Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·303 syf.··
2024 83. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2024 12:02
Veba romanı, yalnızca bir salgın hastalığı değil, aynı zamanda insan doğasını ve toplumsal dayanışmayı derinlemesine inceleyen bir yapıt olarak öne çıkar.Cezayir’in Oran kasabasında ortaya çıkan bir veba salgınını ve bu salgının kasabadaki insanların hayatını nasıl değiştirdiğini konu alır. Camus, veba salgınını hem varoluşsal hem de felsefi bir sorgulama için bir metafor olarak kullanır. Roman, Oran kasabasının veba salgınıyla nasıl başa çıktığını, karantina altına alınan kasabadaki bireylerin bu durum karşısında verdikleri tepkileri işler. Romandaki karakterler, insanın çaresizlik, korku, dayanışma ve umut duygularını yansıtan farklı perspektiflere sahiptir. Dr. Rieux, romanda salgına karşı mücadeleyi temsil eden bir figür olarak, bilimsel bilgi ve insanlık sevgisi ile hareket ederken, Rambert gazeteci kimliğiyle bireysel kurtuluş arayışını temsil eder. Diğer karakterler de farklı toplumsal roller aracılığıyla varoluşun anlamını ve insanın hayatta kalma arzusunu sorgular. Camus, roman boyunca insanların sıkıntı ve zorluklar karşısında nasıl bir dayanışma içinde hareket ettiğini ve yaşam mücadelesi verdiğini gösterir. Veba, aynı zamanda Camus’nün “absürd” felsefesiyle yakından ilişkilidir; bu bağlamda, insanların yaşamın anlamsızlığı karşısında sergilediği dayanıklılığı ve insani değerleri vurgular. Veba salgını, aslında insanın ölümle ve anlamsızlıkla olan ilişkisini temsil eder. Camus, varoluşun absürtlüğünü kabul etmenin insanı güçlendirdiğine ve insanın kendi anlamını yaratma çabasıyla bir dayanıklılık sergilediğine inanır. Camus’nün sade ve akıcı bir üslupla yazdığı Veba, okurun metnin derinliğine kolayca nüfuz etmesine olanak tanır. Felsefi boyutuna rağmen, romanı sürükleyici bir hikaye akışı içinde okumak mümkündür. Camus, detaylara ve karakterlerin iç
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
9/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2019 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2019 22:38
Albert Camus'nün felsefe anlayışı, dünya ve siyasi görüşü, dine yaklaşımı bir kenara bırakılırsa kitabı bir cümleyle özetleyebilirim: "Cezayir'in Oran şehrinde 194... yılında yaşanan veba salgını anlatılıyor." Ama durum öyle değil... Camus, ne veba hastalığını açıklayacak bir tıp doktoru, ne de 1940-1949 yılları arasında Cezayir'de yaşananları anlatacak bir tarihçi. Zaten o yıllarda Cezayir'de yaşanmış bir veba salgını da yok. Camus'nun felsefi, edebi dehası da asıl burada ortaya çıkıyor. 1940-1949 yılları arasında,  Cezayir'de ve dünyada  yaşananlara bir bakmak gerek. 1940'larda, Camus'nün yazdıkları üzerinde  önemli ölçüde etkili olan ll. Dünya Savaşı ve Almanların Fransa'yı işgali söz konusu. Yine o yıllarda  Fransa'nın Cezayir'i sömürge olarak kullanması, Cezayirlilerin savaştan sonra bağımsızlık için ayaklanmaları  ve 1945 yılında  gerçekleştirilen "Setif Katliamı" var. Oran şehri Setif Katliamı olarak adlandırılan olayların yaşandığı en önemli yerlerden bir tanesi. Camus'nün bu olayları farklı bir kurgu ile bu kitapta anlattığı düşünülebilir. Kitapta böyle düşünmeme sebep olan birçok söz var; veba bir hastalık gibi değil de karşı konulması, mücadele edilmesi gereken bir düşman ordusu gibi anlatılıyor. Bunların yanı sıra okurken  benzerlik gördüğüm bir konu daha var. 1871'de katliamla sona erdirilen "Paris Komünü." O yıllarda Paris'te binlerce fare sokakta ölmüş, binlerce kedi tehlikeyi yaydığı gerekçesiyle katledilmiş, Paris'e beş yıl sıkıyönetim hakim olmuştur. 1871 ilkbaharı itibariyle çocuk, kadın denilmeden Federe Duvarı'nın dibinde binlerce insan kurşuna dizilmiş, binlerce Komüncü idam edilmiştir. Kitapta anlatılan; fare ölüleriyle dolu sokaklar, öldürülen kediler, veba duvarı dibinde ölen insanlar o tarihte yaşananları anımsatıyor. Son bir benzerlik daha
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
10/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
İçimdeki vebayı bana tekrardan hatırlatan ve hala orada beni onunla mücadele etmeye davet eden bir kitaptı. Hepimizin içinde bencilliğimiz , korkaklığımız , hayatı bir yandan boşuna görürken bir yandan ölüm karşısında ki güçsüzlüğümüz , insan nefretimiz , kendimize nefretimiz , masum olmayan mutluluklarımız , şüphelerimiz , yalnızca kendi yankısından cevap bulacak çığlıklarımız... Albert Camus yine kendi kemikleşmiş kimliğini sayfalara , sözcüklere sindirmiş. Hayatın tüm bu zorluğu, boşunalığı süratle devam ederken umudu asla kaybetmemek gerektiğini anlatmış. O çok önemsediğimiz canımızın ne kadar değersizleşebileceğini ve biz bu dünyadan varlığımızla yok olmuşken hayatın nasıl da her zamanki gibi akıp gittiğini, hiç var olmamışız gibi yaşamın , insanların bizi nasıl da kolay unuttuğunu anlatmış. Aynı zamanda genelde acılarımızı tek başımıza yaşıyorken bir topluluk olarak acı çekmenin nasıl olduğunu da göstermiş bizlere. Kitabın ana teması veba olarak görülse de asıl konu insanlığın hikayesi, insanlığın trajedisi...
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
Beni ilgilendiren, insan olmak...
Puan vermedi·303 syf.··
2025 19. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2025 14:12
《Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın!》 Albert CamusAlbert Camus'un 1947 yılında Kaleme aldığı VebaVeba kitabı Cezayir'in Liman şehrinde farelerden kaynaklanan bir salgını felsefi ve Absürt kurgu türünde biz okuyuculara anlatılan bir romandır. Veba salgını 20. yüzyılın değil bütün insanlık tarihinin ortak sorunlarına deginir aslında. Insanların yaşamı boyunca toplumlarda farklı vebalar, salgınlar hep yaşanmıştır.Yakın tarihimizde oldugu gibi. Başlarda şaşkınlık, bilinmezlikten kaynaklanan Korkular yaşatsa da toplumsal yaşamı derinden etkileyerek toplumları değiştirirler ve hayatımızı birçok yönden sorgulamamıza neden olurlar. Doğru yöne bakabilirsek her ne kadar toplum hayatının koşturmasından farkına varamasak da Güzel yanları da olur. 《 hapsedilmişlik》diyor yazarımız, Bizler de evlerimizde hapsedildik birbirimizi ayıramadığımız zamanı, aktiviteleri birlikte yapabilmenin, birlikte olabilmenin, zamanın önemini, sevmenin değerini öğrendik aslında ve daha başka bir dolu öğreti... Kitaptaki kahramanlarımızın doktor rieux,tarrov ve grand'ın gösterdikleri dayanışma örneklerini yaşadık sağlık çalışanlarımızla, önlem alan yetkililerimizle, gönüllü sahalarda görev alan yurttaşlarımızla. Bazen güç, bazen Umut oldular hepimize ve yazarımız bizlere dünyanın saçmalığının, yenilginin sonunun gelmeyeceğini kabul edebilmeyi, kötülüklere karşı çıkmayı ve yaşama anlam katan değerli öğretiler veriyor. Ben kitabı okurken Yakın tarihte yaşadığımız anıların içinde gezdim. Eminim okuyan her okuyucumuz da aynı hissiyatı hissedecektir. Hatırlamak her şeye rağmen güzeldir. keyifli okumalar dilerim.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
Puan vermedi·303 syf.·
Beğendi
·
2022 6. kitabı
Aslında Camus bu romanı Fransızların Cezayir'i işgal edişine bir anlamda tepki olarak yazmıştır. Bir diğer benzeşim ise tüm dünyada tehdit olan Nazi işgalini de vebaya benzetmesidir. Ölü bir fareyle karşılaşmayla başladı her şey.. Herkesin dilinde çok sayıda toplu olarak ölen fareler var. Gittikçe hastalar da artmaya başlamıştır. Ayrıca çok sayıda ölüm de artmaya başlar. Veba topluma o kadar sinmiştir ki insanlar ölüm korkusuyla, endişesiyle karlı karşıya kalır. Bazıları da bu durumu fırsata çevirir. Tabiki mücadele edenler de vardır. Önce bireysel sonra toplum olarak savaşmaya çalışmışlardır. Romanın içerik ve üslubu çok iyi şekilde işlenmiş, okunması gereken güzel kitaplar arasında, tavsiye ederim..
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
Puan vermedi·303 syf.··
2023 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2023 00:41
Veba, 1940’lı yıllarda Cezayir’in Oran kentini hapseden ve kentin insanlarının hem acılar içinde ölüp hem de buna karşı gösterdiği direnişin hikayesidir. Kitapta, bu felaket karşısında insanların zavallı oluşu, ölüm karşısındaki çaresizliği ve yazgıya karşı bir başkaldırının ortaya koyuluşu anlatılıyor. Okurken elbette ki kovidin ülkemizi sardığı ve evlere tıkandığımız dönemler aklıma geldi. Aynı zamanda ilk başlarda ufak sayıdaki ölümlerin, giderek çığ gibi büyüyen ceset yığınlarına dönüşünü anımsadım. Kovidin bir hastalığın vücudu sarması gibi ülkemizi sarıp günden güne bizden aldıklarını, bu uğurda vefat eden doktorlarımızı, küçücük ellerin daha büyüyemeden annesinden kopuşunu, genç yaşlı demeden ölüm hortumuna çekilişini, bazı alışkanlıklarımızdan mecburi şekilde vazgeçişimizi, aynı zamanda çıkarları uğruna halkın sağlığını tehlikeye atan akıl yoksunu bazı insanlarımızı da hatırladım. Doktor Rieux’un umutsuzluğa alışmanın umutsuzluktan beter olduğunu düşünmesi de beni derinden yaraladı. Gerçekten bir insanın elinden umudu alınırsa hiçbir şeyin kalmayacağını gördüm. Ama insanın başına gelen şey kendi eliyledir diyorum ve Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini buraya bırakıyorum: “Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? “Tarih” i “Tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
8/10
·303 syf.··
2026 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 16:24
“Veba”, ilk bakışta bir salgın hastalığın bir şehri nasıl etkilediğini anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir hikâye sunuyor. Cezayir’in Oran şehrinde ortaya çıkan veba salgınıyla birlikte insanların davranışları, korkuları ve hayata bakış açıları değişiyor. Bu yönüyle kitap, olaydan çok insanı anlatıyor. Kitapta en dikkatimi çeken şey, karakterlerin olağanüstü bir durum karşısında verdikleri tepkilerin çok gerçekçi olmasıydı. Kimisi durumu inkâr ediyor, kimisi kaçmaya çalışıyor, kimisi ise elinden geleni yaparak mücadele ediyor. Özellikle doktor Rieux karakteri, hiçbir büyük iddia ortaya koymadan sadece görevini yaparak aslında en büyük direnişi temsil ediyor. Bu da kitabın “kahramanlık” anlayışını oldukça sade ama etkili bir şekilde ele aldığını gösteriyor. Camus’nün anlatım dili genel olarak sade ama yer yer ağırlaşabiliyor. Bazı bölümler oldukça akıcıyken bazı yerlerde tempo düşüyor ve bu da okurken biraz zorlayabiliyor. Özellikle uzun betimlemeler ve tekrar eden düşünceler, hikâyenin ilerleyişini yavaşlatıyor. Bu durum kitabın en zayıf yönlerinden biri olarak görülebilir. Kitabın en güçlü taraflarından biri ise verdiği mesaj. Veba aslında sadece bir hastalık değil; insan hayatındaki anlamsızlık, çaresizlik ve ölüm gerçeğinin bir sembolü. Camus burada açıkça Varoluşçuluk etkisini hissettiriyor. İnsanların kontrol edemedikleri bir dünyada nasıl anlam aradıklarını ve bu anlamı bazen sadece “dayanarak” bulduklarını gösteriyor. Ancak kitap herkes için kolay okunabilecek bir eser değil. Eğer daha hareketli, olay odaklı bir hikâye bekleniyorsa, “Veba” biraz ağır gelebilir. Daha çok düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren bir yapısı var. Sonuç olarak, “Veba” sadece bir salgın romanı değil, insanın zor zamanlardaki gerçek yüzünü ortaya koyan bir eser. Yer
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
İnsan Ruhu Karanlıkta Bile Parlayabilir
8/10
·303 syf.··
2024 131. kitabı
Aniden bastıran bir veba, sakin bir liman şehrini kasıp kavuruyor. Sokaklar sessizliğe gömülüyor, ölüm her köşe başında pusuda bekliyor. Bu kasvetli atmosferde, umut ve umutsuzluk arasında bir savaş başlıyor. Doktor, vebaya karşı amansız bir savaşçı gibi cephedeyken, Rahip Tanrı'nın gazabından bahsediyor ve dua etmenin tek çözüm olduğunu savunuyor. Bir yabancı ise bu felaketi bir fırsat olarak görüyor ve insanlara hayatlarının anlamını sorgulama şansı sunduğuna inanıyor. Hastalık şehrin sakinlerini dönüştürüyor. Kimileri korkuyla paniğe kapılıyor, kimileri ise teslimiyete razı geliyor. Fakat umutsuzluğun karanlığına rağmen, bazı kahramanlar da ortaya çıkıyor. Doktor, hastaları kurtarmak için elinden geleni yapıyor, Rahip bile vicdan azabıyla kıvranırken şefkat göstermeye başlıyor. Roman, veba salgını üzerinden insanlığın karanlık yüzünü ve varoluşun trajik boyutunu sorguluyor. İyilik ve kötülük, inanç ve inançsızlık, umut ve umutsuzluk gibi kavramlar, karakterlerin eylemleri ve seçimleri aracılığıyla irdeleniyor. Yazar, yalın ve etkileyici bir dille, okuru bu kasvetli şehrin sokaklarında dolaştırıyor ve her köşede farklı bir insan dramıyla yüzleştiriyor. Veba sadece bir hastalık değil, aynı zamanda insan ruhunun karanlık ve aydınlık taraflarını da açığa çıkaran bir katalizör görevi görüyor. Roman boyunca, iyimserlik ve karamsarlık arasında bir denge kuruluyor. Umutsuzluğun bile yenemeyeceği insan ruhunun gücü ve sevginin iyileştirici gücü vurgulanıyor. Veba, sadece bir roman olmanın ötesinde, varoluşumuza dair temel sorulara cevap arayan ve insan olmanın ne demek olduğunu sorgulatan derin bir felsefi metindir. Yazarın yarattığı karakterler ve sorguladığı kavramlar, Veba'yı zamana ve mekana meydan okuyan bir klasik haline getirir. Okurken ürpertici bir gerilim
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
Veba - Albert Camus
Puan vermedi
Bu kitaplar, edebiyatın çeşitli yönlerini temsil eden ve okuyuculara farklı bakış açıları sunan eserlerdir. Her biri, kendi konuları ve temalarıyla düşünmeye ve hissetmeye davet eder.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
acının çoğu kez tek başına yaşandığı bir dünya...
9/10
·303 syf.·
2023 224. kitabı
~~~Vebalar da, savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar~~~ Albert CamusAlbert Camus adı çoğu okur için YabancıYabancı romanıyla özdeşleşir. Ancak yazarın en önemli eseri aslında "Veba" kabul edilir. Keskin bir gözlemle, net bir bilinçle Veba, yalnızca çağımızın değil, tüm insanlığın karakteristik ortak bir sorununa değinir. Yaşananların yazgıya dönüşmesine. Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını tüm Oranlıları ilkin umutsuzluğa boğar, ardından Doktor Rieux, Tarron ve Grand'ın gösterdikleri dayanışma örneği, öncelikle kurumsal olmak üzere herkese bir güç ve umut kaynağı olur. Oran kasaba halkı, kurbanlarını hızlı ve korkunç bir ölüme mahkum eden ölümcül bir vebanın pençesindedir. Karantinaya zorlanmaları korku, izolasyon ve klostrofobiyi beraberinde getiriyor. Her kişi ölümcül hastalığa kendi yöntemiyle tepki verir: Bazıları kadere teslim olur, bazıları suçlama arar ve Dr. Rieux gibi birkaçı da direnir... "Karamsar varoluşçuluğu"yla öne çıkan Veba, insanın acı ve umutsuzlu­ğunu çekinmeden sergilemesine rağmen, evrensel bir insancıllık duygusudur, zira illa her dönemde bir salgın durumu her daim yaşanmıştır. Binlerce farenin Cezayir kenti Oran'ın sokaklarında ölmesiyle açılırken (yine tanıdık durum) insanlar da hastalanıp ölmeye başladıklarlar. Esnaf zihniyetli şe­hir yetkililerinin başlangıçtaki inkarlarına rağmen, ve­banın şehrin başına bela olduğu anlaşılır. Sıkı bir ka­rantina uygulanır ve bu zorunlu tecridin, Camus'nün kusursuzca yakaladığı boğucu klostrofobisinde insan­lar ölümün kaçınılmazlığıyla yüzyüze bırakılırlar ve top­lumu bir arada tutan bağlar kopmaya başlar, sanırım bu kısım yaşadığımız salgında en ağır gelen olaydı benim için!!! Yine de, en kötü anda bile, bütün ümitler tükenmemiştir ki benim de salgının olduğu vakitler tüm ümidimi kaybettiğim dönem, korkularımın arttığı
1001KitapOkumalarım
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.