Kitap
Mutlu Ölüm

Mutlu Ölüm

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.0
760 Kişi
2.510
Okunma
682
Beğeni
22,9bin
Gösterim
152 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 18 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · Temmuz 2016 · Karton kapak · 9789755103709
Orijinal adı
La Mort Heureuse
Diğer baskılar
Mutlu Ölüm
Mutlu Ölüm
Mutlu Ölüm
Xoşbəxt Ölüm
"Mutlu Ölüm", 1930ların sonuna doğru yazılan, ama ancak 1971 yılında yayımlanan bir roman. Albert Camus (1913-1960) için daha sevimli görünen "Yabancı", daha önce yazdığı "Mutlu Ölüm"ün yayımlanmasını erteletmiş olabilir. Çünkü roman sanatı, 40lı, 50li yıllarda daha çok romanın yapısal özelliklerine ağırlık veriyordu. Bir sanat yapıtının yaratıldığı dönemde kusur sayılabilecek kimi özellikleri, daha sonra erdeme dönüşebiliyor. Albert Camusnün ölümünden on bir yıl sonra günışığına çıkan bu romanını günümüzde öne çıkaran en önemli özellik, onun "romansı" oluşudur. "Mutlu Ölüm", yaratıcısı Albert Camusye otuz yıl sonra başkaldırmış ve özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir tanığıdır.  
5 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺17,46
8.0
10 üzerinden
760 Puan · 108 İnceleme
Kaan
Mutlu Ölüm'ü inceledi.
152 syf.
·
2 günde
* Hiçbir şeye dayanmadığı için, bir gerekçenin gölgesi bile bulunmadığı için, hayatta sebat ederiz. Ölüm fazla kesindir… Çürümenin Kitabı/ Emil Michel Cioran * Yabancı'daki Mersault, Mutlu Ölüm'de de başrolde lakin birebir kitap içeriğinden yola çıkarak bir yazı kaleme almayacağım. Buna karşın kitabın üzerine kurulu olduğu ölüm olgusu üzerine yazacağım. Biyolojik manada hücrelerimiz yenilenir yenilenir ve bir noktada bu süreç aksar ve ölürüz. Ne kadar basit, değil mi? Hayır! Eğer saf biyolojiye esir olsaydık yanıt, "Evet!" olurdu. Esaretten çok uzun süre önce 'kurtulduk'. Bu fiilin üzerimizde bıraktığı olumlu imgeye teslim olmayalım hemen; çünkü bir kere ölmekten 'kurtulduk' ancak her gün ölmeye tutsak olduk. Albert Camus Yabancı'ya şu şekilde başlar: "Annem ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdundan bir telgraf aldım: Anneniz vefat etti. Yarın kaldırılacak. Saygılar." Bundan bir şey anlatılmıyor. Belki de dündü." Ne kadar sade, derin ve bu nedenle etkileyici bir başlangıç! Annenizin ölüm haberi geldiğinde sizin ilk tepkiniz ne olurdu veya oldu? Donup kalabilirsiniz; çünkü bacaklarınızı toprağın altından biri tutuyordur. Kim bu? Anneniz mi? Ama henüz gömülmedi ki! Damarlarınızda yakıcı bir sıvı var ama bu kan değil! Yeni, yepyeni bir akışkan; hemen bir ad verip tarih boyunca bununla anılmasını sağlayabilirsiniz. En küçük ayak parmağınızın ucundan başlayarak bacaklarınıza ulaşıyor "Heri" ve dışarı taşarak toprağa karışıyor. Annenizin elleri ayak bileklerinizden kayıyor. Kaymasın istiyor, daha sıkı yere gücünüzü veriyor ve sonra bir an, çok kısa bir an gözlerinizi iki bileğinizin arasına çeviriyorsunuz: süzülerek yüzünüze çarpan annenizin ellerinden kalan son terli sıvının buğusu… Mitlerde anlatılan cennetin kokusunu son kez aldığınızı ilk kez fark ediyorsunuz. Annenin ölümü masumiyetin yitimidir. Ne kadar büyük hata yapmış olursanız olun, sizi yeni doğmuş bir bebek gibi kabul edecek bir kalbi kaybetmektir. Bundan sonra asla günah çıkartamayacaksınız. Vaftizinize dönmek isteyecek, kendinizi suyun altına atacak lakin sadece bedeninizden akan kirlerin gider kapağına akışını göreceksiniz. Ruhunuzda var olan ve olacak kirleri ölene dek taşımaya mahkum olacaksınız. Annenin ölümü hayatın kalp atışlarının düz çizgi haline gelmesidir zaman zaman. Bunlardan birisi, sabah kahvaltıya kalktığınızda her zamanki yerinde sizden yarım bardak çay isteyen bir sesin yokluğunda yaşanır. Bir diğerinde, belgesel izlerken ceylanları tutan ve aslan hemen yanı başındayken saf saf baktığı için onlara kızan birinin olmamasında… "Ama aslanlar da karnını doyuracak," dersiniz koltukta halen oturmaya çekindiğiniz boşluğa. Annenin ölümü, kendisi ölmek üzereyken bile "Gece üstünü sıkı giyin," diyecek tanımı mümkün olmayan 'şey'i sonsuza dek kaybetmektir. Sokakta gördüğünüz bir köpeğin gözlerinde, çocukken bir başka köpekten kaçıp yanına sığındığınız annenizi görürsünüz; gece bardaktan gözünüze yansıyan ışıkta yıllar önce kabustan uyanıp kucağında soluğu aldığınız annenizi görürsünüz … Ve yatağa döndüğünüzde yorganınızı üstünüze sıkı sıkı örtersiniz. Annenizin ölüm haberi geldiği andan itibaren herkesin sizden beklediği yıkılmanız ve günlerce yerinizden kalkmamanız, bir an için bile gülmemenizdir. Gülerseniz hatta bir an bile üzüntünüzü dışa vuran genel kabul görmüş davranışları sergilemiyorsanız sanki 'toplumsal acı yaşama kılavuzu'na aykırı davranmaktan suçlu bulanacağızdan çekinirsiniz içten içe. Ve daha kötüsü bundan dolayı annenizin kaybına yeterince üzülmediğinizi zannedip kendinizi suçlayabilirsiniz. Lakin tüm bu tarz 'toplumsal kilavuzlar' - istisnalar kaideyi bozmaz - yanlıştır. Yanlıştır, çünkü tek tipleştiricidir. Duyguları tek tipleştiricidir, düşünceleri tek tipleştiricidir, insan'ı tek tipleştiricidir. Halbuki insanlar uzaktan, çöl gibi geniş tek bir kum yığını gibi görünür lakin yaklaştıkça sonsuz farklı kumlardan oluşmuş birer çöl oldukları fark edilir. Her bir farklı kumdan birisiyle annenizi kaybettiğiniz akşam, arkadaşınızla geceki maçı konuşabilir, espri yapıp gülebilirsiniz. Bazı insanlar sizi garipseyecektir, bu normal; bazı insanlar ise sizi yargılayacaktır, bu anormaldir. Çünkü ikinci tip insanlar, 'insan'ı tanımıyorlar. Bundandır ki hayatın her anında kendilerine düşman arıyor veya çevrelerinde düşman yaratıyorlar. Bilinmezlik korkuyu, korku ise düşmanı yaratır. İnsan'ı tanımaktan, tanıdıktan sonra aynada göreceklerinden korkuyorlar. Her sabah, her öğlen, her gece aynada insan'ı görmekten… "Ölüler ölüdür, ama bizler onlar yok olmasın diye yaşıyoruz…" der Albert Caraco, nasıl biraz motive oldunuz mu? Ben olmadım. Caraco da olmamış olacak ki intihar etmiş. Ama bazen motive olamamak da bir motivasyondur; çünkü yeni motivasyon yaratım süreci vardır önünüzde sizi bekleyen. İnsanın bir başka korkusu süreç… Boşuna ortaokulda insanlar, paragraf yazımlarında en çok gelişme kısmında saçmalamazlar. "Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten," der Camus, Mutlu Ölüm'de. Sabırsızız ve mutsuzuz. Peki mutlu bir ölüm mümkün mü yine de? Bunu bilmiyorum ama "Ölüm için yaşıyor, ölüm için seviyoruz, ölüm için doğurup çalışıyoruz, işlerimiz ve günlerimiz artık ölümün gölgesinde birbirini izliyor, uyduğumuz disiplin, koruduğumuz değerler ve yaptığımız projeler, hepsi tek bir sona karşılık veriyor: Ölüm," diyen Caraco'ya katılıyorum. Ölümle kalın, çünkü yakında hepiniz öleceksiniz.
Mutlu Ölüm
8.0/10
· 2.510 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
85
Oğuz Aktürk
Mutlu Ölüm'ü inceledi.
152 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Bu Kitabı Okumayan Çok Şey Kaçırır!
YouTube kitap kanalımda Albert Camus'nün hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/-_X3xWwwAoA Şu an hangi işi yapıyorsanız o işi derhal bırakın ve Camus'nün Mutlu Ölüm kitabını sipariş edip okuyun. Bakın okuduğum yüzlerce kitabın arasından çok çok az kitap için böyle pozitif ayrımcılık yaparım. Hatta puanı 110/10 olarak vermiştim fakat başındaki 1 sayısı görünmüyor maalesef. Haftalardır okuduklarım için bir inceleme karalayamadım çünkü okuduklarımın aklımdaki boşluklara yerleşmesini bekledim. Zaten bence biraz böyle olmalı. Çünkü bazen boş boş duvara bakmak da gereklidir. Bir kitabı bitirip soluklanmadan bir yenisine başlamak, okunan kitapların üzerine düşünmeden o kitapları raflarındaki yerlerine geri koymak benim için her zaman kaçınılması gereken bir davranış olmuştur. Bu yüzden o duvarlara bakışlarımız arasında aşmamız gereken pek çok benlik duvarımız da vardır. Sizin de duvarlarınız var mı? Camus'den bugüne kadar pek çok kitap okudum. Bunların arasında Tersi ve Yüzü, Sisifos Söyleni, Yabancı, Veba, Düğün, Bir Alman Dosta Mektuplar, Denemeler, Yaz gibi farklı türden kitapları vardı. Fakat Mutlu Ölüm de neydi böyle? Uzun zamandır içimden tek kelime karalamak bile gelmemesine rağmen bir kitap bu isteği tekrar nasıl canlandırabilirdi? Bir kitap bir insanı yine bir insandan daha iyi nasıl anlayabilirdi? Bence her zaman okuduklarımız benliğimizde bir uzantıya sahip olmalı, sizce de öyle değil mi? Ben Camus'nün Mutlu Ölüm kitabını okuyup rafındaki yere geri koysam ve orada yıllarca tozlanması için bıraksam Camus'nün felsefesi gibi saçma bir eylemde bulunmuş olmaz mıydım? Ama artık bu kitap, adımlarını benle birlikte atıyor, benle birlikte zihinsel eylemlere katılıyor, benle birlikte protesto ediyor kendi aldığım kararları yine bana karşı... Bu kitap bana "Senin de yazma vaktin gelmiş artık dostum" diyor. Hayatta elimizden kayıp giden ve yakalayamadığımız çok an parçası var, şimdiki anın canlı farkındalığında olalım derken bu incelemeyi okurken bile kendinizi yeni gelecek ihtimallerinin içerisinde buluyorsunuz. Bu gelecek ihtimallerinin arasında mutlu bir ölüme ulaşabilmemiz sizce yüzde kaçtır? Her ölüm mutsuz mudur? Benlik bilincini sağlayabilmek için yıllarını vermiş bir insanın ölümü nasıl mutsuz olabilir? Bertrand Russell felsefenin tanımını yaparken felsefe bize yanıtlar bulmayı değil, kendi kendimize sorular sorma ihtimallerini öğretir, diyor. Ben de Mutlu Ölüm kitabı sayesinde kendi kendime daha çok soru sormam gerektiğini anladım. Yabancı kitabının bir taslak metni sayılan bu kitap ile birlikte Mersault'un otel odasının içinde patlayan düşünce baloncuklarıyla birlikte oldum. Çocukluğumda üfürüp patlattığım gökkuşağı rengindeki baloncukları hatırladım, 10 yüz bin milyon baloncukla oldum Camus sayesinde. Bu kitapta hem Musil'i gördüm hem Proust'u gördüm hem de Dostoyevski'yi gördüm. Ama en çok kendimi gördüm. Yönetmen Kurosawa'nın da yine yönetmen Bergman'a yazdığı bir mektup vardır, Kurosawa orada bir insanın hayatını çembere benzetir. İşte biz de bir çember yörüngesi içinde, başka insanların hayatlarını keşfedelim derken kendi kendimizi kaçırıyoruz. O çember en nihayetinde ölüm ile kapanacak ve biz de bu ölümün olabildiğince mutlu bir ölüm olması için çabalıyoruz. Niye çabalamayalım? Ülkemizde her geçen gün mutsuz ölümlerin sayısı artıyor, bilmem farkında mısınız? Ben işsizlikten dolayı 3 çocuğuna bakamayan 42 yaşındaki boyacı Adem Yarıcı'nın kendisini yakmasını ve intihar etmesini gördüm. Ben henüz 9 yaşında ihmaller yüzünden bir tren kazasıyla hayattan koparılan Oğuz Arda Sel'in ölümünü ve dedesinin konuşmasını gördüm. Ben atama bekleyen öğretmenlerin umutsuzluklar içinde intiharlarını gördüm. Gözlerim görmek istemeyeceği kadar şey gördü artık. Halbuki doğduğum an gözlerim hiç açılmamıştı, ilerleyen yıllarda dünyanın bütün acıları yaptıkları toplantıdan bir kerpetenle çıktı. "O gözler açılacak!" dediler. Açtılar da... Dostoyevski'nin dediği "Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır" alıntısı beni mutlu öldürecek yegane alıntılardan biridir. Hem bence bilinçli mutsuzluklarımız, bilinçsiz mutluluklarımızdan yeğdir. Her şeyi fazlasıyla anladığımız, bilinçli mutsuzluklarımızın bilincine tam da o anda varabildiğimiz ve üstüne kendi benlik ordularımızı sürebildiğimiz savaşlarımızın olmasını diliyorum. Yoksa hala Mutlu Ölüm kitabını sipariş etmediniz mi?
Mutlu Ölüm
8.0/10
· 2.510 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
446
Yaren Kongur
Mutlu Ölüm'ü inceledi.
152 syf.
·
Beğendi
·
5/10 puan
Albert Camusun diğer kitaplarına göre beni içine almadı. İlk defa bir kitapta iyi ya da kötü karakterle bağ kuramadım. Bu sebeple kitap çok yüzeysel bir şekilde aktı. Belli yerlerde cümlelerin derinliği ve anlamı sizi düşünmeye sevk ediyor. Albert Camusun diğer kitaplarına göre bir tık aşağıda kaldı. Kitaba başlamadan önce mutlaka önsöz kısmını okuyun.
Mutlu Ölüm
8.0/10
· 2.510 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
Meryem Mısırlı
Mutlu Ölüm'ü inceledi.
150 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Bol bol betimleme içeren, merak uyandıran olaylardan çok, anda hissedilen duygular ve fikirlerden bahseden, sonu için değil içeriği için okunacak kitaplardan. Şimdi söyleyeceklerimi yazmak bir delilik olabilir. Bir sürü kişi karşı çıkabilir. Hakaret sayabilir. Ama çok net konuşacağım, beş para etmez bir kitap. Ama böyle olmasının sebebi muhtemelen yazarın kalemi veya kitabın kalitesi değil. Tercümenin azizliği. (Bakın yanlış anlaşılmasın, mesele tercüman değil, emek vermiş sonuçta. Mesele böyle bir kitabın tercüme edilmesi) Tercüme kitaplara oldum olası ısınamamışımdır. Ama en sevdiğim kitaplar arasında tercüme kitaplar vardır. Ama bunların ortak yanı sanırım yazarlarının “edebi dil” açısından iddialı olmaması, konu odaklı olması vs. Ve bu kitap gibi, edebi tad verdiği iddia edilen ve bununla ilgili Nobel ödülü alan kitaplar asla tercüme okunmamalı. Bu bence kitaba bir hakaret. Sanırım kitabın orjinal dili Fransızca. İngilizce olsaydı belki bir gün orjinal dilinde okurum diye heveslenmiştim. Ama maalesef Fransızcayı kitap okuyacak seviyede öğreneceğimi sanmıyorum. Bence kitabın tercüme olmasına rağmen bu kadar beğenilmesi tamamen toplum baskısı. Beğenmek zorunda olduğu için, beğenmeye çabalıyor insanlar. Yoksa eminim ki böyle bir dille Türk bir yazar kitap yazsa kimse yüzüne bakmaz. Kitaba puan vermedim çünkü dediğim gibi gerçekten kitabı okumuş gibi hissetmiyorum. Bu haline puan vermek kitaba hakaret olurdu. Sanırım yazarın genel yazış tarzı böyle. Eğer değilse, diğer kitapları daha olay ve konu odaklıysa belki tekrar bir şans verebilirim. Ama tekrar ediyorum böyle bir kitap tercüme okunmaz. Bu şey gibi oluyor, Osmancık kitabını -ki aşırı iyi bir kurgusu ve edebi dili olduğunu düşündüğüm bir kitaptır- tercüme etmek gibi. Bence böyle bir kitabın tercümesi okunmaz. O edebi hazzı hiç bir tercümeden alamaz okur. En fazla olay örgüsü hoşuna gider veya tarihi bilgi edinmek amacıyla okur. Kitapta bazı felsefi düşünceler var. Sanırım George Orwell haklıydı. Bildiğimiz, bize yakın olan kitapları okumayı tercih ediyoruz. Dikkat ediyorumda alıntılarım genellikle katılmadığım veya üzerinde hiç düşünmediğim bir konuyla ilgili değil. Hep kendi dairemin içindeyim. (Ve bir çok kişinin öyle olduğunu düşünüyorum) Ama bu sefer yazarın bana uzak düşüncelerinin de altını çizdim. Anladıkça alıntı olarak paylaşmayı düşünüyorum. Ama bazıları aşırı felsefi ve felsefe de kelimeler çok önemlidir. Ve böyle br tercüme ile kolay kolay anlaşılacak felsefi düşünceler olduğunu düşünmüyorum.
Mutlu Ölüm
8.0/10
· 2.510 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6