Giriş Yap

John Berger

Yazar
8.2
2.258 Kişi
Tam adı
John Peter Berger
Unvan
Senaryo Yazarı, Romancı ve Belgesel Yazarı
Doğum
Londra, 5 Kasım 1926
Ölüm
2 Ocak 2017
Yaşamı
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor. İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır. Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.

İncelemeler

Tümünü Gör
112 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Bir kitabın ismi ruhunuza, benliğinize ne denli hitap edebilirse, bu kitap da öyle.Zaman bir şekilde geçiyor, öyle ya da böyle. İstesek de istemesek de, an geçiyor. Kimi zaman bir dakika gibi geliyor aylar, kimi zamansa bir dakika bir ay gibi geliyor kendimize. Zaman gidiyor, mekanlara dokunuyor, mekanlar değişiyor, mekanlar aslında konuşuyor… Zaman ve mekan arasındaki ilişkiyi görüyoruz bu kitabın sayfalarında. Berger’in hayatındaki kişilerde, yaşadığı mekanlarda, baktığı yerlerde geçiyor zaman, mekan ile birlikte satırlarda buluşuyor. Yazarın yaşama dair en yoğun hislerini bu kitaptaki deneme ve şiirlerde görmek mümkün. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
1 yorumun tümünü gör
Reklam
143 syf.
·
14 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Okuyunca; kaybolanların kıymetini bil...
¶¶Ben galiplerin değil, onların korktuğu mağlupların arasındayım. Galiplerin devri her zaman kısadır; mağlupların ise anlatılamayacak kadar uzun.¶¶ ¶¶Bu dünyada adalete özlem duyulmadıkça mutluluk da yoktur.¶¶ John Berger kalemine ilk aşinalığım oldu; Kıymetini Bil Herşeyin kitabı. "Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar" alt başlığı altında yazarın hayatı, insanlığı, inadına yaşamayı, korkuyu, terörizmi, umutsuzluğu, merhametsizliği anlattığı yazılarından oluşuyor. Yazılarında kendi hayatımızın ve yakınlarımızın hayatının hiçe sayıldığı duygusunu; Filistinlilerin her şeylerini kaybetmelerine rağmen inadına yaşama arzularını anlatması ve Filistin Direniş Edebiyatı adı altında Filistin halkının yaşadığı sürgünleri ve zorlukları tüm dünyaya anlatma vazifesi olarak üstlenmiştir. Nazım Hikmet'in sivri ucu hapishane hücresine saplanmış şiirlerine yer verdikçe ona olan hayranlığını dile getirdikçe Nâzım'ı bir kez daha okuma, dinleme isteği ve onu yeniden sevme arzusu yükseliyor tüm benliğinizde. 11 Eylül olaylarında" Rusya'nın ve yeni dünya düzeninde söz sahibi olmak isteyen birçok devletin güç mücadelesine sahne olan bir dünyadayız." diyor Berger. 11 Eylül saldırıları sonrası terörizmin kazandığı boyut, teknolojinin insanlar üzerindeki -pek de önemsenmeyen- kontrolünü arttırmış ve teknolojik ilerlemelerle birlikte insanların yerini yavaş yavaş makinaların alması, iklim krizi, tıp alanındaki gelişmeler ve yapay zekânın önemi gibi konular geleceğin şekillenmesinde ve uygarlıkları batışa sürükleyen eşitsizliklerin artmasında önemli faktörler olacaktır görüşüne sahip olmuştur. Ve 1945 Hiroşima olaylarının benzer ve farklı yanlarını, ölülerin bile terk ettikleri Bağdat'ın düşüşünü, boğucu egemenliğin teröre nasıl ilham kaynağı olduğunu, tarihe tutkun ve tarihle kavgalı Pasolini'nin La Rabbia (Gazap) filmi (En kısa zamanda izlenecek ) ile Dünyanın her yanında neden savaş korkusu var? sorusuna verdiği cevabı, merhametsizliğin ressamı Fransız Bacon'ı, yoksulluğu en derin şekilde anlatmıştır. İnsanoğlu o kadar vahşi ve acımasız ki birinin canı yanmış, biri ağlamış, biri düşmüş, biri ölmüş; umursamaz. Kendi toprakları genişlesin diye başka toprakları kendine katmak ister. O topraklarda yaşayan kimseyi gözü görmez. Kulağını da kapatır gerçi duymamak için. Hiçbir şeyden haberi olmayan masum insanları 1945 yılında iki nükleer bomba ile öldürdüler. Sadece öldürdüler demek hafif kalır belki. Yıllarca da öldürmeye devam ettiler aslında dolaylı yoldan. Peki ama neden?.. ¶¶Dokuz kere teklifle çağırılsam dünyaya Aynı yolu arşın arşın saplarım göğsüme Baba bombalar kaç çocuk öldürdüyse o kadar mıdır yaşı Baba bombalar nereye atıldıysa ora mı olur adaşı Okyanusla görmediğime bakma Her insan yeni bir yalnızlık doğurdu içimde Baba bir bakışınla yeniden doğan değil mi Hiroşima Sen ol, bir gürültüyle meşru kıl ölümümü Sen ol, toz toprakla bulursun bir mazeret Baba dokun gözlerime bitmiş değil Hiroşima¶¶ Dünyaya farklı gözden bakmamızı isteyen, asıl bilmemiz gerekeni dolaylamadan aktaran, süslü betimlemeler kullanmadan,açık, yalın bir dille yazılan bu kitabı keyifle okudum. Farklı bir yazar Berger. Şiddetle tavsiye ediyorum. ;)) Okur kalın.
·
2 yorumun tümünü gör
192 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
A'dan X'e
Mektup okurken diğer okuduğum bütün türlerden farklı bir ruh haline girerim. Daha mahrem.. Filtresiz, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan aktarılan duyguların yoğunluğu suratıma çarpar. İki kişi arasında, sadece onları ilgilendiren bu anlatı şeklini neden bu kadar sevdiğimi düşününce kendime bazı cevaplar buluyorum.. Biraz yaşantı, biraz da duygudaşlıktan geçiyor cevaplarım. Dostluğun, aşkın, kardeşliğin, bir şekilde ayrı kalmış olsa da bir arada olma çabasındakilerin arasındaki bu paylaşım hiç kuşkusuz ki bireyleri yakınlaştırdıkça bağları kuvvetlendirir. (Bu noktada aklıma insanın kendiyle olan bağı geliyor. Kimseyle kuramadığı ve nihayetinde çıkışı kendinde bulduğu bağı.. “İnsanın kendine mektup yazması ve dönüp dönüp okuması, yalnızlığın da ötesidir.” diyor Özdemir Asaf. Öyle mi? Ötelere geçenleri ayrıca merak ederim mesela.. Bir sebebi var bunun da. A’dan X’e olan mektuplarda aşkın, inancın, mücadelenin kuvveti dikkati çekiyor. Xavier, iki kere müebbete çarptırılmış bir mahkum. İçerideki. A’ida, mektupları gönderen, unutmayan, vazgeçmeyen, inancının arkasında olan âşık, kadın. Dışarıdaki. Söz konusu cezaevi olduğunda kimin içeride, kimin dışarıda olduğu görecedir. Bilenler bilir. Aslında her ikisi de içeridedir. A’ida ile Xavier evli değil ve A. hiçbir şekilde görüşe gidemiyor. Yapabildiği tek şeyi de öyle güzel yapıyor ki tüyleri diken diken ediyor. Yaşadıklarını, mücadelesini bazen sansürleyen -mektupların okunacağını biliyor- bazen ise kendini tutamayan aktivist duruşuyla, olağan heyecanıyla anlatıyor. X.’in her şeyi oradaymış gibi hayal ettiğine eminim. Sadece şimdiyi değil, geçmişi de her fırsatta anlatıyor. Yeni anılar yaratamamak mevcut anılara sıkıca sarılmayı gerektirir çünkü. Daha önce hiç üzerine konuşulmamış şeyler bile canlanır böylesi zamanlarda. Ortak yaşantılarındaki bağı mektuplar boyunca izledikçe ayrı bırakılmalarının haksızlık olduğunu düşündüm hep. Defalarca evlilik talebinde bulunup taleplerinin reddedilmesi ve buna rağmen hâlâ evleneceklerine olan inançlarının kuvveti can yakıyor. Günlerdir merak ediyorum, kavuştular mı diye.. (Cevabı belli sanki yine) Xavier’e ne oldu? “Hücrede okuyor ve not alıyorum. Başka pek az şeyin olduğu yerde kelimeler önemli.” Diyor X. Kelimelerini görmek için neler yapardı kim bilir Aida. A’ida’nın başına bir şey geldi mi? Vuruldu mu, tutuklandı mı, eczacılığa, yaraları sarmaya devam mı etti? Ne oldu? Mektupları üçüncü kişi olarak okumanın handikapı bu işte. Cevabını bulamayan meraklı sorular kalıyor ardında. Onlar içeride, biz dışarıda..
A'dan X'e
8.6/10 · 360 okunma
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42