeği.

Kitap kısa ama etkisi uzun ve kalıcı kitaplardan. Anlam dozajı oldukça ağır.

***Bundan sonrasını kitabı okumayanların devam etmemesini öneririm***

Körler ülkesine tesadüfen düşen bir bireyin tek gören göz olmanın verdiği avantajla (burada yazar batının emperyal tutkusuna bir yergide bulunabiliyor olabilir mi) kral olma tutkusuyla bu tutkunun boşa çıkmasından sonra yaşadığı derin aşk hali, körler ülkesinde hayaller gören, çarpık düşünen sapkın ve heretik bir özne oluşundan söz ediliyor.

Körlük ülkesinin kör bireylerinin bilimden uzak ama doğaya dönük yaşam, din ve doğa tasavvurları klasik batılı olmayanı imliyor sanki.

Yani hem doğu hem batı eleştirisi.

Gören göz olan Nunez adındaki gencin ilk baştaki egemen olma tutkusu burada emperyal fatihleri akla getiriyor. Fakat bu tutku bir şekilde kör yerlilerce bastırılıyor.

Bundan sonra körler ülkesinde gören, düşünen, farklı yaşam tasavvuru olan bir göz ve birey olmanın ayrıksı dramı başlıyor. Farklı olmanın dramı.

Nunez'in aşık olduğu yerli bir kör kıza duyduğu aşkın kızın ailesi tarafından ırk saflığı endişesiyle reddedilmesi ve sonunda bunun tek bir şartla Nunez'in gözlerinin köyün doktoru ve büyücü hekiminin alınması şartıyla kabul edilmesi.

Körler Ülkesi'nde görmek kelimesinin bile hiçbir karşılığı yok. Haliyle bu eylemi yerine getiren göz organı bir hastalık olarak görünüyor köyün hekimine.

Peki ya gözler alındıktan sonra:

"Tamamen akıl sağlığına kavuşacak ve örnek bir vatandaş olacak."

"Bilimi bahşedene şükürler olsun!"

Burada yazarın bilime getirdiği eleştiriyi görmemek mümkün mü?

Bu kitabın bir tür Anti-Psikiyatri olarak okumanın çok zorlama olacağını sanmıyorum.

Asıl a-normal olanlar dünyanın bunca güzelliğine, çeşitliliğine gözlerini kapayıp at gözlüğüyle yaşamayı normallik olarak algılayanlar ve onların dünyası. Farklı olan bu sınırları tanımak zorunda değil ve insan olmak bu sınırları reddetmekle, bu dünyadan kaçmakla başlar. Tıpkı Nunez'in en sonunda bu körler ülkesinden kaçması gibi.

Ah şu her anlayamadığımız insana deli deme adetimiz, ah örnek vatandaşı olmayı susmak, sürüye uymak olarak algılayan politik geleneğimiz, ah şu hayalsizliğimizi, ufuksuzluğumuzu, körlüğümüzü normallik olarak yücelten sığlığımız, farklı olanı, aykırı konuşanı linç etme kültürümüz...

Kahrolsun bağzı şeyler...
Totalde 45 sayfa kadar lakin anlatılan hikaye şahane içeriğinde ki resimli figürler korkutucu olsa da kayıp şehir Eldorado'nun hikayesini hatırlatmadı değil romanın tasarımı da ayrıca fantastikti yani çok güzel bir mini roman gözardı etmeyin. :)
Okuduğum ikinci H.G.Wells kitabı. Resimlerle süslenmiş kitap gerçekten dikkat çekici. Kısa bir kitap olmasına rağmen konu bakımından oldukça ilginç. Burdan sonrası spoiller içerir dikkat!!!!

Kaza sonucu Körler Ülkesi'ne düşen Nunez, önce orada yaşayan insanların kör olduklarını anlayamaz. Fakat orda yaşayan insanların kör olduklarının ayrımına vardıktan sonra, orda yaşayanlara görme duyusu ile algıladıklarını aktarmaya çalışmasına rağmen bunu başaramaz. Çünkü kaç kuşaktır görme yetisi olmadan dünyaya gelmektedir insanlar. Ama bu insanlar görme algıları olmadan diğer algılarını kullanarak bir çok şeyin ayrımına varmaktadırlar. Nunez orada yaşayan kızlardan biriyle evlenmek ister ve bunun gerçekleşmesi için ona kör olması şartını koşarlar. Çünkü böylece, gerçekten görmesi gerekenleri görebilecektir Nunez. Öncesinde bunu kabul eder lakin sonrasında yapamayacağını anlayarak ordan kaçar.. Sorgulanması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Platon'un meşhur mağara istiaresi, alegorisi ya da benzetmesini bilenler bilir: Bir mağarada zincirleriyle bulundukları yere mıhlanmış, arkalarındaki ışığın kendilerine çarpıp önlerindeki mağara duvarlarına düşürdüğü gölgelerini izleyip eğlenen, gördüklerini gerçeğin kendisi sayıp, bu gölgelerin dışında hakikatin gerçek bir yüzünün olmadığını düşünen insanlar anlatılır. İçlerinden (filozof ruhlu) biri, zincirlerini kırıp mağaranın ağzına kadar gitmeyi başarır. Dışarıdaki gözleri kamaştıran gün ışığı altında serili olan doğayı ilkin göremez kamaşan gözleriyle. Işığa alışan gözleri, daha sonra dış dünyanın, mağara duvarlarındaki gölgelerden çok daha başka olduğunu, onların, şimdi gördüğü gerçeklerin birer kopyası, gölgesi olduğunu fark ettirir. Heyecan içinde içeriye koşup, gölgelere dalıp giden gerçeklerden habersiz güruha dışarıda gördüklerini anlatır. Kimisi delirdiğini düşünür, kimisi uydurduğunu. Ne yapıp etse de, gördüklerini bir türlü anlatamaz, onları inandıramaz.

Gelelim Wells'in Körler Ülkesi'ne.. Bir öykü şeklinde kaleme alınan bu eserde, And Dağları'nın içlerindeki geçit vermez yüksek vadilerin birinde yaşamlarını sürdüren bir topluluğun, kendilerine ulaşılmasını sağlayan tek geçidin de deprem ve heyelanlarla kapanmasının ardından, bölgede asırlarca mahsur kalıp dış dünyayla iletişimlerinin kesilmesi hikaye edilir.

Bu ülkede/bölgede/köyde hemen herkes bir süre sonra salgın bir hastalık yüzünden görme yetilerini kaybeder. O kadar ki, bu durum artık genlere de işleyerek, her doğanın kör olarak dünyaya gelmesine kadar varır. Bu halk, görmenin ne olduğunu unutacak kadar uzun bir süre bu şekilde yaşamlarını sürdürmektedir. Göz denen organ,bu insanlarda artık köstebek gözlerini andırır biçimde küçülmüş, içe göçmüş ve ilk bakışta bile tamamen işlevsiz bir görünüm sergiler hale gelmiştir.

Bölgeye,bir dağcı ekibiyle birlikte tırmanışa geçen genç Nunez, bir uçurumdan yuvarlanıp vadinin en diplerine düşer. Bundan sonra geri dönemez ve yaralı bir halde vadinin daha kolay bir yerinden tırmanıp kilometrelerce ötedeki açıklığa ulaşmaya çalışır. Orada yaşamın izlerini görüp, heyecanla köye ulaşmaya çalışır. Fakat, daha yaklaşır yaklaşmaz, bu köydeki evlerin penceresiz olduğunu, çevrede oraya buraya seğirten insanların ise penguen tarzı bir yürüyüşle oldukça tuhaf davranışlar içinde olduklarını görür. Köye varınca, kulakları keskinleşmiş körler tarafından hayretle karşılanır. Nunez, çevresinde olup bitenlere hayretle dikkat kesildiği için tökezler, dikkatsiz davranır, türlü sakarlıklarda bulunur. İşte hikayenin en can alıcı kısmına geldik...

Kendisini göklerin gönderdiğine inanan bu körlerde, görme kavramı bile silinmiştir. Gözlerinin gördüğünü söyleyen ve yüksek dağların ardında koca bir dünya ve insanların yaşadığını dile getiren Nunez'e acıyarak bakarlar. Göz denen şeyden haberleri yoktur bu insanların, görmek nasıl bir şey, bunu bilmemektedirler. Kendisinin yalan söylediğine kanaat getirip, onun nereden geldiğine fazla kafa yormamaya başlarlar. Kahramanımız, yaralı haliyle iyileşmek ve karnını doyurmak istiyorsa, körlüğe uygun davranıp, körler ülkesine kendisini kabul ettirmek zorunda kalır. Onun birkaç defa tökezlediğini gören körler, kendisinin yürümekte henüz körpe olduğu, ona birçok şeyin öğretilmesi gerektiği sonucuna varırlar. Evet, gören gözleriyle, gördüğünü hiçbir şekilde ispatlayamayan, görmeyle ilgili ne derse desin, anlattığı şeylerin bu körlerde hiçbir karşılığının olmayacağını bilen birinin bile isteye körleşmeyi kabullenmesi...

Daha önce renkleri, şekilleri gören birine görmenin ne olduğunu anlatabilirsiniz. Ancak, gördüklerini anlatan biri karşısında doğuştan kör olan bu insanların tutumları kestirilebilir; görmeye dair söylenenler hakkında hiçbir fikri olmayan bu insanların, Nunez'i gaipten haberler vermeye çalışan bir sahtekar olarak görmeleri gayet doğal.

"Körler ülkesinde tek gözlü adam, kral olur" sanmıştı Nunez. Fakat kendisi yürümeyi dahi bilmeyen, kulağı keskin olmayan, türlü yetileri henüz gelişmemiş sayılan biri olarak görülür. Gördüklerinden, göz denen organdan bahsetmesindeki ısrarcı tutumu, körler ülkesinde yarı akıllı, meczup ve bir tür ucube gibi karşılanmasına neden olur. Fakat bu arada Nunez, kör bir kıza tutulmuştur. Ancak yaşlılardan oluşan körler heyeti, kızın bu adamla birlikte olup evlenmesine karşı çıkarlar. Sebebi açıktır: " O bizim gibi sağlıklı değil, yarı akıllı ve hikayeler uydurup duruyor".

Kızın da adama aşık olması ve bu olumsuz kararın sonucunda yataklara düşmesi, kızın babasını ve bilge körleri bir orta yol bulmaya götürür. Kararlaştırılan fikir bir doktor tarafından dile getirilir. "Bunca saçmalamasına neden olan o göz dediği ve bizimkilerden daha çıkık olan organa mil çekmek." Böylece, o da kendileri gibi sağlıklı bir insan olabilecektir. Hayaller kurup uyduran biri olmaktan vazgeçecektir. Kızın, kendisinin de inanmadığı hikayeleri anlatan gence, kendi sevgisi için bunu kabul etmesi, böylece iyileşeceğini ve evlenebileceklerini söylemesi karşısında durumu kabullenir. Gördüğü tüm güzelliklere, tüm gerçekliğe veda edip karanlığa mahkum olmayı kabullenemez. Ve köyden kaçar. Bölgeye onca yıl sonra ulaşan bir grup, bir gence ait iskeletleri, bir vadi çukurunda bulacaklardır.

Topluma doğruları, gerçekleri anlatan "kurtarıcı"ların her defasında başarısız olmalarının nedeni, belki de karşılarında anlattıkları hakikati hazmetmeye hazır bir zihin bulamamış olmaları, söylediklerinin karşılık bulmaması, çünkü buna imkan tanıyacak bir kavram dünyasından yoksun bir yığınla muhatap olmalarıyla açıklanabilir.

Platon'da, mağaradakilere dış dünyayı anlatan adam, onlara gölgelere değil, onları asıl yansıtan gerçek ışık kaynağına ve o kaynağın altında serili olan gerçek nesnelere inanmalarını istemişti. Gölgelere mahkum insanlar, görüyorlar, fakat gerçeğin yansımasını görüyorlardı. Oysa Körler Ülkesi'ndeki insanlar, bu gölgelerden dahi mahrum kalmış, görmeyle ilişkileri tamamen kopmuştu. Ve körler, mağara sakinlerinden daha dogmatik davranmış, daha keskin bir şekilde gerçeklerden bahsedenleri yalanlamışlardı. Karanlık koyulaştığı oranda, onunla baş etmek o derece olanaksızlaşır.

Biz yine de şuna inanmaya devam edelim:

Geceler ne denli karanlıksa, yıldızlar da o denli ışıldar. Şu halde denebilir ki: Karanlık arttıkça, aydınlık da artar.

Mutlaka okuyun!..
Kitap fuarından, stand görevlisinin tavsiyesiyle aldığım ve zihnime bir tokat gibi inen kitap. Altmış küsür sayfalık bu çelimsiz kitap adeta bir metafor kaynağı. Kitabı bitirdiğimden bu yana yaklaşık üç gün geçmiş olmasına rağmen halen etkisindeyim, muhtemelen de bu durum uzun bir süre devam edecek. "Körler Ülkesi'nde Tek Gözlü İnsan Kral'dır" sözünü yerle yeksan eden yazar, okuyanı da karakterimiz Nunez ile birlikte adeta Körler Ülkesi'ne hapsediyor. Öte yandan kitaptaki çizimler ile işlenen metafor şaşılacak derecede güzel desteklenmiş. Bu sarsıcı öyküsünden sonra yazarın diğer kitaplarını da okumamak elde değil.
Körler Ülkesi'nde Görmek Bir Ayrıcalık Mıdır Yoksa İşkence Mi?
Körler Ülkesi, Wells'in okuduğum üçüncü kitabı. Zaman yolculuğu ile ilgili bir kitap var mı diye araştırırken Zaman Makinesi kitabı ile Wells okumaya başlamıştım ve çok memnunum bu durumdan.
Kısa, masal tadında, fantastik bir öykü olan Körler Ülkesi kitabının yaklaşık otuz sayfasında Elena Ferrandiz'in öykü ile ilgili çizimleri bulunmakta.
Konusuna gelince And dağlarının derinlerinde bir vadide bütün fertlerinin kör olduğu bir diyar vardır. Dağcı Nunez, ekibiyle birlikte And dağlarına tırmanırken bir kaza sonucu kendisini sadece efsanelerde adı geçen Körler Ülkesi'nde bulmuştur. Dağcı vadideki herkesin kör olduğunu anladığı anda "Körler Ülkesi'nde Tek Gözlü İnsan Kral'dır." sözünü düşünmeye başlar. Ve kendini bu vadinin kralı olarak görmek konusunda çok heveslidir. Yalnız asırlardır her ferdi kör olan ülkede, kullanılmamaktan unutulmuş bazı kavramlar bulunmaktadır...
Wells bu öyküde Dağcı Nunez ve Körler Ülkesi sakinlerinin arasında yaşananları anlatırken; Zaman Makinesi kitabında yaptığı gelecekteki insanlar tasvirinde de olduğu gibi, insanların nasıl bir değişim geçirebileceklerini çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor.
Şiddetle elinize geçen her Herbert George Wells kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
Elinize almanızla bitirmeniz bir olan sarsıcı bir hikaye bu..

Yıllardır dünyayla hiçbir bağı kalmamış bir vadide yaşayan insanları anlatır bize. Günün birinde ülkede çocuklardan başlayarak herkes kör olmaya başlamıştır. Bunun nedeninin mikroplar ya da herhangi bir hastalık olabileceği düşüncesi kimsenin aklından geçmez. Günahlardır olanların müsebbibi. Şehre ilk gelenler mabet yapmadıkları için olmuştur bütün bunlar. Bu yüzden dertlerine çare bulması için şehrin dışına çıkan ama oluşan felaket yüzünden vadiye geri dönemeyen bir adamdan bahseder kitabın başlarında. Bu adam bütün sevdiklerini Körler Ülkesi’nde bırakıp kendine yeni bir yaşam kurmak zorunda kalmıştır. Yıllarca ülkesiyle ilgili anlattıkları ise bir masal olarak kalıp dilden dile dolaşmıştır. Derken bu adamın 15. Kuşaktan torunlarının yaşadığı zamanlarda bir dağcının yolu düşer bu ülkeye. Tuhaf renklerde binaları görünce “körler herhalde” diye düşünür. Sonra el sallayıp bağırdığı insanlardan karşılık alamayınca da içinde buranın gerçekten de efsanelerdeki Körler Ülkesi olduğuna dair bir inanç yeşerir. Madem ki “körler ülkesinde tek gözlü insan kraldır”, öyleyse kral ben olmalıyım diye bir umutla gider köylülerin yanına. Fakat bu insanlar o kadar uzun zamandır kör olarak yaşamaktadır ki, dünyanın sadece yaşadıkları vadiden ibaret bir yer olduğunu düşünürler. Ayrıca kör ya da görmek gibi deyimler de yoktur lügatlarında. Görmeyi anlatmaya çalışır kahramanımız; fakat duyularının yeterince gelişmediği, yeni yaratıldığı için böyle saçmaladığı sözleriyle karşılanır. Darbe planları yapar kendince, çünkü kral o olmalıdır. Fakat şu anda tam olarak köyün delisidir.

Derken aşk yine karşımıza çıkar ve onu Körler Ülkesi’nde sonsuza kadar tutabilecek yegane duygu olarak dikilir önümüzde. Fakat aşkın da bir bedeli olmalıdır. Onu kulluk ve bayağılıktan, kör vatandaş mertebesine yükseltecek bir bedel..Fakat aşkı bunca bedele yetecek midir? “Körler ülkesinde tek gözlü insan kral” mıdır gerçekten?

hepsi ve daha fazlası: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...ls-kitap-yorumu.html
"Körler Ülkesi'nde Tek Gözlü İnsan'ın Kral olduğunu söyleyen oldu mu size hiç?"
"Kör de ne?" diye sordu kör adam omzunun üstünden fütursuzca.
H. G. Wells
Sayfa 33 - Kolektif Kitap
'' Dikkat edin , '' dedi yeniden.
'' Konuşuyor , '' dedi üçüncü adam. '' Hiç kuşkusuz o bir insan. ''
Körler Ülkesi'nde tek gözlü insan kraldır.
H. G. Wells
Sayfa 22 - Kolektif Kitap
‘’ Öğreneceksin ’’ diye karşılık verdi kör adam,
‘’ Dünyada öğrenecek çok şey var. ‘’

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Körler Ülkesi
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
68
ISBN:
9786055029364
Kitabın türü:
Çeviri:
Evrim Öncül
Yayınevi:
Kolektif Kitap
And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor.

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 82 okur

  • Serhat Tezer
  • Mezarlarınıza Tüküreceğim
  • Enes Aydemir
  • Latife
  • Gülşah Düven
  • Burhan Erdemir
  • Devlet Ayıcı
  • Enes Öztaş
  • Beyza
  • Nursena Çiflik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%35.7
45-54 Yaş
%2.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.5
Erkek
%32.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.5 (15)
9
%17.9 (7)
8
%25.6 (10)
7
%12.8 (5)
6
%5.1 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0