Görme Biçimleri

8,3/10  (37 Oy) · 
127 okunma  · 
41 beğeni  · 
1.607 gösterim
Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.
(Ön Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 1999
  • Sayfa Sayısı:
    170
  • ISBN:
    9789753420839
  • Orijinal Adı:
    Ways of Seeing
  • Çeviri:
    Yurdanur Salman
  • Yayınevi:
    Metis Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Zehraca 
 11 Tem 02:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Görme Biçimleri, John Berger'in BBC için hazırlamış olduğu aynı isimli televizyon dizisinden derlemelerden oluşuyor. Kitap uzun zamandır elimde olmasına rağmen '' Kürk Mantolu Madonna Sendromu '' yüzünden iyi olduğunu bildiğim halde, okumayı sürekli ertelemiştim. Tabi önce kitabı okumalıyım kararım yüzünden diziyi izlemeyi de erteledim. O yüzden siz bu incelemeyi okurken muhtemelen ben de kitabın dizisini izliyor olacağım. Kitaptan sonra diziyi de izlemek isteyenler için dizinin bölümleri:

https://www.youtube.com/...H5W87df4vfO4rhmCbWuH

Görme Biçimleri tarz olarak Jacques Ellul - Sözün Düşüşü ve Guy Debord'un Gösteri Toplumu kitaplarına çok benziyor. Üç kitabı da okumak baya yorucu. Çünkü üç kitap da çok kıskanç; okurken kesinlikle onların anlattıklarına kumalık edebilecek herhangi bir düşünce, bir anlık dalgınlık falan istemiyorlar yanlarında. O an zihniniz sadece onlara ait olmalı. O milyarlarca nöronların tek bir tanesini dahi, kendi anlattıklarından başka bir işle meşgul görmek istemiyorlar. Yoksa vaad ettikleri aydınlanmayı asla sunmuyorlar okuyucusuna. Mesela zihnimin daha derli toplu olduğu bir zamanda Sözün Düşüşü'nü tekrar okumak zorundayım. Çünkü kendisi nazlı bir gelin gibi kafam tamamen ona ait olmadığından trip attı bana ve beni terk etti.

Uzun peşrevleri pek bir seven biri olarak daha fazla uzatmadan kitabın içeriğine gelirsek: John Berger, yağlı boya resimlerden başlayıp günümüz reklam panolarına varıncaya kadarki geçen tarihsel süreçte, resimlerde kullanılan imgelerin ve görsellerin anlamlarını eleştirel bir analizle yoğurup adeta bir manifestoya döndürmüş ve bu manifestonun adına da manidar bir şekilde '' ways of seeing '' demiş. Neden manidar derseniz; Aslında yaptığı şey okuyucusuna bilmediği gerçeklerden bahsetmek değil, aksine her birimizin farkında olalım ya da olmayalım her gün binlercesine maruz kaldığımız görsel reklam çöplüğünün farkına varmamızı ve ''bakmak'' yerine baktığımız şeyleri '' görmemizi '' sağlamak.

Kitabın içeriğine dair o kadar çok değinmek istediğim nokta var ki hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. Mesela sanat tabloları ve ressamlar hakkında o kadar ilginç anekdotlar geçiyor ki kitapta, sadece bu bilgiler için bile iyiki okumuşum diyorum. Frans Hals'ın yaşı sekseni geçkin bir halde yaptığı ve sırf yoksulluk yüzünden bir bakımevinin yöneticilerini resmettiği iki tabloya bedel olarak, vakıftan iki yük tezek almış olması hayli ilginç bir bilgiydi benim için. Kalan bilgileri öğrenmeyi kitabı okuyacak olanlara bırakıp size kitabın kalbimi asıl çaldığı noktadan bahsetmek istiyorum. Kadın ve erkeğin birbirlerini ve kendi kendilerini inceleme hallerinin, birbirleri için olan bakış açılarının işlendiği kısımda küçük bir aydınlanma hissettim diyebilirim. Çıplaklık ve nü arasındaki farkın işlendiği yerden, nasıl oldu da kadının günümüzde araba lastiği reklamında bile kullanılan bir nesne haline gelmesine bağlayabildi hala anlayabilmiş değilim. John Berger 'e göre; erkek kadını daima izliyor, onu hayalinde farklı haller ve konumlarda canlandırıp, bu hayale uymaya şartlıyor. Çünkü Dünya sahnesine ilk çıktığımız andan beri erkeğin bunu yapma hakkı ve imkanı daima var oldu. Kadın ise erkeğe baktığında sadece kendisinin izlenmesini seyredebiliyor. Berger bu durumu: "Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyreder, kadınlarsa seyredilişlerini seyreder." şeklinde ifade ediyor. Ve bu durumun Adem ile Havva'nın çıplak kaldığı o ilk andan itibaren böyle başladığını, günümüzde de katlanarak sürdüğünü '' görüyoruz. ''

Kitapta dikkatimi çeken ve değinmek istediğim bir başka nokta ise reklamlar konusu. Tarihte bizim neslimiz kadar kalabalık bir imge ve görsel mesaj yağmuruna tutulan bir başka topluluk yoktur sanırım. Bunun adına her ne kadar serbest piyasa ekonomisi denilse de ben bunun sadece gerçekleri örten bir illüzyon olduğuna inanıyorum. Aslında oynanan algı oyunu çok basit. Basit olmasına basit ama bize '' satın al, mutlu ol '' diye dayatılan ürüne o kadar büyük bir iştah ve görgüsüzlükle odaklanıyoruz ki, ürünün arkasında oynanan bu basit ve ahmakça oyuna bile '' bakar '' ama '' göremez '' hale geliyoruz. Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel'inde bahsettiği gibi mankurtlaşıyoruz. Yaşıyoruz ama yaşamanın anlamını yitiriyoruz. Hayat bizim için 7 ve 65 yılları arasında deli gibi çalışıp hiçbir anlam ve mana bulamayacağımız bir sahip-köle ilişkisine ya da vaat - ödül oyununa dönüşüyor. Ve izlemesek bile her daim açık olan evimizin seraskeri olan televizyonlarımızın ve reklamların sayesinde bu oyun giderek daha berbat bir hal almaya başlıyor. Berger reklamların bize dayattığı bu durumu da şu şekilde özetliyor:

'' Reklamlarla her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemiz önerilir. Aldığınız bu yeni nesne der reklam, sizi bir bakıma daha zenginleştirecektir aslında o nesneyi almak için para harcayarak biraz daha yoksullaşacak olsanız bile! Reklam, yüzeysel görünüşü değişmiş, bunun sonucu olarak kıskanılacak duruma gelmiş insanları göstererek bizi bu değişikliğe inandırmaya çalışır. Kıskanılacak durumda olmak, çekici olmak demektir. Reklamcılık çekicilik üretme sürecidir. ''

'' Bütün reklamlar huzursuzluk duygusunu işler. Her şey paraya dayanır; parayı ele geçirmek huzursuzluğu yenmek demektir. Reklamın dayandığı temel huzursuzluk şu korkudan doğar: Hiçbir şeyin yoksa sen de bir hiç olursun. ''

Ne kadar şahane tespitler değil mi? Ne kadar uyandırıcı... Kitabın başındaki çok küçük bir giriş kısmı hariç hemen hemen hepsi böyle efsane çıkarımlarla dolu. Hatta okurken o kadar çok kısmı alıntılayasım geldi ki, kitabın tamamını paylaşmaktan korktuğum için bu paylaşım işini erteledim. Şimdi içlerinden sadece aşırı beğendiğim birkaçını paylaşacağım. Ama şunu söyleyebilirim ki bu kitabı evinde tv olan, sokakta reklamlara maruz kalan, baktığı her yerde bir big brother gören herkes mutlaka okumalı...

Aslında daha anlatmak istediğim bir sürü şey vardı ama komşumun sabahtan beri yaptığı matkap sesi dinletisi yüzünden acayip bir baş ağrısı başladı bende. Kalan kısımları yazmayı zihnimin daha kendinde olduğu bir zamana bırakıyorum ve burada noktalıyorum.

Keyifli uyanmalar :)

Yogumiyeci 
13 Eyl 22:40 · Kitabı okudu · 3/10 puan

Tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı. 40 yıl önce BBC'de yayınlanan bir belgeselin kitaplaştırılmış hali. Peşinen söyleyeyim; kitap çokça müstehcen resimler içeriyor. Alırken incelememiştim. Benim için de sürpriz oldu.
''Çağdaş'' Batı'nın, Ortaçağ'dan beri ''Sanat'' ve ''Estetik'' kavramlarının arkasına sığınarak kadın bedenini nasıl metalaştırdığını örneklerle gösteriyor.
Tavsiye eder miyim? Sanırım etmem.

İndantee 
02 Eyl 23:07 · Kitabı okudu · 25 günde · Beğendi · Puan vermedi

Yazar kitabı tamamlamayı okura bırakmış son sayfada bunu görüyoruz. Yani bu kitap aslında tamamlanmamış. Yazar bu kitabı tamamlamadı belki de akılda kalmak için böyle bir yola başvurdu. Çünkü zieganik etkisi der ki ; "Yarım kalmış, kesintiye uğramış işler tamamlanmışlardan daha kolay ve net hatırlanır"

Granitt 
25 Nis 00:03 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Neredeyse yarısı siyah beyaz resimlerle dolu olan yıllar sonra bile içinden geçen paragrafları unutamayacagimiz bir eser.ben de diğerleri gibi reklamcılık kısmını özellikle beğendim.bitirdikten sonra değişik bir farkındalık sunuyor insana.ben kitabin kapagini da begendim.tavsiye ederim.

Kalemzen 
22 Ağu 12:58 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Günümüzde ki sanat anlayışının bu zamana kadar nasıl geldiği , görmek istediğimizden ziyade bize ne yansıtıldığı ve eski dönem sanatların da ki resimlerden heykellerden ve yapıtlardan günümüze hangi sanatlar geldiğini ve resim ve sanatla insanın aslında gözünün bir nebze de körleştiği sanatı sanat olarak değilde bir obje olarak algıladığımızı geçmişimizi bize sanatla ve sanatın yalanlarının insanı nasıl hipnotize edip bu zamana getirdiğini anlatıyor. Sonuç olarak bizi içine çeken çoğu şey resim reklam ve bunların özendirilip kapitalist sistemin sanat aşılanmasını anlatadan ilginç bir kitap

Ferdi Bişkin 
18 Tem 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 6/10 puan

John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden ortaya çıkan "Görme Biçimleri" yedi deneme yazısından oluşuyor. Kitap aslında yeni değil. Orijinal baskısını 1972 yılında yapmış. Türkçe ilk baskısı ise 1986 yılına ait. Her bir denemede resimlerin, özellikle yağlı boya resimlerin nasıl görüldükleri, ifade ettikleri anlam ve dönemlerindeki sosyal yapı hakkında bilgiler veriliyor. Her bir denemede farklı yağlı boya resim türlerinden bahsediliyor. Özellikle reklam ve tüketimle ilgili son deneme dikkate değer. Kitaptaki resimler renkli ve daha büyük olsalardı iyi olabilirdi. Kapak tasarımı olarak da sıradışı sayılabilecek bir yapıya sahip.

Angela 
01 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Görmenin nasıl da çarpıtılabilir bir algı olduğunu gözler önüne seren kitap. Özellikle "çıplaklık" ile "nü" arasındaki farkı anlatışı beni çok etkiledi.

K. Lebedkin 
20 Eyl 03:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

''Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır.Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir;insan kendisi olarak algılanamamasıdır.Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. (Vücudun nesne olarak görülmesi nesne olarak kullanılmasına yol açar.) Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar.Nü'lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur....''
Resim sanatını icra edenleri ilgilendiriyor gibi gözükse de okumayı sevenlerin kendi raflarına bu kitabı ve de yazarını koyması şiddetle tavsiye edilir.

Halil Güzel 
06 Tem 12:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Üniversitede Sanat Tarihi hocamız bu kitabı okumamızı zorunlu kılmıştı. Yıllar sonra tekrar elime aldığımda ilk defa okuyormuşum hissine kapıldım. Her ayrıntısında güzel detaylar mevcut. Başucunda tutup ara ara okunması gereken kitaplardan. Anlatılan konuyu görsellerle desteklemiş olması kalıcı olmayı sağlıyor. "Bu kitabı okuyanların hayata bakış açısı değişebilir" diye bir cümle kursam, sanırım çok da iddialı olmaz..

Neşe Kavak 
22 Oca 15:52 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Beni özellikle reklam üzerine yaptığı tespitler etkiledi. İnsanlardaki bu ''kıskanılır duruma gelme'' arzusunun vardığı sonuçlar zannettiğimden de fazla.

2 /

Kitaptan 38 Alıntı

Zehraca 
10 Tem 19:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.

Görme Biçimleri, John BergerGörme Biçimleri, John Berger
Zehraca 
11 Tem 02:48 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sınıf ya da halktan çok daha az özgürdür, işte bunun için —tek neden de budur zaten— geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızdadır.

Görme Biçimleri, John BergerGörme Biçimleri, John Berger
Zehraca 
11 Tem 02:55 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Avrupa nü sanatında ressamlar ve seyirci-sahipler erkekti, nesne olarak işlenen kişilerse çoğunlukla kadın. Bu ters ilişki ekinimize öylesine sinmiştir ki bugün bile sayısız kadının bilincine bicim vermektedir. Kadınlar kendilerine karşı, erkeklerin onlara karşı davrandığı bicimde davranmaktadırlar. Kadınlar da, erkeklerin onların karşılarında yaptıklarını yapıp kendi dişiliklerini seyretmektedirler.

Görme Biçimleri, John BergerGörme Biçimleri, John Berger
Zehraca 
11 Tem 02:46 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Geçmiş hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla, olduğu gibi tanınmayı beklemez. Tarih her zaman belli bir şimdi’yle onun geçmişi arasındaki ilişkiyi kurar. Demek ki şimdi’den korkmak eskiyi bulandırmaya yol acıyor. Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden bir şeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur.

Görme Biçimleri, John BergerGörme Biçimleri, John Berger
UĞURCAN KOÇ 
29 Haz 01:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bunu şöyle yalınlaştırabiliriz: Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye —özellikle görsel bir nesneye— seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.

Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 33 - Metis Yayınları)Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 33 - Metis Yayınları)
Zehraca 
11 Tem 02:51 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Ödüllendirilmek bir yargıcın mülkü olmaktır —başka deyişle onun sizden yararlanabilmesi demektir.

Görme Biçimleri, John BergerGörme Biçimleri, John Berger
Şule 
16 Tem 22:56 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bizi sürekli mülkten söz etmekle suçluyorlar. Bunun tam tersidir doğru olan. İncelediğimiz toplumun, kültürün ta kendisidir mülkten başka bir şey düşünmeyen.

Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 109)Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 109)
Şule 
16 Tem 23:03 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kişisel mutluluk peşinde koşmak, evrensel olarak herkesçe kabul edilmiş bir haktır. Oysa günümüzdeki toplumsal koşullar bireyin kendisini güçsüz hissetmesine yol açıyor. Birey, içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi her gün yeniden yaşıyor. O zaman da ya bu çelişkinin iyice bilincine vararak, başka şeylerle birlikte kapitalci düzeni devirerek tam demokrasiyi gerçekleştirme yolunda siyasal kavgaya katılıyor ya da kendi güçsüzlük duygusuyla beslenen kıskançlık duygusunun pençesinde hiç bitmeyen düşlere kapılarak yaşıyor.

Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 148)Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 148)
UĞURCAN KOÇ 
29 Haz 20:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kıskanılmaksa insanda, ancak yalnız başına tadılabilecek bir kendine güven duygusu yaratır. Bu duygu da yaşantınızı, sizi kıskananlarla paylaşmamanızdan gelir. İnsanlar size ilgiyle bakarlar, oysa siz onlara öyle bakmazsınız —bakacak olursanız o denli kıskanmazlar ki sizi! Bu bakımdan, kıskanılanlar bürokratlara benzerler; ne ölçüde kişiliksiz olurlarsa (hem kendilerinin hem de başkalarının gözünde) o denli büyüyecektir güçlülükleri, aldatmacaları onların. Gerçek olmayan bu mutluluklarında çekiciliğin gücü ‘yatar’: bürokratın aslında olmayan, varsayılan yetkesinde yatan gücüdür bu. Çekicilik imgelerinin çoğunda görülen boş, belli bir yere yönelmemiş bakışlar başka türlü açıklanamaz. Bu imgelerdeki insanlar yaşamalarını sağlayan bu kıskanç bakışlara görmemezlikten gelerek bakarlar.

Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 70 - Metis Yayınları)Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 70 - Metis Yayınları)
UĞURCAN KOÇ 
29 Haz 02:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sanat müzelerini gezenler sergilenen yapıtların çokluğu karşısında şaşırıyorlar. Bu yapıtların ancak birkaçına yoğunlaşabilmelerini kendi eksiklikleri sayıyorlar. Aslında böylesi bir tepki çok anlaşılabilir bir şeydir. Sanat tarihi, olağanüstü yapıtlarla Avrupa geleneğinin sıradan yapıtları arasındaki ilişkiyi hiç yakalayamamıştır. Bu sorun dehayla açıklanamaz. Bu yüzden sanat galerilerinin duvarlarında görülen kargaşa —temelde bunları ayıran şeyin ne olduğunun açıklanmasını bırakın— hiç farkedilmeden öylece sürüp gider. Olağanüstü bir yapıt üçüncü sınıf yapıtlarla çevrelenmiş durumdadır.

Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 49 - Metis Yayınları)Görme Biçimleri, John Berger (Sayfa 49 - Metis Yayınları)
4 /