Okumak, kendini bilmek ve kendini gerçekleştirmek için en elzem kaynak. Kitapları seven, neden sevdiğini bilen/bilmeyen ama sürekli okuyan insanlar iyi bilir ki bir hikaye bir hayattan fazlasını anlatır. Bir kitap okumak birden fazla hayat yaşamak demektir. Sesler, birçok konuda düşündürdü beni ve bu da kendim için iyi bir şey yaptığımı hissettirdi. Serinin son kitabı Güçler ne vadediyor bilmiyorum ama beklentim çok yükseldi. =)
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Ey okur-yazar;
Memer'in cesaretine ve kalbine hayran kaldım.
Seferbeyi'nin yaşadığı işkenceye ağladım.
Orrec'le "Hürriyet"e aşık oldum.
Gry ve Şetar'la zorbanın karşısında durdum.
Güzel Ansul'un düşüşüne üzüldüm, yükselişine sevindim.
"Kitap"tan korkanları görünce bağnazlığa hayret ettim.
"Sesler"i duydum, "Okuyucu" oldum.
Ey okur-yazar
Sıra sende...
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Batı Sahili yıllıklarını ikinci kitabı, Marifetler'e göre daha hareketli ve alt metin olarak benim daha çok hoşuma giden kitap oldu. Marifetler de kaderimize boyun eğmememiz, kendi istediğimiz yoldan gitmemiz vurgulanırken, bu kitapta bilginin, okumanın önemi, gelişmiş toplumların bilgi sayesinde ilerleyebildikleri üzerine gidilmiş. İlk kitaptaki Orrec ile Gry'i burada görmek ayrıca mutlu etti.
Ansul halkı okumaya, bilgiye önem verirdi. Zengin kütüphaneleri her ülkede nam salmıştı. Diğer ülkelerden insanlar Ansul'a gelerek aradıkları bilgiye ulaşabiliyordu. Herkese kapısı açık, barışçıl bir toplumdu. Ta ki Adl'lar işgal edene kadar. Ald'lar bilginin, okumanın şeytanın işi olduğunu düşünen bir toplumdu. Bu yüzden Ansul halkının sahip olduğu bütün kitapları ve kütüphaneler yok etmek için saldırır ve yıllar boyunca Ansul'da kalarak toplum tekrar bilinçlenmesine engel olur. Artık okumak, kitap bulundurmak yasaktır. Aynı zamanda Ald toplumunda kadının da yeri bulunmamaktadır. Ne bir söz hakkı vardır ne bir seçim.
Memer, ilk Ald saldırısında doğmuş ve annesinin onu saklaması ile hayatta kalabilmiştir. Okumayı Seferbeyi sayesinde öğrenmiştir. Bunlar kimseye söylememesi gereken sırlardan sadece biriydi.
Orrec ozan olarak Ansul'a gelir ve öğrenmek istediği bazı hikayeler için kaynak aradığını belirtir. Seferbeyi'de Memer'de artık kitapların yasak olduğunu belirtir. Orrec ve eşi Gry Ansul'da kalarak yerel halk ve Ald'lar hakkında daha çok bilgi edinmek ister.
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Ah Sesler… Ursula Le Guin’in o dingin görünen, ama insanın içine ağır ağır işleyen, doğuya bakan bir bilgelikle yazdığı romanlardan biri. Hani bazı kitaplar vardır, okursun, sayfa çevirdikçe gözlerin değil de ruhun yürür. İşte o. Sessiz bir dağ geçidi gibi tehlikeyi saklar ama esas gücü o sabırda, o derinliktedir.
Ben bu kitabı okurken hep şunu düşündüm ;
Güç nedir? Kimin sesi duyulur, kiminki bastırılır? Ve suskunluk her zaman zayıflık mıdır?
Burada seslerin olmadığı bir dünyada, içsel seslerin —o kadim sezgi, vicdan, korkuların çırpınışı— daha gür çıktığını hissediyorsun. Le Guin bunu hep yapar; büyüyü gösterirken aslında insanın çıplak tarafını anlatır. Büyüsüz kalmak mı gerçek lanet? Yoksa toplumun sana “bu güç senin değil” diye dayattığı sessizlik mi?
Burada travmanın izi çok belirgin. “Konuşamamak”, bir organ eksikliği değil; kimliğe çöken bir gölge. Bu bana oldum olası şu gerçeği hatırlatır:
İnsan bazen kelimelerini değil, kelimelerinin yasaklanışını taşır.
Ve kitap boyunca büyünün yasaklanışı, aslında insanın kendi doğasını inkar etme çabası. Jung’ın gölgesi misali;
Bastırılan güç, dönüp yakar. Ama kabul edilen güç iyileştirir.
Protagonist sesini buldukça, aslında hafızasını, tarihini, benliğini buluyor.
Bugün dünyada herkesin konuştuğu ama kimsenin bir şey söylemediği bir çağdayız. Le Guin ters köşeden vuruyor:
Gerçek ses içerden gelir, dış dünyadan değil.
Le Guin’in Taoist damarları kitapta parıldıyor.
Hiçbir şey zorlama. Su gibi ak. Adını koyamadığın şey bazen en güçlü olandır.
Güç, bağırarak değil, var olarak hissedilir.
Kitabın altındaki büyük soru:
Bir toplum gerçeği susturursa neye dönüşür?
Devletin bilgi üzerindeki tahakkümü… Korkunun eğitim sistemine sinmesi. Büyünün bilime, özgürlüğün kontrolden çıkma ihtimaline kurban edilmesi. Bugün
Batı Sahili Yıllıkları’nın ikinci kitabı Sesler, ilk kitabın ardından uzun sayılabilecek bir zaman atlamasıyla devam ediyor. İlk kitapta kurgunun merkezinde olan Orrec ve Gry bir noktadan sonra Sesler’e de dahil oluyor. İki karakter de yılların ve yaşanmışlıkların verdiği olgunlukla bizleri karşılıyor. Marifetler’de kitapların çok nadir bulunduğu, okuma-yazma eyleminin de pek bilinmediğini okumuştuk. Bu kitapta ise okurları şeytan, kitapları ise şeytan işi gören Ald halkıyla tanışıyoruz.
Çölün iç kısımlarından gelen Aldlar, tek tanrılı bir inanca sahip ilmin her türlüsünü şeytan işi kabul eden oldukça yobaz ve barbar bir halk. Yıllar önce yarı demokratik bir yönetime sahip, barışçıl Ansul diyarını işgal edip bütün kitapları yok etmeye çalışıyorlar. Yıllardır devam eden işgal süresince iki halk arasındaki gerginlik bir nebze de olsa azalmıyor.
Konu tanıdık gelse de Ursula K. Le Guin’in dili ve anlatımı kurguyu başka bir boyuta taşıyor. Küçük ama yürekli bir kız çocuğu ile fiziksel olarak ezilmiş, omzundaki ağır yükle başa çıkmaya çabalayan bir adamı merkeze alan Sesler’i beğeneceğinizi düşünüyorum. Ursula’nın diğer kitaplarında da karşımıza çıkan özgürlük, toplumsal cinsiyet rolleri, kadın hakları, din, savaş gibi konular bu kitabın da çekirdeğini oluşturuyor.
Reklam değildir.
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Batı Sahili Yıllıkları’ nın ikinci kitabında işgal altındaki Ansul ‘ dayız. Ansullu’ lar okumaya, bilgiye, sanata ve sanatçıya çok değer veren bir halktır. Seçime dayalı adil bir şekilde yönetilen mutlu bir halktır.Onlar bir çok konu için bir çok farklı tanrıya sahip.
Çöllerden gelip ülkelerini işgal eden Ald' lar ise kitaba ve okumaya karşı nefretle karışık büyük bir korku duyuyor, tek tanrıya inanıyor ve kitapların içinde yaşayan ve kitaplara dokunan insanlarda iblislerin var olduğunu düşünüyorlar. İblislerle savaşmanın en etkin yolu kitapları yok etmek tabi ki.
İki halk yıllardır işgal nedeniyle yan yana yaşasa da birbirlerini neredeyse hiç tanımıyorlar. Ansullular, savaş esnasında Ald’ ların yaptıkları yağma ve tecavüzlerden, Ald’ lar ise onların çok tanrılı olmaları nedeniyle bu halkı dinsiz görmeleri, kadınlarının serbestçe ortada dolaşabilmeleri gibi nedenlerle birbirlerinden nefret ediyor. O kadar ki Ald' lar kirli ve dinsiz kabul ettikleri Ansulluları evlerinin çatısının altına bile almıyor.
Ursula bu kitapta kadınlarla ilgili alt mesajlara da sıklıkla yer vermiş. Unsullar' da kadın eşit iken Ald'larda esamesi okunmuyor. Ald' lar din adamları tarafından her anlamda cahil kalmaları yönünde yönlendiriliyordu.
Neyse konuyu dağıtmayayım. Halklar arasındaki önyargılar karşılıklı nefret ve korkuyu körüklüyor tabi ki. Nihayet durum çöllerden kopup gelen ozan Orrec ve eşi aslan terbiyecisi Gry şehre gelene kadar bu şekilde sürüyor. Sonra... Kitabı okursunuz artık :)
Kitabın adı Sesler ama bence Kehanetler de olabilir ve daha anlamlı olurdu. İlk kitaptan daha heyecanlı bir kitaptı. Kitaplardan ve okumanın öneminden bile bahsetmesi benim için çok değerli mesajlar barındırıyordu. Bunu daha çok sevdim.
SESLER
Sesler, Batı Sahili Yıllıkları serisinin ikinci kitabı. Benim için okuması oldukça zordu çünkü okumaya başlamakta ve okumaya devam etmekte zorlandığım bir dönem geçiriyorum. Bunun sebebi bir geçiş döneminde olmam olsa gerek diye düşünüyorum ama tabi ki bu buranın konusu değil :). Ursula o mükemmel kalemiyle fantastik ögeleri birleştirerek bize bir sosyoloji derslerinde konu olarak anlatılabilecek bir hikaye anlatıyor yine.
Orrec ve Gry’in hikayesini daha fazla okumak bu evrene dair daha daha fazla şey okumak istiyorum ama Ursula beyninde yarattığı o koca evrenden sadece bir parçayı anlatmayı tercih ediyor. Bense o koca evreni lıkır lıkır içmek istiyorum.
Kendi yorumuma gelecek olursam ben bu kitabı beğenemedim, yavaş ve küçücük bir alanda geçen hikaye anlatımı beni gerçekten boğdu diyebilirim. Memer’in kütüphanenin köşesine gitmekten çekindiği gibi ben de bu kitabın başına oturmaktan çekindim okurken. Benim damak tadıma pek hitap etmedi belki de bu kitaba hazır değildim belki de çok hazırdım ve böyle hissetmem gerekiyordu, bilemiyorum. Belki de Ursula içimizi sıkıp bize istila sonrası dönemi bu şekilde anlatmayı uygun bulmuştur. Bu açıdan bakarsak gerçekten başarılı bir eser sayılabilir.
Kitaptaki uluslar, geldikleri coğrafyaya ve toplumsal özelliklerine bakıldığında oldukça tanıdık. Bunun dışında her zamanki gibi Le Guin oldukça insancıl. Okuyucuya hiçbir ulusun saf kötülük dolu olmadığını ve insanın düşmanını tanımasının da iyi gerekli bir şey olduğunu gösteriyor. Bir ulusun bağımsızlığını (ya da en azından özerkliğini mi demeliyim bilemiyorum) kazanması anlatılıyor.
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Bilgiye (Kitaba vs ) karşı tam bir düşmanlık ve bu durumda geçen günler. Bunlara karşı yapılan mücadele. Bu kitap biraz masalı andırıyor..iyi okumalar.
SeslerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 2008458 okunma
Ursula Kroeber Le Guin (d. 21 Ekim 1929) ABD'li yazar. Bilim kurgu ve fantezi edebiyatının en önemli yazarlarından kabul edilen Le Guin, bu alanlardaki eserlerinin yanı sıra şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatı alanlarında da yazar ve çevirmen olarak katkıda bulunmaktadır. İlk romanı 1966 yılında yayımlanan Le Guin'in eserlerinde ağırlıklı olarak Jung'un, taoizimin, varoluşçuluğun ve yunan mitolojisinin etkileri görülmektedir. Yazar, başta Hugo ve Nebula olmak üzere pek çok ödülün sahibidir.
Yaşamı
Ursula Kroeber, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde 1929 yılında dünyaya geldi. Antropolog bir babayla (Alfred Kroeber) psikolog ve yazar bir annenin (Theodora Kroeber) kızıdır. İsmini doğum tarihi olan Azize Ursula Günü'nden aldı. Ebeveynleri tarafından üç erkek kardeşi ile beraber kültürel çeşitlilik fikrinin hakim olduğu bir ev ortamında yetiştirildi. Massachusetts-Radcliffe College’da lisans eğitimini tamamladıktan sonra Columbia Üniversitesi'ni bitirdi ve yüksek lisansını “Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı” üzerine yaptı. 1951’de tarihçi Charles A. Le Guin ile evlendi. Üç çocuk ve dört torun sahibi oldu. Le Guin 22 Ocak 2018'de Portland'daki evinde 88 yaşında öldü.
Edebiyat hayatı
Bilimkurgu türünde yazmaya 1960'li yıllarda başladı. İlk öyküsü 1962’de yayınlandı. Pek çok üniversitede ders verdi, çeviri, derleme ve makaleleri yayınlandı. Le Guin, 1969'da yazmış olduğu "Karanlığın Sol Eli" adlı romanıyla bilimkurgu dünyasının iki büyük ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerini aldıktan sonra ün kazanmıştır. Ayrıca, 1974'te yazmış olduğu ütopik bilimkurgu romanı Mülksüzler ile 1975'de yine Hugo ve Nebula ödüllerini almıştır. Bilimkurgu ve fantastik kurgunun yanı sıra şiir ve çocuk kitapları da bulunmaktadır.
LeGuin, teknolojik gelişmelerin değil, politika, toplumbilim ve psikolojinin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı bilimkurgu yaklaşımının en önemli temsilcilerindendir.
Eserleri arasında özellikle Yerdeniz Üçlemesi ve buna sonradan eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı kitapla çok ciddi hayran kitlesine ulaşmıştır. Bu serinin 3. romanı olan "En Uzak Sahil" (The Farthest Shore) kitabıyla 1973 yılında Çocuk Kitapları için verilen ABD milli ödülü (National Book Award) kazanmıştır. 1990 yılında yeniden Nebula ödülünü Tehanu ile kazanmıştır.
Ana temaları
Temel feminist teoreme oldukça hakim olan Le Guin yazılarında teorisini gizlice vererek erkek okuru rahatsız etmez ve teoriyi okuyucuya gizlice zerk eder. Anarşist eğilimli ya da anaerkil toplumlar yaratmaktan çekinmez. Zaten hayatı boyunca asice hareket etmiştir. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar adlı makale denemesinde, bir yazısında zamanında Playboy dergisinde bile yazdığını söylemektedir. Pek çok okuru için bilge bir kadın tiplemesi olan LeGuin Ged (Çevik Atmaca) karakteri ile de pek çok okurun kişiliğine etki etmiştir. Yüzüklerin Efendisindeki bilge ve ilk yaratılanGandalf'ın aksine (Gandalf Tolkien mitosunda ilk yaratılan ve kutsal olan maiardandır. Bkz. Güç Yüzüklerine Dair adlı Tolkien kitabı) LeGuin'in baş kahramanı Ged Gontlu bir keçi çobanı olarak başlayıp Roke adası büyücülerinin en büyüklerinden olmuştur. Yeraltı tanrılarının başrahibesi Tenar ise sıradan bir kadın olmayı tercih ederek kendini bulmuştur. LeGuin'in her kahramanı, her romanı bir süreç, bir değişim anlatır. Bilgeliği ve büyümeyi değişmekten korkmamakta bulur.
Le Guin'in karakterleri basma kalıp kahramanlardan uzaktır. Genç mükemmel kadın ve erkekler yaratmayan yazarın kahramaları genellikle yaşlı adamlar veya koca karılar, cılız, sakat veya tecavüze uğramış ve intikam peşinde koşamayacak kadar çaresiz çocuklardan oluşmaktadır. Bu haliyle Le Guin romanları çaresizliği, yaşama cesaretini vurgulayan mütevazi görünümlü gizli bir romantizim barındırmaktadır. Oldukça sık kölelikten bahseder. Öncelikle köleliği tüm şatafatlı sembollerinden arındırır. Köleleri, bir kölenin yalın ve itirazsız, itaatkar dünyasında her hangi bir şeyi sorgulama yeteneğinden yoksun insanlardır. İsyandan bahseder, ama yanlışlıkla köle sıfatı taşıyan soylu kurtarıcılardan yoksundur hikâyeleri. Kadınlık ve erkeklik, çocukluk ve erişkinlik, kölelik ve sahiplik gibi zıtlıklara vurgu yapmaktadır. Le Guin yalın ama şiddet dolu bir evreni yansıtır. Şiddeti adlandırmaktan çekinmez. Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.
Daha fazla bilgi için: tr.wikipedia.org/wiki/Ursula_K._...