Mutlu Ölüm

Albert Camus
Çevirmen:
Ramis Dara
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Üslup ve İçerik üzerine...
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 04:38
Camus'un ölümünden 10 yıl sonra 1970'te basılan bu kitabı, kendi yaşamından öykülerle kurulu. Kitap iki Ana başlık altında hazırlanmış; Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm. 1957 Nobel Edebiyat Ödülüne hak kazanan bu eseri, sancılı bir süreçte okuduğum için mi bu kadar içine hapsetti beni bilmiyorum. Kimi okurların olumsuz eleştirilerine denk geldim onlara tek katılabilceğim nokta aşırı tasvir içermesiydi. Uzatılan tasvirler okuyucuyu biraz sıkabiliyor. Fransızcadan çeviri olduğu için mi birçok noktalama hatası vardı bilemiyorum belki de TDK artık fiilimsilerden ve bağlaçlardan sonra noktalama kullanılmasında bi sakınca görmüyordur. :) (Umarım yanılıyorumdur.) Sevgili Yazar, ölüme çok yakın bir dönemde okudum bu kitabı. Elimden gelse bütün sayfaları alıntı yapardım. Bazen bir sohbetin ortasında öyle bir nokta atışı yaptığınız olurduki birkaç kere okumak zorunda hissediyordum kendimi. '-Burada mutluysan niye gidiyorsun anlamıyorum. -"Sevilmek" tehlikesini yaşayacaktım ve bu da benim mutlu olmamı engelleyecekti. ' Sevgiden muzdarip ölüme yaklaşmak ve bir şekilde kaçmanın yolunu bulmak. Çünkü ölüme henüz hazır hissetmemiştiniz artık mutlu olmak için yaşamak istiyordunuz ve yaşadığınız güzellikler içinde mutlu bir ölümü yeğlemiştiniz. Peki öyle mi oldu ? Yorumu okuyucuya bırakmak düşer. Mutsuzluğun iliklerime kadar işlendiği sırada okuduğum şu satırlar çok etkiledi beni; Kızlarına yazdığı bir mektubu şöyle bitirmişti: 'Ne yapıyorsunuz ? Hiçbir şeyin hiçbir yerde alıkoymadığı ve size bağlı kalan bu mutsuz adama kendinizden ve güneşten söz edin." Görecek kaç güneşli sabahlarımız kaldı acaba? "Mutlu Ölüm" kütüphaneme hoş geldin.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2020 228. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2020 19:01
* Hiçbir şeye dayanmadığı için, bir gerekçenin gölgesi bile bulunmadığı için, hayatta sebat ederiz. Ölüm fazla kesindir… Çürümenin Kitabı/ Emil Michel Cioran * Yabancı'daki Mersault, Mutlu Ölüm'de de başrolde lakin birebir kitap içeriğinden yola çıkarak bir yazı kaleme almayacağım. Buna karşın kitabın üzerine kurulu olduğu ölüm olgusu üzerine yazacağım. Biyolojik manada hücrelerimiz yenilenir yenilenir ve bir noktada bu süreç aksar ve ölürüz. Ne kadar basit, değil mi? Hayır! Eğer saf biyolojiye esir olsaydık yanıt, "Evet!" olurdu. Esaretten çok uzun süre önce 'kurtulduk'. Bu fiilin üzerimizde bıraktığı olumlu imgeye teslim olmayalım hemen; çünkü bir kere ölmekten 'kurtulduk' ancak her gün ölmeye tutsak olduk. Albert Camus Yabancı'ya şu şekilde başlar: "Annem ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdundan bir telgraf aldım: Anneniz vefat etti. Yarın kaldırılacak. Saygılar." Bundan bir şey anlatılmıyor. Belki de dündü." Ne kadar sade, derin ve bu nedenle etkileyici bir başlangıç! Annenizin ölüm haberi geldiğinde sizin ilk tepkiniz ne olurdu veya oldu? Donup kalabilirsiniz; çünkü bacaklarınızı toprağın altından biri tutuyordur. Kim bu? Anneniz mi? Ama henüz gömülmedi ki! Damarlarınızda yakıcı bir sıvı var ama bu kan değil! Yeni, yepyeni bir akışkan; hemen bir ad verip tarih boyunca bununla anılmasını sağlayabilirsiniz. En küçük ayak parmağınızın ucundan başlayarak bacaklarınıza ulaşıyor "Heri" ve dışarı taşarak toprağa karışıyor. Annenizin elleri ayak bileklerinizden kayıyor. Kaymasın istiyor, daha sıkı yere gücünüzü veriyor ve sonra bir an, çok kısa bir an gözlerinizi iki bileğinizin arasına çeviriyorsunuz: süzülerek yüzünüze çarpan annenizin ellerinden kalan son terli sıvının buğusu… Mitlerde anlatılan cennetin kokusunu son kez aldığınızı ilk kez fark
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
9/10
·152 syf.·
2023 6. kitabı
1930ların sonuna doğru yazılan, ancak 1971 yılında yayımlanan roman Albert Camus’nün ölümünden 11 yıl sonra gün yüzüne çıkmıştır. Yazarlar arasında en çok özdeşleştiğim, kendime yakın hissettiğim isimlerden birisi olan Camus bu eserindede oldukça realist bakış açılarıyla yine beni etkilemeyi başardı. Yarı otobiyografik olan eserde Camus’un Belcourt’da çocukluğunun geçtiği yoksul mahallenin, deniz taşımacılığı şirketi memurluğunun, Orta Avrupa’ya yaptığı yolculuğun, İtalya’daki gezilerinin, sanatoryumda kaldığı günlerin, Fichu’nün evinde ya da Kasım 1936’da yerleştiği yukarı Cezayir’de ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’deki yaşamının anılarından izler bulunur. Aşk hayatıyla ilgili kimi bölümler de mevcuttur Simon Hié’yle iki yıllık evliliği ve fırtınalı bir açıklamayla sona eren ilişkileri vs. Kitabın içeriğine gelirsek her biri beş bölümden oluşan iki kesime ayrılıyor: ‘Doğal Ölüm’ ve ‘Bilinçli Ölüm’ 1. Kesimde Orta halli basit bir memur olan kahramanımız Patrice Mersault, sevgilisi aracılığı ile tanıştığı sakat adamı “Zagreus” öldürür parasını alır ve mutlu olma yolculuğuna çıkar. (Zagreus ile olan konuşmalar gayet güzeldi) 2. Kesimde paraya sahip olan kahramanımız Prag ve Cezayir’de yaşadıklarıyla yer yer sıkılsada mutlu olmaya bakacaktır. (Betimlemeler oldukça iyiydi) Kaba taslak hatlarıyla kitapla ilgili bunları söyleyebilirim. İçerisindeki ahlaki ve etik tartışmalar, ölüm ve yaşam, zenginlk ve yoksulluk gibi meseleler herkesin kendisine göre değerlendireceği konulardır. Camusun en sevdiğim alıntılarından biriyle bitirelim. "Güçlü, zayıf ya da istekli doğulmaz. Güçlü olunur, duru olunur. Yazgı insanın içinde değil, onun çevresindedir." Herkese esenlikler ve iyi okumalar dilerim.
Edebiyat-Düşünce
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2021 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2021 02:29
Camus okurken bazı yazarlara has olan o anlaşılamamışlık hissini duyumsuyor ve yazarı anlamak için içimde farklı bir istek duyuyorum. Oysa bu kitabında onu benim de anlayamadığımı hissettim ve belki bunun için de kitabı çok fazla sevemedim. Kitabın başında Jean Sarocchi’nin kaleme aldığı Mutlu Ölüm’ün Oluşumu başlığı ile kısa bir bölüm bulunmakta. İlk olarak kitabı okumayan arkadaşlara önerim bu bölümü mutlaka kitabı bitirdikten sonra okumaları. Zira içerisinde “spoiler” olarak nitelendirebileceğimiz birçok cümle yer alıyor ve zaten bu bölüm bir önsöz değil, hatta bana kalırsa bir inceleme de değil, daha ziyade bir eleştiri. Sarocchi burada başlığa da uygun olarak bu kitabın muhtemel oluşum safhalarını ortaya koyuyor ve yazarın hayatı ile kitap arasında köprüler kuruyor. Açıkçası ben bu bolümün zaruri olmadığını hatta daha ileri giderek yazara ve kitaba karşı yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Nedenini ise birazdan açıklayacağım. Bu kitap Yabancı ve Düşüş’e kıyasla okunması çok daha zor olan bir kitaptı benim için ve sanıyorum birçok kişi bu konuda bana katılacaktır. Bunun nedeni yazarın ağır üslubunun burada da kendini belli etmesi değil, daha çok söz konusu kitabın bölümleri arasındaki farklılıklar ve kopukluklar. Okurken hissettiğim tam olarak bu oldu ve her bölümün başında farklı bir hikayeye başlar gibi hissetmeme ve heyecanlanmama rağmen bölümleri bitirmekte de kitabı elime almakta da zorlandığımı itiraf etmeliyim. Okurken yazarın kafasının karışık olduğunu, dahası ne anlatmak istediğini onun da tam olarak bilmediğini veyahut bölümleri ayrı ayrı yazıp sonradan bir araya getirmeye çalıştığını düşündüm. Kitabın tam olarak içine girememiş olmak elbette benim sorumluluğumdadır ancak benim burada anlatmaya çalıştığım şey bu kitabın yazarla tanışmak veya
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
Mutlu ölüm olur mu?
Puan vermedi·152 syf.··
2023 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2023 13:05
Uzun zamandır bir kitaba inceleme yazma isteği doğmuyordu içimde. Albert Camus’un Mutlu Ölüm’ünü okurken kendi kendime konuştuğum hatta yazarla konuşuyormuşum gibi hissettiğim çok yer oldu. Varoluşu, yaşamın anlamını bu kadar anlaşılır anlatabilmesi Camus’a olan hayranlığımı artırıyor. Kitabı Kadıköy’de bir kitapçının kapısının önündeki sepette görmüştüm. Ve kitabın ismini gördüğümde aklıma gelen ilk şey şu oldu: “Nasıl ya, mutlu ölüm mü olur?” Bu sorunun çekiciliği üzerine kitabı aldım ve okumaya başladım. Kitap, Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluşuyor. Kitabın ana kahramanı Mersault. Mersault bir memur. Bedenen güçlü ve aşk hayatı da yoğun biri. İlişkisi olan kadınlardan Marthe’nin vesilesiyle Zagreus ile tanışır ve kitabın ana parçası onunla olan iletişiminde gizlidir. Zagreus’un ölüm şeklini spoiler olacağı için yazmayacağım. Ama kitabın en düşünülesi, en sorgulanası yerlerinden biri. Bana Suç ve Ceza kitabını hatırlattı fazlaca. Kitabı okurken yaşamımın anlamının ne olduğu üzerine düşündüm. “Ne olursa, nasıl yaşarsam mutlu ölürüm?”, “yaşamımı anlamlı kılacak örüntü ne?”, “nasıl yaşarsam öldüğüme değer?” ... Hatta aklıma gelen sorulardan bir diğeri de şu oldu: “ölürken son anımda nerde, nasıl ölmek beni mutlu eder? Yanımda biri olmalı mı?” Mersault’un ilişkilerindeki tutarsızlık da ilgimi çekti. Bir kadını tam anlamıyla sevdiğini ve bağlandığını görmedim. Ama aynı zamanda o kadını kıskanıyor. Duyduğu sevgiden değil de birine sahip olmanın verdiği gururdan ve güç hissinden kaynaklanıyor olsa gerek. Yani her şey, kendini nasıl hissetmek ve tanımlamak istediği ile alakalı. Karşısındaki kadın sadece konu mankeni. Kendimizi sıfatlarla tanımlamaya ne çok bayılıyoruz! İlla bir etiketimiz olacak ve insanlara bu etiketi anlatacağız. Oscar
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2018 22. kitabı
Mutlu ölüm mümkün mü? Bir taraftan annesinin ölümüyle yaşamı katlanılmaz hale gelen yoksul Mersault, diğer taraftan bir kaza sonucu iki bacağını kaybetmiş, parayla mutluluğu yakaladığını düşünen varlıklı ama aciz Zagreus.. Mutluluk nedir?? “..bir çakıltaşı üzerindeki yağmur gibi..”(syf:55) Ya Ölüm ??? “Ve ölüm, boş yere susuzluğunu gidermeye çalışan bir yolcuyu, sonsuzluğa dek sudan yoksun bırakma davranışı gibiydi.” (Syf:146) Farklı hayattan gelen farklı iki karakterin benzerlikleri benim için oldukça ilginçti. İstediği yaşam özgürlüğünü yolculuklarıyla yakalayan( ki bunda işlemiş olduğu cinayetin varlığı büyük etken) Mersault’un doğal, seyrinde ve bilinç içindeki ölümü; öte yandan zamanında istediği yaşamı varlığıyla sürdürmüş ama artık yaşama arzusunu kaybetmiş Zagreus’un tercihli, bilinçli ölümü(ki buna cinayet de diyebiliriz) Yoksul ama sağlıklı Mersault’un mutsuzluğu ve varlıklı ama sağlıksız, parayla mutluluğu yakaladığına inanan Zagreus’un mutsuzluğu.. Belki de mutlululuğu, Mutlu ölümü yaşayabilmeleri.. Camus, yaşamanın nasıl eşsiz bir şey olduğunu ölüm olgusuyla öyle muazzam kurgulamış ki, etkilenmemek mümkün değil. Aşk, hüzün, arzu, mutluluk/mutsuzluk, yaşamak/ölüm yani aslında yaşamın ta kendisi okuyucuya yazar tarafında öyle derinlemesine aktarılmış ki okuyucuyu etraflıca düşündürüyor. Hüzünleriyle, mutsuzluklarıyla, umutsuzluklarıyla da olsa ‘Yaşamak’ yaşamaya değer mi? sorusunu irdeleyen güçlü bir kitap. Herşeye rağmen diyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitapla Kalmalı
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
7/10
·152 syf.··
2019 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2019 08:39
Albert Camus - Mutlu Ölüm... Can Yayınlarından çıkıyor. Pek hacimli değil, 140 küsur sayfa. Hayli zamandır kitaplıkta okunmayı bekledi. Camus'nün Yabancı'sı bir tarafa, Camus okumak beni korkutuyor. Metnin içinden çıkamayacağımı düşünüyorum her defasında. Metnin sesini duyamadığım oluyor. Neyse ki Mutlu Ölüm'ün çok güzel, hacimli, neyin neye işaret ettiğini anlatan pek güzel bir ön sözü var. Okumayı düşünenler ön sözü atlamasınlar. Bu kitapta Camus'nün yaşamından izler görünüyor. Yazar'ın çocukluğunu geçirdiği yoksul mahalle, deniz taşımacılığı şirketi memurluğu, Orta Avrupa'ya yaptığı yolculuk, İtalya gezisi, sanatoryum ve Cezayir günleri romanda kendisine yer buluyor. Camus öldükten sonra bu kitap yayımlanmış. Roman alttan alta yoksulluğu, sekiz saatlik iş gününü, toplumsal ilişkilerdeki şiirsizliği, doğallıktan kopmuş varlık biçimlerimizi anlatıyor. Nasıl mutlu ölünür,diye soruyor Camus. Yani bizzat ölümün bile mutlu olacağı ölçüde mutlu nasıl yaşanır? Kitapta hoşuma giden bir yer var, şöyle: "Onun bütün yaşama ve ölme mutluluğu buradan kaynaklanıyordu. Bir hayvan çılgınlığıyla baktığı bu ölümden duyduğu korkunun yaşamdan korkmak anlamına geldiğini anlıyordu. Ölme korkusu, insanın içindeki yaşayan şeye olan sınırsız bağlanmayı açıklıyordu. Yaşamlarını yükseltmek için kararlı davranışlarda bulunmuş olanlar, korkanlar ve güçsüzlüğü yüceltenler, bütün bunlar, ölümden, içine karışmadıkları bir yaşama onun getirdiği yaptırımdan dolayı korkuyorlardı. Hiçbir zaman yaşamadıkları için yeterince yaşamamışlardı. Ve ölüm, boş yere susuzluğunu gidermeye çalışan bir yolcuyu, sonsuzluğa dek sudan yoksun bırakma davranışı gibiydi." Camus, Mutlu Ölüm'de retoriğin içine gömülmüş. Roman için kötü olmuş maalesef. Birbiriyle gevşek bağları olan birçok hikaye var. Ön söze rağmen neyi
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2018 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2018 22:13
-Bu kitabı, ikinci kez okuduktan sonra bu yazıyı yazıyorum. 10.11.18- Sevgili Albert Camus bu kitabı 1938'de tamamlamış ama ya yetersiz bulduğundan vazgeçmiş ya da "Yabancı" eseri için yayımını ertelemiş. Camus öldükten yıllar sonra Jean Sarocchi eseri yayına hazırlamış ve bence olağanüstü önemli bir iş yapmıştır. "Yabancı" elbette ki Camus'nun en popüler kitabıdır, bunun sebebini kitabın okunmasının oldukça kolay olmasına bağlıyorum, olayları anlamak için zihinsel olarak büyük çaba göstermeye gerek yok ve biraz zorlamayla tek oturuşta bitirilebilir. Sonuç olarak ise öyle aman aman vurucu bir kitap olmadığını düşünüyorum. "Veba" veya "Düşüş" ile karşılaştırıldığında vasat bir kitaptır "Yabancı". Görüldüğü üzere "Sisifos Söyleni" veya "Başkaldıran İnsan"ı katmıyorum çünkü onların yazılma amacı farklıdır. Uzun lafın kısası, "Yabancı" 20.yy. edebiyatının şüphesiz ki en büyük eserlerinden biridir ama Albert Camus edebiyatına alışkın biri için o kadar da vurucu değildir. Tâbii burada konumuz "Yabancı" değil. Peki neden bu kadar çok bahsettim "Yabancı"dan. Sebebi şu, bu kitap sıklıkla "Yabancı" ile karşılaştırılır ve "Yabancı"nın kötü bir eskizi olarak görülür. Şahsen tamamen tersini düşünüyorum. Castex'e göre, "1937 nazik bir yıl olduğu için" Camus bu kitabı yayımlamama kararı almıştır. Yazarlık kariyeri için öyle bir karar daha doğru olabilir ama bugün beni daha çok etkileyen "Mutlu Ölüm" oldu. *Pek fazla spoiler olacak yazı yazmam ama yazarken araya çıkabilir de uyarıyı vereyim Kitap, esasen iki bölümden oluşur. "Doğal Ölüm" ve "Bilinçli Ölüm". Kitabın esas karakteri Mersault olsa da, bana göre kitaba asıl derinliğini kazandıran Roland Zagreus'tur. Zagreus zengin biridir ama 25 yaşında geçirdiği bir kazadan sonra ayakları kesilmiştir ve hayatının amacı bir anlamda
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
Mutlu ölüm mümkün müdür? Eğer mutlu bir hayat sürdüyseniz elbette mümkün olabilir. Bir cinayet karşılığında mutlu bir ölüme sahip olmak ister miydiniz? Uzun betimlemeli cümlelerden oluşan Patrice Mersault karakterinin cinayetle başlayan hikayesi... Sıkılırsanız kendinizi yazarın harekete geçirdiği hayal gücünüzün kollarına bırakın. Okuyunuz
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
8/10
·152 syf.·
2021 15. kitabı
Camus'nün her kitabı benim için farklı bir dünya ancak varoluşsal minvalde birlikte düşündüğümüz aynı dünyaya kapı aralıyor. Mutlu Ölüm, Yabancı adlı eserin oldukça basitleştirilmiş ve sadeleştirilmiş bir hali gibi görünmektedir. "Acı ve kederli görünen ölümün mutlusu olur mu?" Bu çerçevede yazarla tartışmak isterseniz kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Varoluşsal kaygılarını bozmayan Camus, Mutlu Ölüm adlı eserinde de çizgisinde devam ederek; yoksulluğun, mutluluğun, ölümün ve yalnızlığın insan hayatına sirayet edişini aktarmaktadır. Eserde en çok beğendiğim yön betimlemeleri oldu. Kimi zaman betimlemeler can sıkıcı ve bunaltıcı gelebiliyor anacak Mutlu Ölüm’ün betimlemelerini oldukça başarılı bulduğumu söyleme ihtiyacı hissediyorum. Olay örgüsü karmaşık gibi görünse de okudukça anlamlı bir bütüne ulaşılmaktadır. Doğal Ölüm’ün girişi sakat adamın öldürülmesi olsa da ilerleyen bölümler geriye dönüş ve sakat adamla tanışmayı içeriyor. Kütüphanenizde bulunması gereken bir eser olduğunu belirterek bitirmek istiyorum. Ancak Yabancı’yı okuyan biri olaraktan bu eserin biraz hafif geleceğini söylemeden geçemeyeceğim. Sanıyorum en büyük hatam da Yabancı’yı, Mutlu Ölüm’den önce okumam oldu. Başlamak isteyenler öncelikle Yabancıyı okumaları daha sonrasından bu esere bakmalarını önerebilirim. Zira Mutlu Ölüm, Yabancı’nın bir bildirisi gibi.
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.