1000Kitap Logosu
Mehmed
TAKİP ET
Mehmed
@Teodor_Kasab
''Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...bu hasret bizim...'' MED→KİLİKYA→TROYA...
Mad.Müh
Çanakkale
Adana
65 okur puanı
22 Şub 2017 tarihinde katıldı.
64
Kitap
64
İnceleme
14
Alıntı
4
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
152 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Klasik eserleri okuyup bitirdikten sonra eserin odak noktasına alınmış sorunların kendi yaşadığımız dönemin sorunları ile neredeyse benzediğini, yüzyıllar öncesinin kronikleşmiş sorunlarının günümüzde de devam ettiğini klasik severler dikkat edecektir. Eserde bir mesleğin nasıl yozlaştırıldığı, insan hayatının hiçe sayılarak nasıl da kişisel kazanca kurban edildiğini Molière dram-komedi oyunuyla gözler önüne seriyor.17 yy'da yaşanan bu çarpıklığın 21.yy'ı yaşadığımız şu dönemde had safhaya gelmiş olması gelecek günlerin insanlık tarihini hiç de hoş karşılamayacağına işaret belkide. Yönümüzü çağımıza çevirdiğimizde eserde geçen mesleğin yanı sıra diğer tüm alanlarda bulunan çarpıklığı aşağı yukarı birçoğumuz görmüş hatta bazılarımız iliklerine kadar hissetmiştir. Çağımızda artık herkesin normal karşıladığı bir durumu Argan'nın kardeşi Beralde somutlaştırmaya çalışıyor.''Nasıl oluyor da kendinizi bu hekim ,eczacı takıntısından bir türlü kurtaramıyor,insanlara ve doğaya rağmen hasta olmakta inat ediyorsun ?'' [S.90] Çağımıza dönecek olursak sağlığın 'ticaret'e teslim olduğu bir yerde Hekim-Hasta ilişkisinin Hasta-Müşteri olarak dönmesini gayet normal(!) buluyorum.(Hatta bu ülkede en tepeden biri yeni yapılan hastanelere gelecek hastalar için 'MÜŞTERİ'demişti :) ) Moliere'nin bu eserde eleştirilerin odak noktasına sistem çarpıklığı yerine daha çok meslek ahlakını (kişisel ahlak da diyebiliriz) koyduğunu görüyoruz. Eser bittikten sonra beynim bazı sorular ile meşgul olmaya başladı:) İnsan ahlakını sistem bozukluğu mu yaratır yoksa insanın kendisinde ortaya çıkan bir özelliği mi ? Moliere'nin taaa 1600'lerde yakındığı olaylar günümüzde zirve yapmaya doğru giderken sanki bu durumda sitemin kendisi -bir zincir misali- daha mı çok etkin ? Yoksa biz de mi fazla....İlginçtir Moliere kendi dönemindeki Hekim-Eczacılara nasıl kızdıysa durum kötüleşmesine rağmen israrla oyuna dahil olup oyun ilk zamanlarındaki bölümlerinde Argan sahnesini oynamak istemiş . Bu israrının bedelini de ödüyor yazar. Kaderin cilvesine bakın ki durumu iyice kötüye giden Moliere'ye yardım etmeyi hiçbir hekim kabul etmeyecektir. Eser konu itibarı ile Cehov'un '6.Koğuş'una çok benziyor. Yalnız 'Hastalık Hastası'nın '6.Koğuş'tan bazı farkları yok değil: Bunlardan birisi Moliere eserin odak noktasına kişileri alıp bürokrasi eleştirisini arka planda tutarken -diğer Rus yazarlar da olduğu gibi- Cehov'da eleştirilerinin odak noktasında kişilerden ziyade bürokrasi eleştirisi var. Cehov'un bu eserden bir diğer farkı bence eserin daha bir güzel olması :) Okumak isteyenler bitirdikten sonra '6.Koğuş'u da mutlaka okumalı ;) İyi Okumalar;
Hastalık Hastası
8.3/10
· 3.203 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
176 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
20.yy'ın en önemli sanat eleştirmenlerinden biridir. Önemli olması onun sadece okunmasından kaynaklanmıyor. Aslında bir Ressam olan John Berger'i okuyanların genel olarak görebileceği bir Ressamın yaptığı eleştirilerden çok sanatın her alanı için yapmaya çalıştığı eleştirilerdir okuyanın gözüne çarpacak olan. Yani eserlerini okurken sanat eleştirmenliği mesleğini sadece belli kalıpların içinde sıkıştırmayan ,okuyanda anlaşılmayacak bir etki bırakmayan bir yazardır John Berger. 'Görme Biçimleri' eserini okuyanlar John Berger'in salt sanat eleştirisinin aksine bir sanat eserinin sıradan bir insanın gözü ile dünyaya nasıl göründüğünü yazar çok güzel anlatmış. 'Bento'nun Eskiz Defteri' eserinde genel olarak önemli kişilerin portreleri üzerinden sanatın, hep bizim hem de portre sahibinin gözünden nasıl göründüğünü ''Spinoza''nın 'Ethica' eserinden çıkarımlar yaparak anlatmış yazar.Yazarın Spinoza'nın 'Eksiz Defteri'ni merak etmesindeki tek amaç Spinoza'nın yaptığı çizimler değil. ''Eksiz Defteri bulunsaydı eğer,pek öyle ahım şahım çizimlerle karşılaşacağımı düşünmedim hiç.Sadece yazdığı bazı notları ve bir filozof olarak şaşırtıcı önermeleri yeniden okumak,bir yandan da gözlemlediği şeylere onun gözüyle bakabilmek istiyordum.'' [Sayfa:13] Eserde gerek J.Berger'in gerekse Spinoza'nın not edilecek kalitede çıkarımları mevcut. ''Kısaca dediğim gibi,mükemmelden genel anlamda gerçekliği anlıyorum,yani şu ya da bu şekilde varolan ve etki eden herhangi bir varlığın özünü; ve onun mükemmelliğin yaşam süresiyle hiçbir bağlantısının olmadığını.Çünkü hiçbir bireye varoluşunu daha uzun sürdürdü diye daha mükemmel diyemezsiniz...''[Sayfa:98(Ethica eseri)]
Bento'nun Eskiz Defteri
Okuyacaklarıma Ekle
2
127 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Tolstoy'un varoluşsal sancı çekmesine sebep olan etmenleri görünce aynı sancılardan müzdarip olanların kitabı okuduktan sonra pek bir şeylerin değişmediğini görecek olmaları kendileri için pek şaşırtıcı olmayacaktır. Tolstoy'un kitapta söylediği üzere kendiyle yaşadığı çelişkinin temel sebebi sadece dinden kaynaklı değil.Yaşadığı çevrenin Rus toplumu ile baştan beri bir çelişki içinde olması yazarı kendine sorular sormasına itiyor.Eserin bazı bölümlerinde yazar hakikatı arama yolunda neden doğru yolu bulamadığını geçmişinden örnekler vererek açıklıyor. ''...Bir sanatçı olarak ben yazıp çiziyor ve insanları eğitiyordum.Ama ne öğrettiğimi ben de bilmiyordum ve bu işin karşılığında belli bir ücret alıyor,nefis yemekler yiyor,harika bir yerde kalıyor,muhteşem kadınlarla birlikte oluyor ve mükemmel bir camianın içinde yer alıyordum.Ünlü biriydim , bu da öğrettiklerimin doğru şeyler olduğunu gösteriyordu.''[S.15] Tolstoy geçmişinde -kendince- anlamsız bir yaşamdan örnekler sunarken sanatın-sanatçanın nasıl yozlaştığını gözler önüne seriyor. Bu yüzyıla bakınca durumun içler acısı halini anlatmamıza gerek yok sanırım. Tarihin en sonundan başlayıp günümüzü inceleyecek olursak bazı değerlerin insanlık için hiç değişmediğini görebiliriz. İnsanlar tarafından şekilden şekile sokulan din olgusu ile gelen gücün getirdiği yozlaşma Tolstoy'da ilk zamanlar dinden nefret etmesine sebep olmuş. Tarihi incelediğimizde egemen güçlerin dini, toplumu dizginlemede bir araç olarak nasıl kullandığını görebiliriz. Tolstoy'un dikkatini çeken; kilisenin inandığı din çizgisi ile dışarıda gördüğü fakir köylünün inandığı din aynı çizgide olmasın rağmen proleter dediğimiz halkın, inandığı dine uygun bir yaşam sürmüş olması. Tolstoy'un da asılında aradığı,sadece Hiristiyanlık dinine inanıp inanmamak değil hakikatı bulmayı umduğu dinin şatafatlı yaşam tarzından arınmış olması. ''Bizim çevremizdeki inananların bütün hayatları inançlarıyla bir çelişki içerisindeyken, işçi-halktan inananların bütün hayatları inançlarının kendilerine verdiği o var oluşun anlamının bir doğrulamasıydı. Ben de bu insanların yaşamlarını ve inançlarını daha derinlemesine araştırmaya başladım; bu konu üzerinde ne kadar düşündüysem, bu insanların kendileri için zorunluluk olan, tek başına hayatlarına bir anlam veren ve yaşamı onlar için olanaklı kılan gerçek bir inançları olduğuna o kadar ikna oldum''[S.86] Yaşamının büyük çoğunluğunu hakikatı aramakla geçiren,inanç kavramını körü körüne inanmaktan öteye götüren Tolstoy'un tren istasyonunda sefil bir halde hayata gözlerini yumması belki de kendisi için en huzurlu ölüm olsa gerek... ''Hakikat hayatın anlamsız olduğuydu''/Tolstoy ~İyi Okumalar~
İtiraflarım
8.4/10
· 14,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4
218 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Sartre'nin 'Duvar' eserinde 5 farklı hikayeyi incelediğimizde hikayenin tepe noktasında duran kişi(ler)in toplum içinde ayrık otu gibi duran, zamanın akışına pek aldırmayan hatta bazı durumlarda olağan cinsel özellikleri konusunda sıkıntılar yaşan bireylerden oluştuğunu farketmişizdir. Genel olarak Sartre'nin bu kişilerinden dolayı kendisine (özelinde bu eserde) ''varoluş temalı eser''eser deyip geçmek ''Duvar''da anlatmak istediklerine biraz haksızlık olur kanımca. Bölümler içinde en çok hoşuma giden 'Duvar' bölümü. Bazı seçimlerimizin yaşamımıza yansıması farklı olabiliyor. Kimseyi dinlemeden, kendi başımıza yaptığımız seçimlerin en iyi seçimler olduğunu düşünürüz. Çevremizde de yapılması gerekenin tam da bu şekilde olması gerektiği ile ilgili çokça nasihat duymuşuzdur. Yaşamı meydana getiren parçalarının sayısız özellikten meydana geldiğini ve bu parçaları meydana getiren sayısız kombinasyonlar olduğunu düşünürsek aldığımız kararların doğru sonuçları olması veya yanlış sonuçlar doğurmasından dolayı kararı alan kişiye doğru veya yanlış yaptığı ile ilgili değerlendirmede bulunmak 'Duvar'da anlatılmak istenene pek uymaz. [Spoiler] 'Duvar’da İspanya İç Savaşı sırasında(1926) İspanya’yı kurtarmak isteyen Pablo Ibbieta’nın Falanjistler tarafından yakalanarak arkadaşı Ramon Gris’in saklandığı yeri söylemesi için mahkûm edildiği bir geceyi ve onun ertesi gününü anlatmaktadır. Söylemediği takdirde duvarın önünde kurşuna dizilecektir. Ibbieta faşistlerle sırf eğlenmek ve dalga geçmek için aranan kişinin yerini bildiğini söyleyip onları bu tarafa yönlendirir. İşin tesadüfü aranan arkadaşı Ibbieta'nın kafasından salladığı yere giderek burada yakalanıp öldürülür. Bunun üzerine de Ibbieta da serbest bırakılır. Burda hayat öyle bir kötülük yapıyor ki Pablo Ibbieta'ya...Varoluşsal bir düşüncede umursamadan verdiğin bir bilgi başka insanın hayatına mal oluyor.Umursamadan verilen bir karara karşılık ( İstemeden de olsa) yaşamın da seni umursamazlık dehlizene sürüklmesi. Olayın trajikomik tarafı bu olsa gerek.Tuhaf olan şey ise yapılan alay sonrasında yaşamın seninle de alay etmesi. Acaba Sartre bu bölümde kendince varoluşal yapının olumsuz tarafını mı göstermek istedi bizlere diye kendi kendime sormadan edemedim.Bu tabi muğlak bir bakış açısı olabilir fakat bu bölüm olmak üzere genel olarak eserin tamamı hoşuma gitti diyebilirim. İyi Okumalar ;)
Duvar
7.9/10
· 2.262 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2