1000Kitap Logosu
Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
37,6bin
Okunma
3.145
Beğeni
70,6bin
Gösterim
Tam adı
Ursula Kroeber Le Guin
Unvan
ABD’li Romancı, Öykücü, Şair, Makale Yazarı, Çevirmen
Doğum
Berkeley, Kaliforniya, ABD, 21 Ekim 1929
Ölüm
Portland, Oregon, ABD, 22 Ocak 2018
Yaşamı
Ursula Kroeber Le Guin (d. 21 Ekim 1929) ABD'li yazar. Bilim kurgu ve fantezi edebiyatının en önemli yazarlarından kabul edilen Le Guin, bu alanlardaki eserlerinin yanı sıra şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatı alanlarında da yazar ve çevirmen olarak katkıda bulunmaktadır. İlk romanı 1966 yılında yayımlanan Le Guin'in eserlerinde ağırlıklı olarak Jung'un, taoizimin, varoluşçuluğun ve yunan mitolojisinin etkileri görülmektedir. Yazar, başta Hugo ve Nebula olmak üzere pek çok ödülün sahibidir. Yaşamı Ursula Kroeber, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde 1929 yılında dünyaya geldi. Antropolog bir babayla (Alfred Kroeber) psikolog ve yazar bir annenin (Theodora Kroeber) kızıdır. İsmini doğum tarihi olan Azize Ursula Günü'nden aldı. Ebeveynleri tarafından üç erkek kardeşi ile beraber kültürel çeşitlilik fikrinin hakim olduğu bir ev ortamında yetiştirildi. Massachusetts-Radcliffe College’da lisans eğitimini tamamladıktan sonra Columbia Üniversitesi'ni bitirdi ve yüksek lisansını “Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı” üzerine yaptı. 1951’de tarihçi Charles A. Le Guin ile evlendi. Üç çocuk ve dört torun sahibi oldu. Le Guin 22 Ocak 2018'de Portland'daki evinde 88 yaşında öldü. Edebiyat hayatı Bilimkurgu türünde yazmaya 1960'li yıllarda başladı. İlk öyküsü 1962’de yayınlandı. Pek çok üniversitede ders verdi, çeviri, derleme ve makaleleri yayınlandı. Le Guin, 1969'da yazmış olduğu "Karanlığın Sol Eli" adlı romanıyla bilimkurgu dünyasının iki büyük ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerini aldıktan sonra ün kazanmıştır. Ayrıca, 1974'te yazmış olduğu ütopik bilimkurgu romanı Mülksüzler ile 1975'de yine Hugo ve Nebula ödüllerini almıştır. Bilimkurgu ve fantastik kurgunun yanı sıra şiir ve çocuk kitapları da bulunmaktadır. LeGuin, teknolojik gelişmelerin değil, politika, toplumbilim ve psikolojinin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı bilimkurgu yaklaşımının en önemli temsilcilerindendir. Eserleri arasında özellikle Yerdeniz Üçlemesi ve buna sonradan eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı kitapla çok ciddi hayran kitlesine ulaşmıştır. Bu serinin 3. romanı olan "En Uzak Sahil" (The Farthest Shore) kitabıyla 1973 yılında Çocuk Kitapları için verilen ABD milli ödülü (National Book Award) kazanmıştır. 1990 yılında yeniden Nebula ödülünü Tehanu ile kazanmıştır. Ana temaları Temel feminist teoreme oldukça hakim olan Le Guin yazılarında teorisini gizlice vererek erkek okuru rahatsız etmez ve teoriyi okuyucuya gizlice zerk eder. Anarşist eğilimli ya da anaerkil toplumlar yaratmaktan çekinmez. Zaten hayatı boyunca asice hareket etmiştir. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar adlı makale denemesinde, bir yazısında zamanında Playboy dergisinde bile yazdığını söylemektedir. Pek çok okuru için bilge bir kadın tiplemesi olan LeGuin Ged (Çevik Atmaca) karakteri ile de pek çok okurun kişiliğine etki etmiştir. Yüzüklerin Efendisindeki bilge ve ilk yaratılanGandalf'ın aksine (Gandalf Tolkien mitosunda ilk yaratılan ve kutsal olan maiardandır. Bkz. Güç Yüzüklerine Dair adlı Tolkien kitabı) LeGuin'in baş kahramanı Ged Gontlu bir keçi çobanı olarak başlayıp Roke adası büyücülerinin en büyüklerinden olmuştur. Yeraltı tanrılarının başrahibesi Tenar ise sıradan bir kadın olmayı tercih ederek kendini bulmuştur. LeGuin'in her kahramanı, her romanı bir süreç, bir değişim anlatır. Bilgeliği ve büyümeyi değişmekten korkmamakta bulur. Le Guin'in karakterleri basma kalıp kahramanlardan uzaktır. Genç mükemmel kadın ve erkekler yaratmayan yazarın kahramaları genellikle yaşlı adamlar veya koca karılar, cılız, sakat veya tecavüze uğramış ve intikam peşinde koşamayacak kadar çaresiz çocuklardan oluşmaktadır. Bu haliyle Le Guin romanları çaresizliği, yaşama cesaretini vurgulayan mütevazi görünümlü gizli bir romantizim barındırmaktadır. Oldukça sık kölelikten bahseder. Öncelikle köleliği tüm şatafatlı sembollerinden arındırır. Köleleri, bir kölenin yalın ve itirazsız, itaatkar dünyasında her hangi bir şeyi sorgulama yeteneğinden yoksun insanlardır. İsyandan bahseder, ama yanlışlıkla köle sıfatı taşıyan soylu kurtarıcılardan yoksundur hikâyeleri. Kadınlık ve erkeklik, çocukluk ve erişkinlik, kölelik ve sahiplik gibi zıtlıklara vurgu yapmaktadır. Le Guin yalın ama şiddet dolu bir evreni yansıtır. Şiddeti adlandırmaktan çekinmez. Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır. Daha fazla bilgi için: tr.wikipedia.org/wiki/Ursula_K._Le_G...
136 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
Doğa ile Savaş Halindeyiz, Kazanırsak Kaybedeceğiz: Dünyaya Orman Denir
ㅤ ‘’Fakat Tanrı zaman zaman insanı, düşünülemez olanı düşünmek zorunda bırakır.’’ Hugo ve Nebula gibi birçok prestijli ödüle layık görülen Amerikalı yazar
Ursula K. Le Guin,
Ursula K. Le Guin,
yazdığı çocuk edebiyatı ürünleri, şiirleri ve denemelerinin yanı sıra içerisinde bilim-kurgu ve fantastik eserlerinin de bulunduğu spekülatif kurgu alanında da birçok çalışmaya imza atmıştır. Yazar bir anne ve antropolog bir baba ile büyümek şüphesiz ki kendisine ve yazın dünyasında yakaladığı başarısına epey katkısı olmuştur.
Yerdeniz
Yerdeniz
serisi,
Karanlığın Sol Eli
Karanlığın Sol Eli
ve
Mülksüzler
Mülksüzler
gibi kitaplarıyla önemli başarılara imza atan Le Guin, Hugo ve Nebula ödüllerini alan ilk kadın yazar ünvanını da almayı başarmıştır.
Mary Shelley,
Mary Shelley,
Leigh Brackett,
Leigh Brackett,
Octavia Butler,
Octavia Butler,
James Tiptree Jr.,
James Tiptree Jr.,
Anna Kavan
Anna Kavan
ve
Joanna Russ
Joanna Russ
gibi gerçeküstü hayaller kuran kadın yazarlarla birlikte ismini bilim-kurgu alanına altın harflerle yazdırmıştır. Le Guin, yaklaşık 4 yıl önce, yani 2018’de tam 88 yaşındayken bu dünyadan göçüp gitti, ben ise ölüm haberini aldığım esnada kendisinin
Mülksüzler
Mülksüzler
kitabını ayıla bayıla okuyordum ve haberi duyduğumda çok üzülmüştüm cidden. Bu denk gelişten ötürü müdür bilmiyorum ama nedense yeri bende çok ayrıdır Le Guin’in. Şimdiyse biraz Le Guin’in kaleminden ve yazdığı dönemdeki edebiyattan bahsetmek istiyorum. Dünya 1950’lerde büyük bir felakete şahit olmuştu: bu felaketin adı Vietnam Savaşı (1955-75) idi. Savaşı kaybeden taraf olan ABD, bu savaşa 1963’te katılmıştır. Birleşik Devletler ordusu savaş sırasında işkence, tecavüz, toplu infaz, sivillerin öldürülmesi ve kimyasal silah kullanmak gibi pek çok savaş suçu işlemiştir. Ursula K. Le Guin, 1972’de kaleme aldığı
Dünyaya Orman Denir
Dünyaya Orman Denir
adlı novellasında ise açıkça bu konuyu hedef alıyor. ABD’nin Vietnam Savaşı politikasına ve ordunun işlediği savaş suçlarına doğrudan göndermeler yapan Le Guin, genel anlamda bu eserinde anti-militarist bir tavır sergiliyor. Eserin tam olarak içeriğine biraz sonra değineceğim, öncelikle dönemin edebiyatına değinmekte fayda var. "... içlerindeki, serbest bırakmayacakları köklerini kopararak, inkâr etmeye çalışacakları tanrılar tarafından yönetilerek işkenceyle öldürmeye ve yok etmeye devam edecekler." (s. 40) Amerika’da Vietnam Savaşı’nın sebep olduğu karanlık ve kasvetli bir atmosfer hakimken, 1960’ların ortalarında savaşa yönelik sert tepkilerin ortaya çıktığı dönemde, bilim-kurgu da bu atmosferden payını almıştır. Önceki yıllara nazaran donuklaşmış ve kendine yeni bir aksiyon yaratamayarak aynı temalarda sıkışıp kalmıştır. Birtakım ‘’jöntürk’’ yazarlar, bilim-kurguyu yeniden harekete geçirmek amacıyla adeta uyuyan güzeli uyandırmak adına bir akım başlattılar. Bu akımın adı ise Yeni Dalga (New Wave) idi. Akımın öncü yazarlarından biri olan
J. G. Ballard
J. G. Ballard
’ın şu sözü akımı özetler niteliktedir: “Asıl yabancı gezegen dünyamızdır.” Bu akımla birlikte sert-bilimkurgu diye adlandırılan klasik uzay mekikleri, gezegenler arası savaşlar ve ışın kılıçları gibi klişelerden ziyade hafif-bilimkurgu diye bilinen ve daha çok insan psikolojisine ve kendi dünyamıza odaklanan bir türe geçiş başlamıştır. Bu akımın başlıca bilinen yazarları ise şöyle:
J. G. Ballard,
J. G. Ballard,
Thomas Disch,
Thomas Disch,
William S. Burroughs,
William S. Burroughs,
Philip K. Dick,
Philip K. Dick,
Alfred Bester,
Alfred Bester,
Michael Moorcock
Michael Moorcock
ve
Roger Zelazny
Roger Zelazny
. Moorcock’ın
İşte İnsan
İşte İnsan
eserine yazdığım yazıda da Yeni Dalga akımından biraz bahsetmiştim, dileyen şuradan bakabilir, bkz: #138729908 Yazarımız Le Guin ise bilim-kurguda Yeni Dalga akımı hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: ‘’Tüm kapılar açılıyor gibiydi…’’ “Daha önceki yazar ve eserlere hiçbir biçimde haksızlık etmek veya bunları küçümsemek istemem, fakat bilimkurgunun 1960’larda değişim geçirdiğini söylemek yanlış olmaz. Bu değişim genel olarak yazar ve okurların sayısında, konuların çeşitliliğinde, bunların ele alınışındaki derinlikte, kullanılan dil ve tekniğin olgunluğunda ve eserlerdeki politik ve edebi bilinçte izlenmiştir. Altmışlı yıllar hem tanınmış ve yeni yazarlar, hem de okurlar için bilimkurguda heyecan verici bir dönemdi. Tüm kapılar açılıyor gibiydi…” —
Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin
Bu akımı bir nevi ‘sosyolojik bilim-kurgu’ diye adlandırsak herhalde yanlış bir ifadede bulunmuş olmayız. Hem form hem de içerik olarak büyük bir değişiklik tecrübe eden bilim-kurgu artık pozitif bilimler yerine sosyal bilimler tercih edilen bir yazın alanına dönüştü. Eserlerinde mekândan ziyade karakter ağırlıklı bir işleyiş gösteren yazarlar, çoğunlukla toplumsal değişimler ile kişilerin psikolojileri ve diğer insanlarla olan etkileşimleri gibi temaları konu olarak ele aldılar. Teknolojiden bahsedilse bile nasıl işlediği arka planda kalıyor ve daha çok teknolojinin bireyler ve sosyal gruplar üzerindeki etkileri ele alınıyordu. Sosyolojik bilim-kurgu alanında en önde gelen yazarlardan birisi de şüphesiz ki
Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin
’dir. "Bize boyun eğdiremezsin, biz İnsanoğlu'yuz. Bunun ne demek olduğunu çok yakında öğreneceksin." (s. 8) Tıpkı Yeni Dalga akımını takip eden
Frank Herbert
Frank Herbert
’ın dillere destan
Dune
Dune
serisinin temeli için seçtiği gibi, Ursula K. Le Guin de bu eserinin kurgusunu ‘ekoloji’ yani ‘çevrebilim’ üzerine kuruyor. Fantastik bilim-kurgu özelliği de taşıyan
Dünyaya Orman Denir
Dünyaya Orman Denir
sadece ekolojik felaketler temasıyla sınırlı kalmayıp sömürgecilik karşıtlığı, anti-militarizm, pasifizm, direniş ve yerli insanların hakları gibi temaları da ihtiva ediyor. Yazarımız bu temaların yardımıyla üzerinde yaşadığımız dünyada göz ardı ettiğimiz birçok meseleye ışık tutuyor. Kitabı okurken aslında insan olarak ‘insancıllıktan’ ne kadar uzak olduğumuzu ve haksız yere çevremizde ne kadar tahribat yarattığımızı fark ediyoruz. Doğaya, insanlara, diğer canlılara, aklınıza gelebilecek her şeye ve herkese ne kadar kötücül ve pragmatik yaklaştığımızı ve çıkar uğruna neleri mahvettiğimizi çıplak gözlerle görüyoruz. “Delirmediği sürece insan insanı öldürür mü? Hiçbir hayvan kendi cinsinden birini öldürür mü?” —Selver (s. 31) Eserin konusuna gelecek olursak; Kitapta ifade edildiği kadarıyla tarih 24. yüzyıl. Eğer Le Guin’in yarattığı evren olan ‘Hainli Döngüsü’ne (Hainish Cycle) hakimseniz,
Mülksüzler
Mülksüzler
’den sonrası ve
Sürgün Gezegeni
Sürgün Gezegeni
’nden öncesine denk gelen bir zaman diliminde yer alıyoruz bu eserde. Eğer bu evrene veya Dünyalar Birliği terimine daha önce denk gelmemişseniz de pek önemli bir durum değil bu aslında. Sadece Le Guin’in romanlarını ve öykülerini yaratmış olduğu belli evrenlerde kurguladığını bilmeniz yeterli. Örneğin; ·
Yerdeniz Büyücüsü,
Yerdeniz Büyücüsü,
Atuan Mezarları,
Atuan Mezarları,
En Uzak Sahil,
En Uzak Sahil,
Tehanu,
Tehanu,
Yerdeniz Öyküleri,
Yerdeniz Öyküleri,
Öteki Rüzgar
Öteki Rüzgar
gibi kitapları ‘Yerdeniz’ (Earthsea) evreninde geçer. ·
Rocannon'un Dünyası,
Rocannon'un Dünyası,
Mülksüzler,
Mülksüzler,
Karanlığın Sol Eli,
Karanlığın Sol Eli,
Devrimden Önceki Gün,
Devrimden Önceki Gün,
Sürgün Gezegeni,
Sürgün Gezegeni,
Anlatış,
Anlatış,
Dünyaya Orman Denir,
Dünyaya Orman Denir,
Bağışlanmanın Dört Yolu,
Bağışlanmanın Dört Yolu,
Yanılsamalar Kenti
Yanılsamalar Kenti
gibi eserleri ise ‘Hainli Döngüsü’ (Hainish Cycle) evreninde geçer. Tamam, asıl şimdi konuya geliyorum; Bir yanda tipik olarak bizlere çok benzeyen insanların yaşadığı Arz gezegeni var. Arzlılar teknolojik olarak gelişmiş ve bu gelişmelerle birlikte doğayı yok etmiş, doğadan kopmuş, kadınına değer vermeyen, yaşadıkları dünyanın ekolojik dengesini bozan, onu beton yığınına çeviren bir güruh. Terralılar yani Dünyalılar olarak da anılıyorlar. Ne kadar da tanıdık geldi değil mi? Diğer bir yanda ise yemyeşil ormanlarla kaplı olan Athshe gezegeni ve oranın yerlileri olan insansı, boyları bir metreye yakın olan yeşil küçük yaratıklar var. Athsheliler gayet barışçıl, kadınlarına değer veren, doğanın onlar için olan ehemmiyetini kavrayan bir topluluk olarak çıkıyor karşımıza. Tipik bir insan olarak, kendi gezegeninde yeşillikleri tükenmiş bir Arzlı ne yapmalı? Tabii ki güçsüz bir gezegeni kolonileştirmeli, tıpkı 19. yüzyılda yaptığı gibi… Açgözlü Arzlılar, kendi gezegenlerindeki ahşap ve odun ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı Athshelileri ve onlar için çok önemli olan ormanlarını ve diğer kaynaklarını sömürmeye başlıyorlar. Koloniler kuruluyor, çiftlikler inşa ediliyor, mayınlar döşeniyor ve yerli halk köleleştiriliyor. Fakat Arzlılar tabii ki bunlarla yetinmeyip bir de yerlileri katledip kadınlarına da tecavüz ediyorlar. Kölelik, şiddet, savaş ve adam öldürmek gibi mefhumların ne anlama geldiğini bilmeyen, pasifist bir kültüre sahip olan Athsheliler ise neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Sizce bu durumda tepkileri ne olmalı? El pençe divan durarak sömürülmeye göz mü yummalı? Yoksa anarşizme uyup otoriteyi reddetmeli mi? İşte Le Guin’in tam olarak işlediği konu da bu zaten. ‘’Athshe dilinde dünya kelimesi aynı zamanda orman demektir.’’ (s. 60) “Arzlı insan çamur ve kırmızı tozdu. Athsheli insan ise dal ve köktü…” (s. 73) İşleyiş ekseriyetle üç karakter etrafında dönüyor; Arzlı Yüzbaşı Don Davidson, Yüzbaşı Raj Lyubov ve Athshe yerlisi Selver. Davidson ve Lyubov bir madalyonun çift yüzünü temsil ediyorlar. Tam tamına zıt karakterlere sahipler. Davidson merhamet yoksunu, acımasız, ırkçı biri olarak resmediliyor kitapta. Zaten hikâyenin başlarında Athsheli bir kadına tecavüz edişiyle tanıyoruz kendisini. Lyubov da yine Davidson gibi Arzlı fakat Lyubov Athshelilere yaptıklarından pişman olan, vicdan azabı çeken bir karakter. Selver içinse ana karakterimiz diyebiliriz. ‘’Hikâye anlatıcısı aslında hakikat anlatıcısıdır’’ düsturunu benimseyen Le Guin bu karakterleri ve zıtlıkları kullanarak ırkçılık, sömürgecilik, ataerkillik gibi birçok konuyu aynı pota altında eriterek göndermeler yapıyor ve adeta insanlığın düştüğü durumları yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Fikir harika, kurgu harika, işleyiş harika yani tam anlamıyla eksiksiz bir kitap. O kadar etkileyici bir eser ki George Lucas’ın hikayesini yazdığı Star Wars’un altıncı bölümü olan ‘Jedi’nin Dönüşü’ (1983) ve James Cameron’ın yönetmenliğini yaptığı Avatar (2009) filmlerine ilham olmuş. Kitabı okurken bu iki film kafamın içinde canlanıp durdu. Bu kadar güzel bir kitaba benim 10 değil de 8 puan vermemin iki sebebi var; birincisi bu kurgu kısa bir hikâye olarak kalmayıp harika bir roman olabilirmiş, Le Guin’in bizi bu zevkten mahrum bırakmasından dolayı, ikincisi ise çeviri vasatın altındaydı hatta berbattı diyebilirim. Kitabın yarısını İngilizce olarak okudum neredeyse. Nasıl ki bazı metinler vardır, orijinal dilinden başka bir dile çevrildiği saniye duygu yitimine uğrar, anlamı ise uçar gider. Bana kalırsa bu metin de tam anlamıyla öyle bir metindi. Onun dışında büyük keyif aldım okurken. Sonuç Üzerinde yaşadığımız dünyanın kaynaklarını her geçen gün daha da tüketiyoruz, bu durumda başka topraklar üzerinde hak iddia eden ve maalesef buna göz yuman pragmatik rantçılar her zaman var ve var olmaya devam edecekler. Çok uzağa gitmeden, ülkemizden bile örnek verebiliriz; Kaz Dağları, Salda Gölü, art niyetli bir şekilde yok edilen ormanlarımız gibi… Eğer biz bilinçlenmezsek, sorgulamazsak ve bu rantçı zihniyetle mücadele etmezsek sonumuz Arzlılardan veya Athshelilerden çok da farklı olmayacak… Doğaya bir can borçluyuz.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
’ün de dediği gibi: “Ağaç, çiçek ve yeşillik uygarlık demektir.” Sadece bilim-kurgu okurlarının değil, edebiyatla yolu kesişen herkesin okuması gereken bir yazar kendisi. Ursula’nın büyüsüne kapılmak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum. Ve ayrıca bu inceleme bir replik olsaydı: ‘’youtu.be/New8orJPzlo‘’ :)) Şimdi nasıl yaşadığımıza alternatifler görebilecek ve korkuya kapılmış toplumumuz ile saplantılı teknolojilerinin ciğerini okuyabilecek yazarların seslerini duymak isteyeceğimiz zor zamanlar geliyor sanırım. Özgürlüğü hatırlayan yazarlara ihtiyaç duyacağız. Şairlere, vizyonerlere - daha büyük bir gerçekliğin realistlerine. —
Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin
Dünyaya Orman Denir
Okuyacaklarıma Ekle
344 syf.
·
6 günde
·
7/10 puan
Bir Ütopya Klasiği
Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin
, spekülatif kurgu, bilim kurgu ve fantezi yazarı.2018 de ölmüştür.Hugo,Nebula gibi önemli ödülleri vardır.Nebula yı reddetmiştir.İki ödülü de alabilen tek kadındır.Ayrıca iki ödülü de ikiden fazla alabilen tek kişidir.Taoizm,Budizm,feminizm,antropoloji ve Yunan Mitolojisinden özellikle etkilendiği bilinmektedir.Ayrıca ünlü kalemler
Carl Gustav Jung
Carl Gustav Jung
,
J. R. R. Tolkien
J. R. R. Tolkien
Philip K. Dick
Philip K. Dick
diğer etkilendikleridir.
Yerdeniz
Yerdeniz
serisi ve
Karanlığın Sol Eli
Karanlığın Sol Eli
en önemli eserleridir.Eserlerinde siyasi,manevi ve cinsellikle ilgili mesaj verici içerikler görmek mümkündür.
Mülksüzler
Mülksüzler
kitabındaki Shevek,
Robert Oppenheimer
Robert Oppenheimer
dır.Ütopik ve bilimkurgu romanıdır.Metis yayınları güzel bir çeviri yapmıştır ama kitap ağır ve zor anlaşılan bir kitaptır.O yüzden okuma konusunda kendini ileri seviye görenler okursa daha çok sevinirim.Çünkü yarıda bırakan ve kitabı anlamayan, hatta defaatle okuyan çok kişi tanıdım.Bu bilim kurgu ve yeni bir dünya düşüncesine adapte olamamak gayet normaldir bu arada. Anarres ve Urras diye ikili dünya var.Anarres ler anarşist, Urras ise kapitalist ve devletçi.Shevek isimli kişinin gözünden olaylar anlatılır.Anarres, kurak.Urras ise verimli toprağa sahiptir.Shevek, bilim meraklısıdır.Bir teori keşfeder ama Urras gelişecek diye reddedilir bu proje.Oddo diyen geçen kavram anarşizmdir.Anarşizm, otoriter bir rejimi sevmez. Anarres, resmiyeti sevmez.Eşcinsellik, zıtcinslik legal.Çocuklar yeni doğunca terk edilip genellikle aile istemezse yurtlarda yaşar.Yani mülksüzdürler.Kitabın adı da buradan gelir.Unvan önemsiz.Kadın ile erkek arasında hiçbir ayrım yok.Bu da yazarın feminizm düşüncesini destekler boyutta.Kimsenin özel mülkü yok,paranın hükmü yok.Annares de zorunluluk değil, gönünlülük 1.sırada gelir. Kitabın en önemli noktalarından birisi baş kahramanın bir şekilde Urras a gitmesidir.Ama orada umduğunu bulamaz .Kapitalist rejim, sosyalist rejim kavramları burada karşısına çıkar. Kitapta, kapitalist rejimin ciddi bir eleştirisini görürüz ama aynı zamanda da anarşizminde doğru ve yanlışlarını da bize anlatır. Ülkemize bilindiği üzere çeviri anlamında bilim kurgu eserleri ve ütopyalar geç gelmeye başladı.Bu kitapta yaklaşık 20 yıl sonra yazıldıktan sonra bize çevrilmiştir.Bir bilim kurgu,ütopya klasiği demek mümkündür. Zor bir kitaptı dediğim gibi.Kitabı dayanıpta sonuna kadar okursanız muhtemelen kapitalizm kötü, anarşizm de doğru kullanılırsa iyi gibi bi düşünce elde edeceksiniz.Yazar ama ciddi anlamda bir saygımı kazandı. Kitaba puanım 7.
Mülksüzler
8.6/10 · 9,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
304 syf.
·
31 günde
İnceleme
Karanlığın Sol Eli dünyamıza çok benzeyen ‘kış’ adlı bir gezegende geçmektedir. Bu gezegende ayrımcılık, cinsel kimlik yoktur. Ve gezegen sakinlerinin tümü çift cinsiyetlidir. Yılın belirli bir döneminde hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olabilmektedirler. Bir gün Kış’a uzaydan erkek bir elçi gelir ve onlarında katılmasını istediği gezegenden söz eder. Kitap oldukça ağır geldi bana. Sürekli googledan yararlandım. Ama bu hoşuma gitti. Birçok bilmediğim kelimeleri ve anlamlarını öğrendim. Altını çizerek okuduğum bir kitap oldu. Distopya açısından oldukça başarılı diyebilirim. Bilim-kurgu ve distopya severler için doğru bir tercih olacaktır.
Karanlığın Sol Eli
Okuyacaklarıma Ekle
230 syf.
Yerdeniz Dünyası altıncı ve son kitap Beşinci kitabın son hikayesinin devamı gibi başlıyor. Son hikayede İrianalı ejderha oluyor ve aradan bir kaç yıl geçtikten sonra Tamirci olan ve eşini kaybeden Kızılağaç rüyasında ölüler diyarına giderek eşini bulduktan sonra her gece gördüğü kabuslar sebebi ile yolculuğa başlar. Önce Roke sonra Ged'in yanına Gont adas, sonra Havnor,a gider. Son kitapta böyle bitti. Yerdeniz kocaman bir dünya Le Guin çok iyi oluşturmuş. Yerdeniz dünyasında Hardca Kargca var bir de kadim dil var. Kadim dil ejderha dili ve büyü dili. Çok uzun zaman önce insanlar ve ejderhalar aynı ırktanmış, sonradan ayrılmışlar biri özgürlüğü bir de toprağı seçmişler.
Öteki Rüzgar
8.9/10 · 983 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
220 syf.
Yerdeniz Dünyası dördüncü kitap Bu kitapta Gont adasında geçiyor. İkinci kitapta olan Tenar ile Ged var. Kitap çoğunlukla Tenar etrafında dönüyor ilk kitapta olduğu gibi. İkinci kitabın sonunda özgürlüğüne kavuşan Tenar bu kitapta evlenmiş çocukları olduğunu öğreniyoruz. Tenar yanmış kızı evlatlık alıyor Thurru ve bakımı üstleniyor. Olaylar Tenar ve Thurru etrafında geçiyor. Akıcı ve sıkıcı olmayan bir kitap.
Tehanu
8.6/10 · 1.460 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
288 syf.
Yerdeniz Dünyası beşinci kitap Diğer 4 kitapta genellikle olaylar Ged'in etrafında oluşurdu. Bu kitapta Ged yok ve birbirinden bağımsız 5 farklı hikaye anlatılıyor. Birinci hikayede Roke Adasındaki büyücü okulu nasıl oluşturulduğunu anlatıyordu. Büyücü okulunu kadınlar kurmuştu. Ged zamanında ise büyücü okulundan sadece erkekler eğitim alır ve büyücü olurdu. Kadınlar sadece Cadı olurlar. Dördüncü hikayede Ged çıkıyor, Roke'tan kaçan usta ve onu takip edip buluyor sonra da Semel'de bırakıyor onu Ged. En beğendiğim öykü ise son öyküydü.
Yerdeniz Öyküleri
Okuyacaklarıma Ekle
348 syf.
·
9/10 puan
İki gezegeni birbirinden ayıran bir duvar ve diğer gezegene yolculuk eden bir uzay gemisi ile başlıyor ütopik kitabın serüveni.Urras ve Anarres gezegenleri...Yazarın değişi ile diğer tüm duvarlar gibi iki anlamlı iki yüzlüydü ayırıcı duvar.Neyin içerde,neyin dışarda olduğu,duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı... Gezegenin birinde yaşayanlara göre kendileri dünya diğer gezegen ay; diğer gezegende yaşayanlara göre ise tam tersi. Romanın girişinde bizi ilk karşılayan Dr.Shevek yada unvan kullanmayan Anarreslilere göre Shevek.Bir fizik profesörü. Gemi ile Anarres’ten Urras’a bir amaç uğruna tehlikeli bir yolculuk yapıyor.Shevek’in amacı,Anarres de yapamadığı fizik çalışmalarını tamamlamak ve sosyalist anarşizmin başarılı olduğunu Urras’a göstermek. Kitap bu iki gezegendeki yaşamı,kapitalizme karşı sosyalist anarşizm düzenini aktaran zekice bir kurgu. Annares Odo felsefesiyle yaşayan bir topluluktan oluşuyor. Odo bir yabancı, bir sürgündü.Urras'ta doğmuş bir kadın sürgün.Yüzlerce yıl önce yazdığı felsefe Anarres’in yaşam biçimi halini almış... “Sahip olmak yanlıştır, paylaşmak doğrudur.”felsefenin ilk maddesi.Bu yüzden devlet,yönetim,bürokrasi,yasa,ünvan,görev bölümü,ev,mülkiyet ve hatta kişilerin soyadının bile olmadığı,bir isime sahip tek kişinin olduğu,bir yaşam biçimi.Herkes her işi yapıyor gönüllü olarak hemde.Para yok,üretim ve paylaşmak var.Herkes her şeye ortak.Aile olmak bile bir mülkiyet göründüğünden üreme sadece gezegenin devamı için süregeliyor.Cinsiyet sadece biyolojik anlamda var.Kadınlar yaşamın her aşamasında var.Özel mülkiyet olmadığı için hırsızlık,hapishane vs yok.Anarres’te insanların elinde olan tek şey özgürlük...Elbette herşey güllük gülistanlık değil gezegende.Açlık tehlikesi her zaman var. İşler sürekli değiştiği için uzmanlaşma ve verimlilik sınırlı vs vs... Urras ise her şey ile tam bir merkeziyetçi dünya. Yönetenler, yönetilenler, yasalar, zenginler, yoksullar, basın, isyancılar, polis, gösteriş. Kısacası paranın ve hükmetme arzusunun getirdiği her şey var. Var olan her şey güzel, gösterişli, rahat ama özgür değiller...Zorlamaya dayalı bir çalışma sistemi var.Kadınların erkekler kadar iş hayatında aktif olmadığı,sosyal sınıfların olduğu bolluk içindeki bir gezegen. Shevek’in amacına ulaşıp ulaşmadığını da okuyanlar çözer artık Çok altını çizdiğim cümle var kitapta ama paylaşım karakter sayısını aştığı için yazamadım.Okuyan biri ile tartışmak istediğim,son zamanlarda okuduğum en farklı kitaptı.Kontrolü,düzeni seven biri olarak bu iki dünyanın belli felsefeleri birleşse güzel mi olurdu ne diye düşündüm kitap bitince.
Mülksüzler
8.6/10 · 9,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.