·
Okunma
·
Beğeni
·
4.054
Gösterim
Adı:
Doğruyu Söylemek
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394527
Orijinal adı:
Fearless Speech
Çeviri:
Kerem Eksen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hayatının büyük bir bölümünü Batı'da "özne" kavramının hangi söylemsel ve pratik süreçlerle kurulduğunu araştırmaya vakfetmiş olan Michel Foucault, bu amaçla eserlerinde delilik, suça eğilimlilik, hastalık gibi kategorilerin özne oluşumunda ne gibi tarihsel ve toplumsal roller oynadığını araştırmıştır. Düşünür, Cinselliğin Tarihine yönelik olarak çalıştığı son yıllarında ilgisini modernite öncesi döneme yöneltmiş, Antik Yunan ve Latin metinlerine dönerek modern özne düşüncesinin izini sürmeye girişmiştir. Kendi deyişiyle bir "düşünce tarihçisi" olarak her zamanki titiz çalışmasını sürdüren Foucault, dur durak bilmeden söz konusu dönemlerde yazılmış metinleri incelemiş, bu metinlerde özne ve kendilikle ilgili hangi meselelerin ön plana çıktığını, hangi soruların zaman içinde gündemden düştüğünü ve hangi kavramsal çerçevelerin kurulup dağıldığını araştırmıştır.
(Arka Kapak'tan)
147 syf.
·2 günde
Foucault, hakikati söylemenin/ bilmenin, hakikati dile getirenlerin tespit edilmesi ve bunların hangi ayırt edici özelliklere göre belirleneceğini bilmenin bireysel ve sosyal açıdan ne derece önemli olduğunu karşılaştırıcı bir üslup ile ortaya koymaya çalışmıştır. Düşünce tarihi kavramına vurgu yapan Foucault, bu kavramı ideolojilerle kıyaslayarak gerçeğin ve hakikatin aslında ne olduğunu açıklamaya çalışıyor. Foucault hakikati söylemek üzerine verdiği bu derslerde bir problemi ele almaktan ziyade, problemin sorunsallaştırılması üzerinde durur. Ona göre bir şeyin sorun olarak görülüp görülmediği ile ilgili yaşanan süreçte ikilemler, sorunsallaştırmayı ortaya çıkarır. Parrhesia, bir sorunsallaştırma kavramı olarak karşımıza çıkar ve Türkçe’ye “doğruyu söylemek” şeklinde çevirisi yapılmıştır. Ancak bu çok doğru ve yeterli bir karşılık olmaz ya da bu kadar kolay olsaydı kavramları tanımlamak sayfalarca yazıp çizmeye ihtiyaç duyulmazdı. Zannımca bir diğer anlamı “aklından geçeni söyleme” olan, günümüze daha çok yakışan bir tanımlamadır. Ancak bu kimi zaman da boşboğazlığa kaçabilir ki bu da Parrhesia’nın istenmeyen bir durumudur.
Foucault çoğunluğun hemfikir olduğu hiçbir noktaya şüphe olmaksızın yaklaşmamıştır. Kim bilir hakikat belki de sadece azınlığındır. Peki aslında doğru olan şeyler mi söylenir yoksa doğru olduğuna inanılan şeyler mi dile getirilir? Foucault’a göre, doğru olan şey söylenir. Çünkü o şeyin gerçekte olmasından kaynaklı olarak o şeyin doğru olduğu bilinir. Yani inanç ve hakikat arasında bir örtüşme vardır. Tehlikeye rağmen söylem, Parrhesiasteslik’tir. Risk alabildiğinde ya da riske rağmen söylem geliştirdiğinde doğruyu söylemiş olursun. Bir kral köleye istediğini söyleyebilir, ancak bu parrhesia olmaz. Bu noktada merak ettiğim bir şey var; ya bu tehlikenin varlığına rağmen bir söylem geliştirildiğinde, bu daha büyük ve önemli söylemin gelecekte söylenme ihtimaline bir engel teşkil edecekse? Bu öngörüye rağmen risk almak parrhesiastesliği, o şey olmaktan çıkarmaz mı?
“Parrhesia’nın işlevi hakikatı ispat değil, eleştiri sunmaktır.” (syf.: 15)
Eleştirebilmek için bilmek gerekir, eğer başkası ya da bir şeyi eleştirmek üzere gerçeğin hakikatini bileceksek, bu bilmenin ne önemi kalır? Eğer eleştiren her zaman güçsüzse; bu bilmek gibi bir gücü yok saymak olmaz mı? Ya da bu ne tür bir güçsüzlüktür?
Yunan tragedyalarında Parrhesia’dan bahsedilirken kimi oyunda asilliğe, aile onuruna (Hippolytos) kimi yerde bir ahit ya da sözleşmeye (Bakkhalor) vurgu yapılır. İon oyununda ise, Apollun’un sessizliği üzerinden, insanın bilmeye karşı isteklerinin Tanrı’nın sessizliğine rağmen keşfedilmeyi beklediğine vurgu yapılmaktadır. Parrhesia hem akla ilk geleni söylemeyi hem de Atina vatandaşı olmayı gerektirir. Karakterin doğasında doğruyu söylemek varsa bile, anne Atinalı olmadığı için bu doğal hak kullanılamayacaktır. Bu hakkın herkese eşit bir şekilde verilmesi ne kadar doğrudur, tartışılır. Burada Parrhesia’nın sadece olumlu bir durum olarak görülüyor olması Parrhesia’nın aslında Demokrasi için de ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Demokrasinin olduğu yerde Parrhesia’nın olumlu ve eleştirel işlevinden bahsedilemez. Bu gerçek demokrasilerde de geçerli olan bir durum mudur? Sokrates, yoksullar kazandığında demokrasinin elde edileceğini savunurken, Platon bunun yönetime yanlış kararlar aldıracağı şeklindeki yorumuyla demokrasi üzerinde eleştirel bir yaklaşım sergiler.
Platon’un Parrhesia’sı cesarettendir; Sokrates’in ise, bilme, iyi niyet ve açık sözlülük şartları yerine getirildiğinde gerçekleşmiş olur. Sokrates’e göre soruna sebep olan sofistlerin kendini bilmezlikleri ve yanlış öğretileridir.
Son olarak çok fazla taşlanmış Diyojen’e çok yüzeysel bir şekilde bi’ bakalım. Diyojen tıpkı yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarımızı apaçık olarak karşıladığımız gibi cinsel arzularımız gibi diğer bazı temel ihtiyaçlarımızı da çekinmeden ulu orta bir biçimde yapabilmemiz gerektiğini söyler. Bunun neden doğru yanları olmasın ki? Aslında herkesin iyi bildiği isteklerimizi neden bastıralım ki ya da neden temel ihtiyaçlar şeklinde kategorize edilebilirken bunlar arasında bir kıyaslama olsun ki?
Foucault hakikatin kendisi ile değil, hakikati anlatan ya da eylemin kendisiyle ilgilenilmesi gerektiğini söylemiştir. Peki kim hakikati söyleyebilecek durumdadır, biz bunu görebilecek miyiz?
147 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bu kitap Michel Foucault'un 1983 yılında California Üniversitesi'nde verdiği bir dersin notlarından oluşturulmuştur. Dersin adı "Hakikat ve Söylem" olup seminerler şeklinde verilmiştir. Editörün verdiği bilgiye göre bu dersin kitaplaştırılmasında Foucault'un bir parmağı yoktur.

Kitap hakikati söylemenin, hakikati bilmenin, hakikati söyleyen insanların bulunmasının ve bu kişilerin nasıl ayırt edileceğinin bilinmesinin, insan ve toplum açısından önemini, mukayeseli bir üslup ile anlatıyor. Hakikati söylemek hangi durumlarda doğrudur ve insan kendine hakikati söyleyebilir mi? Pohpohçuların halka faydaları nelerdir ve neden bazı krallar onları sever, bazıları sevmez?

Gerçek ve hakikat arasındaki ilişki üzerinden, ideoloji ve düşünce tarihinin karşılaştırması yapılırken, Batı felsefesinin bir çok zenginliğinden de istifade ediliyor. Foucault için kısa ve öz ama bu konuya başlangıç için yeterli değil.
147 syf.
Doğruyu söylemek bir sorun mudur?
İnsan yalana veya kaçamak cevaplara neden gereksinim duyar?
Doğruyu söylemek ne anlama gelir?
Doğru dediğimiz şey neden risktir?
yalan neden doğru gibi anlatılır?

Bu sorular ekseninde Foucault, ''doğruyu söylemek'' eylemini felsefik, retorik ve siyasi alanda derinlemesine irdeliyor. Doğrunun geçirdiği dönüşüm ve doğrunun (artık yalan olmuştur) algısal evrimi sonunda ulaştığı başkalaşma etkisinin, insanın içine düştüğü başkalaşımla olan doğrudan ilişkisini ortaya koymakta.

Doğruyu söylemek eylemini parrhesia ile özdeşleştirir Foucault. Parrhesia, hakikati, gerçeği söylemek demektir en basit tanımıyla. Bunu gerçekleştiren kişi hiçbir söz sanatına, imaya, ironiye başvurmadan doğruca söyler hakikati. Foucault bu noktada açıksözlülük, özgür konuşma, hakikati söyleme konusundaki dürüstlük olarak yorumlar parrhesia'yı. Karşısındakini ikna çabası olmadığı için hem siyasi hem felsefi, hem de retorik açısında çok ama çok kullanışlı bir yapısı olduğunu ortaya koyar. Yani doğruyu söylemek en basitinden ''kral çıplak'' demek değildir sadece.


Aslında bu kitap tam anlamıyla Bilme İradesi kitabıyla paralel bir içeriğe sahip. Keza konuyu Antik yunan döneminden alarak doğruyu söylemek eyleminin felsefi araştırmasını yapan Foucault, Bilme iradesinde hristiyanlığın kullandığı bir yöntem olan itiraf taktiğini psikanalizin bir süre sonra insanın tabiatını açıklama yöntemi olarak kullanması arasında bağ oluşturarak doğruyu söylemek eyleminin yapıbozumsal incelemesini yapmış diyebilirim. Her ne kadar genel görüş orta çağ avrupası ile modern çağ avrupası arasında uçurum olduğunu kabul etse de Foucault, devletin ve sistem erklerinin denetlenebilir, kontrol edilebilir, sindirilebilir yol ve yöntemlerinin aynı şekilde devam ettirilmesi üzerinden rahibin itiraf yolunu psikanalizin bilinçaltı ve bilinçdışı alana inme yoluyla bir tutmakta...

Bu noktada doğruyu söylemek eylemi, ortaya çıkan öznenin kendini ahlaki olarak yeniden yaratmasının sözsel eylemliliği olarak karımıza çıktığından bu alandaki etki ve dönüşümler günümüz toplumlarının denetlenebilir, kontrol edilebilir, sindirilebilir yol ve yöntemleri hakkında teşhir edici bilgiler veriyor.

Foucault'yu okuyun, okutun...
147 syf.
·10 günde·9/10
Foucault'un okuduğum ikinci kitabı bu kitap. Sanki okurken bilip de beynimin gizli bölmesine kaldırdığım şeyleri hatırlatıyor. Hakikat ve gerçeğin özgül ilişkini sorunsalaştırarak inceleyen düşünür, Hakikat söyleme hakkı üzerinde durur. Hakikati kim nasıl nerede söyler gibi şeylerin cevabını arayan yazar aynı zamanda kısa bir Antik Yunan tanıtımı da yapar. Özellikle "parrhesia" (yani hakikati söylemek) kelimesinin evrimini incelediği bölüm muazzamdı.
En'el Hak diyen Hallac-ı Mansur ile harmanlayarak daha da haz alabiliriz.
Büyük Adama saygılar:)
136 syf.
·2 günde·Beğendi
Michel Foucault'un Doğruyu Söylemek olarak çevrilen eseri, Foucault'nun kitap olarak kaleme aldığı bir eser değildir. Ecole Normal okulunda ders verirken öğrencisinin kaleme aldığı ve sonrasında kitaplaştırılan bir eserdir. Foucault bu ders notlarını içeren eserinde temel bir problemi baştan sonuna kadar sürdürür. Aslında buna temel bir problem demekten öte, sorunsal olarak karşımızda duran ve Antik yunan dünyasındaki ilk varyantların ortaya çıkarılıp sorunsallastırilmasi olarak bakarsak daha sağlıklı olabilir. Bilindiği gibi Michel Foucault, bir sorunsallaştırma filozofudur. Yalnız bu sorunsallar ile sorunsallaştırma arasında temel bir fark vardır. Sorun olarak görülen ile sorun olarak görülmeyen arasındaki ikilikte sorunsallaştırma gerçeğini ortaya çıkaran ve buna bir sorunsal gözüyle bakan bir öznenin varlığını varsayar. Michel Foucault da bu sorunsal gibi görünmeyen temel bir sorunu sorunsallastiran değerli bir filozoftur. Onun asıl gayesi ortada olanı olan gibi ele alıp yargıya varmak yerine, sorunsallaştırma yoluyla sorunsalları açığa çıkarıp iliskilendirmektir. Yine bilindiği gibi Michel Foucault, iktidar üzerine yapıtlar yazmıştır ve bu ders notları da şüphesiz iktidar ilişkilerinden ırak değildir.

 Foucault, Doğruyu Söylemek eserinde ilk sorunsallaştırmayı yunanca olan "Parrhesias" kavramını ele almakla başlar. Bu kavram Türkçeye Doğruyu Söylemek olarak çevrilmiş. Şüphesiz Foucault bunu ele alirken çok daha kapsamlı biçimde ele alıp işler. Parrhesias, hakikati dile getiren olarak yani Parrhesiastes olarak hakikati dile getirir. Foucault'nun incelemesi ise bu Parrhesiastes'in hangi durumlarda ne gibi ilişkilerle açığa çıktığını ele alır. Antik yunan dünyasındaki filozoflardan, oyun yazarı Euripides'in Fenikeli Kadınlar, Ion, Yakaricilar, Bacchus eserini sorunsallastirip Parrhesias kavramını işler. Daha sonra Socrates-Platon çerçevesinde Doğruyu Söylemek fiilini konu edinir. Ta Helen dünyasının Kiniklerinden, Roma dünyasının Stoacı filozoflarına kadar bu kavramın nasıl işlev gördüğünü ve ne gibi değişimler geçirdiğini işleyip sorunsalı günümüze kadar taşımaya çalışır. Nitekim günümüz ile ilgili ilişki kurma konusunda bir çaba göstermez. Belki de bunların ders notu olarak tutulmasının etkisi dolayısıyladır.

Parrhesias'ı dile getiren Parrhesiastes, her şeyden önce özgürce doğruyu söylemek anlamını taşır. Belki de bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz Parrhesiastes'lerin varlığıdır. Konuşma özgürlüğünün bile olmadığı bir ülkede Yunan dünyasından ders çıkaracağımız önemli derslerin hatırlatılması belki de bir nebze olsun günümüzde önemli bir noktaya taşınır ve özgürce konuşmanın anlamı açığa çıkar.
147 syf.
·10/10
''O meşhur,İskender ile Diogenes arasındaki karşılaşma Prusalı (Bursalı) Dio Chrysostom söylevlerindeki felesi yaklaşımı''

Diogenes orda otururken kral çıkageldi ve onu selamladı,beriki ise onu bir aslanınki gibi korkunç bir bakışla yokladı ve ona biraz kenara çekilmesini söyledi;zira Diogenes o sırada güneşleniyordu.bunun üzerine İskender adamın cesurca davranmasına ve kendisini gördüğünde dehşete kapılmayarak soğukkanlılığını korumasına memun oldu. Zira cesur kişinin cesuru sevmesi bir anlamda doğaldır; oysa ödlekler cesurları süpheyle süzer ve düşmanları gibi görüp onlardan nefret ederlerken ,alçakları hoş karşılayıp severler.Bu nedenle birinci gruba göre hakikat ve açıksözlülük [parrhesia] dünyadaki en güzel şeyken ,diğer grub yaltaklanmayı ve düzenbazlığı yüceltir.İkinci gruptakiler girdikleri ilişkilerde karşısındakinin gönlünü hoş tutumaya çabalayanlara büyük bir istekle kulak verirlerken ,birinci gruptakiler hakikatı,önemseyenleri kaale alırlar.
147 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
-İlk not olarak şunu belirteyim, bu eseri Kerem Eksen çevirisiyle birlikte okudum, kendisi bugüne kadar okuduğum en iyi çevirilerden birine imza atmış ki başkası çevirse Foucault okumak oldukça zor olabilir-

İncelemeye geçeyim, Foucault'un bu eserinin 1983 yılında Berkeley Üniversitesi'nde 'Söylem ve Hakikat' adındaki altı dersinin kayıtlarından derlenmiş olduğunu belirteyim. Foucault bu derslerinde temel olarak 'parrhesia' sözcüğünden yola çıkıyor. Dilimize 'hakikati söylemek' olarak çevirsek de bu çevirinin kelimenin tam anlamı olduğunu söyleyemeyiz. -Zaten öyle olsa niye bir ders konusu olsun ki?- MÖ V. yüzyıl ile MS V. yüzyıllar arasında popüler olan bu kelime, zaman içinde de değişimlere uğramış ve Hristiyanlık'in daha geniş alana yayılmasıyla unutulup gitmiş. Foucault; Sokrates, Diogenes, Euripides, Kinizm, Sofizm gibi düşünürlerin ve düşünce akımlarının 'parrhesia'ya nasıl yaklaştıklarına bakarak bu kavramı da zihnimize sokuyor.
147 syf.
·Puan vermedi
“Sadece söylediklerinin doğru olmasına değil, konuştuğun kimsenin bu doğruya katlanabilecek olmasına dikkat et.”(Seneca, s.124)

“Platon şöyle der: Cehalet insanlar için kötü olan her şeyin kök saldığı, filizlendiği ve koparanların ağzına acı bir tat bırakan meyvelerin yetiştiği topraktır.”(s.57)
135 syf.
·43 günde·Beğendi·8/10
Foucault ile tanışmak için gayet uygun bir kitap. Ben de felsefe okumalarına ve en önemlisi Foucault okumalarına bu kitapla başladım. Doğruyu söylemek/hakikati söylemek eylemini eski Yunan tragedyalarından örneklerle açıklaması ufkumu açtı.
147 syf.
·Puan vermedi
Seminer notlarından derlenmiş bir kitap. Antik Yunan'daki Parrhesia (yalın dürüstlük) kavramı üstünde aydınlatıcı ve açıklayıcı bir şekilde durulmuş ki bu doğrular, dokuz köyden kovulmayı aşan türde daha ağır riskleri ve tehlikeleri de barındıran doğrular. Tartışma ânında parrhesia kullanma izni istemesi de parrhesiastası (sözünü sakınmadan konuşan kişiyi) doğrucu davutluktan ayıran bir özellik. Kelimenin gerçek anlamıyla kırmayı, kırılmayı sonuçladığı ölçüde yaklaşılan bir aşama gibi.
147 syf.
·Beğendi
Öncelikle bu kitap Foucault’nun kaleme aldığı bir yapıt değil. Bu metin, Foucault’nun 1983 sonbahar döneminde Berkeley’deki California Üniversitesi’nde verdiği dersin band kayıtlarından derlenmiş. Benim bu kitabı seçme nedenim ise ince olmasıydı. Foucault okumayı çok istediğim bir düşünürdü fakat okumamı daha başlardan almalı ve direkt içine girmemeliyim diye düşündüm. Bence doğru bir karar vermişim. Bir yazara daha hafif yapıtlardan başlamak iyi bir seçim.
Kitap hakkında size söyleyebileceklerim şu şekilde: “parrhesia” sözcüğüyle başlıyoruz hakikat meselesine. Sözcüğün 3 hali olmasının yanında yaygın kullanımı, açıksözlülük ve özgür konuşma anlamını taşıyor. Antik metinlerde olumlu anlamı yaygınlıkta kullanılmış olsa da önemli bir ayrıma gidiyor Foucault, “aklından geçeni söyleme” anlamına da gelen parrhesia sözcüğünün olumlu ve olumsuz anlamının birbirinden ayrılması gerekmektedir; bunlar boşboğazlılık ve hakikati söylemektir. Ve genellikle metinlerde bu ikinci anlam kullanılır. Zira parrhesiaya sahip olabilmek için de yurttaş olmak gerekmektedir. Bu bir haktır Antik Yunan’da. Fakat parrhesianın kullanıldığı yerler ve içerdiği anlamlar bunlarla sınırlı değildir; ödev, eleştri gibi anlamlar da içermektedir. Bu anlamları açıkladıktan sonra sözcüğün evrimine geçiyor Foucault ve biz bu şekilde antik yazarlar sayesinde çeşitli metinlerden parrhesianın, toplumsal değişimlerin de ışığında meydana gelen evrimini inceliyoruz.
Bu yapıt benim için Antik Yunan hakkındaki bilgilerimi pekiştirmeme, aralarına yenilerini eklememe olanak verdi. Ve gündelik hayatımızda kullandığımız, üstüne düşünmediğimiz “doğruyu söylemek” olgusu üzerine düşünmemi ve bir birikim elde etmemi sağladı.
147 syf.
·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir Kral, karşısındaki köleye kolaylıkla istediğini söyleyebilir. Bunun adı Doğruyu Söylemek değildir. Çünkü Kral, bu eyleminin sonunda herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya değildir. Doğruyu söylemek için önemli olan, kölenin kralının karşısında tehlikeleri göze alarak konuşmasıdır. Bakış açınızı değiştirecek bir eser.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğruyu Söylemek
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394527
Orijinal adı:
Fearless Speech
Çeviri:
Kerem Eksen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hayatının büyük bir bölümünü Batı'da "özne" kavramının hangi söylemsel ve pratik süreçlerle kurulduğunu araştırmaya vakfetmiş olan Michel Foucault, bu amaçla eserlerinde delilik, suça eğilimlilik, hastalık gibi kategorilerin özne oluşumunda ne gibi tarihsel ve toplumsal roller oynadığını araştırmıştır. Düşünür, Cinselliğin Tarihine yönelik olarak çalıştığı son yıllarında ilgisini modernite öncesi döneme yöneltmiş, Antik Yunan ve Latin metinlerine dönerek modern özne düşüncesinin izini sürmeye girişmiştir. Kendi deyişiyle bir "düşünce tarihçisi" olarak her zamanki titiz çalışmasını sürdüren Foucault, dur durak bilmeden söz konusu dönemlerde yazılmış metinleri incelemiş, bu metinlerde özne ve kendilikle ilgili hangi meselelerin ön plana çıktığını, hangi soruların zaman içinde gündemden düştüğünü ve hangi kavramsal çerçevelerin kurulup dağıldığını araştırmıştır.
(Arka Kapak'tan)

Kitabı okuyanlar 224 okur

  • Nobleking
  • Zilan
  • Beyza Demirdaş
  • Asterion
  • Seda kurt
  • Meursault
  • Şevk-i Şurude
  • Hayalperest
  • Honoré de Balzac
  • Aybek Canbek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.3
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.3
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44.2
Erkek
%55.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50.8 (33)
9
%18.5 (12)
8
%20 (13)
7
%6.2 (4)
6
%1.5 (1)
5
%1.5 (1)
4
%1.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0