“Zehra, Ayşe, Zehra, Ayşe, Zehra, Ayşe.”
Aman yarabbi! Bu köyde ne çok Ayşe ve Zehra vardı. Hiç de gülecek halde olmamama rağmen, aklıma tuhaf şeyler geliyordu: Mesela bir müfettiş gelse de talebelerini tanıtmamı istese “dokuz Ayşe ile on iki Zehra var!” diye çabucak işin içinden çıkacaktım. Sonra, kolaylık olması için, Ayşeleri dershanenin bir tarafına, Zehraları öteki tarafına oturtmak, bahçede top oynatırken -çünkü teneffüslerde bu çocukları muhakkak eğlendirecektim- Ayşeler bu yana, Zehralar bu yana, diye grup yapmak mümkündü.
Kendini tutamayarak gizli gizli eğlenmeye başlamıştım. Yeni gelen kız çocuklarına, “Kızım sen Zehra mısın, yoksa Ayşe mi?” diye soruyor ve çok kere umduğum cevabı alıyordum.