Tutunamayanlar (2 Cilt Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
203.481
Gösterim
Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
1971
Sayfa sayısı:
663
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sinan Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
724 syf.
·73 günde·Beğendi·9/10
"Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayalım..

En çok yarım bırakılan kitaplar arasında 1, En çok okunacak kitaplar arasında 3. sırada olması bile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Meraklanıp, kitaba başlayıp, kitaba tutunamayanlar: (Selim olsa hepinizden tiksiniyorum derdi :)) )

Kitap hakkında fikir ve naçizhane tavsiyelerime gelirsek:
1. Kitaba korku ile başlamayın ( "Yok bu kadar insan iyi kitabı neden yarım bıraksın ki?" gibi)
2. Hiçbir olumsuz yorum sizi yıldırmasın;
3. Kitabın kalınlığı, sayfa sayısı gözünüzde dağ olmasın;
4. Kitaba başlamadan önce akıcı bir roman olacak diye düşünmeyin;
5. Ve sonda yeni ve hiç bilmediğin türden kapılar açmak senin elinde..

İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu.

Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı.
* Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep;
* Her an Selim`in yerine kendimi koymam;
* Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs.

Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi.

Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz.

*En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan olur.

Bundan başka,
* "Tutunamayanlar Ansklopedisi" ilginçti;
* Karekter analiz ve seçimi başarlıydı;
* Yazarın kelime cambazlığı harükuladeydi;
* Alıntılar mükemmeldi;
* Olric fikri orjinaldi benim alemimde (en azından isim konusunda)

*En akıcı nokta: Selim`in günlükleriydi. Selimi en iyi anladığımız kısımlar o kısımlardı çünkü.

Bir puanı- Günseli`nin anlatım biçimi ve bir de bende saklı kalacak bir sebep yüzünden kesiyorum. Bunlardan başka okumanız için elinizde mükemmel bir roman mevcut.

Hiçbir şey için değilse bile, merakımı giderdiğim için bile değer diye düşünüyorum.:)
Mükemmel bir dibe vuruş hikayesi için kolları sıvayın derim.
Tabiri caiz ise:
"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." diyenlerin romanı.

"Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin..."
Kitaba ve hayata tutunmanız dileği ile..
724 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Genç bir mühendis olan Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık’ın kendini bir tabancayla vurarak intihar ettiğini gazetelerden öğrenir ve bundan çok etkilenir. İntiharın nedenini merak ederek araştırmaya başlar.
Selim’in arkadaşlarından Metin ve Esat’la görüşür. Turgut, Selim’in arkadaşlarıyla konuştukça onun farklı yönlerini de görmeye başlar. Selim’in her arkadaşı onun farklı bir yönünü anlatır.
Metin’in anlattıklarına göre; kendisinin Zeliha adlı bir kızla ilişkisi vardır. Selim, Metin’le o kızın ilişkisini onaylamamaktadır. Metin, kızla olan ilişkisini bitirir. Metin, kızı bırakınca, Selim’le o kız arasında bir yakınlaşma olur. Zeliha, bir süre sonra ikisinden de uzaklaşarak başka biriyle evlenir.
Turgut, bir yandan Selim’in arkadaşlarıyla konuşurken bir yandan da Selim’in annesinin yanına gidip gelmeye başlar. Selim’in odasına girerek onun notlarını, adreslerini ve kitaplarını incelemeye başlar. Turgut, Selim’i yeniden keşfetmek için araştırmalarına devam eder. Aslında bu araştırmalar Turgut’un kendini tanımasına da fırsat verecektir. Selim’in hayatına giren kişilerle görüşürken kendi iç sesi olan Olric de ona, kendisini anlatacaktır.
Turgut, Selim’i tanıdıkça onunla pek çok ortak yönlerinin olduğunu fark eder. Selim’in arkadaşlarından Esat’ın anlattıklarına göre; Esat, Selim’le lise yıllarında tanışmıştır. Birlikte pek çok oyun düzenlemiş, pek çok oyun keşfetmiş ve bunlarla eğlenmişlerdir. Esat’a göre Selim, ilginç kişiliği olan, zeki, oyunu seven, çok kitap okuyan bir çocuktur.
Turgut’un Olric adlı hayali bir arkadaşı vardır. Aslında Olric Turgut’un iç sesidir. Olric, bazen Turgut’un düşüncelerinin tam tersini savunmakta, bazen onun düşüncesini desteklemekte, bazen doğru kararlar almasına yardımcı olmakta, bazen de onu cesaretlendirmektedir.
Turgut, Selim’in yaşamını irdeledikçe; hayatın sonsuz olasılıklarını ve onlara tutunmanın yararsızlığını hissetmeye başlamıştır. Selim’i intihara götüren bu buluşlar, Turgut’u da sarsmaya başlamıştır. O da olması gerektiği gibi yaşamadığını, çok da kolay kabul edilebilir bir hayatı olmadığının farkına varmaya başlamıştır. Hayat aslında rastgele, tesadüflerle dolu, yer yer eğlenceli, karmaşık; uzaktan bakıldığında da akan bir nehir gibi süreğen ve devamlıdır.
Turgut, Selim’in arkadaşlarından Süleyman’la da görüşür. Süleyman, ona Selim’in yazdığı 600 dizelik bir şiir verir.
Turgut, Selim’le ilişkisi olan Günseli adlı bir kızla tanışır. Günseli, Selim’e toplu gezi sırasında rastlamıştır. Selim, sıkıntılı ve asık suratlıdır. Günseli, Selim’i avutmaya çalışmış fakat başaramamıştır. Günseli, Selim’in bir küs bir barışık sevgilisidir. Günseli ile Selim’in ilişkileri gitgide ilerler, ancak Selim evlenmeye yanaşmaz. Çünkü Selim, kuşkulu biridir ve geleceğe güveni yoktur. İnançsızdır ve aile düzeni ona ters gelir.
Selim, bir ara kendini içkiye vermiş, çevresiyle uyumsuz bir insan olup çıkmıştır. Kendini kafese hapsedilmiş gibi hisseder. Hastalanır. Kötü yaşarım korkusuyla, hiç yaşamadığını düşünmeye başlar. Selim’in tüm benliğini “ölüm korkusu” sarar. Sonunda Günseli’ye bir mektup göndererek intihar eder.
Selim, son günlerinde “Tutunamayanlar” üstüne bir ansiklopedi hazırlığına girişmiştir ve kendine de bir madde ayırmıştır. Bu maddeye göre; Selim, bir kasabada doğmuştur. Babası bir memurdur. Küçükken ağır bir hastalık geçirmiş, altı yaşındayken ailesiyle birlikte büyük bir şehre göçmüştür. Okulda Sabri adlı bir çocukla arkadaş olmuş, uzun boylu olduğu için arka sıralara oturtulmuştur. Sınıfta çok konuşan biridir. Sonra kızlarla dolaşmaya başlar. O sıralarda Dünya Savaşı patlak verir. Askerliği sırasında Süleyman’la tanışır. Askerliği bitince ortada kalır. Kimse ona sahip çıkmaz. İçine kapanır. Selim de tutunamayanlardan biridir.
Turgut, araştırmaları sırasında kendi benliğini de tanımaya başlamıştır. Selim’in hayatını irdelerken kendinin de tutunamayanlardan biri olduğunu fark eder. Bu gerçek Olric’le yaptığı içsel konuşmalarda iyice belirginleşir.
Turgut, tıpkı Selim’in fark ettiği gibi, kendisini birtakım törelerin, alışkanlıkların yönettiğini fark etmeye başlar. Hayata olan bağlılığını gitgide yitirmeye başlar. Evinden ayrılır. Bir trene binip bilinmeyen bir yere gider. Bir gün trende karşılaştığı bir yolcuya “hayat hikâyesini” anlatan bir yazı bırakarak ortadan kaybolur.
#ALINTIDIR
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (5.749 Oy)6.244 beğeni20.100 okunma13.877 alıntı176.292 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (9.931 Oy)12.181 beğeni34.517 okunma12.172 alıntı225.512 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (7.523 Oy)8.443 beğeni26.698 okunma9.794 alıntı157.333 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (9.974 Oy)10.753 beğeni30.687 okunma7.767 alıntı143.637 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (7.287 Oy)6.665 beğeni24.123 okunma3.039 alıntı95.356 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (8.714 Oy)9.476 beğeni32.797 okunma4.144 alıntı118.855 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (6.021 Oy)7.186 beğeni24.329 okunma8.208 alıntı158.651 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (13.304 Oy)13.417 beğeni49.534 okunma2.189 alıntı203.296 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (4.798 Oy)4.571 beğeni17.039 okunma11.593 alıntı179.162 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (12.345 Oy)14.400 beğeni44.012 okunma4.993 alıntı237.969 gösterim
724 syf.
BİR OKUMA SERÜVENİ OLARAK TUTUNAMAYANLARA BAŞKA BİR BAKIŞ

1979 kışıydı. Kağıthane askeri kışlasının büyükçe bir salonunda oturuyorduk. Tiyatro ve sinema salonuydu galiba. Toplu gözaltıların en büyüklerinden biriydi. Galiba birkaç yüz kişi vardık. İTÜ-Maden binasından derdest edilmiştik. Sahnede bir arkadaşımız çaldığı sazın yanık sesine melodik sesiyle eşlik ediyordu. “Aldırma Gönül”ü söylüyordu. İsmini çoktan unuttuğum, galiba Halkın Kurtuluşundan bir arkadaşım, bu şarkı beş para etmez, dedi, hapis yatmaya, mücadele etmemeye teşvik ediyor.

Parça hakkında öyle düşünmesek de yaşama bakışımız bu minvaldeydi. 1970’lerin başından itibaren düşünsel hayat tamamen Sosyalist, Marksist politizasyonun hegemonyasına girmişti. Kitaplardan sadece toplumsal gerçekçileri okurduk. Sadece biz öğrenciler değil, Türk aydınlarının çoğu öyleydi.

İşte bu havada yayınlandı Tutunamayanlar’ın ilk cildi. Yayınlanır yayınlanmaz kendini eleştirel bir suskunluğun içinde buldu. Belli ki yazar anlaşılamamış belki de yok sayılmak istenmişti.

Eğer TRT roman ödülünü almasa satın alıp kapağını açan olmazdı eminim. Elimde istatistikleri yok ama çok az satılmış olmalı. Çünkü 1982-83 yılına kadar koskoca okul çevresinde okuyan hiç tanıdığım olmamıştı.

Peki neden? Çünkü Tutunamayanlar’da küçük burjuvaziden, onun hayata bakışından, bunalımlarından bahsederken onlar kötülenmiyor, devrimci olmamakla suçlanmıyor, lümpenlik yaftası yapıştırılmıyor ve hatta onlardan sevgi ve anlayışla söz ediliyordu. İşte tüm bunlar Zeitgeist’e tersti. Aydınlar bir yandan dinin sunduğu öbür dünya cennetini aptalca bir ütopya olarak görürken, diğer yandan dünyada bir cennet olan Komünizmi zorunlu bir gerçeklik, bir toplumsal final olarak yüceltiyorlardı. Memleketi kurtarma modası vardı o zamanlarda ve bu eseriyle yazar, işte onları hicv ediyor, tiye alıyordu. Bu kitap aslında, kendine kadar olan, kendilerine "ülkeyi kurtarmayı" şiar edimiş yazarlara ağır bir eleştiriydi.

Sanata, edebiyata, bilime bir misyon yüklenmiş, bir görev verilmişti. Onların icracılarına da tabii. Estetik geri plana atılmıştı. Galiba Birikim’deydi. Oğuz Atay ve Tutunamayanlar hakkında Murat Belge sert bir eleştiri yazmıştı. Bizlerin okumaması için bu yazı bile kafiydi o zamanlar.

Ya Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal gibi yerlileri ya yabancı Marksist yazarları ya da sosyalist ülkelerin devrimci kahramanlı yazarlarını okurduk. O. Atay, A.H.Tanpınar dahil, kimse ilgimizi çekemedi.

80’lerde özellikle 2.yarısından sonra, hızla artmaya başladı okuyanları.
Bu kitabı okuduğum yıl 1984 başıdır. Aslında 1983 yılında bir arkadaşım satın almıştı ilk. Sen alma, bitirirsem veririm, demişti.

Cuma ö.sonraları kahvede briç oynardık. Goren'den Beşli Majöre geçiş günleriydi. İnanmazsınız ama en az altı ay koltuğunun altında taşıdı adam kitabı. Bir türlü bitmek bilmedi. Yılın 2. yarısında "Sessiz Ev" yayınlandı. Baktım ki kitaptan sıra gelmeyecek, ona başladım. Kullandığı anlatıcı tekniği ve iç diyaloğlara hayran olmuştum. Orhan Pamuk iyi yazar oldu gözümüzde. Sonraları bu iki yazarı birbirine çok benzetmiştim.

Arkadaşım, nihayet 1984 Ocak'ında verdi "Tutunamayanlar"ı. Bir iki ay da benim elimde sürünmüştür. Fakat üstünde o kadar çok konuştuk ki, adeta çok kez okumuş gibi olmuştuk.

Garipsedik ilkin. Konusu yoktu sanki. Konu değil sadece kahramanlardan oluşuyordu adeta. Romanda yazarlık kurumundan, gerçekliğin aktarımı olarak romandan ve bu temsilin olanaklarından, olanaksızlıklarından, onları sorunsallaştırarak bahsediliyordu.

Yabancılaşma, sürekli ve iç içe geçmiş, sınırları yitmiş ve birbirine karışmış rüya-gerçek, duygu-düşünce aktaran, kahramanların psikolojisini çok başarılı veren yoğun iç konuşmalar bizim için yeniydi. Kahramanların yabancılaşma süreci bizim tanıdık kahramanlar gibi toplumcu bir bakış açısıyla değil, sanki bir oyun için yaratılmış da okura tanıtılıyorlardı.

İroni örgüsünün yoğunluğu, söylemlerin iç içe geçmiş haliyle o güne kadar okumadığımız bir anlatım şekline sahipti roman. Romanda kendini çok yoğun hissettiren benlik arama, kendini sorgulama duygusu biz okura da sirayet etmişti. Turgut-Olric ilişkisi çok etkileyiciydi.

Türk edebiyatında müstesna yeri ve bir başyapıt olduğu inkar edilemez artık. Fakat son yıllarda fetişleştirilmesini de anlamıyorum.
724 syf.
·119 günde·7/10
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek, yaşamasan da... demiş Neyzen Tevfik... kitaba başka alıntılarla girmek okuyup yazmak adına güzel bir gelişim. Hayat, tartışılmaz günden güne daha da zorlaşan eğitim hayatı gibidir. Bütün kitaplar hayatı zenginleştiren birer hayat tecrübesi sonucu oluşan sokak lambası gibidir. Okuyan aydınlanır, okumayan karanlıkta kalır ve kaybolur.

İstisnasız muhteşem duygular ve kaleme alınan her saniye değecek satırlara ve hayata imza atmaktır. Yaşanmamış her duyguda aklım kalıyor, aklımın kalmadığı yerde de gönlüm kalıyor... insan budur işte: aklının kaldığı yerde gönlü olmayan, gönlünün kaldığı yerde aklı duramayan...

Kitabı tek bir cümle ile özetlemek ve yeni çağrışım dönemi oluşturmak isterdim ama özet tek cümle kabul eden bir eser değil.

Yazarın da dediği gibi ölümüm iyilik sağlık arasında olacak; özetim kötü ve iyi arasında okurlarla buluşacak.

Aşk, sadakat, ölüm, saygı, güven, yalnızlık, iş hayatı, hayat koşulları kısaca sanki doğumdan ölüme kadar sık elenip ince dokunan bir eser olmuş.

Turgut, arkadaş hatta bana göre dost kelimesinin bir örneği; arkadaşı Selim' in ölümünden sonra sarsılmış, hatta öldüğüne belli bir müddet inanmamıştır.
Selim, okuduğu dönemlerde aptal yerine koyulan, haddinden fazla kendini küçümseyen ve belli bir süre sonra bundan vazgeçip ölümü bekleyen, ölümü beklerken ölümün gelişinden korkan biridir. Çok kitap okuyan, sınıfın en zeki öğrencisidir. Ne kadar zeki olursan seni kıskanan insan topluluğundan da o kadar aptal lakabı alırsın.
Laf meclisten dışarı; zeki bir insanı aptal yerine koymak inanın ki, aptal yerine koyan kişi dışında kimsenin umurunda olmaz özellikle aptal yerine koyduğun insanın. Umursamaz olur kendisini küçük ve aptal yerine koyan kişiye karşı. İnsanlara aptal muamelesi yapan arkadaşlar: eğer aptal yerine koyduğunuz insan siz ona aptal derken o gülüp geçiyorsa inanın bana sizi ciddiye almıyor, hatta onun gözünde zavallı konumuna geçip "he" kelimesinden ibaret kalacağınız anlamına geliyor. Bu da sizi alay konusu değil alayın eşittiri yapıyor.

Arkadaşının öldüğüne inanmadığı için, onun arkadaşları ile görüşmeye karar verir. Ne yazık ki bütün sonuçlar Selim' in öldüğünü gösterir. Son olarak selim' in günlüğünü bulur sayfa sayfa okur. Bazı günlerinde hayattan ümidini kesen Selim, günlüğü yazdığı bazı günlerin tarihini atmaz. Yazarın, ölmek için ölümü bekler, ölüm gelmek bilmez dediği kısaca bu...
Yerli yersiz uzatmalar, şimdiki dönemin en çok okunan eserler arasında yerini koruyan bir kitap. Bana göre kitap fazla uzamış, bir çok gereksiz tartışma ve polemiğe yer verilmiş. Aşkı tarif ederken dilinde aşka karşı bir mahçupluk, bir eksiklik seziliyor, belki de hayattan alınan tecrübe sonucu kelimelerine sığdıramadığı duygularını ifade ederken okuyucu da yaşamasın der gibi kelimelerini seçerken dikkat ediyor. Okuyan da yaşar, izleyen de; acı olansa yaşayıp pişman olanın hayalidir.

Hayaller yıkılmaya hazırlanan dar sokak aralarında yerlerini koruyan eski ama çiçekli evler gibidir. Zamanı gelince yıkılır yerlerine yeni evler inşa edilir ve yeni inşa edilen evler inanın eskisinden daha sağlam olur. O binaları yıkan hiç bir insan evladı asla yeni evin çiçeği olamaz. Evin içine doğan güneş, gerçekleşen birer hayaldir bana göre, her evin her odasına güneş doğmaz çünkü odalardan kimisi batıya bakar, kimisi de doğuya... bütün temiz hayallerle süslenen kalplerin doğuya bakması dileği ile huzurlu okumalar diliyorum.

(Son bir ayrıntı daha; kitabı alırken kitabın sayfalarını incelemeyi unutmayın bazı yayınlarda hata oluyor. Yaklaşık 6- 7 kelimesi birleşik yazılmış. )
724 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
İncelemeye ben de sitedeki en çok beğenilen incelemedeki gibi "Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayayım.

Sadece 1000kitap'ta bu kitap için şimdiye dek 233 inceleme yazılmışsa üzerine daha söylenebilir diye düşündüm. Tabii 233 incelemenin tümünü okumadım ama yine de kendimce bir kaç şey söylemek istedim.

Şimdi efenim kitap için bir sürü madde sıralanmış öyle yapın böyle yapmayın, kimisi gitmiyor demiş, ağır kitap demiş yarım bırakmış. Tabi benzeri yorumları ben de daha önce okuduğum için ilk başlarken gözüm korkmuyor değildi. Sürekli okumak isteyip de bitiremem korkusuyla başlamaya cesaret edemediğim bir kitaptı. Baktım ortam çok müsait tam sindire sindire okunabilecek bir zamandayım, hadi bir cesaret başlayalım Olric dedim ve başladım okumaya.

Şimdi sözüm okumak isteyip de benim gibi yukarıdaki yorumlardan dolayı kararsız kalan okur arkadaşlarıma.

Kimseyi dinlemeyin ve kitaba dair görüşünüzü kendiniz oluşturun. Kitap hiç de büyütüldüğü gibi gelgitlere sebep olan, kitap karakterlerinin karmakarışık hale geldiği, yoran üzen bir kitap değildi. Konuları toparlamakta olayları bir arada tutmakta zorlanıyor insan denilmiş yalan inanmayın. Yarım bırakanlar bence kitabın içine girememişler, ilk başlarda bu ne şimdi ne saçmalıyor, kim kiminle konuşuyor gibi hafif bir bocalama yaşayabilirsiniz; ama bırakmayın. Kitabın minnacık bir kısmı ile koca kitabı yargılamayın. Zaten sonrasında siz anlamadan karakterler sizi olayın içine çekiverecek. Gayet akıcı, gayet samimi bir kitap.

Severek okuduğum "Canım Selim" diye kahrola kahrola ilerlediğim bir kitap oldu. Ne araya giren eski Osmanlıca gibi olan dil, ne noktalama işareti olmayan bölüm kırdı hevesimi. İçim cız ede ede, burnumun direği sızlaya sızlaya bitirdim kitabı. Hani bir bu kadar daha uzasa sıkılmadan okumaya devam ederdim.

Selim anlatamadı kimseye kendini, aklından geçenleri kelimelere dökemedi. Dökemedi diye de kimse onu anlamadı. Sormadan sorgulamadan kabul etsinler onu istedi, tanımlar bulmaya, kalıplara sokmaya uğraşmasınlar olduğu gibi kabul etsinler istedi. Olmadı,yapmadılar.

'Hangi onlar Selim?'
'Onlar işte,'... 'Onlar canım. Onlar, onlar, onlar.'

Sanki Selim herkese fazla fazla koşmuş da kimse Selim'i yeteri kadar önemsememiş. Etrafındaki herhangi bir gruba benzeyebilmek için hep rol yapmış, ama aslında hiç birine dahil olamamış, hep bir eksiklik duymuş, sonunda da tüm bu oyunlardan yorulmuş. Selim dünyanın en güzel Selim'iydi belki ama anlatmakla tanıtamam size Selim'i. Onu tanımak için kitabı okumalısınız,zaten ne demişti Selim "Hayatım hayatımın romanıdır."(s.398).

Turgut ise bir tutunandır aslında kitabın başında bana göre,Selim’in intiharıyla Selim’i anlamak için Selim’in hayatını araştırmaya başlar.Selim’in ölümü Turgut ‘un ÖZBENliğini arama macerasının başlangıcı olur. Yavaş yavaş fark eder etrafındaki oyunlarla sürdürülen sahte yaşamları. Herkesten rahatsızlık duymaya başlar.

Fark eder de kimseye anlatamaz, kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünerek sürekli Selim’e özlem duyar. İnsan etrafta kendisini dinleyecek kimseyi bulamadığında ne yapar? Kendi kendisiyle konuşur sürekli, kendisi sorar kendisi cevaplar. Zihninde tartışır durur aklı ve duyuları. Böylece ortaya Olric çıkar.

O kadar inandırıcı bir kurgusu var ki bazı yerlerinde gerçek mi kurgu mu emin olmak için internete başvurdum. :) Dandini ve Dastana kısmı süperdi mesela itiraf edeyim kontrol ettim. :)) Güzel bir mizahı, güzel bir felsefesi olan farklı bir kitap.

Son olarak kitap bitmez/bitmiyor diye yakınanlara söylemek istediğim bir şey var. Kitap bitmiyor kısmı doğru, çünkü o kadar çok seviyorsunuz ki dönüp baştan okumak istiyorsunuz ya da açıp açıp ordan burdan bir kaç pasaj okuyup kapatıyorsunuz. Kitap bitse de bitiremiyorsunuz yani.

Şimdiye kadar okumadığım için pişman değilim, kendime göre doğru zamanda keyfine vararak okudum. Belki ileride özler,tekrar okurum.

Doğru zaman geldiğinde siz de bu kırmızı kapaklı kara kitabı açıp okumak için tereddüt etmeyin. Muhtaç olduğunuz kudret beyninizdeki asil kıvrımlarda mevcuttur.
724 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10
28 yaşındaydı...
“Tabancayı aldı ve ateş etti.”
Selim...
Selim Işık...
Hayatın cılız gölgesi...
Silinmeye yüz tutmuş...
Mütereddit...
Şövalye romanları okuya okuya kendini Don Kişot sanan zırhı paslanmış bir kahraman...
Tutunamayan...
Kitaplarda yaşayan hezeyan...
İnsanların aldattığı...
Yorduğu...
Yaşamayı kimsenin öğretmediği Selim...
Turgut’un kalp ağrısı...
Vicdanı susmayan deli...
28 yaşındaydı...
“Tabancayı aldı ve ateş etti.”
Hayatı boyunca dinlenmedi...
Akıl edemedi...
Cesaret edemedi...
Suçlu hissetti...
Istırap çekti...
Korktu...
Endişe etti...
Tedahülden kalkan para gibi...
Terk edilmiş virane gibi...
Arkasından taşlanan ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp inleyerek kaçan bir köpek gibi hayattan gitti...
Hayatını sağa sola dağıttı...
Ciğerini itler yedi...
Soluğu kesildi...
Geveze, bütün hayatı boyunca susmadan konuştu ve tek bir söz çıkarabildi ortaya ...
Çoğul bir kelime...
Tutunamayanlar...
Kapalı kapıların ardında kilitli bırakılan buhranlı genç...
Ölümü bekliyor...
Ölmeye yatıyor...
Ölümü planlıyor...
28 yaşındaydı...
Yaşamaktan yorulmuş...
Herkes sorumlu ölümünden...
Sen de sorumlusun...
Ben de...
Tutunamayan herkesten, herkes sorumlu...
Biraz ilgi...
Biraz şefkat...
Biraz merhamet...
Biraz sevgi...
....................
Turgut Özben :
Unutamayan...
Ve tutunamayan...
Unutulmayı ölümden beter sayan...
Eski bir albümün soluk resmi...
Selim’in ölerek yalnız bıraktığı Turgut...
“ Beni de al Selim.” diye sızlıyor içi...
“Ölmekle bana haksızlık ettin.”

Kimdir TUTUNAMAYANLAR?
Kaybedenler...
Kazanıp yine kaybedenler...
Kazanmaya çalışırken hırpalananlar...
Anlaşılmayanlar...
.................
Bu kitap:
Mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır...
Sevilmek ve özlenmek için yaygara koparan küçük bir çocuğun küsüp oyundan çıkmasının romanıdır...
Hepimizin içinde bir “tutunamayan” var...
Trajediyi ve mizahı iç içe kullanan bu dahi Oğuz Atay 70’li yıllarda milenyum çağının buhranlarını postmodernin zirvesinde insan ruhunun mahzenlerine hapsediyor. Varoluşçuluğu nabızlarda hissetmek mümkün...
Bilinç akışına can ve ses veren Olric Türk edebiyatının sevimli hayali kahramanı...
...............,.,
Bu kitap:
Bir intiharın değil tutunamayanların katillerinin arandığı bir CİNAYET romanıdır...
Katil kim?
Aynaya bakalım ...
Giderek yalnızlaşıyoruz...
Yalnız...
Çaresiz...
Ve umutsuz...
Ve dayanaksız...
Aldatılarak...
Yoksun...
TUTUNAMADAN...
724 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
DİKKAT BOL MİKTARDA –HUZURKAÇIRAN-GÖZYORAN-SİNİRBOZAN- İÇERİR

Tutunamayanların,unutulanarın,kenara itilenlerin,üzerine basılanların,takdir edilmeyenlerin,paranın değerini bilmeyenlerin,vaktinde yatıp vaktinde kalkmayanların,eşini dostunu satmayanların,prim için doğruya yalan katmayanların romanıdır bu.Yetişemeyenlerin,yetinemeyenlerin,kendine yetmeyenlerin..Yarım kalanların,yarıda bırakılanların romanıdır bu..Bu yüzden en çok yarım yarım bırakılan romandır..Mısra:2016

Bozuk bir sokak lambası..Gündüz yanan,kimsenin farketmediği Selim bir Işık..Farkedilmeyen,fotoğrafların kenarında,hayatın dışına çıkan Selim Işık..Herkes oradayken orada olmayan,tutunacak tek dalı olmayan..ÖzTürkçe’yle diline biber sürülen,kafasında bitler aranan,tırnaklarına sanki uzamışçasına cetvel(ölçtürgeç)le vurulan..Borç aldığı değil,borç verdiği insanların yanından geçmeye utanan Selim..Kadınların yanında efendiliğinden,çekingenliğinden tedirgin davranan bu yüzden sevdiğini bile karakteriz karakterlere kaptıran Selim..Çekici olup itici zannedilen,zeki olup aptal zannedilen,bu duruma inandırılan,inanmak zorunda bırakılan,ölmek zorunda bırakılan Selim..

O Selim ki “Sokak Çocuğu” şiirindeki gibi “uçurtması gökyüzünde asılı kalan,bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran”…O Selim ki Don Kişot misali dünyaya iyilik getirmek isterken,rezil edilen,herkese iyilik etmek isterken kendine tek iyiliği dahi dokunmadan,intiharın omuzlarında çitelenen onuruyla dünyayı terkeden.O Selim ki dünyanın yükünü taşırken kendi yükünün altında can verip,Selim gibilere canından can alarak can veren..Ahh Selim sana nasıl kıydılar..

Ya sen Turgut Özben? Sen ki dostların en vefalısı,en güzeli..Nazım’ın şiirde dediği gibi herkes 20. Asırda 3-5 gün ölüm acısı yaşarken,ızdırapla bahtsız bir bedeviymişçesine bölgesiz diyarlara,gölgesiz bir Işık uğruna kendini vurmadın mı? Sen ki ÖzBen’liğine bir ışık tutmak uğruna nice karanlıklarda asılı kalmadın mı? Hadi Selim’i öldükten sonra sevdik,sen neden kayboldun Selimi ararken çıkıp gittin.Bak biz hala Selim’i arıyoruz,okuduğumuz her kitapta..Biz belki Selim ölmemiştir,Oğuz Atay bir sürpriz yapar diye beklerken,adını “Oğuz Atay Destanı” koyacakken şimdi de sen kayboldun..Biz ne yapalım şimdi? Bak eğer sadece kaybolmakla,saklanmakla kaldıysan eğer ölmediysen gel beraber arayalım Selimi..Bir Selim daha yok ama Selim gibiler var..Bir çok Disconnectted Erectus var.Gel yeni bir İktidarsızlık kuralım.Gel güçsüzlerin gücü,sessizlerin çığlığı olalım..Gel seninle Selim’le yazamadığın olmayan kitapların önsözleri gibi 1000kitap’ta incelemeler yapalım.Gel seninle “Metin” denen hergeleye bir kez daha hesap soralım.Olmasa ağzını burnunu kıralım.Oğuz Atay seni başka bir romanda tekrar ortaya çıkacak dediydi Uğur Hocam ama Oğuz Atay’a güvenme,oyun oynayıp ızdırap çektirir sana.Seni de bir gün öldürecek nasılsa gel de paylaşalım ızdırabını..Olriç de perişan olmuştur şimdi.Karını hiç saymıyorum bile…
Seni unuttum sanma Oğuz Atay! Madem bu kadar sevdirecektin neden en başta öldürdün Selim’i? Madem öldürdün neden bu kadar sevdirdin? Hadi sevdirdin Selim’i peki ya Turgut Reyize sırra kadem bastırmana ne demeli? Hani sen sayfa 199’da Allah’a neden diye yakarıyordun,isyan ediyordun Selim konusunda.Peki sen neden Turgut ve Selim’in canını esirgeyip Metin gibi değersiz birine can bağışladın.Oysa bu yaşama dürtüsünü sayfabilmemkaçtaki kerhanedeki Turgut'un dalga geçtiği kadından bile esirgemedin.Tabi ya..Aslında Selim sensin.Turgut da sensin..Onlar gibi yaşamayanlar,onları anlatamazlar.Kafka böcek gibi hissetmese kendini yazabilir miydi Dönüşüm’ü?Bunu herkes biliyor.Oyunlarla Yaşayanlar’dansın.Ama en Tehlikeli Oyunları neden bize oynuyorsun? Neden “Selim ölmedi aslında bu en baştan planlanmıştı,bu Selim’in bir sosyal deneyiydi” demedin kitabın sonunda?Selim öyle bir şey yapmaz diyeceksin.Evet sen benden iyi tanıyorsun.Sanma ki sana kızgınım ya da nefret doluyum.Sadece öfkeliyim.Öfke sevgiden gelir bilirsin.Bak seni taklit edip çocukluktaki gibi seni kızdırmaya çalışıyorum ama kızmıyorsun.Çünkü sen oyunları benden çok seviyorsun.Bunun için o kadar sayfa maç anlattın bize,bunun için 50 sayfa boyunca tek nokta koymadan bağlaçları harç yapıp kelimelerin tuğlalarından evler yaptın bize.Bunun içindir ki intiharın psikopatolojisini kahgüldürüp kah ağlatarak anlattın bize.Bari sen gelde intiharın(özöldürüm) kendisini intihar ettirelim.Gel bu oyunu icad edelim diğer Selimgiller kurtulsun.Ama bilirsin ne kadar çocuk varsa o kadar oyun vardır diyorlar.Belki mahşerde cennettekilerle yasakmeyveyedirmece oyunu oynarız.O oyun milyar yol önce oynandı diyorsan yeni bir şeyler icat ederiz.Ya da Turgut gibi birer Olriç de biz bulur okey oynarız en kötü.Gelki biz sansüre uğrarız Olriç koydurmazlar bizimkinin adını,Hırvatçaya benziyor.Zaten hepimizin bir Olriçi var kütüğe kaydolmayan,kimliksiz dolaşan.İsimleri belki farklıdır ama Olriçgillerdendir.Kaçak yaşarlar,antidepresanlar,akinetonlar,nörodollar,psikologlar,psikiyatristler en büyük düşmanlarıdır.Gel meydan okuyalım psikolojiye(ruhbilim)oğuz baba.Deliliği doktrin yapalım,cogito virüsünü yayalım tüm dünyaya..Neyse sen gelemiyorsun elbet biz gelecez yanına sakın 40 yaşında olacam diye oyun oynamam sanma..Turgut Selim’i aramaktan vazgeçti diye ben de seni aramaktan vazgeçerim sanma.Cehennemde de olsan zebanilere çaktırmadan sobelerim seni..Oğuz Baba..Dünydan mısra 2016’dan,insanların oyun alanı yapıldığı,tüm oyunların insanların üstünde oynandığı,batdünyabat dünyadan selamlar..Nur içinde yat üstad..
724 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Tutunamayanlar da burada tanıdığım ve okumaya heveslendiğim kitaplardan biri. Hayata 'tutunanlar' ve 'tutunamayanlar' diye ikiye ayırmış insanları. Öz benliğiyle konuşarak kişiliğini gösteren, başka bir deyişle içinde kendisini arayanlara ilham olacağını düşündüğüm çok hoş bir eser. Yapılan övgülerin hakkını sonuna kadar veriyor.
Keyifli okumalar dilerim.
724 syf.
·61 günde·Puan vermedi
''Oğuz Atay bir söyleşide bu kitabında insanın bizatihi ta kendisini anlattım demiş...Birçok yazardan anlatım tekniği bakımından ayrıştığının altını kırmızı kalemle çizmek ister gibi...O birçok yazar kendi belirlediği sularda yüzdürür "insan"ı. Atay bunu beceremediğini yine şu sözlerle anlatır."Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok."derken Tutunamayanlar'la Türk romancılığında yeni bir çağın başladığını muştular.'' /alıntı/

Bazı insanlar, hayata dair kuralları maddelerini yazarlar, yazmayı yetinemeyip o maddeleri mutlaka hayata geçirmeye çalışırlar. Sonra herkes gibi yaşamayı çalışırlar ve yapamayıp tıkandıklarını hissederler … ve o maddeler başkalarına kalır; Selim’den Turgut’a kaldığı gibi. Babadan oğula geçiyormuş gibi değil, onlar birbirinin kopyasıdır diye.
Selim’in intiharı üzerinde zaman geçiyor ve arkadaşı Turgut, onu intihara hangi sebepler sürüklemiş diye araştırmaya başlıyor. Selim’den duyduğu ama hiç tanımadığı arkadaşları ile buluşuyor. Onunla ilgili hiç bilmediği detayları öğreniyor. Turgut, Selim’i zamanında iyi tanımadığı ve en önemli anda yardımcı olamadığı için kendini suçluyor. Selim, dünyaya kafa tutmuş, ama karşı koymaya gücü yetememiş. Turgut, Selim’den kalanları toplarken, kendisinin de Selim’den farklı olmadığını anlıyor.

Kitabın başkahramanı bence Selim. Hayatta olmadığı halde bile, Turgut'un hatıralar ve araştırmalardan oluşan anlatımından hep Selim çıkıyor. Kitabın sonunda, Selim kendisi bize, okurlara, takdim ediyor ve sadece arkadaşlarının onunla ilgili düşündükleri değil, direkt kendisinden onun tam portresinin son noktası ile tamamlıyor. Selim’in günlüklerini Turgut'un okuma fırsatı çok sonradan doğuyor ve o zamana kadar diğer ‘’tanıkların ifadelerini’’alıyor. Selim’in arkadaşları da tutunamayanlar… boşuna dememişler bana arkadaşını söyle…

Ve Olriç. Hepimizin bir Olriç’i vardır…

Okuduğum kitaplardan hiç birine benzemiyor Tutunamayanlar. Farklı. Güzel mi? Evet veya hayır diyemiyorum, kitabın başka kimyası var. Çevremdekilere çok daha dikkatli bakabiliyorum artık ve yanımda ‘’onlardan’’ var olduğunu görebiliyorum. Hayat boyu acı çekmeye mahkum olan tutunamayanlar, onlar olmazsa bize ‘’bat dünya bat’’ demek kalıyor.
724 syf.
·1 günde·10/10
" Biraz karamsar, biraz acı, çokça güldürücü... aydıncı bir tahlil işte."

" Bir Oğuz Atay romanı daha bir güzel okuma serüveni nerden başlasam nasıl anlatsam. Kitabın ağır olduğunu söyleyen birçok arkadaşlarımız vardı. Evet kitabın konusu birçok yerlerde ağırdı. Bir yerden sonra insan her konuyu anlaya, anlaya okuyunca, anlıyormuş banada aynısı oldu. Çoğu arkadaşlar Tutunamayanlar kitabını yarıda bırakmış, ben okuduğum hiçbir kitabı yarıda bırakmadım. Hele ki bu bir hayran olduğum Oğuz Atay'sa gözümü kırpmadan okurum. Baş rolde Selim, ve Turgut Özben var. Selim ve Turgut birbirlerini çok seven iki dost Selim Işık Tugut Özben kitabı okumalısınız. Selim'i Turgut Özben'i tanımalısınız. Selim'in intiharı Turgut Özben'i akıl almaz bir hale sokar Selim'in yokluğuna alışmak onu sarsıtır. Her konuşmasında her kelimeleri haykırdığında Selim, Selim diye tuturur. Ölmezsin diyorlar bu da geçer. Geçmez canım Selim geçmez kelime ve yalnızlık hayatın tadı tuzu kucaklamak isterdi ölümü ve sonsuzu. Selim'in günlük defterini okur, biraz içini rahatlatırdı. Sevgisiz hayat çöl gelir bize. Kitabın her sayfasında insan ayrı bir hüzüne kapılıyor. Ah rahmetli; Ne kadar haklıydın, kimse kimseyi dinlemiyor dediğin zamanlar..."

" Turgut Özben yalnız başına kaldığında Selim'le konuşuyormuş gibi yapardı. Neredesin canım Selim nerdesin odanın içinde kendini ve sesini dinlerdi. Olmadık bir zamanda Olric çıkıyor meydana kitabın sonuna doğru giderken Turgut Özben'nin Olric'le olan diyaloğu çok hoşuma gitti, sürekli Turgut Özben'nin Olric'e sorular sorması Olric'in cevap vermesi mesela şu sorusu. Günahlarımın ağırlığına dayanamıyorum Olric. Her cümlesi her konuşması insanın içinde anlamlı sorular yerleştiriyor. İmkanımız olsada Oğuz Atay'ın parmak uçlarından öpebilsek öyle bir imkan olsa ilk ben sıradayım. Bize bu kitabı yazdığın için size milyonlarca kez teşekkür ederdim. Kitabı tavsiye ediyorum. Okuyun, ilk başlarda sıkılırsanız sakın yarıda bırakmayın okuyanlara keyifli okumalar diliyorum."
724 syf.
"Tutunamayanlar" Ablamın tavsiyesi üzerine okudum. Ve iyi ki de okudum.

Tutunamayanlar hayata tutunamayanların romanı. İlk başlara kitabı okurken insana biraz ağır(sadece biraz) ağır gelebiliyor. Ya da başka bir deyişle; ilk başlarda kitaba tutunamıyor insan. İlk 80-90 sayfasına gelince kitabı yarım bırakmayı düşündüm. Kitabı okuyarak anlam vermeye çalıştım ve sonra kitabı yarım bırakma düşüncesini aklımdan çıkardım.

Turgut Özben ve Selim Işık
Turgut'un 18 yaşından beri Selim'i tanıması.. ve takii Selim'in 27 yaşında kendini intihar etmesi. Turgut'un Selim'le olan unutulmaz dostluğu. Selim'in öldüğü halde Turgut'un ona dair her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmek istemesi.. ve onunla geçirdiği günleri tekrar tekrar hatırlatmak istemesi. Turgut'un hayali karakteri Olric'le olan diyalogları. Selim'in bazı günlerde günlük yazması. Ve hayata, insanlara tutunamadığını...
Duygularını o kadar güzel kağıda dökmüş ki okurken günlükleri hiç bitmesin istedim.
Kitap oratalara doğru; olaylar o kadar çok çabuk gelişiyor ki insan sonlara doğru nasıl geldiğine anlam veremiyor. Hiç bitmesini istemediğim bir kitaptı.

Ve Büyük Üstad Oğuz Atay..
Yazarın okuduğum 3. kitabı oldu. Diğer kitaplarını da elbet okuyacağım.
Edebiyat'ın en büyük yazarı; böylesi güzel bir kitap için sonsuz teşekkürler.

"Tutunamayanlar" okuyun! Ama tutunanlara okutmayın.
-"Nedenmiş Efendimiz?"
-"Bizi anlamazlar Olric. Gülüp geçerler."

Bu kitap Turgut Özben, Selim Işık... gibi hayata tutunamayanlara tavsiyemdir. Keyifli okumalar.
724 syf.
·Beğendi·10/10
Yirmi üçlü yaşlarda ilk kez Oğuz ATAY ile tanıştım TUTUNAMAYANLAR vesilesi ile.Yazarın fikir zenginliğine hayran oldum TUTUNAMAYANLAR etkisi ile. Daha sonra ise tüm kitaplarını hevesle bitirdim.Şu an ise yaşım 30 ve TUTUNAMAYANLAR kitabını ikinci kez okuyup bitirme mutluluğunu yaşıyorum.


A.HAMDİ TANPINAR ve OĞUZ ATAY gönlümde yeri ayrı iki büyük Türk yazarıdır.TANPINAR ile yirmili yaşlarda HUZUR ile tanışmıştım,HUZUR yazara hayran olmama ilk adımdı,daha sonra ise yazarın diğer önemli eserlerinin tümünü okudum heyecanla.HUZUR kitabını ise İKİNCİ KEZ okudum hemen arkasından ise TUTUNAMAYANLAR'I ikinci kez okudum,hayran olduğum iki büyük yazarın iki büyük eserini arka arkaya okumanın hazzını size kelimeler ile anlatmam mümkün değil !



Bundan sonra SPOİLER içermeye başlar !


Başlangıçta yavaş yavaş Turgut ÖZBEN'İ ve Selim IŞIK'I tanımaya başlarız,Turgut'u anıları, Turgut'un Selim'in hayali ile konuşması 'başlangıçta OLRİC(Turgut'un iç sesi ) yoktu ' Turgut'un şahsi yaşamı ... gibi şeylerden bahis eden yazar ısınma turuna başlar TUTUNAMAYANLAR dünyasına giriş için.



ŞARKILAR bölümü ise TUTUNAMAYANLAR dünyasını anlamak için mükemmel bir başlangıçtır.ŞARKILAR ve şarkıların açıklamaları kısımlarında SELİM IŞIK'IN çoçukluğuna ineriz.Çoçukluk tüm psikologların dediği gibi bireyin yaşamına açılan gizemli ve derin bir kapıdır.Her çocuk gibi SELİM IŞIK'TA saflıkla dünyaya mana vermeye çalıştı,masum gözlerle gözlemledi dış dünyayı.Ama her çoçuğun saflığını yıkan DIŞ DÜNYA karşına çıktı.Ailedeki ahlak baskısı 'özellikle cinsellik ',gelenek görenekler...okullardaki dini ve militarist eğitim...

SONUÇ:Çocukların saflıklarını ve masumiyetlerini yitirmeleri , onların kendi özbenliklerinin törpülenmesi ,TOPLUM NE DER-TOPLUMA UY-NORMAL OL(nedense ANORMAL olmak zihinsel gelişkinlik açısından yani sürüden ayrılmak takdir görecek bir zihin faaliyeti ise de yöneticelerin aylak adamlardan korkup onları da sisteme entegre etme çabası ya da uyumsuzların sistem makinasınca ezilmesi... ) baskısı altında PERSONALARA(MASKELERE ) bürünmesi...
Çocukların ,yaşama tutunmak için yetişkinliğe geçiş için toplum tarafından istenen en önemli husus olan;onların aşırı sosyalleşip kendi öz benliklerinin getirdiği içtenlik ve samimiyetlerini yitirip rol yapmayı öğrenmesi,duygularını gizlemeyi öğrenmesi,maske takmayı öğrenmesi,kısaca yaşamaya tutunmayı öğrenmesi bu yüzden gerçek kişilğin toplumsal ilişkilerde törpülenmesi...İşte SELİM IŞIK ve onun gibi TUTUNAMAYANLARIN çocukluğuna ve ilk gençlik eğitimine derinlemesine analiz...



Bireylerde ya içe dönüklük baskındır ya da dışa dönüklük.Ya düşünen ve sürüye-sisteme (benzer anlamda kullandım ) direnenler vardır ya da sürüye-sisteme ya çıkar için uymuş gibi gözükenler ile ya da sürüyü bilmeyerek kayıtsız şartsız takip eden MANKURTLAR vardır.TUTUNMAYANLAR ise içe dönüktür,aylaktır,sisteme karşı çıkarlar ama sistem tarafından hem dışlanırlar hem de sistemden büyük baskı görürler.İşte Tutunamayanlardan sadece biri olan SELİM IŞIK karakterini anlamak için çocukluğunda yapılan toplum tarafından gelen hücumları ve çocuk masumiyetinin yıkılışı ile dış dünyanın acımasızlığını ilk kez çocuk iken fark etmesini şarkılar ve onun açıklamaları kısmı ile anlamaya başlarız.



ŞARKILAR ve onun açıklamaları kısmı aslında kitabın mesajlarını belli eder,alt metinleri anlayan kitap kurtları bu bölümün manasını hemen fark eder.Bu kısımlarda en çok dikkatimi çeken ise siyasi göndermeler oldu.Kimileri Oğuz ATAY'I bu konuda acımasızca eleştirdi,yaşadığı siyasi-sosyal dönemi anlatmadı diye.Bu eleştirileri yapanlar kitabı anlamamış ne yazık ki ! TUTUNAMAYANLAR aynı zamanda güçlü bir siyasi bir romandır ,yazar,siyasi eleştirilerini sürrealist ve simgesel bir tutumla ve hicivle yazmıştır.Yanlış batılılışmadan,modernizm eksikliğinden , devletin totaliter yapısından sisteme karşıtların yok edilmesine ,Marshall yardımlarının getirdiği tembellikten,dilde sadeleşme çabalarına ve dönemin sosyal meselelerine kadar geniş bir perspektifte bir gözlemle inceleyerek dönemin sosyal yapısına gönderme yapar yazar.


İkinci bölümde ise TURGUT ÖZBEN'İN bir tutunamayan olmasına rağmen tutunma çabası,bireyselleşme ve sosyalleşme arasında çatışma (yazar karakterinin soyadından da anlaşılacağı bu karakterin seçimini belirlemiş ! ) yavaş yavaş hissedilmeye başlar.Aynı zamanda bu bölümde Selim IŞIK'I anlamamış tutunan arkadaş çevresi ve onların Selim hakkında düşüncelerine şahit oluruz.Turgut ise Selim'i yakınları ile Selim adına onlarla hesaplaşıp yüzleşmeye başlar.Bu kısımda önemli bir unsur ise devlet dairelerine-devlet memurlarına-bürokrasiye yapılan göndermeler dikkat çeker.(NE YAŞAR NE YAŞAMAZ-AZİZ NESİN'İN ölümsüz eserini bana anımsattı devlet dairesinde geçen bu kısımlar )

Üçüncü bölümde ise Selim'in aşkı Günseli'nin açıklamalarını dinleriz,birde onun gözünden anlamaya çalışırız Selim Işık'ı.Bu bölümde yazarın roman tekniğinde yaptığı bir yenilik dikkatimi en çok çeken şey oldu.İlki yazarın belli kısmlarda paragrafsız ve noktasız yazımı diğeri ise birbirinden bağımsız birden çok olayı iç içe bağlaması dikkat çekiyor.

Dördüncü bölümde Selim'in günlükleri ve Turgut'un tutunmak isteğinden cayıp Selim gibi bir tutunamayan olma yoluna girmesi hemen göze çarpar.Selim'i kendi ağzında dinlemek(günlüklerinden ) eseri sadeleştirmiş.Zor eserleri okumayan kişiler bile Selim'in yazdığı günlüklerden Selim ve onun gibi tutunamayanları net bir şekilde kavrayabilir.Turgut ise soyadı ÖZBEN gibi tutunanlar dünyasını elinin tersi ile bir kenara itip kendi iç benliğine yolculuğa başlar.

DİPNOT:Hz İsa (A.S) ise tekrar diriliş,yeniden dünyaya geliş,tutunan dünyası ile hesaplaşma,tutunamayanların dünyayı hakimiyetine alması yani kendi tutunamayan krallığını kurması,kısaca tutunamayanların dünya ile hesaplaşma yolunda istekleri,hayalleri,arzuları...temsil edilir.


BİZE YAŞAMAYI ÖĞRETMEDİLER ! Bu cümle Tutunamaynlar dünyasını anlamak için en önemli anahtardır.


TUTUNAMAYANLAR kimdir ?
-Öncelikle düşünen bireyler,aylak adamlardır.
-Sistemi iyi analiz eden ve sistemdeki yapmacık kurguların üst sınıflara hizmet için birer mekanizmadan ibaret olduğunu fark edenler...
-Sistemin bozukluğuna isyan edenler,topluma yabancılaşanlar,toplum tarafından dışlananlar..
-Kendi iç kulelerine gönüllü(kendi isteği ile ) ve gönülsüz (sistemi yönetenler zoru ile ) olarak hapis yaşamaya mahkum edilmişler...
-Günlük yaşantımıza üçüncü bir gözle bakanlar,yaşadığımız hayatın saçmalıktan ibaret olduğunu fark edenler,burjuva yaşamının özenti bir ahmaklık olduğunu fark edenler...
-Varoluş arayışında olanlar,kendi kendinin iç benliği ile hesaplaşanlar...
-Bir yanda kendi iç saflığı diğer yanda topluma uy baskısı altında yaşayanlar,bu çatışma baskısını kaldıramayanlar...
-Anlaşılmak isteyenler,anlaşılmamaktan şikayet edenler...
-Saflık,masumiyet ve içtenliğini kısaca bireyin özünü savunanlar,sosyalleşip personalara bürünen tutunan dünyasından nefret edenler...
-Tutunan dünyasının küçük hesaplarını,maddi çıkar dertlerini,çıkar uğruna takındığı sahte yüzlerini eleştirenler.
-....

Tutunan dünyası ise tutunamayanları anlayacak kapasiteye sahip olmadığı için tutunamayanları anlamadı onları küçümsedi onlara budala dedi.Ama Dostoyevski'nin BUDALA kitabındaki değindiği gibi asıl budala asıl tutunanlardır.Tutunanlar dünyası rol yapmaktan kendi benliklerini yitidiklerini ve birey olmaktan çıktıkları için manevi olarak tutunamayan dünyasını anlayacak seviyede değildir,bir tutunamayan olmadan bunu idrak etmeleri ise mümkün değildir.

Sistemi yönetenler ise tutunamayanlardan daima çekinmiştir tutunamayan zihinlerin ileri görüşlülüğünden devrimsel fikirlerinden korkmuşlardır,işte bu yüzden onları tasfiye etmeye çalışmıştır,ya zorla tutunan yapmak istemişler(okullardaki eğitim-sistemin işleyişi) ya da onları korkutarak (adalet mekanizması her zaman her yerde tutunan dünyasına çalışır istese de istemese de ) ya da onları maddesel açıdan fakir bırakmak istediler.(Ekonomi-sanayi-ticaret kısaca para(sermaye) tutunan dünyasının emrindedir. )



SONUÇ:Ya aşırı sosyalleşip-topluma uyup personalara bürünmek ya da şahsi iç saflığını sonuna kadar muhafaza edip topluma yabancılaşma ve toplum tarafından dışlanma ve bu çatışmanın yükünü kaldıramayanlar için kaçınılmaz olan intihar eylemi...




TUTUNAMAYANLAR kitabını anlamak için ya da onunla birlikte okunulursa yazarın fikirlerinin derinliğine inebilmek için TUTUNAMAYANLAR ile benzer bulduğum kitaplar:

1. Kitapta gönderme yapılan Çocukların saflıklarını daha iyi kavrayabilmek için:
KÜÇÜK PRENS ve DEMİAN

Küçük Prens ve Demian romanlarını okuyun.




2.Selim ve Turgut gibi tutunamayanları anlamak için onların gençliğine ışık tutmak için:

DÖNÜŞÜM(Gregor Samsa ),HUZUR(Mümtaz),İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN(Ömer ) kitaplarındaki parantez içindeki karakterlere dikkat edin.



Dönüşüm

Huzur

İçimizdeki Şeytan





3.Tutunamayanlar'ın varoluş sorgulamasınını irdeleyebilmek için özellikle Selim'e zaman zaman gelen sıkıntı ve o ya da onlar dediği şeyin ne olduğunu anlamak için:

BULANTI

Bulantı kitabını okuyun.





4.Tutunamayanlar'ın kendi kendilerini iç kulelerine hapsetmesi,kendi yeraltılarında yaşamalarını daha iyi kavrayabilmek için:

UYUYAN ADAM
YERALTINDAN NOTLAR
KÖRLEŞME


Uyuyan Adam

Yeraltından Notlar

Körleşme




5.Tutunamayanların dış dünya ile hesaplaşma sevdasını,onların hayallerini anlamak ve kendilerinde bulamadıklarını sert mizacı hayalleri ile ifade ettiğini anlamak için:

ÖTEKİ

Öteki




6.Kendi iç benliğini dinleme ve topluma uyma baskısı ile gelen sosyal yüz arasında çatışmayı anlamlandıarabilmek için:

BOZKIRKURDU

Bozkırkurdu





7.BUDALA

Budala





http://1000kitap.com/hsaripolat hocamın tavsiyesi üzerinde ekledim,hocamın değerli görüşüne tamamen katılıyorum:


''Dostoyevski'nin Budala'sı da topluma yabancıdır ama bir o kadar da topluma dahil olmaya çalışır aynı Tutunamayanlar'daki Turgut veya Selim gibi. Yalnız bunu başaramaz, sonunda dahil olmaya çalıştığı toplum tarafından dışlanır ve dahil olma çabalarının budalaca olduğunu anlar. İki roman da benzerdir bu açıdan. Zaten Atay'ın en sevdiği iki yazardan biridir Dostoyevski. '' ( http://1000kitap.com/hsaripolat )




Yukarıda yazdığım kitaplar TUTUNAMAYANLAR ile birlikte okunursa daha anlamlı olacaktır !



DİPNOT:Bu sitede film tavsiye etmeme kararı almıştım ama dayanamadım bu anlamlı kitaba anlamlı filmler tavsiye etmeden olmazdı.





PERSONA:

#7966074


(bkz: Persona)






Yukarıdaki ileti okuyun aslında PERSONA başyapıtı TUTUNAMAYANLAR'I irdelemiş,filmi izlmeseniz bile iletinin tamamını dikkatle okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız.




Filmin linklieri ise:

http://www.imdb.com/...060827/?ref_=nv_sr_2

http://www.sinemalar.com/film/956/persona





THE FİRE WTİHİN:Tutunamayan bir karakterin acıklı sonu:

http://www.imdb.com/...058/?ref_=fn_al_tt_1

http://www.sinemalar.com/film/154090/le-feu-follet
Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."
Felsefe kitapları okumayı denedi. Bir süre sonra, iki kere ikinin dört olduğundan kuşkulanmaya başladığı için bıraktı.
''Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
1971
Sayfa sayısı:
663
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sinan Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar

Kitabı okuyanlar 13.372 okur

  • İhsan Yelboğa
  • Emine gezen
  • Mahmut EŞİT
  • Heval sterk

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları