Molière

Molière

Yazar
8.3/10
4.901 Kişi
·
16,1bin
Okunma
·
769
Beğeni
·
18,8bin
Gösterim
Adı:
Molière
Tam adı:
Jean-Baptiste Poquelin
Unvan:
Fransız Oyun Yazarı ve Oyuncu
Doğum:
Paris, Fransa, 15 Ocak 1622
Ölüm:
Rue de Richelieu, Paris, Fransa, 17 Şubat 1673
Molière, sarayın döşemelerini yapan bir mobilyacı olan Jean Poquelin ile bir zengin burjuva ailesinin kızı olan Marie Cresse'nin oğluydu. Moliere annesini 10 yaşındayken yitirdi ve babası ile bağlantıları hiç sıkı değildi. Annesinin ölümünden sonra babası ile Paris'de o zaman yukarı burjuva sınıfından kişilerin evlerinin bulunduğu Rue Saint-Honoré'de yaşadılar. İlk okul eğitimini Paris'te yaptı ve sonra Paris'in en iyi okullarından Cizvit'lerin idaresinde olan "Collège de Clermont"'da öğrenim gördü. 1641'de bu okuldan ayrıldı. Babası 1531'de bir imtiyaz satın almıştı ve Moliere babasının işini devam ettirmeye başladı ve bu arada hukukçu olmak için çalışmalara başladığı da bildirilir.

Haziran 1643'te Moliere 23 yaşında iken birden babasının işini bırakmaya ve Paris'ten ayrılmaya karar verdi. Daha önce tanışmış olduğu tiyatrocu güzel aktrist Madelaine Bejart ile birleşip kendisi 630 livre sermaye katarak ile Bejart'la birlikte Illustre Théâtre adlı bir tiyatro topluluğu kurdu. Böylece bağlı oldugu sosyal sınıf ilişkilerini geride bıraktı. Sahne adı olarak Fransa'nin Midi bölgesinde Vigan şehri civarında bir köy olan Molière ismini kullanmaya başladı. Bundan hemen sonra bu topluğa Madelaine'nin erkek ve kız kardeşleri de katıldı. Moliere hem iyi aktörlük gücü hem de eğitimi dolayısıyla bu gezici tiyatro trupunun idarecisi oldu. 1645'te bu gezici tiyatro trupu, çoğu pansiyon masrafları olmak üzere, 2000 livre borçlanmıştı. Moliere bu borçlar dolayısıyla hapse atıldı ama ya babası ya da topluluk mensupları borcu ödeyerek 24 saat sonra hapisten kurtarıldı.

Bundan sonra Moliere ve Madelaine Bejart 12 yıl sürecek bir gezici tiyatro hayatına başladılar. Önceleri "Charle Dufresne"'nin trupuna katıldılar ve sonra kendi truplarını kurdular. Bu topluluk biraz başarı kazanarak Orleans Dükü I. Filip'in koruması ve desteği altında çalışmaya başladı. Bu gezginci tiyatroculuk döneminden Moliere'in ancak iki eseri elimize geçmiştir: "L'Étourdi" ve "Le Docteur amoureux". Bu eserlerde Moliere'in gezginci tiyatroların alışılagelen İtalyan asıllı ve yarı tuluat şeklindeki Comedia del Arte konu ve stilinden ayrılıp kendine has bir oyun uslubu geliştirmeye başladığı gorülmektedir. Bu arada Moliere Languedoc Eyaleti valisi Conti Dükü ile iyi arkadaş olmuş ve onun mali desteğini almıştır. Fakat bu kişi bir zuhrevi hastalığa tutulunca dinsel baskılar dolayısıyla tiyatroculara mali desteğini kesmiş ve şahsi ilişkilerden bile uzaklaşmıştır. 1650 - 1953'te tiyatroyla Lyon'da kaldı ve Lyons'da iken Moliere'in trubuna Markiz sahne adlı Mademoiselle Duparc katıldı. Bu aktrist tanınmış oyun yazarları olan Pierre Corneille, sonra da Jean Racine ile ilişki kurdu ve hatta bir müddet Racine'in metresliğini yaptı. Racine hazırladığı ilk eserini Moliere'in sahnelemesini istemiştir ama Moliere bunu kabul etmemiştir.

Paris'te "Rue de Richelieu" ve "Rue Molière" kavşağındaki Moliere anıtı
1658'de Moliere ve trupu en sonunda Paris'e geldiler. Kral XIV. Louis'nin kardeşinin koruması altında, 1658'de eski Louvre'da Kral'a Corneille'in "Nicomedes" adlı trajedisini ve "Le Docteur amoureux (Aşık doktor)" adlı fars oyunun oynadılar. Moliere'in trupu Kral'ın kardeşi Orleans Dükü I. Filip'in mali desteğini kazanarak "Mösyö'nun Trupu" olarak anılmaya başladılar. Yine Orleans Dükü desteği ile bu trup ve Fiorelli'nin (Scaramouche) rolünü benimsediği İtalyan Commedia dell'Arte trubu birleşip Paris'te tanınan yeni bir tiyatro topluluğu oluşturdular. Bu topluluk Louvre Sarayı yakınlarındaki "Petit Bourbon Tiyatrosu"'nda merkezlendi.

Bu toplulukla 18 Kasım 1659da "Les Précieuses ridicules (Gülünç Kibarlar)" eserini sahnediler. Bu oyunla Moliere çok dikkat çekti ise de Paris'in tiyatro seyircileri bu oyundan özellikle hoşlanmadılar. Bu sefer Moliere toplulukta arkadaşı olan ve Scaramouche karekteri ile ün yapan Italyan Tiberio Fiorelli'den Commedia dell'Arte hakkında epey ders alıp bunları uygulamaya koyuldu. 1660'da temsile koyduğu "Sganarelle, ou Le Cocu imaginaire (Hayalde Aldatılmış Koca)" adlı oyunu cok tutuldu. Bu trup 1660'da Kral huzurunda birkaç kez oyunlar oynadı. 1661'de Kardinal Richelieu'nün bir tiyatro binası olarak yaptırdığı yeni "Theatre du Palais-Royal"de topluluğuyla oyunlar sahnelemeye başladı. Moliere'in bundan sonra bütün "Paris" oyunları burada sahnelendi.

1662'de trupunun kurucularından olan arkadaşı Madeleine Bejart'ın Comte de Modene'den olan kızı Armande Bejart'la evlendi. Üç çocukları oldu; ama bunlardan yalnızca tek biri yaşadı. Kral tarafından 1.000 livre yıllık maaş bağlandı. 1664'te Kral, Moliere'in oğlunun vaftiz babası oldu. Aynı yıl Kral'ın bağladığı yıllık maaş 7.000 livreye çıkartıldı.

Bu dönemde Moliere drama kuramcısı Boileau, La Fontaine ve Racine ile dostluk kurdu. "Kadınlar Okulu" ve "Tartuffe" oyunları yüzünden Cizvit Jansenitlerle arası bozuldu ve onların ve diğer koyu dindarların öfkesi üzerine çekildi. Sağlığı bozuldu. Başrolünü oynadığı "Le malade imaginaire (Hastalık Hastası)" oyununun oynandığı 17 Şubat 1673'teki oyunun dördüncü sahnesinde, Molière sahnede fenalaşıp yere düştü. Verem hastası olan yazar kanlı öksürük krizini atlattıktan sonra, tüm ısrarlara rağmen rolünü tamamladı. Oyundan birkaç saat sonra evinde yeniden fenalaşan yazar, bu ikinci krizi atlatamayarak vefat etti.

Zamanının Katolik kilisesi aktörlerden ve tiyatrodan hoşlanmamaktaydı ve kilisenin israrıyla çıkartılan devlet kanunlarına göre de aktörlerin kilise töreni ile kiliselerin takdis ettiği mezarlıklara gömülmeleri yasaktı. Moliere ölmekte iken Katolikler için geleneksel olan bir rahip tarafından son nefeste takdis edilmesi imkânı olmamıştı ve Katolik kilisesi ona dinsel cenaze töreni yapmaktan ve mezarlıkta bir kabir temin etmekten kaçındı. Fakat Moliere'in karısı Armand Krala'a başvurarak eğer kocasının cenazesi töreninin tamamiyle geleneklere uzak olarak geceleyin yapılması ve normal bir kilise cenaze törenine benzemesi için ondan özel izin aldı. Moliere'in ceseti takdis edilmiş bir kilise mezarlığının duvarla ayrılmış bir köşesinde bulunan ve vaftiz edilmeden, yani Katolik mezhebine kabul edilmeden, ölen bebeklerin mezarlığına gömüldü. 1792'de Fransız Devrimi idaresi sırasında Moliere'in ceseti bu mezarlıktan çıkartılarak o zaman kurulan "Fransız Anıtlar Müzesi"ne geçirildi; 1816'de ise Paris'te tanınmış kişiler için bir mezarlık olan Pere Laschaisee şair Lafontain mezarı yakınında bulunan bir mezara konuldu.

Molière'in bilinen ilk yapıtları, Paris dışında gezgin tiyatroculuk yapmakta iken 1655'te Lyon'da sahnelenen "L'Etourdi ou contretemps" (Türkçe olarak ilk sahnelenme adı "Savruk", 1876; Dünya Edebiyatından Tercümeler serisinde yayımlanma adı "Şaşkın yahut Beklenmedik Engeller", 1944) ve "Le Docteur amoureux (Aşık Doktor)" idi. Bu eserlerle Moliere bu dönemde gezginci tiyatroların uydukları İtalyan ve yarı tuluat şeklindeki Comedia del Arte tiyatro konu ve stilinden ayrılıp kendine has bir oyun uslubu geliştirmeye başlamıştır.

Moliere, 1656'da ilk önemli komedisi sayılan ve Paris'te sahnelenen ilk oyunu olan "Les Precieuses Ridicules"'ü (ilk Türkçe sahnelenme adı "Dudukuşları", 1876; yayımlama adı Gülünç Kibarlar , 1943) yazdı. Sosyetenin kibar davranışlarına özenen iki taşralı genç kızı konu alan bu oyun, Moliere'in bütün yapıtlarında öne çıkan bir temanın ilk işlenişiydi. Moliere burada, toplumsal kuralların gerektirdiği yüzeysel kibarlıkla altta yatan içgüdüsel davranış arasındaki uyumsuzluğun yarattığı gülünçlüğü ele alıyordu. Bu oyunla Moliere çok dikkat çekti ise de Paris'in tiyatro seyircileri bu oyundan özellikle hoşlanmadılar ve çok tenkide uğradı. Bu sefer Moliere toplulukta arkadaşı olan ve "Scaramouche" karekteri ile ün yapan İtalyan aktör Tiberio Fiorell'den Commedia dell'arte hakkında epey ders alıp bunları uygulamaya koyuldu. 1660'da temsile koyduğu "Sganarelle, ou Le Cocu imaginaire (Hayalde Aldatılmış Koca)" adlı oyunu çok tutuldu. Bu eserin aile içi ilişkiler teması Moliere'in insan ilişkilerinin yapmacıklığa dayandığı hakkındaki pesimist dünya görüşünü dramatik olarak ifade etmektedir.

Moliere'in topluluğu 1661'de, Kardinal Richelieu'nün bir tiyatro binası olarak yaptırdığı Palais Royal'deki (Kraliyet Sarayı) bir salona taşındı. Moliere'in bütün "Paris" oyunları burada sahnelendi.
1662'de sahneye konan ünlü oyunu "L'Ecole des femmes" (Türkçe'de ilk sahnelenme adı "Kadınlar Mektebi, 1876; yayımlanma adı Kadınlar Mektebi", 1941) daha ilk gecesinde skandal yarattı. Seyirciler ve yetkililer, artık hiçbir değere saygısı kalmamış bir komedyenle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı. Oyun, kadınlardan çekinen ve bu yüzden de saf, gözü açılmamış bir genç kızla evlenerek onu kendi ilkeleri doğrultusunda yönetmek isteyen bir erkeği konu alıyordu. Oyunun sonunda adam genç eşine aşık oluyor, ama aşkı dile getirmesini ve kadınlara bir sevgili gibi yaklaşmasını bilmediği için gülünç durumlara düşüyordu.

Moliere oyuna gelen eleştirilere 1663'te La Critique de L'Ecole des femmes ("Kadınlar Mektebinin Tenkidi, 1944) ve L'Impromptu de Versailles (Versailles Tulûatı, 1944) adlı tek perdelik oyunlarıyla karşılık verdi. Bunlardan ilkinde komedi anlayışını yansıtıyor, ikincisinde ise oyuncuların dinlenme odasını ve prova sırasında sahne arkasındaki konuşmaları çok gerçekçi bir bakışla anlatıyordu.
Bana nasıl aşık olduğunuzu görmek isterdim doğrusu.

Haydi lütfen deneyin bir kere de alın cevabınızı, tavsiye ederim mutlaka yapmalısınız bunu..
Molière
Sayfa 71 - ePub - 6. Sahne / Angêlique
104 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Hep para, para!
Ağızlarını açtılar mı ilk söz para! Tek bildikleri, tek düşündükleri bir şey var : Para!

Moliere’in yaşadığı dönemde Fransa’da tiyatro, edebiyatın yerini almış ve Fransız düşüncesinin sahnede anlatılması ile adeta sanat ve edebiyat kaynaşması gerçekleşmiştir.

Bu dönemde tiyatro sadece saray sınıfının ve entellektüellerin ilgi alanında olan tragedyalar ve halk sınıflarının seyircisi olduğu kaba halk komedileri olarak ikiye ayılmış. Moliere’in en büyük başarısı ve tiyatroyu yücelttiği nokta bu iki ayrı sınıf arasındaki ayrılığı giderebilmiş ve aydın kesimle kaba halk kitlelerini tiyatro çatısı altında bir araya getirebilmiş olmasıdır.

Kendisi de tragedya lar ile yola çıkan Moliere yakalamayadığı başarısını komedya ile yakalamayı başarmıştır. Komedyayı içindeki güldürü öğelerini bozmadan ciddileştirmiş ve bir nevi güldürürken düşündüren bir forma kavuşturmuştur. Bu yeni yaklaşım ve oyunlarındaki konu seçimleri ile çağdaşlarının, kilisenin ve sarayda pek çok kişinin de hışmına uğramış her devrimci ve yenilikçi kişi gibi pek çok zorlukla karşılaşmıştır ve sonunda belki de Aristophanes’ten sonra gelmiş geçmiş en iyi komedya yazarı ünvanını almıştır.

Tiyatroya getirdiği bu yeniliklerin temeli insan olgusunu en üst seviyede gözlemleme ve yaşama şansına sahip olması ile ilgilidir. Paris’te zengin bir aile’de dünyaya gelmesi, babasının işi nedeni ile saray çevresinde bulunması, ardından tutku haline getirdiği Tiyatro ile çıktığı taşra gezilerinde bilgisiz ve yoksul Fransız köylüler ile kurduğu iletişim kendisine çift taraflı bir gözlem şansı sunmuştur. Oyunlarını da o dönem için daha popular olan kitap dili ile değil sahne dili ve gerçekçilikle kurgulanmıştır.

Cimri oyunu temellerini Plautus’un Çömlek adlı komedyasından alıyor. Moliere bu ölümsüz eseri ile aslında insanın hiçbir zaman güncelliğini kaybetmeyen anlam arayışını, parayı yaşamın anlamı haline getiren ve adeta tüm insani değerlerin üstüne koyan kitleyi gözümüzün önüne koyuyor. Yaşantımızın her evresinde rastladığımız bu insanların eleştirisini yaparak düştükleri durumun komikliğini bir nevi sahneliyor. Bu eser ile Moliere’in dönemin burjuva sınıfını eleştirdiği söylenmiş olsa da şahsi görüşüm Cimri’nin evrensel bir Cimri olduğu ve Moliere’in bu komedya ile evrensel bir mesaj verdiğidir.

Oldukça keyifli ve bir oturuşta okuyabileceğiniz bu oyunu özellikle mutlu olmaya ya da enerjiye ihtiyacınız olan bir gün okumayı tercih edebilirsiniz. Diğer tüm Moliere eserleri gibi.

Bu kitapta sizleri neler bekliyor : Para, Para, Para
104 syf.
·2 günde·10/10 puan
NOT : Cimrilerin ve kalpsizlerin okuması yasaktır.
NOT : Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için uygundur.

Son zamanlarda keyif alarak okuduğum harika bir kitaptı. Çok beğendim. Her duygu var içerisinde, şaşırıyorsunuz, üzülüyorsunuz, heyecan, komedi her şey vardı. Kullanılan dil muhteşemdi okuru yormayan akıcı bir dildi. Gerçekte bu tarzda cimri insanları tanıyorsanız gülerek okuyorsunuz. Tanımıyorsanız da şaşırıyorsunuz. Tabi okuması güzeldi güzel olmasına ama acı gerçeklerdi bunlar. Ne zor halden anlamayan para sevdası gözünü bürümüş insanlarla uğraşmak ! Paranın gücüne yazıklar olsun diyeceksiniz okurken. Okumak isteyenler için tavsiye edilir. Keyifli okumalar dilerim :)
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Molière’in yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu saydıkları çağdır.
1622 Molière, Paris’te, rahat, hatta zengince bir evde doğuyor. Babası sarayın halıcıbaşısı, tutumlu bir tüccar, anası yine bir halı tüccarının, okuma yazması kıt, iyi giyinmesini sever kızıdır. Annesi otuz yaşında ölüyor. Dedesi sayesinde kolejde okuyor.

"Molière çağında Paris’te tiyatro, edebiyatın şahdamarı olmuştu."

Molière şanslıdır; refah bir dönem, iyi bir eğitim görmüş ve döneminde tiyatronun ön planda olması elbette onun yollarını açmıştır.
Molière'nin sevdiğim özelliği ise aydınlarla halk arasındaki, sarayla şehir arasındaki ayrılığı gidermeyi amaçlaması, halkın gürbüz tiyatro eserlerini yukarıya, yukarının kültür değerini halka ulaştırmasıdır. Sadece o da değil, Molière hem yazar hem oyuncu, hem işveren hem işçi olmuş dolayısıyla da insanlığın her haline, her kılığına girmiştir. Bu yüzden her iki tarafı da görmüş, tanımıştır. Her iki safhada yer almış Molière iki tarafıda birbirine yakınlaştırır, aralarında bağ oluşturur.

Molière’in başarısı, hayatı ve dönemi çok uzun olduğu için sadece bu kadarcığını değinmek istedim. Şimdi kitabımıza geçelim.

Cimri kişinin bir paylaşımda bulunacağı zaman kendisinden sanki bir parça kopuyormuşçasına rahatsız olur. Cimriler denildiğinde ise elbette akla ilk olarak para sevdaları gelir. Para dediğime bakmayın, altın onların en vazgeçilmezi.
Kitabımızın kahramanı Harpagon cimrimi cimri bir adamdır. Bütün varlığı, yaşama amacı paradır. Namus, ahlak, iyilik gibi erdemler paranın yanında hiçtir. Cimrilik onda hastalık haline gelmiştir. Her şeyde, herkesten şüphe eder, hiç kimseye güvenemez. Hatta parasını kasaya bile güvenmez çünkü kasalar hırsızlar için bir kolaylıktır. Hizmetçilerini az yemeleri için perhize sokar, atları çok yemesin diye onları bile aç bırakır, zavallıların ayağa kalkacak dermanı bile olmazdı. Çocuklarına zınlık koklatmaz. Ne kızına ne de oğluna bir üst baş almaz, açlıktan ölseler umrunda hiç olmaz. Çocukları ise elbette bu duruma çok karşıdır.
Molière burada cimriliği abartılı halini gösterir ve bunun üzerine olaylar olur.
Kitaptan bir ders çıkarma size kalıyor. Yani kitap cimriyi cezalandırmıyor, onun acizliğini gösteriyor. Siz cimriye bakınca ondan iğreniyor, nefret ediyor ve aciz görüyorsunuz böylelikle cimriliğin ne kadar kötü olduğunu ders çıkartıyorsunuz.
Ben kitabın sonuna kadar acaba bu cimri yaşlı adamı ne bekliyor, nasıl bir sonu olacak diye bekledim. Peki sonuç ne oldu? İşte Molière'nin başarısı burada kendini gösterdi. Kitabı okurken yalnızca detaylara odaklanın ve fark edeceğiniz çok şey olacaktır.

Çevrenizde illa cimri insan vardır, hatta belki sizde cimri olabilirsiniz. Şöyle de diyebiliriz 'paylaşmayı sevmeyen biri cimri olabilir' bunu biraz daha açarsak; para, mal, mülk vb. Maddi şeyleri paylaşmıyorsanız bu cimriliğinize işarettir. Yalnız cimriliği tutumlulukla sakın karıştırmayın. Tutumlu kişi doğru, gerekli ve israf etmeden harcar; cimri kişi asla asla harcamak istemez, özellikle gerekli şeylere harçama yapmaması dikkat çeker.

Cimrilik kelimesinde ilginç bir noktaya değinirsek; kelime anlamı itibari ile Farsçada ”adi, soysuz ve alçak” anlamına gelir, cimri kelimesinden Türkçeleştirilmiş ve genellikle “pintilik, hasilik” manasında kullanılır. Farsça da ağır bir anlam içeriyor. Aşırı cimrilerde gerçekten bu anlamlar var. Hiç şüphesiz cimrilik insanı rahatlıkla alçaltır.
Kitapta cimri adam kızına ve oğluna karşı takındığı tavır ve yaptıklarıyla kesinlikle ”adi, soysuz ve alçak” olur.

Bu dönemde konu önemli değil, hatta yazarlar tragedyaya başlık bile düşünmezler. Onlar için önemli olan düşündürmek ve bir şeyler anlatabilmektir. Cimrinin giyimi olsun, konuşması, eylemleriyle yazar onu somut bir şekilde gösterir.
Bunun yanı sıra aile bağıda ele alınır. Cimrinin kızı ve oğlu arasında ki ilişki ile bunu görmekteyiz. Yan konu olarakta elbette aşk var; cimri ile oğlu genç bir kıza aşık ama aslında bizim cimri kızın parasının olduğu düşüncesiyle evlenmek ister oysa oğlu gerçekten sevmektedir. Cimrinin kızı ise genç, yakışıklı bir adamı sever ancak cimri kızını para için zengin bir adamla evlendirmek istiyor. Burada gördüğümüz gibi aile bağı olacaktır. Söylemeyi unutmadan, bir takım gerçekler ortaya çıkacaktır.
Not: bu gerçekler size saçma ve abartı gelebilir ama dediğim gibi detaylara odaklanın :)

Okuğumda çok keyif aldım, kimbilir izlenmesi ne güzel olur. Umarım bir gün izlemekte nasip olur. :))

Ben kesinlikle bu değerli eseri tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
104 syf.
GEL DESE DE BAKMA CİMRİ AŞINA BİR FIRSAT ARAR DA KAKAR BAŞINA.

Moliere, 5 perdelik bu oyununda Paris burjuvasını ele alıyor. Para hırsının insanda nasıl tezahürleri olduğunu, parayı kazanma şekilleri ile onu korumak için düşülen durumları eleştiriyor. Bu oyun 5 perdelik kara mizah şeklindeki ağır bir hicivdir. İnsanın kendisine yabancılaşması, paranın karşısında yitirilen özgürlük ve kaybedilen özgürlüğün devamında sınırlarını maktülün çizdiği bir cinayet. Burada toplum ilişkileri zayıftır. Zayıftır çünkü ana unsur paradır, parasız olmaktansa dünyayı çöpe atmak yeğdir... Cimri karakterimizin para konusunda serzenişi şöyledir:

''Hey Allahım! Hep para, para! Başka söyleyecek lafları yok bu adamların: Para, para, para! Ağızlarını açtılar mı ilk söz para! Sabah, akşam para! Tek bildikleri, tek düşündükleri bir şey var: Para!''

1621 yılında dünyaya gelen Moliere'in girişte yer alan hayat hikayesinde tüccar olan babasının tutumlu oluşundan bahis eder. Yazarların kitaplarında beni en çok etkileyen şey yaşanmışlıkların nakış nakış sayfalara işlenmiş olması olsa gerek. Bu konuda Sabahattin Ali'yi direkt örnek gösterebilirim. Her kitabında kendi yaşanmışlıkları ile edebi kişiliğini harmanlamış ve bizlere sunmuştur.

Oyunda yer alan karakterler sınırlı. Aşk her eserin olmazsa olmazıdır ancak bu oyunda ana unsur olmamakla birlikte baya baya köşesine sinmiş bir şekilde karşılıyor bizi. Ağır mizah düşündürürken güldürüyor da. Bu yönüyle Aziz Nesin'i anmadım değil.

Bir çırpıda bitirebileceğiniz, gülmekten kendinizi alamayacağınız bir eser. Sonu biraz sıkıştırılmış gibi geldi. Her şey çok hızlı gelişip çok hızlı bitiyor. Ancak bu bile eseri sevmenize engel değil. Keyifli okumalar.
https://www.youtube.com/watch?v=9jlv6zc8L2o
78 syf.
Nietzche'nin dediği gibi; "Şüphe değil kesinliktir insanı deli eden."

Nietzche Dandin'in durumunu özetlemiş. Dandin boynuzlarının ağırlığıyla debelenirken gönül sıkıntısı deryasında; ısrarla kayınvalidesinin ve kayınbabasının DANDİNi dandini dastana danalar girmedi senin bostana ninnisini söylemeleri; Dandin'in bana dana değil boynuzlar girdi, bir görün Allah aşkına yakarışları!; Angelique'nin arsızlığını gülerek, vah vah adamcağıza diye okuyacağınız tiyatro türünde bir eser. Angelique ve benzerlerine diyeceğim tek laf şudur;
#55856018 :)

Etkinlik arkadaşlarım benden önce başlayıp, beğenileri cebe indiren çalışkan öğrenciler:), kitabı seçen caniçim Sezen Dursun 'e ve 1k'nın beyfendisi Ebubekir Şeker'e birlikte kitabı okuma şerefine lâyık gördüğünüz için çok teşekkür ederim♡
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Kibarlık Budalası, bir politik hiciv olarak Fransa Kralı XIV.Louis’in talebiyle Moliere tarafından yazılmış bir komedyadır.

Hicivin merkezini Osmanlı Devleti’nin o yıllarda Fransa’ya atadığı Elçi Süleyman Ağa oluşturmaktadır. Süleyman Ağa saraya davet edilmiş, kral huzuruna çıkmış ve ziyareti esnasında Osmanlı Padişahı’nın sarayının Fransız sarayından daha ihtişamlı olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine Fransa Kralı da intikamını almak için Moliere’e komik bir Türk balesi siparişi vermiştir. Böylece ortaya çıkan Kibarlık Budalası, Kralın da kendi deyimi ile en çok güldüğü Moliere oyunu olarak anılmaktadır.

Kibarlık Budalası, bir burjuva olan Mösyö Jourdain’in sınıf atlama çabası ve bu çabaları sırasında sergilediği komik davranışlar, içine düştüğü komik durumlar olarak özetlenebilir. Mösyö Jourdain cehaleti nedeni ile kendisini, iyi niyetini ya da aptallığını sürekli istismar ettiren ve başkaları tarafından sömürülen bir kişidir. İnsan aklını temsil eden ve gerçekleri sürekli eşine anlatmaya çalışan Bayan Jordain’in tüm çabaları da ne yazıkki başarısız kalır. Kendi kişisel hayatlarımızda da sık sık karşılaştığımız bir durum bu ve sanırım en güzel örnek yine Moliere’in kendi sözü olacaktır : “Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır.”

Moliere oyunun arka planında insanlığın en temel sorunlarının da eleştirisini yapmaktadır, sınıf ayrımları, güç, zenginlik ve sömürü. Sanıyorum bu eleştiri o dönemin Fransa’sı için de günceldi. Yani toplumda yer alan sınıfsal gücün ve zenginliğin bir eleştirisi olarak.

Ben bu eseri İş Bankası Kültür yayınlarından okudum, çok akıcı bir dile sahip ve oldukça keyif alabileceğiniz bir Moliere eseri. İyi okumalar.
120 syf.
·2 günde
Edebiyatın ve sanatın en önemli türlerinden biri olan tiyatro, yediden yetmişe toplumun hemen her kesimine kolayca ulaşmayı sağlayan araçlardan biri. Zira tiyatro, insanları güldürürken düşündürüyor, düşündürürken de güldürüyor. Bu özelliğiyle tiyatro, başta insanları eğlendirmenin yanında kültürün aktarımında, sorunların hicvedilerek dile getirilmesinde, insanların kendini tanımasında ve eğitiminde çok büyük işlevleri yerine getiriyor.
• • •
Tiyatronun bu işlevlerini, Molier’in kaleme aldığı 17. yüzyılda Parisli bir burjuva ailesini anlatan “Cimri” adlı beş perdelik kısa oyunu okurken bizatihi müşahede ettiğimi söylemeliyim. Eser, yaşam felsefesi yalnızca para olan, her şeyden ve herkesten önce yalnızca kendini düşünen, çocukları dâhil kimseye güvenmeyen, bencil, paranoyak bir kişi olan Halpagon’un yaşamını anlatıyor. Yazar onu, “Onun sevmesinden kuru, onun okşamasından kısır bir şey olamaz. Vermek öylesine zoruna gider ki, selam bile vermez kimseye, onu bile alır; yalnız alır” sözleriyle resmediyor.
• • •
Molier’in Halpagon’un şahsında cimrilerin bu özelliklerini o kadar başarılı bir şekilde ortaya koyuyor ki, eserin neden Fransız ve dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğunu daha iyi anlıyor insan. Yazar, oyunu her yaştan insanın anlayabileceği sade ve basit ifadelerle kaleme almış ve bir yönüyle tiyatroyu burjuva sınıfının bir eğlencesi olmaktan çıkarıp geniş halk kesimlerine taşımış. Eserdeki diyaloglar öylesine sade ve akıcı bir dille kaleme alınmış ki okurken kendimi tiyatroda oyunu izliyormuş hissine kapıldığımı söylemeliyim.
• • •
Gerçekten de insanlık tarihinden bu yana cimriliğin, bir kişilik özelliği olarak hiçbir zaman değişmediğini görüyoruz. Aslında cimrilik eserde de anlatıldığı gibi özünde bir “paylaşmama/paylaşamama” sorunudur. Cimriler, yalnızca paralarını değil, sevgilerini, dostluklarını, arkadaşlıklarını ve muhabbetlerini de diğer insanlarla paylaşamıyorlar. Halpagon’un “Kime güvenmeli gayrı bu dünyada? Herkesten şüphe etmeli demek, herkesten! Kendimden bile!” sözlerinde de görüldüğü gibi kendilerine ve insanlara güvensizlikleri en üst düzeydedir onların. Yalnızdır onlar, o kadar ki yalnızlıklarının koynunda kendilerine ve sosyal çevrelerine de yabancılaşırlar.
• • •
Kabul etmeliyiz ki insan olarak her birimizin kendine göre bazı cimri yönlerimiz vardır. Nitekim “Cimri”yi okurken küçük gezegenimizde yaşadığımız gerilimlerin, nefretlerin, kavgaların, çatışmaların ve savaşların altında aslında bir paylaşamama sorunumuzun olduğunu düşünmeden edemedim. İnsanlık olarak ekmeğimizi, sevgimizi, arkadaşlığımızı, dostluğumuzu, acılarımızı, umutlarımızı, bugünlerimizi ve yarınlarımızı paylaşabilsek dünyamız daha yaşanılır bir yer olur zannımca…
• • •
Bugüne kadar çok fazla tiyatro eseri okumamış biri olarak, kitabı bazen kahkahayla gülerek, bazen hayretten hayrete düşerek, bazen de derin derin düşünerek bir oturuşta okuduğumu söylemeliyim. Her yaş grubundan okuyucunun çok rahatlıkla okuyabileceği bu eseri, canı gönülden tüm okurlara tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar diliyorum!
100 syf.
·2 günde
Tiyatro türü kitapları okumayı pek sevmeyen biri olarak bu kitap bir istisna oldu benim için. Kitabın baş karakteri olan Arnolphe için terslik; küçük yaşta alıp kendi isteği doğrultusunda cahil,gözü açılmamış bir kız olarak eğittiği Agnes ve onun sevdiği adam için bir şans olan o kadar çok olay yaşanıyor ki insan sonunu merakla bekliyor. Zaten sonu da bir sürprizle bitiyor ve "Kul kurar,kader gülermiş." sözünü bir kez daha hatırlatıyor bize.
Moliere ile biraz geç tanıştık ama severek okuyacağım sanırım artık kendisini:))
104 syf.
·1 günde·9/10 puan
Evvet, herkese merhabalar insan kardeşlerim.

Bir süredir okuduğum kitaplardan sonra inceleme yapmıyordum. Çünkü okuduğum kitaplar için mâhir insanlar tarafından yapılmış incelemeler mevcuttu. Şüphesiz bu kitap için de mevcuttur lâkin okurken güldüren, güldürürken de düşündüren bu kitap hakkında ben de düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle kitabı okumadan önce Moliére'nin yaşamını ve yaşadığı çağa bir göz atıp öyle okusak kitabın vermiş olduğu ince mesajı ve kahramanların kişiliklerinin sebebini daha iyi kavramış oluruz.
Moliére Fransa' nın en mutlu olduğu çağ da yaşamıştır. Nitekim Moliére de hep mutludur. Nitekim ondan ötürü eserlerini taşlama yönü ağır basan komedyalardan oluşturmuştur. Zengin ve bir o kadar da tutumlu bir babanın oğludur.
Moliére' den ilk çevirileri bildiğimiz üzere Ahmet Vefik Paşa Tanzimat döneminde yapmıştır. Biz de ki Batılı anlamda ki tiyatro akımına da öncülük ettiği söylenebilir.
Kitabın içeriğine gelecek olursak içerikten pek söz etmem bilirsiniz. Yalnız belirttiğim gibi cimri bir babanın oğlu ve kızına karşı takındığı tavrı anlatan, içinde illa ki aşkın da yer aldığı bir olay söz konusudur. Baba Harpagon cimriliğin atası sayılabilir. Hatta bazı diyalogları okurken Harpagon'a epey güleceğinizin garantisini verebilirim. Pek uzun sayılmayan bu kitap oldukça da içten ve akıcı üslupla yazılmış. Tek solukta okuyabilirsiniz. 1.5 - 2 saat sürede bitirebilirsiniz. Lafı uzatmayayım. Zaten hayli uzattım yine. :/
Sevgiyle kalın, Kitapla kalın. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Molière
Tam adı:
Jean-Baptiste Poquelin
Unvan:
Fransız Oyun Yazarı ve Oyuncu
Doğum:
Paris, Fransa, 15 Ocak 1622
Ölüm:
Rue de Richelieu, Paris, Fransa, 17 Şubat 1673
Molière, sarayın döşemelerini yapan bir mobilyacı olan Jean Poquelin ile bir zengin burjuva ailesinin kızı olan Marie Cresse'nin oğluydu. Moliere annesini 10 yaşındayken yitirdi ve babası ile bağlantıları hiç sıkı değildi. Annesinin ölümünden sonra babası ile Paris'de o zaman yukarı burjuva sınıfından kişilerin evlerinin bulunduğu Rue Saint-Honoré'de yaşadılar. İlk okul eğitimini Paris'te yaptı ve sonra Paris'in en iyi okullarından Cizvit'lerin idaresinde olan "Collège de Clermont"'da öğrenim gördü. 1641'de bu okuldan ayrıldı. Babası 1531'de bir imtiyaz satın almıştı ve Moliere babasının işini devam ettirmeye başladı ve bu arada hukukçu olmak için çalışmalara başladığı da bildirilir.

Haziran 1643'te Moliere 23 yaşında iken birden babasının işini bırakmaya ve Paris'ten ayrılmaya karar verdi. Daha önce tanışmış olduğu tiyatrocu güzel aktrist Madelaine Bejart ile birleşip kendisi 630 livre sermaye katarak ile Bejart'la birlikte Illustre Théâtre adlı bir tiyatro topluluğu kurdu. Böylece bağlı oldugu sosyal sınıf ilişkilerini geride bıraktı. Sahne adı olarak Fransa'nin Midi bölgesinde Vigan şehri civarında bir köy olan Molière ismini kullanmaya başladı. Bundan hemen sonra bu topluğa Madelaine'nin erkek ve kız kardeşleri de katıldı. Moliere hem iyi aktörlük gücü hem de eğitimi dolayısıyla bu gezici tiyatro trupunun idarecisi oldu. 1645'te bu gezici tiyatro trupu, çoğu pansiyon masrafları olmak üzere, 2000 livre borçlanmıştı. Moliere bu borçlar dolayısıyla hapse atıldı ama ya babası ya da topluluk mensupları borcu ödeyerek 24 saat sonra hapisten kurtarıldı.

Bundan sonra Moliere ve Madelaine Bejart 12 yıl sürecek bir gezici tiyatro hayatına başladılar. Önceleri "Charle Dufresne"'nin trupuna katıldılar ve sonra kendi truplarını kurdular. Bu topluluk biraz başarı kazanarak Orleans Dükü I. Filip'in koruması ve desteği altında çalışmaya başladı. Bu gezginci tiyatroculuk döneminden Moliere'in ancak iki eseri elimize geçmiştir: "L'Étourdi" ve "Le Docteur amoureux". Bu eserlerde Moliere'in gezginci tiyatroların alışılagelen İtalyan asıllı ve yarı tuluat şeklindeki Comedia del Arte konu ve stilinden ayrılıp kendine has bir oyun uslubu geliştirmeye başladığı gorülmektedir. Bu arada Moliere Languedoc Eyaleti valisi Conti Dükü ile iyi arkadaş olmuş ve onun mali desteğini almıştır. Fakat bu kişi bir zuhrevi hastalığa tutulunca dinsel baskılar dolayısıyla tiyatroculara mali desteğini kesmiş ve şahsi ilişkilerden bile uzaklaşmıştır. 1650 - 1953'te tiyatroyla Lyon'da kaldı ve Lyons'da iken Moliere'in trubuna Markiz sahne adlı Mademoiselle Duparc katıldı. Bu aktrist tanınmış oyun yazarları olan Pierre Corneille, sonra da Jean Racine ile ilişki kurdu ve hatta bir müddet Racine'in metresliğini yaptı. Racine hazırladığı ilk eserini Moliere'in sahnelemesini istemiştir ama Moliere bunu kabul etmemiştir.

Paris'te "Rue de Richelieu" ve "Rue Molière" kavşağındaki Moliere anıtı
1658'de Moliere ve trupu en sonunda Paris'e geldiler. Kral XIV. Louis'nin kardeşinin koruması altında, 1658'de eski Louvre'da Kral'a Corneille'in "Nicomedes" adlı trajedisini ve "Le Docteur amoureux (Aşık doktor)" adlı fars oyunun oynadılar. Moliere'in trupu Kral'ın kardeşi Orleans Dükü I. Filip'in mali desteğini kazanarak "Mösyö'nun Trupu" olarak anılmaya başladılar. Yine Orleans Dükü desteği ile bu trup ve Fiorelli'nin (Scaramouche) rolünü benimsediği İtalyan Commedia dell'Arte trubu birleşip Paris'te tanınan yeni bir tiyatro topluluğu oluşturdular. Bu topluluk Louvre Sarayı yakınlarındaki "Petit Bourbon Tiyatrosu"'nda merkezlendi.

Bu toplulukla 18 Kasım 1659da "Les Précieuses ridicules (Gülünç Kibarlar)" eserini sahnediler. Bu oyunla Moliere çok dikkat çekti ise de Paris'in tiyatro seyircileri bu oyundan özellikle hoşlanmadılar. Bu sefer Moliere toplulukta arkadaşı olan ve Scaramouche karekteri ile ün yapan Italyan Tiberio Fiorelli'den Commedia dell'Arte hakkında epey ders alıp bunları uygulamaya koyuldu. 1660'da temsile koyduğu "Sganarelle, ou Le Cocu imaginaire (Hayalde Aldatılmış Koca)" adlı oyunu cok tutuldu. Bu trup 1660'da Kral huzurunda birkaç kez oyunlar oynadı. 1661'de Kardinal Richelieu'nün bir tiyatro binası olarak yaptırdığı yeni "Theatre du Palais-Royal"de topluluğuyla oyunlar sahnelemeye başladı. Moliere'in bundan sonra bütün "Paris" oyunları burada sahnelendi.

1662'de trupunun kurucularından olan arkadaşı Madeleine Bejart'ın Comte de Modene'den olan kızı Armande Bejart'la evlendi. Üç çocukları oldu; ama bunlardan yalnızca tek biri yaşadı. Kral tarafından 1.000 livre yıllık maaş bağlandı. 1664'te Kral, Moliere'in oğlunun vaftiz babası oldu. Aynı yıl Kral'ın bağladığı yıllık maaş 7.000 livreye çıkartıldı.

Bu dönemde Moliere drama kuramcısı Boileau, La Fontaine ve Racine ile dostluk kurdu. "Kadınlar Okulu" ve "Tartuffe" oyunları yüzünden Cizvit Jansenitlerle arası bozuldu ve onların ve diğer koyu dindarların öfkesi üzerine çekildi. Sağlığı bozuldu. Başrolünü oynadığı "Le malade imaginaire (Hastalık Hastası)" oyununun oynandığı 17 Şubat 1673'teki oyunun dördüncü sahnesinde, Molière sahnede fenalaşıp yere düştü. Verem hastası olan yazar kanlı öksürük krizini atlattıktan sonra, tüm ısrarlara rağmen rolünü tamamladı. Oyundan birkaç saat sonra evinde yeniden fenalaşan yazar, bu ikinci krizi atlatamayarak vefat etti.

Zamanının Katolik kilisesi aktörlerden ve tiyatrodan hoşlanmamaktaydı ve kilisenin israrıyla çıkartılan devlet kanunlarına göre de aktörlerin kilise töreni ile kiliselerin takdis ettiği mezarlıklara gömülmeleri yasaktı. Moliere ölmekte iken Katolikler için geleneksel olan bir rahip tarafından son nefeste takdis edilmesi imkânı olmamıştı ve Katolik kilisesi ona dinsel cenaze töreni yapmaktan ve mezarlıkta bir kabir temin etmekten kaçındı. Fakat Moliere'in karısı Armand Krala'a başvurarak eğer kocasının cenazesi töreninin tamamiyle geleneklere uzak olarak geceleyin yapılması ve normal bir kilise cenaze törenine benzemesi için ondan özel izin aldı. Moliere'in ceseti takdis edilmiş bir kilise mezarlığının duvarla ayrılmış bir köşesinde bulunan ve vaftiz edilmeden, yani Katolik mezhebine kabul edilmeden, ölen bebeklerin mezarlığına gömüldü. 1792'de Fransız Devrimi idaresi sırasında Moliere'in ceseti bu mezarlıktan çıkartılarak o zaman kurulan "Fransız Anıtlar Müzesi"ne geçirildi; 1816'de ise Paris'te tanınmış kişiler için bir mezarlık olan Pere Laschaisee şair Lafontain mezarı yakınında bulunan bir mezara konuldu.

Molière'in bilinen ilk yapıtları, Paris dışında gezgin tiyatroculuk yapmakta iken 1655'te Lyon'da sahnelenen "L'Etourdi ou contretemps" (Türkçe olarak ilk sahnelenme adı "Savruk", 1876; Dünya Edebiyatından Tercümeler serisinde yayımlanma adı "Şaşkın yahut Beklenmedik Engeller", 1944) ve "Le Docteur amoureux (Aşık Doktor)" idi. Bu eserlerle Moliere bu dönemde gezginci tiyatroların uydukları İtalyan ve yarı tuluat şeklindeki Comedia del Arte tiyatro konu ve stilinden ayrılıp kendine has bir oyun uslubu geliştirmeye başlamıştır.

Moliere, 1656'da ilk önemli komedisi sayılan ve Paris'te sahnelenen ilk oyunu olan "Les Precieuses Ridicules"'ü (ilk Türkçe sahnelenme adı "Dudukuşları", 1876; yayımlama adı Gülünç Kibarlar , 1943) yazdı. Sosyetenin kibar davranışlarına özenen iki taşralı genç kızı konu alan bu oyun, Moliere'in bütün yapıtlarında öne çıkan bir temanın ilk işlenişiydi. Moliere burada, toplumsal kuralların gerektirdiği yüzeysel kibarlıkla altta yatan içgüdüsel davranış arasındaki uyumsuzluğun yarattığı gülünçlüğü ele alıyordu. Bu oyunla Moliere çok dikkat çekti ise de Paris'in tiyatro seyircileri bu oyundan özellikle hoşlanmadılar ve çok tenkide uğradı. Bu sefer Moliere toplulukta arkadaşı olan ve "Scaramouche" karekteri ile ün yapan İtalyan aktör Tiberio Fiorell'den Commedia dell'arte hakkında epey ders alıp bunları uygulamaya koyuldu. 1660'da temsile koyduğu "Sganarelle, ou Le Cocu imaginaire (Hayalde Aldatılmış Koca)" adlı oyunu çok tutuldu. Bu eserin aile içi ilişkiler teması Moliere'in insan ilişkilerinin yapmacıklığa dayandığı hakkındaki pesimist dünya görüşünü dramatik olarak ifade etmektedir.

Moliere'in topluluğu 1661'de, Kardinal Richelieu'nün bir tiyatro binası olarak yaptırdığı Palais Royal'deki (Kraliyet Sarayı) bir salona taşındı. Moliere'in bütün "Paris" oyunları burada sahnelendi.
1662'de sahneye konan ünlü oyunu "L'Ecole des femmes" (Türkçe'de ilk sahnelenme adı "Kadınlar Mektebi, 1876; yayımlanma adı Kadınlar Mektebi", 1941) daha ilk gecesinde skandal yarattı. Seyirciler ve yetkililer, artık hiçbir değere saygısı kalmamış bir komedyenle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı. Oyun, kadınlardan çekinen ve bu yüzden de saf, gözü açılmamış bir genç kızla evlenerek onu kendi ilkeleri doğrultusunda yönetmek isteyen bir erkeği konu alıyordu. Oyunun sonunda adam genç eşine aşık oluyor, ama aşkı dile getirmesini ve kadınlara bir sevgili gibi yaklaşmasını bilmediği için gülünç durumlara düşüyordu.

Moliere oyuna gelen eleştirilere 1663'te La Critique de L'Ecole des femmes ("Kadınlar Mektebinin Tenkidi, 1944) ve L'Impromptu de Versailles (Versailles Tulûatı, 1944) adlı tek perdelik oyunlarıyla karşılık verdi. Bunlardan ilkinde komedi anlayışını yansıtıyor, ikincisinde ise oyuncuların dinlenme odasını ve prova sırasında sahne arkasındaki konuşmaları çok gerçekçi bir bakışla anlatıyordu.

Yazar istatistikleri

  • 769 okur beğendi.
  • 16,1bin okur okudu.
  • 97 okur okuyor.
  • 5,5bin okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları