Görme BiçimleriJohn Berger

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.429
Gösterim
Adı:
Görme Biçimleri
Baskı tarihi:
Mayıs 1999
Sayfa sayısı:
170
ISBN:
9789753420839
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ways of Seeing
Çeviri:
Yurdanur Salman
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.
(Ön Kapak)
Yazar kitabı tamamlamayı okura bırakmış son sayfada bunu görüyoruz. Yani bu kitap aslında tamamlanmamış. Yazar bu kitabı tamamlamadı belki de akılda kalmak için böyle bir yola başvurdu. Çünkü zieganik etkisi der ki ; "Yarım kalmış, kesintiye uğramış işler tamamlanmışlardan daha kolay ve net hatırlanır"
Berger hakkında ne yazılır bilmiyorum ama bende yarattığı duyguları bir kağıda çizivermiştim.
Böylesi çok daha yakıştı, eminim.
Bu eserini Hukuk sosyolojisi derslerinde görememe sorunumu farkettiğim an okumaya başladım. Her öğle arası biraz sıcak süt ve çikolatayla yavaşça bitirdim. Resimleri, tabloları, şekilleri teker teker saatlerce inceledim üzerine kitabın da kendisini aldığı belgeseli izledim. John Berger artık hiç vazgeçmek istemediğim bir yazar.
O, kalbime bir tablo çizmiş gibi.

Benzer kitaplar

Neredeyse yarısı siyah beyaz resimlerle dolu olan yıllar sonra bile içinden geçen paragrafları unutamayacagimiz bir eser.ben de diğerleri gibi reklamcılık kısmını özellikle beğendim.bitirdikten sonra değişik bir farkındalık sunuyor insana.ben kitabin kapagini da begendim.tavsiye ederim.
Günümüzde ki sanat anlayışının bu zamana kadar nasıl geldiği , görmek istediğimizden ziyade bize ne yansıtıldığı ve eski dönem sanatların da ki resimlerden heykellerden ve yapıtlardan günümüze hangi sanatlar geldiğini ve resim ve sanatla insanın aslında gözünün bir nebze de körleştiği sanatı sanat olarak değilde bir obje olarak algıladığımızı geçmişimizi bize sanatla ve sanatın yalanlarının insanı nasıl hipnotize edip bu zamana getirdiğini anlatıyor. Sonuç olarak bizi içine çeken çoğu şey resim reklam ve bunların özendirilip kapitalist sistemin sanat aşılanmasını anlatadan ilginç bir kitap
John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden ortaya çıkan "Görme Biçimleri" yedi deneme yazısından oluşuyor. Kitap aslında yeni değil. Orijinal baskısını 1972 yılında yapmış. Türkçe ilk baskısı ise 1986 yılına ait. Her bir denemede resimlerin, özellikle yağlı boya resimlerin nasıl görüldükleri, ifade ettikleri anlam ve dönemlerindeki sosyal yapı hakkında bilgiler veriliyor. Her bir denemede farklı yağlı boya resim türlerinden bahsediliyor. Özellikle reklam ve tüketimle ilgili son deneme dikkate değer. Kitaptaki resimler renkli ve daha büyük olsalardı iyi olabilirdi. Kapak tasarımı olarak da sıradışı sayılabilecek bir yapıya sahip.
''Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır.Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir;insan kendisi olarak algılanamamasıdır.Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. (Vücudun nesne olarak görülmesi nesne olarak kullanılmasına yol açar.) Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar.Nü'lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur....''
Resim sanatını icra edenleri ilgilendiriyor gibi gözükse de okumayı sevenlerin kendi raflarına bu kitabı ve de yazarını koyması şiddetle tavsiye edilir.
Bakış açımı fazlasıyla değiştiren bir kitap olmuştu. Çok uzun süre aklımda olan ve bir merakla okuduğum bir kitaptı. Bazı yerlerde başa dönüp tekrar tekrar okudum fakat bitirdiğimde ufkumu açtığını hissettim. Kitaptan sonra daha bir inceler oldum her şeyi, gördüğümle yetinmemeyi öğrendim. Baktığınızın arkasında neler var diye araştırmaya iten bir kitap kendisi. Mutlaka okunmalı diyorum. Ufuk açan, bakış açınızı değiştiren veya geliştiren bir eser.
Görmenin nasıl da çarpıtılabilir bir algı olduğunu gözler önüne seren kitap. Özellikle "çıplaklık" ile "nü" arasındaki farkı anlatışı beni çok etkiledi.
Merhabalar;

Bir takım sıkıntılar sebebiyle son zamanlarda yoğun bir şekilde okumalarıma devam edemiyorum. Çok uzun süredir kitap incelemesi yazmadım. Aslında yazma taraftarı da değildim. Ama kitaplığımın güzide parçasının sitede okuma oranlarının bir hayli az olduğunu görünce yazmak, 1000k'nın değerli okurlarının aklının bir köşesinde bu kitabın yer etmesini istedim.

''Başlıca amacımız bir sorular süreci başlatmak olmuştur.'' (Sf.5)
Yazar BERGER ve kitabın hazırlanmasında katkısı olan Sven BLOMBERG, Chris FOX, Michail DİBB, Richard HOLLİS kitabın önsözünde bu cümleyle sesleniyorlar okura. Kitap yedi denemeden oluşuyor. Birinci denemenin ilk cümlesi şu şekilde ''Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.'' (Sf.7)
İnsan deneyimlemeden, görmeden konuşmaya elverişli değildir. Biyolojik yapısı farklı olmayan iki bebek, iki eşit insan büyüme sürecinde ailelerinin kültürlerine şahitlik ederler. Görürler , algıları açıktır. Bu bebekler büyür ve biri Türkçe konuşabilirken, diğeri Japonca konuşuyordur. Çünkü ikisi farklı şeyler görmüş, farklı şeyler deneyimlemişlerdir.
Kitabın kapağında da yer alan Ressam MAGRİTTE'ye ait resimde bir at, bir saat, bir sürahi ve bir valiz çizimi vardır. Peki gerçekten benim yazdığım bu cümle doğru mu? Bize atın at değil kapı olduğu öğretilseydi at kelimesi hiç var olmasaydı MAGRİTTE'nin at çizimi altında bulunan ''The door'' yazısını yadırgar mıydık? Bence hayır. İşte bu resim ''Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.'' (Sf.8) görüşünü desteklememe sebep oldu. Yazarımızın da belirttiği gibi bu bölümde savunulan fikirlerin çoğu Walter BENJAMİN'den alınmıştır. W. BENJAMİN'İN denemesini de okumak isteyenler için deneme başlığı: Mekanik Yeniden Yaratma Çağında Sanat Yapıtı (Bu denemeye ulaşabileceğiniz kitaplar: Illuminations, BRECHT'i anlamak).

İkinci, dördüncü ve altıncı bölümler; algılarınızı, nasıl gördüğünüzü, görme biçiminizi test edebileceğiniz fotoğraf ve çizimlerden oluşuyor.

Üçüncü bölümde ise dişi ve eril bireylerin görme biçimleri üzerinde durulmuş. Toplumun kadını ve erkeği nasıl gördüğünden bahsedilmiş. İki farklı cinsin olayları, kendilerini, karşı cinsi görüşlerindeki farklılığa örneklerle dikkat çekmek istenilmiş. Ağırlıklı olarak örnekler toplumun sanat anlayışı, zihniyet unsurları üzerinden verilmiş. Orta çağ Avrupa'sında doğduğu andan itibaren kirli görülen kadın ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalmış. Erkeğin zevklerini tatmin etmek zorunda olan bir eşya gibi görülmüştür (''Çıplak kadın resmi yapılıyordu çünkü çıplak kadına bakmaktan zevk duyuluyordu'' Sf.51) Bu sapkın bakış açısı dönemin sanat eserlerine yansımıştır. (''Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır. Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir. .insanın kendisi olarak algılanmamasıdır.'' Sf. 54) Şehvetine yenik düşen erkekler kadınları resmettirip dört köşeli çerçevelere hapsetmişler. (''Çıplak vücudun nü olabilmesi için nesne olarak görülmesi gerekir. Vücudun nesne olarak görülmesi, nesne olarak kullanılmasına yol açar.''Sf. 54) Kadın eşya, kadın aciz, kadın erkek içindir, ikinci sınıftır anlayışı döneme hakim olmuş.

Gelelim son bölüme, bu bölümde reklamların algılarımızı nasıl yönettiği üzerine bir inceleme niteliğinde (''Çoğu zaman geçmişten her zaman da gelecekten söz edilir.'' Sf.130). Alıntılarla BERGER'in düşüncelerini sizlere de ulaştırmak istiyorum.

''Reklamlarla her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemiz önerilir. Aldığınız bu yeni nesne der reklam, sizi bir bakıma daha zenginleştirecektir. Aslında o nesneyi almak için para harcayarak biraz daha yoksullaşacak olsanız bile'' (Sf. 131)
''Reklamın dayandığı temel huzursuzluk şu korkudan doğar: Hiçbir şeyin yoksa sen de bir hiç olursun.'' (Sf. 143)

Algı yönetimi reklamlar üzerinden yapılıyor, görüyoruz ve bize vaad edilen huzuru elde edebilmek için aldatılmamıza izin veriyoruz. Bizim görmemizi istediklerini gösteriyorlar. Görme biçimimizi etkiliyor, istedikleri şekle sokuyorlar. Ses çıkarmıyoruz, belki görmek istediğimiz bu olduğu için.

Peki biz nasıl görüyoruz, ben, sen, toplum nasıl görüyor? Hayatımızda kadının yeri nedir, eşyanın yeri nedir, paranın yeri nedir? Atı at olarak öğrendik at gerçekten at mı ? MAGRITTE'yi hala yadırgıyor muyuz?
Üniversitede Sanat Tarihi hocamız bu kitabı okumamızı zorunlu kılmıştı. Yıllar sonra tekrar elime aldığımda ilk defa okuyormuşum hissine kapıldım. Her ayrıntısında güzel detaylar mevcut. Başucunda tutup ara ara okunması gereken kitaplardan. Anlatılan konuyu görsellerle desteklemiş olması kalıcı olmayı sağlıyor. "Bu kitabı okuyanların hayata bakış açısı değişebilir" diye bir cümle kursam, sanırım çok da iddialı olmaz..
Beni özellikle reklam üzerine yaptığı tespitler etkiledi. İnsanlardaki bu ''kıskanılır duruma gelme'' arzusunun vardığı sonuçlar zannettiğimden de fazla.
Kapağı oldukça dikkat çekici bir kitap olmasına rağmen içeriği beklentimi karşılayamadı ne yazık ki.. Eski dönemlerden beri resimler, yağlı boya eserler ve sonrasında da fotoğraflar üzerinden görülen ve gösterilmek istenen ayrımı anlatılmaya çalışılmış bir eser. Tam da bu sebeple kitabın çoğunluğu resimlerle dolu.. En dikkat çekici bölümü ise son kısımda yer alan reklamcılıkla ilgili olan kısım.. Sanat anlayışının evrilerek insanı nasıl etkisi altına aldığını anlatan bu bölüm okunmaya değer.. Ancak genel olarak bakıldığında tavsiye edebileceğim bi kitap olarak nitelendiremeyeceğim...
Düşlerin hiçbiri öbürüne uymaz. Bazıları anlıktır, bazıları uzaklara yönelir. Düş her zaman kurana özgü bir şeydir.
Yaşadığımız kentlerde hepimiz her gün yüzlerce reklam imgesi görürüz. Karşımıza bu denli sık çıkan başka hiç bir imge yoktur.
Tarihte hiç bir toplum böylesine kalabalık bir imgeler yığını, böylesine yoğun bir mesaj yağmuru görmemiştir.
İnsan bu mesajları aklında tutabilir ya da unutabilir; ama gene de okumadan görmeden edemez. Bir an için de olsa bu mesajlar belleğimizi imgeleme, anımsama ya da beklentiler yoluyla uyarırlar.
John Berger
Sayfa 129 - Metis
"Reklamların pek girmediği yerler yalnızca çok zenginlerin çevreleridir; onlar da zaten paralarını kendilerine saklarlar."
Reklamların, çoğu zaman, halka (alıcıya), becerikli yapımcılara -ve böylece ulusal ekonomiye- yararlı bir yarışma aracı olduğu savunulur. Özgürlükle çok yakından ilgili bir savdır bu; alıcının seçme özgürlüğü, üreticinin girişim özgürlüğü gibi özgürlüklerle. Kapitalizmin egemen olduğu kentlerde tüketim maddelerinin oluşturduğu büyük yığınlar ve reklam ışıkları, “Özgür Dünya”nın sunduğu hemen göze çarpan imgelerdir.
...
Reklamın insanlara özgür seçme hakkı verdiği sanılır.
John Berger
Sayfa 130 - Metis
Bizi sürekli mülkten söz etmekle suçluyorlar. Bunun tam tersidir doğru olan. İncelediğimiz toplumun, kültürün ta kendisidir mülkten başka bir şey düşünmeyen.
Reklamın korkunç bir etkileme gücü vardır; reklam aynı zamanda çok önemli bir siyasal olgudur. Oysa reklamın ulaşma alanları geniş olsa da sundukları sınırlıdır. Reklam ele geçirme gücünden başka güç tanımaz. Bütün öbür insan yetileri ya da gereksinmeleri bu gücün buyruğuna verilmiştir. Tüm umutlar toplanmış, birbirine uydurulmuş, yalınlaştırılmıştır; sonunda yoğun ama belirsiz, büyülü ama yinelenebilir bir umut sunulur her ürünle birlikte.
John Berger
Sayfa 153 - Metis

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görme Biçimleri
Baskı tarihi:
Mayıs 1999
Sayfa sayısı:
170
ISBN:
9789753420839
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ways of Seeing
Çeviri:
Yurdanur Salman
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.
(Ön Kapak)

Kitabı okuyanlar 327 okur

  • Selin Gamze Uyar
  • 0703
  • RABİA ÇİÇEK
  • Rabia Erke
  • Nihan
  • Emir
  • Sümeyra
  • Özgüm Coşkun
  • Zeynep
  • Başak Köroğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%30.1
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.5
Erkek
%40.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.6 (18)
9
%20.7 (19)
8
%27.2 (25)
7
%21.7 (20)
6
%3.3 (3)
5
%5.4 (5)
4
%1.1 (1)
3
%1.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları