İstanbul (Hatıralar ve Şehir)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5509
Gösterim
Adı:
İstanbul
Alt başlık:
Hatıralar ve Şehir
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750504587
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
Resimli İstanbul
Istanbul
İstanbul'da, Orhan Pamuk hem 22 yaşına kadarki kendi hayat hikâyesini, hem de kendi bildiği İstanbul şehrinin ilginç hikâyesini bir roman tadıyla birleştirerek okura sunuyor. Pamuk'un kendini ben olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikâye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950'lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddelerini, yanıp yıkılan ahşap konaklarını, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederek Pamuk'un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz... İstanbul'un siyah beyaz hüznünü araştıran bu benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız ve dönüp dönüp yeniden okuyacağımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.

"Sayın Orhan Pamuk, İstanbul'u Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, Joyce'un Dublin'i ve Proust'un Paris'i gibi dünyanın her köşesinden okurların kendi hayatlarını yaşar gibi tanıyıp, bir ikinci hayat sürecekleri vazgeçilmez bir edebi şehri yaptınız!"
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl
356 syf.
Orhan Pamuk denilince akla ilk gelen öğelerden birisi İstanbul olsa gerek. Onun romanlarını okurken orada yaşasak da yaşamasak, İstanbul'un sokaklarını arşınlarız. Bundan dolayı yazarın yirmi iki yaşına kadar olan hayatını anlattığı kitabına da İstanbul adını vermiş olması gayet yerinde olmuş. Nitekim kitap da yazarın hissettiği temel duygu olan hüzün ve İstanbul'la kurduğu bağ üzerinde bina edilmiştir.

Ben de doğrudan bunlar üzerinden gitmek istiyorum. Pamuk'un hüznüne neden olan etmenler anladığım kadarıyla, ailesinin durumu, kendi karakteri ve içinde yaşadığı toplumun yakın zamanda geçirdiği büyük değişim ve halen devam etmekte olan değişim süreci olarak kısaca sıralanabilir. Ailesi, vakti zamanında kendilerine kalan zenginliği iyi kullanamadığı için giderek fakirleşmiş. Baba, sürekli çalışıyor olmasi ve egemen sosyal kültürde erkeğin özgürlüğü nedeniyle istediği gibi gezip dolaşabilmesi, kendisine sevgili bulup ayrı bir hayat yaşayabilmesi gibi nedenlerden dolayı yazar tarafından 'kayıp' olarak nitelenmiş. Yazarın, aralarında çok az yaş farkı olan abisiyle olan kardeşler arasında olağan karşılanagelen rekabet ve kavgalarda hep yenik ayrılması nedeniyle duyduğu güçsüzlük hissi yaşadığı görülüyor.

Ailesinin durumu çocuk Orhan'a mensubu olduğu toplumun durumunu çağrıştırmış veya istemsizce bu ikisi arasında bir duygusal bağ kurmasına neden olmuşa benziyor. Toplum, bir devrin egemen gücü Osmanlı İmparatorluğu'nun bir üyesiyken asırlardir süren geri kalmışlığın neticesinde Harbi Umumi'den ağır bir mağlubiyetle ayrılmış, bir süre işgal altında kaldıktan sonra yeni bir devletin mensubu olarak gözlerini yeni dünyaya açmıştır. Hayatının en mutlu zamanları olan masalsı çocukluk günlerinden sonra çevresine daha bilinçli bakmaya başlayan çocuk Orhan gibi...

Devletler yıkılır yenisi kurulur tarih kitaplarında ve sanki bu hızlı değişim gerçekte de yaşanıyor gibi gelir bizlere lakin gerçek hayatta bir toplumun dönüşümü oldukça uzun seneler sonunda nispeten gerçekleşebilir. Çok çok uzun seneler sonunda yine kültürünün birçok karakteristik öğelerini sabit tutmakla beraber daha köklü birtakım değişiklikler geçirebilir. Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti devletine mensup olan toplum da daha ne olduğunu idrak edememiş diyebileceğimiz bir vakitteyken yani 1952 senesinde Orhan Pamuk dünyaya gelmiş. Kitap da yirmi iki senelik periyodu anlatıyor, haliyle 1974 Türkiye'sine kadarki zamana tekabül ediyor. Bu açıdan Orhan Pamuk'un hem ailesinden hem toplumdan gözlemlediği ruh hali, hisler, durumlar, toplumun büyük bir değişim içinde olduğu ama bunu çok da bilinçli şekilde yapmıyor oluşudur. Adeta asırların muhafazakâr tahakkümünden azade olmuş yeni devlet, taşkın bir ırmak olmuş ard arda yenilikler yapıyor ancak toplumun bu yeniliklere uyumu aynı hızla mümkün olmuyor. Haliyle de Doğu ile Batı arasinda, yenilikler ile muhafazakârlik arasında afallamış bir halde kalmış bir toplum söz konusudur. Özellikle bir yenilik yapılacaksa eski tamamen yoksayılsın gibi bir anlayışımız da vardır. Halihazırda devlet ve toplumların radikal değişimlerinin de doğal sonucudur bu. Bunlardan dolayi bir yanda Batılı modern bir İstanbul oluşuyorken, öte yanda Doğu kültürünün klasik izlerinin unutulmaya bırakılmış geri planda bir İstanbul kalıyordur. İstanbul halkı da bu değişim içindeki ruh halindeyken coşkuyla Batılı modern İstanbul'da yaşamaya ve ona uyum sağlamaya çalışırken hemen hemen her gün her an, şehrin her yanında izlerine rastlanan Doğu kültürünün klasik izlerine sahip İstanbul'a da rastliyor ve bu, toplumda adı konmamış, dillendirilmemesi de yazısız bir kural haline getirilmiş bir hüzün duygusuna yol açmış. Evinden bir yandan değişen İstanbul'un öğesi olan Boğaz'a bakıp bir yandan da Melling'in İstanbul Gravurlerine bakan Orhan Pamuk bunları hissetmiş diye düşünüyorum.

Kendi karakteri de genel olarak içine kapanık, özgüveni fazla olmayan, çekingen ve duygusal olan Orhan Pamuk, bunlarin da katkısıyla çevresini çok iyi gözlemleyen ve tahliller yapabilen biri olarak evrilmis gibi gözüküyor. Aynı zamanda toplumun ve şehrin genel ruh halini, yani hüznü ve ona neden olan etmenleri kendisi de ruhunda hisseden Orhan Pamuk, okul zamanlarında her ne kadar bu kabuktan çıkmaya çalışmak için çok neşeli ve aktif bir şekilde davransa da, içinde aslı olmadığı gibi davranıyor hissi nedeniyle büyük bir huzursuzluk duyuyor. Hem toplumla ortak bir duygu duruma girmek için yoğun bir arzu duyuyor hem de bu durum kendisini kendinden uzaklaştırıp yabancılaşmasina neden oluyor. Zaten, küçüklüğünden beri şehrin bir başka yanında 'bir başka Orhan fikri' de kendisine egemendir. Bu bence, kendi mevcut durumundan memnun olmayan insanın psikolojisidir. Hatta babasının başka bir kadınla kurduğu gayri resmi hayat Orhan Pamuk'a, babasının da 'ikinci bir Gündüz' hayaline sahip olduğunu ve bunu gerçekleştirdiğini düşündürmüştür. Orhan Pamuk bu ruh halini kıtabinda harika bir şekilde anlatmış, insan bu ruh tahlillerinin geçtiği satırları okurken eğer buna benzer bir ruh haline sahipse kendisinden izler bulup yazara büyük bir yakınlık duymaya başlıyor, değilse de yazarla güçlü bir empati kurabiliyor. Kitap boyu da edebi olarak oldukça doyurucu bir eser karşımızdadir zaten. Ayrıca bu paragrafta son olarak Orhan Pamuk'un bu ruh durumlarında kendisini Goya'nın 'Çocuklarını Yiyen Satürn' resmindeki Satürn'e benzettigini de belirtmeliyim. Tabloyu buraya bırakıyorum:

https://hizliresim.com/C5gFf9

Bu arada Satürn Roma mitolojisine Antik Yunan mitolojisinden girmiş bir tanrıdır. Antik Yunan'daki karşılığı Kronos'tur. Kronos, kendi yerine geçmelerinden korktuğu çocuklarını doğar doğmaz yiyerek öldürmektedir. Belki de Orhan Pamuk, aralarında kaldığı Orhan'lar arasında biri olup diğerlerini yiyerek yok etmek istiyordu ama henüz hangi Orhan olduğunu bilmiyordu.

Üniversitede mimarlık okuyup bir yandan da resim yapan Orhan Pamuk, resimle uzun süre ilgilenmiş. Bu esnada aklımıza Masumiyet Müzesi'ndeki Kemal ile Füsun'un, Kemal'in ailesinin kullanılmayan bir apartman dairelerinde yaşadıkları aşk kaçamaklarini anımsatan pasajlari görmekteyiz. Orhan Pamuk'un bu ilk aşkı nedeni bilinmeyen şekilde kadın tarafından son verilmiş. Halihazırda yogun şekilde hüzün hisseden Orhan Pamuk'a kalıcı bir ekstra bir hüzne yol açacak bir durum daha yani.

Bunun ardından bir süre sona resme de ilgisini kaybeden Orhan Pamuk mimar da olamayacağina yani olmak istemediğine kesin ikna oluyor. Bu andan sonra da büyük bir kaos içine giriyor diyebilirim. Kendisini şehrin sokaklarına attığı ve başıboş dolaştığı zamanlar da oluyor. Gerçi halihazırda şehri ve özellikle de şehrin arka sokaklarını gözlemlemeyi seven bir yapıya sahip Orhan Pamuk. Annesi ısrarla mimarlığı bitir, ondan sonra yine resim yaparsın, burası Fransa değil ki sadece ressamlikla değer göresin temalı şeyler söyleyerek oğlunu uyarsa da bunda başarılı olamaz.

Sonunda, çocukluğundan beri bu tarz durumlarda hep yaptığı gibi odasına kapanmayi tercih ediyor, tabi bu sefer çok büyük bir farkla; güçlü bir inançla karar verdiği yazar olma hedefiyle...
368 syf.
·31 günde
Doğum sebebiyle epeyce uzun süre benimle olan kitabımla vedalaşıyoruz artık. Bütün bir yıl okuduğumuz Orhan Pamuk romanlarının üzerine ekim ayı programımızda yer alan, çok güzel bir okuma oldu. Yazarın ruhsal dünyasının oluşumunu, çocukluk, gençlik yıllarını, ressam olma hayallerinden yazarlığa uzanan yolculuğunu anlatırken İstanbul sokaklarına açılan satırlarını keyifle okudum. İçinde çoğu Ara Güler’e ait olan ve İstanbul’un başarılı fotoğrafçılarının çektiği fotoğraflar ve aile albümünden seçilen özel hayatına ait fotoğraflar yer alıyor.
Kitaplarını okuduğum yazarların hayatlarını, düşüncelerini, ruhsal durumlarını da çok merak ederek okurum. Bu da içlerinde özel bir yere sahip oldu. Orhan Pamuk okuyucularının mutlaka okuması gereken bir eser

Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
356 syf.
·Puan vermedi
Orhan pamuğun kaleminden resimlerle destekli İstanbul..... İstanbulun tarihi yerlerini, dünki İstanbulu resim destekli bulacuğımız bir eser İstanbul sevdalıları için okunası bir kitap.....
356 syf.
·6/10
Orhan Pamuk'un 22 yaşına kadarki hayatını, anılarını ve. izlenimlerini buluyoruz bu kitapta.. Ailesiyle ilişkisi, annesi-babası hakkında gözlemler, genç yaşında tanıyıp bildiği İstanbul'u okuyoruz satırlarında... En önemlisi 1950'li yılların İstanbul'u ve güzellikleri canlanıyor gözümüzde... Orhan Pamuk'u ve daha sonraki yıllarda kaleme alacağı eserleri anlama konusunda ortalama bir yol gösterici rehber olmuş.
356 syf.
·10/10
Size bende uzun zamandır olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Lise de edebiyat öğretmenim'in tavsiyesi üzerine almıştım. Yazarın bir diğer kitabı olan masumiyet müzesi'nin etkisinden çıkamamışken, yazarın hayatını kendini ilk benliğini hissedişinden, ailesine, ilk aşkına ve yaşadığı şehir İstanbul'un eski kültürünün yok oluşunu anlatıyor. Resimler de gördüğüm 1950 İstanbul'unu hüzün olarak nitelendirmiş. Yer yer sıkılacağımız ama merak uyandıran betimlemelere çokça yer vermiş. Bir başka Orhan diyor kendine nobel ödüllü yazarımız. Batılı ve Türk yazar , ressamlardan bahsediyor. Tarifsiz bir mutluluk hissettim okurken. Belki de Orhan Pamuk'un düşüncelerini kendime yakın bulduğum için sevmişimdir. İyi ki okuma fırsatı bulmuşum. ;)

İstanbul Orhan Pamuk Meliha
368 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Orhan Pamuk, ülkemizde eserleriyle değil daha çok fikir yapısı ve söylemleriyle ön planda olmuş bir yazar. Bunu, yakın zamanda merak edip internette yaptığım küçük bir araştırma sonucu da gördüm.
Görüşlerini, özellikle de (sözde) Ermeni soykırımına dair söylediklerini kabul etmek ve dolayısıyla da insanlara hak vermemek elde değil. Ama gene de bunlar bir yazarın okunmasına engel midir? Bence hayır. Nobel Ödüllü oluşu okunması için bir sebep midir? Bence gene hayır. Bence okunması için en büyük sebep diğer yazarlarda olduğu gibi: Eserlerinin niteliğidir.
Zira şu an internet arama motoruna "Orhan Pamuk" yazıp arattığınızda karşınıza ilk çıkacak olan yukarıda bahsettiğim şeyler olacak. Bir "Kara Kitap" olmayacak mesela, "Benim Adım Kırmızı" olmayacak... Daha doğrusu bu eserlerin içeriğinden bahseden çok az yazıya rastlayacaksınız.

Hal böyleyken "İstanbul" gördüğüm kadarıyla Pamuk'un diğer eserleri arasında kaybolup gitmiş gibi geldi bana.

Kitapta Orhan Pamuk'un çocukluk yıllarından başlayıp yazarlık serüvenine başlamasına karar vermesi arasındaki süreç ve dönemin İstanbulu resimlerle anlatılmış.
Yazar doğup büyüdüğü evi, aile hayatını, eğitim sürecini, resim yeteneğinin kendinde nasıl geliştiğini ve İstanbul'u, İstanbul'da o dönem yaşamış olan 4 hüzünlü yalnız yazarı (Abdülhak Şinasi Hisar, Reşad Ekrem Koçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı) özellikle de bunlardan Reşad Ekrem'in ilginç, sıradışı hayatını (İstanbul Ansiklopedisi'ni oluşturma süreci de dahil), bazı Batılı ressam ve yazarların İstanbul'a gelişleri ve İstanbul'a dair izlenimlerini, İstanbul'da yaşanan 6-7 Eylül olaylarını hatta ilk aşkını anlatmış. Bunları anlatırken de birçoğu Ara Güler'e ait olan fotoğraflarla eski İstanbul sokaklarını, boğaz manzaralarını, Haliç'i, Beyoğlu'nu, İstiklal Caddesini, Ayasofya ve Sultanahmet'i kısacası kendisinin de eserinde sık sık belirttiği gibi bir nevi "İstanbul'un hüznünü" resmetmiş.

Üst üste hikaye ve roman okumaktansa, aralara bu tip eserler serpiştirilmesi düşüncesindeyim. Farklı şeyler okumak farklı hisler de uyandırıyor insanda.

Keyifli okumalar.
356 syf.
Nobel ödüllü tek yazarımız ve Nobel ödüllü bir kitap.. Elle tutulur bir şeyle bakmazsak eğer, kitap çok çok güzel. Yok yok! İçeriği o sade yalın üslubu dili kullanışının verdiği tecrübe fevkalade.
Konusuna gelecek olursammmm
İstanbulu iliğine kadar anlatıyor.Ankaralı biri olaraktan kendimi Istanbulda 1950lerde hissettim. Bununla da kalmıyor; hem bizim yazarlarımızdan bolca bahsediyor hem dünya yazarlarımızdan. Efendim yazarla bile kalmıyor sanatçılardan da bahsediyor. Çok duru çok hoş bir kitap. Annesini babasını ailesini anlatırken o anı yaşıyor çok güzel bilinçaltı mesajlar veriyor eğer dikkatli okursanız fark edersiniz
Ha bu arada şunu söylemeden edemeyeceğim.
Bu kitaba anı türü demişler ama bu kitapta yeri geliyor sohbet ediyorsunuz yeri geliyor bir roman kadar sürükleniyorsunuz geri geliyor gezi yazısı okuyormuş hissine kapılıyor yeri geliyor bir otobiyografik eser görüyorsunuz. Alın okuyun gözüm kapalı tavsiye ederim.
Yarın sabah ilk işim bu kitabı alıp Üsküdar sahilde yanlız başıma boğazı ve martıları dinleyerek okumak olacak. İstanbul aşığı bir insan olarak, boğaz köprüsünden her geçtiğinde gözleri dolan bir insan olarak ağlaya ağlaya okuyacağım sanırım
356 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Orhan Pamuk bu kitabında İstanbul' u anlatırken aslında kendini, kendini anlatırken İstanbul'u anlatmış. Çoçukluk yıllarındaki İstanbul'un havasını sokaklarını boğaz manzaralarını anlatirken şehrin onda yarattığı duyguları bir şehrin bir insan üzerine olan etkisini ancak bu kadar güzel anlatabilir bir yazar. Kitabı okurken özellikle Ara Güler gibi bir ustanın fotoğraflarıyla bir taraftan İstanbul'u sanki yazar ile geziyormus hissine kapıldım. Ayrıca Orhan Pamuk'un kendi ile ilgili yaptığı ic hesaplasmaları, ruh halini ve aile yasanti ile ilgili samimi düsünceleri bu kadar akıcı bir şekilde yansıtması Nobel odulunu gercekten hak ettiginin onemli bir gostergesi olmuş. İstanbul'un 1950-2000 li dönemlerini ve Orhan Pamuk un yasantısını merak edenler icin cok guzel bir kitap iyi okumalar
356 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
İstanbul' un geçmişini; bir çocuk, bir ergen, bir genç, bir de yetişkinin gözünden okudum sanki. Hatta bir tarihçi bir sanat eleştirmeninin... Bunların hepsinin birbirini tanıması, farklı ruh halleri, inanılmaz gözlemleri, ve tek bir bedende birleşmiş harmanlanmış olması... Hepimizin hiç gelmeyecek misafirler için hergün geleceklermiş gibi hummalı hazırlıklar yapan akrabaları omuştur. Hatta kendimizinde yaptığı... Çocukluğumda İstanbulu her tarafı aynalı, acının kaderin hiç uğramadığı bir şehir olarak hayal ederdim. İstanbuldan gelen öğretmenlerime elit oarak bakardım. Taki lise son sınıfta tatil için geldiğim bu şehri görene kadar. O zaman şu soruyu sordum kendime: Madem kültürümüz aynı, madem aynı şeylere gülüyor, aynı şeylere ağlıyoruz, madem aynı güneşle ısınıyor aynı karla üşüyoruz, madem aynı kulağa aynı buruna aynı devlete aynı polise aynı gökyüzüne sahibiz. Peki neyi paylaşamıyoruz. Niye bu kavga niye dil, din, ırk üstünlüğü... Neden nerden gelip nereye gittiğimizi unuttuk. Neden bu kadar şeyi renklilik zenginlik olarak değilde kusur olarak görüyor ve dayatıyoruz.. Artık hiç gelmeyecek misafirler için değil daima yanı başımızda olanlar için o muhteşem yemek takımlarını kullanma zamanı gelmeli diyorum :) sevgi ve selamlar.
368 syf.
·25 günde·Puan vermedi
Çoğu Orhan Pamuk kitabını okudum ve her sayfası hala aklımda olmasına rağmen İstanbul kitabını okudukça bir önceki sayfaları unuttum.Onun için kafamın dingin olduğu günlerde tekrar okunacaklar listemde.
356 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Ressam olamayacağım  , dedim .
Yazar olacağım ben...

İstanbul: Hatıralar ve Şehir, Orhan Pamuk'un 2003 yılında yayımlanan kitabıdır. Kitapta Pamuk çocukluğundan 22 yaşında romancı olmaya karar verdiği güne kadarki dönemi, bu dönemin İstanbul'unu ve kendisinin şehirle kurduğu bağı anlatır. Vikipedi'de kitap hakkında kısaca böyle bilgi veriliyor .

Orhan Pamuk bir anlatı ustası olmasının yanı sıra bence inanılmaz bir hafızaya sahip bir yazar . Özellikle hatıralar konusunda hiçbir ayrıntıyı es geçmeyecek derecede bir duygusal zekaya sahip . Romanlarında bu zekanın ürünü olan ayrıntıları anlatırken kahramanlara affediyor kendi yaşamını anlattığı bu eserde ise kahraman bizzat kendisi olduğu için bu zekayı fark etmeden belgeliyor. 

Eser iki kısım olarak düşünülmüş : Hatıralar ve Şehir . Hatıralar bölümü yazarın Doğumundan Üniversite ikinci sınıftayken okulu bırakma düşüncesini yoğun olarak yaşadığı ve yazar olmaya karar verdiği yirmi iki yaşına kadar olan süreci kapsıyor . Şehir bölümü ise Istanbul ile ilgili yazarın bilgilerini, bir deneme , makale yer yer anı tarzında dile getirdiği bölüm . Bu bölümler keskin çizgilerle birbirinden ayrılmıyor aksine iç içe geçerek eserin yapısını bir bütünlük halinde okura sunuyor .

Özellikle Hatıralar bölümü , yazarın yaşam öyküsünü anlattığı için hem merak uyandırıcı hem de akıcı bir tarza sahip . Pamuk romanlarını okuyanlar bilirler , yazar romanlarında en dikkat çeken özellik bence ayrıntılar ve bu ayrıntıları anlatma sanatı. Yazar hiçbir ayrıntıyı kaçırmaz , bu ayrıntıları olay örgüsüne nakış işler gibi yerleştirir. Hatıralar bölümü yazarın bu ustalığa nasıl eriştiğinin anahtarını okuyucuya veriyor : Resim sanatına karşı yeteneği ve ilgisi . Resim çizdiği zamanlarda kazandığı izlenimci bakış açısı yazara bir yazma sihri kazandırıyor . Resim çizmeye olan ilgisi ailesi tarafından destekleniyor ilk etapta . Yazar bu desteğin de etkisiyle biraz da ailesinin dikkatini çekmek için resim çizmeyi hayatının bir numarasına yerleştiriyor. Bunda gençliğin verdiği heves ve en önemlisi ilk aşkım dediği 'Karagül' olarak gizlediği badem kokulu sevdiğinin de etkisi yadsınamaz . Ta ki ailelerin onaylamadigi ve kızın İsviçre'ye okumaya gönderildiği zamana kadar. Yazar , özellikle annesiyle hararetli akşam tartismalarinin sonucunda ailesinin de istemediği resim hevesini ,sevdasını terk ediyor . Annesiyle tartışmasının sonunda ,annesinin özellikle Mimarlık bölümünü bırakmayıp bir meslek sahibi olmasını şiddetle dile getirdiği romanın son bölümünde yazarın verdiği cevap ve romanın son cümlesi şöyle :

"Ressam olamayacağım  , dedim . Yazar olacağım ben..."

Şehir bölümünde ise Yazar benim şehrim olarak adlandırdığı Istanbul'u anlatıyor . Istanbul'u anlatırken yazarın hissettiği duygu, kendisinin de sıkça dile getirdiği "hüzün" duygusu . Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasıyla  şehri bir sis gibi çevreleyen hüzün , şehirden insana ,insandan şehire bulaşan bir hastalık misali . Hüzün kelimesini etimolojisini didikleyene kadar içselleştiren yazar ,bu melankolik halini bir bakıma şehre de yansıtıyor. 

Istanbul ile ilgili  o döneme kadar yazılmış eserlerden bahseden yazar özellikle Ahmet Hamdi Tanpinar'in Beş Şehir adlı eserindeki Istanbul bölümünü alt metin olarak kullanıyor . Tanpinar ve Yahya Kemal Beyatlı hakkında düşüncelerini dile getirirken özellikle Ahmet Rasim'in Istanbul hakkındaki düşüncelerinden övgüyle bahsediyor . Istanbul Ansiklopedisi adlı eserin sahibi Reşat Ekrem Koçu'nun döneminin sanat ve düşünce anlayışı dışında oluşturduğu bu eseri Istanbul adına bir hazine olarak görüyor . Ayrıca Istanbul'a ziyarete gelen Batılı sanatçılardan da bahseden yazar bu yazarların Istanbul hakkındaki düşüncelerini de okura aktarıyor . Mesela Flaubert'in Istanbul ziyaretini tatsız bir şekilde yarıda bırakıp ülkesine döndüğünü ve bu yazarın Istanbul seyahatinden memnun ayrılmadığını anlatıyor .

Pamuk bu eserini sayfalara eklediği fotoğraflarla zenginleştiriyor . Fotoları konuya uygun olarak seçmiş ve fotolar özellikle siyah beyaz olarak seçilmiş . Yazarın kendi fotoğrafları dışında özellikle Ara Güler başta olmak üzere birçok sanatçıdan fotoğraf mevcut . Eserin sonunda Fotoğraflar Hakkında olarak verilen bölümde fotoların bibliyografyası verilmiş .

Dizin kısmında  yazarın yararlandığı kaynaklar sıralı olarak verilmiş.  Bu bölüme bakmak bile yazarın ne kadar büyük bir emekle eserini oluşturduğunu görüyoruz .

Kitabı okurken çok anlamlı ve etkileyici alıntılar bulacağınızın teminatını veriyor , en sevdiğim alıntıyla bu incelememe son veriyor ve hepinize keyifli okumalar diliyorum... 
"Utangaçtım, hayattan korkardım..." İstanbul Orhan Pamuk
Elde etmek için “kaşındığım”, sonunda hak ettiğim hüzün, yenilgi ve ezilmiş, aşağılanmış olma duygusu beni, öğrenilmesi gereken bütün kurallardan, çözülmesi gereken matematik problemlerinden, Karlofça Anlaşması’nın ezberlenmesi gereken maddelerinden ve hayatın zorunluluklarından kurtarır, her şeye boş verebilirdim.
Hem kişi olarak, hem de cemaat olarak hepimiz yabancılarn, tanımadıklarımızın hakkımızda ne düşündüğü ile bir dereceye kadar dertleniriz.
Bir şehri yapan şeyin onun dış görünüşü kadar ev içlerinin ve iç mekânların manzarası olduğunu, yabancı gezginler, en çok İstanbul’da unutmak zorunda kalırlar
Okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İstanbul
Alt başlık:
Hatıralar ve Şehir
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750504587
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
Resimli İstanbul
Istanbul
İstanbul'da, Orhan Pamuk hem 22 yaşına kadarki kendi hayat hikâyesini, hem de kendi bildiği İstanbul şehrinin ilginç hikâyesini bir roman tadıyla birleştirerek okura sunuyor. Pamuk'un kendini ben olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikâye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950'lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddelerini, yanıp yıkılan ahşap konaklarını, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederek Pamuk'un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz... İstanbul'un siyah beyaz hüznünü araştıran bu benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız ve dönüp dönüp yeniden okuyacağımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.

"Sayın Orhan Pamuk, İstanbul'u Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, Joyce'un Dublin'i ve Proust'un Paris'i gibi dünyanın her köşesinden okurların kendi hayatlarını yaşar gibi tanıyıp, bir ikinci hayat sürecekleri vazgeçilmez bir edebi şehri yaptınız!"
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl

Kitabı okuyanlar 683 okur

  • Murat
  • Vuslat Başka
  • Feyzanur Gün
  • Bilal Işık
  • Özlem Ataünal
  • Mesude Tarhan
  • Harun Ünal
  • Kayra Kader
  • Yılmaz Can Özdemit
  • Bekir ÇAVUŞ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%12.1
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%35
45-54 Yaş
%11.4
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.1
Erkek
%46.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.5 (38)
9
%11.2 (23)
8
%19 (39)
7
%18 (37)
6
%11.2 (23)
5
%2.4 (5)
4
%3.4 (7)
3
%1 (2)
2
%1 (2)
1
%1 (2)

Kitabın sıralamaları