Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Camus’un Evreni
10/10
·272 syf.·
2022 4. kitabı
“Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyler göstermek kadar mantığa uygundur.” Daniel Defoe Camus’un romanının girişi için seçtiği bu alıntı
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Yazdıklarını yaşatıyorsun Camus ✓
9/10
·272 syf.··
2024 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2024 21:30
Bence insandaki en yıkıcı duygu, neden, niçin olduğunu bilmediği olumsuz bir olay karşısında onu düzeltememenin yaşattığı çaresizliktir.Ve bence insanın en masum ve en zavallı hali de budur. Varoluşsal sancılar yaşatan , sevdiklerimizi elimizden alan ,beyazın griden ayrıldığı, siyahın beyaza yaklaştığı, insani değerleri sorgulatan bazen de sorgulatmadan yok eden o tarihi salgın hastalıklar... Çarpıcı ,derinlikli cümlelerle çok yakından, yakın zamanda tanıdığım duygulara götürdü bu kitap beni. Empatisini en üst seviyede kurabilmemi; bu duyguyu,etimde ,canımda, kalbimde çok derinden hissetmemi sağlayan Camus'un anlatımıyla veba (covid )salgını bende yeniden can buldu, tekrar tekrar yaşanıldı. Ve bir daha olmaması için dua edildi.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2025 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 11:38
"Her türlü kesinliğe karşı, insanların öldürülmesinin sineklerin öldürülmesi kadar gündelik sayıldığı şu anlamsız dünyayı tanıdığımızı sakin sakin yadsıyorlardı..." Albert Camus'un veba virüsü özelinde insanoğlunun varoluşunu sorguladığı varoluş sancılarına değindiği, yine insanoğlunun güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyduğu yoğun ve yorucu ancak bir o kadar da keyifli eseri. Bu kitabı pandemi dönemini tecrübe etmiş biri olarak okumak daha da anlamlı oldu zira o dönemi, o dönemki karmaşık ruh halimizi hatırlatan bir çok satır vardı.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Veba ve bir kentin vaziyeti!
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2025 00:24
Sıradan bir kentin, sıradan insanlarını bir vebayla tanımak ve onların bu salgına karşılık edimlerini ve duygulanımlarını okuyabilmek ne iyi. Bu okuma eyleminin yerini, yazarın anlatım gücünden ötürü
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2022 10. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2022 00:24
Veba, bilinmeyen bir yılda, Cezayir'in Oran şehrinde ortaya çıkıp, felakete dönüşen bir hastalığın başlangıcından sonuna kadar yaşattıklarını anlattığı kitabı Albert Camus'nün. Farelerin
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2021 51. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2021 21:18
Veba mikrobunun hiçbir zaman ölmediği ya da yok olmadığından , yıllarca mobilyalarda ve çamaşırlarda uykuya daldığından , odalarda , mahzenlerde , sandıklarda , mendillerde ve kağıtlarda beklediğinden ve belki bir gün , inanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu . Pandemi döneminde okunması gereken ve asıl çaresizliğin o dönem de yaşanılması aslında her dönemde yaşanılması ve insanların hangi koşullarda yavaş yavaş imkansızlıklardan , ilaçsızlıktan , nedenini bilmediğinden ölümün yankıları yüksek oluyordu
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2024 17:04
Katıldığım söyleşide '
Murat Menteş
Murat Menteş
" önemli bir roman " diye söylemişti . Bende bu vesileyle okumuş oldum. Yazarın söylediği gibi : "Bir dilin ifade ile kelime zenginliği vardır." Demişti. Bu kitap bu ifadeyi gerçekten tamamlıyor. İnsanlığın ortak acısını çok güzel aktarmış okuyucuya. Kitabın son sayfasındaki bir alıntıda : ' insanlar hep aynıydı ' diyor. Ne yazıktır ki insanoğlu o kadar hastalık, doğal afet , yangın gibi büyük felaketlerle karşıya karşıya kaldı . Nedense hep unutuldu o yaşanılanlar. Geriye kocaman bir boşluk kaldı. * Covid - 19 : Geçtiğimiz yıllarda dünya genelinde birçok kayıp verdiğimiz salgın bir hastalık. Hastalığı yaşadığım ve pandemi sürecindeki sıkıntıları , korkuları bilen biri olarak kitapta anlatılan "Veba " geçmiş duygularımı yeniden canlandırdı. Hastaların yığınlar halinde çukurlara doldurulması, yakılması, tedavinin getirildiği zorluklar ve doktorların yorulduğu ; lakin umudunu kaybetmeyen sağlıkçıların emekleri, sevdiklerinden ayrı kalanlar , ailesini kaybedenler, yakınının cenazesine bile gidemeyenler, sokağa çıkma yasağı, daha birçoğu... * 'Tarih tekerrürden ibarettir ' sözünün önemini kavrıyor insan... Kitap üslubu olarak akıcı ve betimlemeler yapılmış. Doktor ile dostunun arasındaki diyalogları çok güzeldi.
Roman-Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2023 8. kitabı
Kitap yazarının deyimiyle sıradan bir kent olan Cezayir’in Oran kentinde 1940’lı yıllarda vebanın baş göstermesiyle değişen hayatları, toplum düzenini, insanların inançlarını, psikolojilerini anlatıyor bizlere. Bi anda şehirde farelerin sebepsiz yere ölmeye başlamasıyla başlıyor olaylar. Herkese sıradan gibi görünürken yazarın son bölümde itiraf ettiği gibi kitabın anlatıcısı olan Dr. Rieux farelerin ağızlarından kanlar fışkırarak ölmesinin altında bir neden olduğunu anlar. Fare ölümlerinin bitmesinden birkaç gün sonra insanlarda vücutlarında kabarıklıklar çıkaran kan kusturan hastalık baş gösterir. Ve evet bu bir salgındır. “Veba” Bizim de bir dönem aynılarını yaşadığımız salgın dönemini hatırlıyorsunuz kitabı okurken. Ve yaşananlara dışarıdan bakabilme şansını yakalıyorsunuz.
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
8/10
·304 syf.··
2024 5. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2024 00:36
70 günde okuduğum kitap için inceleme yazmaya utanıyorum. O yüzden sadece okuyun, güzeldi diyebilirim. Teşekkürler. Yani en az 150 karakter sınırı koymaları çok saçma. Yazacak bir şey bulsam yazardım.
1K
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma
Puan vermedi·303 syf.··
2018 89. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2018 21:37
Felaketin yazgıya dönüştüğü Oran kentinde ,düşünün ki insanların yemek kuyruğuna girmesi ,bunun için farklı belgeler doldurması ve maddi sıkıntılarla uğraşması bir iyilik olarak düşünülsün.Nasıl iyilik olsun ki! Eğer en yakınlarını salgindan kaybediyor ve ben bir gün nasıl öleceğim düşüncesini bir şekilde kafandan atabiliyorsan,iyidir. Önce bekletilip beşerli beşerli mezarliklara götürülüp sonra erkek_kadin ayırıp çukurlara ,daha sonra ise hiç bir ayırım yapmadan topluca gomülüyorsaniz felaketin hangi boyutundasinizdir?VEBA Ve bir adam Doktor Rieux.Insanlara umut kaynağı olur.Dünyanın sacmaligini ,yenilginin sonu gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkmaya ,yaşama anlam katmaya cagirir insanları.Doktor, umutsuzluğa alişmanın umutsuzluktan beter olduğunu düşünür. Albert Camus un insana bakışı ve inancı bu noktada çıkar karşımıza.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 201524,5bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.