·
Okunma
·
Beğeni
·
21,6bin
Gösterim
Adı:
Başkaldıran İnsan
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750724763
Orijinal adı:
L'homme Revolte
Çeviri:
Tahsin Yücel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Başkaldıran İnsan
Başkaldıran İnsan
The Rebel
1957 yılında kırk dört yaşında Nobel Ödülünü alan "Albert Camus" (1913-1960), yaşamı boyunca şu sorunun yanıtını aradı: "İnsan toprakla nasıl bağdaşabilir, yoksulluğu yüzünden acı çekerek, ama güzelliğini koruyarak saçma ve yücelik için nasıl yaşayabilir?" Camus'ye göre sanat 'yalancı bir lüks' ve bencil bir edebiyatçının yapıtı değildir. Sanat yaşayabilir, kullanılabilir bir durumdadır; gerçeğe sadık ve onun üzerinde olduğu için, hiç uysallaşmayan saçmalığı ve hiç yok olmayan umudu ile insanın durumunu tepeden tırnağa kapsar. "Başkaldıran İnsan", başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. "Başkaldıran İnsan", adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik başdönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "Hayır!" demeyi bilen insandır "Başkaldıran İnsan", ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan 'hayır'ın içeriği nedir? Bunun yanıtı "Başkaldıran İnsan"da...
360 syf.
·4 günde·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Albert Camus'nün hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/-_X3xWwwAoA

"Yeni yıla nasıl girerseniz o yıl öyle geçer" diye bir efsane vardır ya, işte ben de 2021 yılına Camus'nün Başkaldıran İnsan kitabıyla girip bütün bir yılı başkaldırı düşünceleriyle geçirmek istedim. Hem kitap okumak da en büyük başkaldırı çeşidi değil midir?

Descartes'ın "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefesini, "Başkaldırıyorum, öyleyse varız" haline dönüştüren Camus aslında bizi başkaldırının tarihi ve biçimleri konusunda bilgi sahibi olmaya çağırıyor. Hem biz de gün içinde nelere başkaldırmıyoruz ki?

Kendi adıma örnek verecek olursam, şekilciliklere başkaldırıyorum, gruplaşmalara başkaldırıyorum, samimiyetsizliklere, Tanrı'ya inanmasını ya da inanmamazlığını bir gösteriş biçimi olarak sunanlara, kitap okumayanlara, okuyup da hala cahil kalmayı başarabilenlere başkaldırıyorum. Daha bu senenin başında nelere başkaldıracağım konusunda da aslında diğer insanları bilgilendirmiştim. Mesela asgari ücretten bile az ücret önerip de modern köle arayan işverenlere, ayrıca bana dikte edilen ve pek çok kişinin müptelası olduğu 8-5 mesai düzenine de başkaldırdığımı söylemiştim. Evet... Artık başkaldırıyorum, öyleyse varım! Peki siz nelere başkaldırmak isterdiniz?

Camus'nün bireysel insanın salt kendi benliğiyle oluşum sürecini anlatması daha çok Tanrı'nın varlığını reddetmesi ve kendi bireyselliğini bulması üzerinden gidiyor. Bu konuda ben kendi düşüncemi buraya iliştireyim hemen. Bir Tanrı’nın varlığına inanıp inanmamanız sizi gerizekalı birisi yapmaz. Ama bir Tanrı’nın varlığına inanan ya da inanmayan birisine karışıyorsanız, o zaman siz de kolaylıkla bir gerizekalı olabilirsiniz. O yüzden aslında gerek bu kitabın gerekse de genel olarak bize başkaldırmayı öğreten kitapların ana amacı bu olmalı: Gerizekalı olmayın.

Ayrıca bu kitabın adının güzelliğine bakıp balıklama atlamak isteyenlerden misiniz yoksa? O zaman Yunan mitolojisi, Prometheus ve Zeus arasındaki insan-Tanrı karşılaşmaları, Marquis de Sade ve kitapları, Dostoyevski'nin kitapları ve özellikle Karamazov Kardeşler kitabı, Nietzsche'nin "Tanrı öldü!" demesinin felsefi, dini ve tarihi sebepleri, Nietzsche'nin bütün ahlaki değerleri reddedişinin nedenleri, Camus'nün Sisifos Söyleni kitabında temelini attığı uyumsuz ve absürt olan insanın üstüne bir de bireysel başkaldırıda bulunan insanın eklenmesi, Lautréamont ve Rimbaud'un şiirleri, Jean Jacques Rousseau ve Toplum Sözleşmesi kitabı, Hegel felsefesi, Hitler faşizmi, Rus devrimleri, Bazarov, Bakunin, Neçayevizm, Marx ve kapitalizm hakkındaki düşünceleri, Proust ve Kayıp Zamanın İzinde serisi gibi konularda altyapınızın olması ve ondan sonra bu kitabı okumanız bence çok daha iyi olur.

Elbette ben de bu konuların hepsi hakkında bilgi sahibi değildim. Sonuçta doğduğumuzda bu bilgilerden yoksun olarak doğuyoruz ve kendimizi zamanla geliştirip nelere başkaldırmamız gerektiğini de zamanla seçebiliyoruz. O yüzden Camus'nün bu kitabı bence yukarıda yazdığım konular hakkında da size araştırma ipuçları sunabilir ve hangi yazarın hangi başkaldırı biçimiyle size katkı sunacağı konusunda bir yol çizebilir. Yani Camus diyor ki: Abicim ben 360 sayfa kitap yazmışım, e bir zahmet sen de artık nelere başkaldıracağını bu kitabın içindekilerden yola çıkarak kendin seç...

Hatta bu konuların üstüne bir de "Başkaldıran İnsan okuma rehberi" verecek olsaydım öncelikli olarak Camus'nün Tersi ve Yüzü, Yaz, Mutlu Ölüm, Sisifos Söyleni ve Yabancı gibi kitaplarını okuyup ardından Camus'nün uyumsuz insan düşüncelerini anlayıp bu kitaba geçmenizi tavsiye ederdim. Kesinlikle ama kesinlikle Camus'den okuyacağınız ilk kitap bu olmamalı. Öncelikli olarak Camus'nün kendisi için belirlediği umut ve bireysel başkaldırı metaforu olan "güneş"i Tersi ve Yüzü, Sisifos Söyleni ve Mutlu Ölüm gibi kitaplarından anlayıp daha sonrasında da yine Sisifos Söyleni kitabındaki Sisifos mitiyle birlikte insan-dünya başbaşalığını anlamanız gerektiğini düşünüyorum.

Albert Camus'nün bütün kitapları için detaylı okuma rehberini en yakın zamanda hazırlayacağım.
360 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
¶¶Başkaldırıyorum o halde varım! ¶¶

¶¶Başkaldıran insan kutsalın öncesinde ya da sonrasında yer alan, bütün yanıtların insansal, yani usa uygun olarak belirlenmiş olduğu bir düzen isteyen insandır.¶¶

Camus, “kimdir başkaldıran insan?” diye sorar ve bu soruyu “hayır diyebilen kişi” diye yanıtlar.


Başkaldırmak, düşünmekten sonraki aşamadır. Yani insan önce düşünecek sonra başkaldıracaktır. Bir insanın düşünmeden başkaldırabilmesi söz konusu değildir. Öyleyse başkaldırı, düşünmekten daha ileri bir aşamayı temsil eder.


¶¶Düşünme yeteneği elinden alınan insan başkaldıramaz.¶¶


İnsanların düşünme yeteneğinin ellerinden alınması, onların yanlış yöne yönlendirilmesiyle, bu da büyük ölçüde yanlış eğitimle olur.


Albert Camus, diktatörlüğün her türüne karşıydı. Bu karşı çıkış yalnızca sözde değil eylemde de vardı. Faşizme karşı savaşan yer altı örgütlerinde çalıştı. O zamanlar Fransız sosyalistleriyle birlikteydi. Zaman içinde Stalin’in uygulamalarına da başkaldırdı. Bunun da faşizmden farklı olmadığını savundu ve ‘Başkaldıran İnsan’ kitabını o sıralarda yazdı. Sartre ile yollarının ayrılması da o sıralarda oldu. Çünkü Sartre her şeye karşın Rusya’daki sosyalizmi savunmaya devam ediyordu.


Uzun evrim döneminin sonunda hominidler grubundan birlikte gelen insan ile maymunun yolları ayrıldığında insanı farklı kılan şey düşünmeyi başkaldırmaya kadar ilerletebilmiş olmasıdır. İnsan, mantığına aykırı gelen şeylere başkaldırma ayrıcalığına ulaşmış olmasına karşın bazen düşünme yeteneği sekteye uğrayabiliyor ve başkaldırma ayrıcalığını yitirebiliyor. Üstelik çoğu kez, bunun kültür düzeyiyle de ilgisi bulunmuyor.
Aksi olsa Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko, Rusya’da Stalin iktidara gelebilir miydi? Neyse ki insanın bu tür bir düşünce bulanıklığı uzun sürmüyor.:)) Bir gün, düşünce bulanıklığından sıyrılıp yeniden başkaldırıya kadar ilerlemeyi başarabiliyor.   


İnsanı güçlü kılan şey gerektiğinde düşünmek ile başkaldırmak arasındaki köprüyü geçebilmesidir. Kendisine zorla kabul ettirilenlere başkaldırıp bu köprüden geçenler özgürlük havasını koklarken düşünce bulanıklığından çıkamayıp biat kültürüne esir düşenler her şeye baş eğmeye devam ederler.  Başkaldırının gereği öyle olsun dan çok nasıl olması ve böyle istiyorum kavramından doğuyor aslında...

Okur kalın...
360 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Mükemmel bir kırılamaz döngü içinde varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz her şeye rağmen. Ama bazen yaşanmışlar, yaşananlar ve yaşancak olanlar yanlış gözüküyor gözümüze. Uyanıyoruz aslında bir nevi. Başkaldırı bu uyanıştır. Başkaldırı, bu döngüyü kıracak güce sahip değil ama önüne taş koyabilecek güçte. Başkaldırı bir göğüs geriş.

Albert Camus'un denemesi diyoruz ama çok da bir inceleme kalitesinde bir kitap. Düşünürden tutun da yazara kadar birçok tarihe geçmiş kişinin düşünceleri üzerine alıntılarla incelemeler var. Kitap, toplumdan devrime, doğadan sanata, insandan insana ve hepsinin içinde de başkaldırıyı anlatmış. Çok zorlandığım, gerek terimsel olarak gerek düşünsel olarak, bir kitap oldu. Birçok terimi de bilmediğim için sürekli bir araştırma içinde olmam da yeni şeyler öğrenmeme vesile oldu. Birçok yönden düşünmemi, yeni bakış açıları kazanmamı ve de daha yeni birçok şey öğrenmemi sağlayan çok da güzel bir eser olduğunu düşünüyorum. Okuyun ve de en çok düşünün efendim.

Kitapta adı geçen bazı kitaplar;
> Hınç- Max Scheler
> Doğanın Evrimi- Lucretius Carus
> Kayıp Cennet- Milton
> Emile- Jean-Jacques Rousseau
> Babalar ve Oğullar- Ivan Sergeyeviç Turgenyev
> Kapital- Karl Marx
> Komünist Manifesto- Karl Marx, Friedrich Engels
360 syf.
"Hiçbir şeye inanmadığımı, her şeyin saçma, her şeyin uyumsuz olduğunu haykırıyorum, ama haykırışımdan kuşku duyamam, hiç değilse karşı çıkışıma inanmam gerekir. Böylece, uyumsuzluk deneyinde elimdeki ilk ve tek gerçek, başkaldırıdır."

der Camus ve kendi Cogito'sunu ortaya koyar. Yani Descartes'in düşünce'sinin yerine hatta üzerine kendi baskaldırışını koyar. Çünkü uyumsuz ve saçma bir yerde kendini bulan insan düşünceden önce "Var'ım" diyerek bir haykirmaya ve bu sayede kendisine bir nihengi noktası oluşturmaya ihtiyacı vardır.

"Bu deneme, intihar ve saçma kavramı çevresinde başlamış bir düşünceyi cinayet ve başkaldırı karşısında sürdürmek istiyor."

der Camus ve geçmişten günümüze gelen iki temel baskaldırışın yarattığı cinayetlerin, yikimlari kendi baskaldırışı ile kıyaslar. Bunlar: Doğaüstü başkaldiri ve tarihsel başkaldiri.

Doğaüstü başkaldirida insan, Tanrıyı ait olduğu yere yani kurgular alemine geri yolladiktan sonra geçirdiği şok dalgasinin etkisiyle ortalıkta şaşkına dönmüş şekilde dolanir ve aynı zamanda kendisini sınırlayan bir güçten azade olmanın heyecanı içindedir. Bu zamana kadar bu insanın durumu, kolayca koparabileceģi bir ipe bağlı olan filin kendisini köle sanmasi gibiydi. Ancak uzun çabalar sonucunda bu ipi önce fark eden ve Var'ım diyen sonra da Var'ligini sürekli bir mücadele ile nihayete erdirip ipi koparan insan, nihayete ermis midir gerçekten? Camus, hayır der, var olmak için her daim var olmaya çalışmak yani her daim Var'ım demek gerekir der. Ancak insanlar bunu görmez. Ya yeni tanrılar yaratirlar ya da kendilerini tanrılastirirlar. Tanrı olmak isteyen insan da nihayetinde insanların yaşam ve ölüm kaderlerini de elinde tutmak ister. Yani iş cinayete dayandı bile.

Tarihsel baskaldırışta insan, doğaüstü başkaldirisla benzer şekilde Tanrıyı yadsiyip 'Yalniziz' der ancak yüzünü yeni nihengi noktası oluşturmak için geçmişe çevirir. Tarihi ele alır ve kendisini tarihin dışına çıkarıp Tanrivari bir davranışla tüm tarihi kendisi için kurgular. Iddialariyla şekillendirir hiç görmediği ve tanık olmadığı tarihi. Sonuç ortaya attığı kendi iddialarına önce inanan, sonra herkesin inanması için baskı yapan ve bunun için iddialarını efsanelestiren dolayısıyla tarihi komple bir kırmızı çizgi haline getiren insan, farkında olmadan kendine yeni bir din oluşturmuş olur. Tanrıyı yadsiyan insan Tanrı fikrinden kopamaz sadece bu fikri başka adlara yansıtır. Tarihi kendisi için kurgulayan insan, geleceği de bu kurgudan aldığı güç ile devrimle kurmak ister. Lakin sonuç cinayet olur, kontrolsüz kaybolmuş bir güç...

"Kutsalın ve salt değerlerin ötesinde, bir davranış kuralı bulunabilir mi? Başkaldırının getirdiği soru budur."

diye sorar Camus ve baskaldırışın iki temel özelliği olduğunu vurgular; ölçü ve sınır. Başkaldiran insan var olmak için başkaldirmis ve Var'ım demiştir. Ancak varlığını başkalarının varlığıyla onamasi gerekir ki kendi varlığının farkında olsun. Yani ölçü ve nihengi noktası insandır. Dolayısıyla sınır da başkasının baskaldırışıdır. Yani benim başkaldirisim başkasının başkaldirisinin başladığı yerde biter. Ölçü insanı bir organizmaya benzetecek olursak, birey insan da onu oluşturan hücrelerdir. Dolayısıyla eğer diğer insanlara öldürmeye meyledersek organizmada nihayetinde kendimizin de etkilenecegi ölümcül bir kanser yaratmış oluruz. Nihayetinde nihengi noktamizi bir daha bulamayacagimiz şekilde yok etmiş oluruz ve kendimizi de.

Camus, İkinci Dünya Savaşi'nin yıkımınin gölgesinde yaşamış bir insan ve fikirleri de yeni bir olası yıkımı nasıl önleyebiliriz'e dayanıyor. Tabi kitapta sanata da yer verilmiş bir bölüm vardı. En masumane başkaldiri sanatın yarattığı başkaldiri diyebiliriz. Belki de insanlığın çıkış noktası sanattır. Nitekim Var'ım demenin mağara insanından günümüze değin en etkili ve en insancıl yolu değil midir sanat?

Keyifli okumalar.
360 syf.
·Puan vermedi
Camus'yü severim.
Veba top 50, Yabancı top 20 listeme, düşüş top 10 listeme rahatlıkla girer. Hani bazı yazarları okuyunca içimizden, tanrı teşekkürler iyi ki onu yaratmışsın deriz. Demez miyiz? Bence de deriz. İşte böyle bir yazarın denemesi. Keşke daha çok deneseydi.

Başkaldırı nedir ki? Bazı kelimeler üzerine düşünmeyince anlamlanmıyor. Direnç gibi mesela. Ne kadar olmasa da olur bir kelime aslında, direnç göstermek.. futbolda iyi de ya hayatta?
Sevgili Camus diyor ki, bir başkaldırı ile başlar her şey. Bir ergenin ailesini karşısına almasını düşünmeyin hemen. Bir kölenin başkaldırısı. Bir anda kendinde bir hak görmesi ve efendisine karşı bir duruş. Işte o an her şeyin değiştiği an da olabilir. Ya istiklal artık ya ölüm, ya hep ya hiç. Her şeyi kaybetmeyi, olanı da kaybetmeyi göze almaktır başkaldırı. Evindeki bulguru riske etmeyenin harcı değil.

Sistemi de eleştirmeli elbet. Acı çekmeyi doğal saymanı ister düzen ve sana bir gerçeği hatırlatır. İsa bile acı çektiyse, normal değil midir acı çekmek, hem biz kimiz ki acı çekmeyecek?
Hem ne olur başkaldırınca ki? Gerçekten o kadar harika mıdır başkaldıran insan? Ya yöneteni yıkıp yerine geçip sonra ezici olacaksa? Belki, belki Fransız devriminde olan da buydu. Yönetim el değiştirdi, ezilenler ezen oldu. Gerçek bir başkaldırı mıydı bu, yoksa gücü eline geçirme çabası mı? öyleyse bile önemli miydi bu?
Toplumsal başkaldırı…
Hepimize gerekli, her zaman belki. Çünkü ne olursa olsun, kapitalizmin yüceliği sayesinde sistem değişmiyor aslında. İşte bu yüzden, Marx ve Engels karşı durmalı demişti buna. Bu yüzden kitapta kendilerine uzun bir bölüm ayrılması makul karşılanabilir. Sevgili Camus, bazı söylediklerine katılamıyorum, çoğuna katılıyor, bazılarına katılmak istemiyor ama bunu yapamıyorum.
Okuyun, okutturun…
---
(inceleyenin notu. Bu bölüm boş bırakıldı, geniş zamanlarda incelmeye ekleyeceğim olursa buraya gelecek.)
----
belirtmeden geçemeyeceğim.. Camus o kadar çok yazara atıfta bulunmuş ki bazen okumak çok zorlaşıyor. Karamazov kardeşlerden o kadar çok alıntı, atıf, örnekleme var ki örneğin, neden dedim neden okumadım kardeşleri.. Elbette bunun dışında Stirner’ler, Sade’ler, Bakuinin’ler, Rimbaud’lar havada uçuşuyor. Okuyacaksanız zaman ayırabileceğiniz bir dönemi seçin derim :)
----
Her ne kadar biraz bekletmiş olsam da, lanet olsundu böyle yoğunluklara, @casperrr’ya teşekkür ederim. Fazlaca. Belki bir kaç bin yıl daha sürebilirdi, kitaba başlamam ve bir kaç bin yıl daha bitirmem. :)

----

son olarak,
“Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” Nâzım Hikmet
360 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Başkaldıran insan, bütün yanıtların insansal yani akla uygun olarak belirlenmiş olduğu bir düzen isteyen insandır.
Başkaldırı bizim tarihsel gerçeğimiz. Gerçekten kaçmadığımız sürece, değerlerimizi onda bulmak zorundayız. Kutsalın ve salt değerlerin ötesinde, bir davranış kuralı bulunabilir mi? Başkaldırının getirdiği soru budur.
Hayır demeyi bilen insandır ama kime göre, neye göre, nasıl ve nerede'yi sorgulayan kitap.
Altını çizdiğim yerlerden, incelemede paylaşmaya değer alıntılar ;
"İnsan ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır."
"İnsanlar ancak özgürlük için güzel ölmüşlerdir: Bütün bütün öldüklerine inanamıyorlardı o zaman."
"Sanat ve başkaldırı ancak son insanla birlikte ölecektir."
360 syf.
Savaşlara, sanayi devrimiyle birlikte yeniden oluşturulup yeni bir tasarım olarak insanın önüne koyulan köleliğe, sunulan özgürlüğe, politikalara, kutsal kabul gören olgulara, dine, intihar ve ölümlere hatta ateizme bile yapılan bir başkaldırıdır.

Nietzsche'nin nihilizmini eleştirirken çıkıp gerçekçi bir tespite; tanrının artık sadece ''ahlak'' kavramı ile insanda bir anlam ifade ettiğini bunun yok edilmesi ile savaşlara, sömürüye, modern köleliğe karşı sadece seyirci kalan tanrı figürünün yok olacağını söyler.

Camus ayakları yere basan bir başkaldırı kitabı yazmış. eleştirileri diğer kitaplarındaki gibi oldukça sert. Sadece tarz değişmiş biraz ancak etkisi aynı.

Nietzsche ve faşizm bağlantısını eleştirdiği bölümü ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim.

Diğer kitaplarına nazaran bu kitapta Michel Foucault'yu gördüm. Fikirler öyle senkronize ki acaba esin var mı diye düşünmedim değil.

Bu arada kitapta çok sık geçen aktöre kelimesinin karşılığı ahlaktır.

Gerekli gördüğüm yerleri belirtirken, kitabın içeriğine girip beğendiğim bölümleri paylaşarak yorum yaparak ilerlemek istedim ama okumayan da olacağı için kitap özeti sunmaya gerek yok diye düşünüyorum. Elinizde mutlaka bulunması gereken bir kitap bu. Keyifli okumalar dilerim.
360 syf.
Bu eseri okumam biraz zaman aldı, bitirmesine bitirdim ancak hakkını vererek okuduğumu söylemem pek mümkün değil. Zira, içeriğinde bahsi geçen filozoflar, düşünürler, felsefi olaylar vb gibi kavramlara biraz yabancı, biraz uzak bir okurum, dolayısıyla bunlara hakim olamayışım neticesinde de ne konu ne de anlam bütünlüğü sağlayabildim.

Dinler tarihi, edebiyat tarihi ve sanat tarihi başta olmak üzere yoğun bir tarihsel boyut vardı eserde.Yeri geliyor Tolstoy, Karl Marx, Engels, Turgenyev, Dostoyevski, Nietzche, J. J. Rousseau gibi ustalardan alıntılar görüyoruz, yeri geliyor Marksizmin ve Leninizmin yerin dibine sokulduğu eleştirilere şahit oluyoruz.

SSCB devriminin aslen bir zorbalık olduğunu belirten Camus,bu eserinde Fransız Komünist Partisinden ihraç edilip Cezayir Komünist Partisine katılmasının sebepleri üzerinde de duruyor.

Camus'a göre devrim, başkaldırı ile başlar. Zaten boş ve anlamsız olan bu dünyada, şayet içinde bulunduğumuz durum bizi bunaltıyorsa, başkaldırı kaçınılmazdır, bireyin en doğal hakkıdır ve haksızlığa boyun eğmeme çabasıdır.

Her satırında Camus'un bilgi birikiminin ve donanımının oldukça yoğun bir şekilde hissedileceği bu eserinin, özellikle felsefe seven ve dünya, bilhassa Sovyetler siyasi tarihine hakim olan arkadaşlar tarafından okunmasını tavsiye ederim. Aksi halde bende olduğu gibi birkaç beden büyük gelebilir

️Aşırı acının okuma hazzını alıp götürdüğü de ortadadır.

️Hiç kimsenin neyin ak, neyin kara olduğunu söyleyemediği yerde, ışık söner, özgürlük gönüllü bir tutsaklık olur.

️Birey, yaratık olarak , yaratıcıya karşıt olamaz.

️İnsanlık, cinayetler, zulümler ve ölümler içinden, her şeyi doğrulayacak olan bu tükenişe doğru yürüyordu.

️Sevmek, sevileni kısırlaştırmaktır.

️Başkaldırı insanları öldürür, devrimse hem insanları, hem ilkeleri yok eder.
360 syf.
·45 günde·Puan vermedi
Kitap gerçekten kolay değildi, Albert farklı insanlardan örnek vererek bunları sorguya çekip eleştirel bir yaklaşımla süzdükten sonra kendi düşüncelerini ifade etmiş. Kitabı tam olarak çözebilmek için kıyaslama yaptığı yazar veya romanlarla ilgili fikir sahibi olmanız gerekiyor yoksa sadece okuyup geçersiniz. Dil olarak gerçekten ağır bir dili vardı, sindirerek, ağır ağır okunması gereken felsefe baş yapıtlarından biri.
360 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Başkaldıran İnsan", başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. "Başkaldıran İnsan", adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik başdönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "Hayır!" demeyi bilen insandır "Başkaldıran İnsan", ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan 'hayır'ın içeriği nedir? Bunun yanıtı "Başkaldıran İnsan"da...
Susmak, hiçbir şeyi yargılamıyor, hiçbir şey istemiyor sanılmasına yol açmak, kimi durumlarda da gerçekten hiçbir şey istememektir. Umutsuzluksa, tıpkı saçmalık gibi, genel olarak her şeyi yargılar ve ister, özel olarak hiçbir şeyi.
İyiliğin ödüllendirilmediğini daha şimdiden, yeterince gördüğümüze göre, kötülüğün cezalandırılacağını nasıl söyleyebiliriz?
İnsanlar herkeste herkesçe benimsenen, ortak bir değere dayanamıyorlarsa, insan için insan anlaşılmaz kalıyor demektir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Başkaldıran İnsan
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750724763
Orijinal adı:
L'homme Revolte
Çeviri:
Tahsin Yücel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Başkaldıran İnsan
Başkaldıran İnsan
The Rebel
1957 yılında kırk dört yaşında Nobel Ödülünü alan "Albert Camus" (1913-1960), yaşamı boyunca şu sorunun yanıtını aradı: "İnsan toprakla nasıl bağdaşabilir, yoksulluğu yüzünden acı çekerek, ama güzelliğini koruyarak saçma ve yücelik için nasıl yaşayabilir?" Camus'ye göre sanat 'yalancı bir lüks' ve bencil bir edebiyatçının yapıtı değildir. Sanat yaşayabilir, kullanılabilir bir durumdadır; gerçeğe sadık ve onun üzerinde olduğu için, hiç uysallaşmayan saçmalığı ve hiç yok olmayan umudu ile insanın durumunu tepeden tırnağa kapsar. "Başkaldıran İnsan", başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. "Başkaldıran İnsan", adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik başdönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "Hayır!" demeyi bilen insandır "Başkaldıran İnsan", ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan 'hayır'ın içeriği nedir? Bunun yanıtı "Başkaldıran İnsan"da...

Kitabı okuyanlar 1.425 okur

  • Kevs
  • Merdümgiriz《مردمكريز》
  • Şervan
  • Elif Başkent
  • sevgi mutlu
  • Ben o filmi daha önce okumuştum...
  • Orçun Zeren
  • Noviembre
  • zaimoğlu mehmet
  • Bülent ayçiçek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4
13-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%23.8
25-34 Yaş
%45.2
35-44 Yaş
%18.3
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.1
Erkek
%60.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.5 (106)
9
%24.2 (79)
8
%19.3 (63)
7
%11.7 (38)
6
%3.7 (12)
5
%1.2 (4)
4
%0.9 (3)
3
%0.6 (2)
2
%0.3 (1)
1
%0.9 (3)

Kitabın sıralamaları