Bir insan gitmek isterse, onu durdurmak yalnızca yolunu değil, ruhunu da engellemektir. Yol fiziksel bir mesafe değildir. Yürek yol alır, ruh karar verir. Dönüş, adımların yönüyle değil, kişinin kendi içsel farkındalığıyla belirlenir. Bu nedenle gerçek bağ, gitmeye izin verip dönene açık yüreğini sunabilenlerin tecrübesidir.
Zorlama, sahip olma, kıskançlık, sevginin en büyük tuzaklarıdır. Zincirler görünür ya da görünmez, insanı bağlamaz; yalnızca ilişkileri boğar. Bağ ise bir tercih meselesidir. İki özgür varlık birbirini seçtiğinde var olur. O seçim, gönüller arası bir anlaşmadan, karşılıklı saygı ve güvenin ortaya çıkardığı bir eğilimden doğar.
Gitmek özgürlüktür; dönmek sorumluluktur. Dönen artık eski değildir; yeni bir farkındalıkla, belki daha derin, belki daha gerçek olarak geri gelir. Ve işte o an, sevgi zincirlerle değil bilinçli bakışlarla kendini gösterir.
Bu anlayış, modern yaşamın karmaşasında kaybolan insanın farkındalığını arttırır: Her ilişkinin, her ayrılığın ve her buluşmanın anlamı vardır. Özgürlük ve bağlılık birbirinin karşıtı değil; birbirini tamamlayan iki uçtadır. Biri olmadan diğeri var olamaz; zincir olmadan bağ anlam kazanır.
Sonuç olarak; aşk ve dostluk sahip olmanın ötesinde bırakmanın bilgeliğinde yeşerir. Gerçek bağ gitmesine izin verdiğimizde, dönene açtığımızda insanın kendi iradesiyle seçtiğinde ortaya çıkar. Bu modern insanın en büyük öğrenimidir. Sevgi özgür bırakmakla, geri gelirse kabul etmekle, yürekle var olur.
Sefa Akgül