Çevirmen:
Oktay Akbal
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·313 syf.··
Beğendi
·
2020 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2020 02:16
VEBALI ŞEHRİN SESSİZLİĞİ... Bu nasıl bir mazoşistliktir ki şu corona günlerinde bu kitabı okudum bende bilmiyorum. Şehirde birden fare ölümleri olmaya başlıyor. Ama öyle böyle değil. Derelerden taşıyor, apartman boşluklarından taşıyor, sokaklar yığın yığın fare ölüsü.. Belediyeler bu fareleri toplayıp yakıyor. Kısa bir zaman sonrada kusma ve ateş şikayetleri olan insan ölümleri başlıyor. Önce kondurulmuyor tabi salgın mıydı, değil miydi tartışmaları başlıyor farklı doktorlar arasında. Yok ya 10 kişi öldü diye salgın diyemeyiz derken 20, 30, 40... ve yüzlercesi... Veba... işte bu ad konuyor bu anlam verilemeyen hastalığa. Ve şehir o iç karartan sessizliğe bürünüyor, tıpkı yaşadığımız bu günler gibi... Şehrin kapılarını kapatın diye bir açıklama geliyor. Kahvehaneler , lokantalar kapatılıyor, evlerin panjurları bile kapatılıp şehr-i yalnızlığa terk ediyor hayat. Bu hastalık sıcağımı sever , soğumu sever , yaşlıyı mı bulur, genci mi vurur , yaza biter mi, kışa geçer mi soruları beyin yakmaya devam ederken, günler , ayları, aylar belki de yılları kovalar. Ölüler artık toplu halde çukurlara atılıp üstüne çimento dökülür. Bir şarkının da dediği gibi "sana söz yine baharlar gelecek " derken... O bahar geliverir! Önemli olan baharın geleceğine inanmak mıydı, bahara kavuşmak mıydı, bununla avunmak mıydı derseniz ben sonbahar cıyım derim işin içinden çıkamayız!.. Kitabın bir bölümünde diyor ki; " Ah, keşke deprem olsaydı! Esaslı bir sallanırdık iş olur biterdi . Sonra da ölenleri kalanları sayardık , hepsi bu kadarla kalırdı. Fakat bu hastalık belası ! Hasta olmıyanlar bile onu içlerinden atamıyorlar. " Buna benzer cümleleri yaklaşık 1,5-2 ay dır kurduk ya da kurmaya devam ediyoruz. Bir belirsizliktir canımızı yakıp kavuruyor. Sevdiklerimiz, yüzüne bakmaya
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
Puan vermedi·313 syf.··
Beğendi
·
2020 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2020 21:08
Büyük bir yazar olarak gördüğüm Albert Camus’un okuma fırsatı bulduğum ilk kitabı yazara olan hayranlığımı pekiştirdi. Yazım dili bazen olaylara üçüncü bir kişinin gözünden baktırdı bazen de kendimi olayların içinde bulmamı sağladı. Yaşadığımız bu salgın döneminde okumuş olmam, kitapta içinde bulunduğumuz durumdan çok şey bulmamı sağladı. Bir yandan da anlattılan hikayeler ve karakterlerin duygularının, geçmişlerinin anlatılması hayatımın farklı evrelerine çağrışım yaptı. Olaylara bu denli çok açıdan bakabilmesi herşeyden ziyade bu olayları gerçekten yaşamış olabileceğini düşündürdü. Belki de öyle belki de eşsiz hayal gücünün bir yansımasıydı. Her iki durumda da okuyucuya kattığı ve anlatmak istediğini anlatabilmesi hayranlık uyandırıcı. Teşekkürler.
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
Karşılaştırmalı Veba Notları
6/10
·313 syf.··
2023 209. kitabı
Veba'yı Jack London'un Kızıl Veba 'sı ve Daniel Defoe'nun Veba Yılı Günlüğü 'nden sonra okudum. Zaten bu son kitaba atıfla, Defoe'dan alıntıyla başlıyor kitap. Fakat bu iki kitap ardı ardına okunduğunda, neredeyse aynı kitabı özetiyle okumuş gibi oluyorsunuz. Farklar var elbet: Defoe kalemini Tanrı için yorarken, Camus vebanın içimizde bizi kemirmekte olan çürümüşlüğün ta kendisi olduğunu sıklıkla dile getiriyor. Benzer görüşlere hakim bir okuyucu iseniz de size yeni bir perspektif sunmuyor. Hatta ben "diğeri varken neden değerli zamanını bu kitap için harcamış?" diye içlendim bol bol, üçlemenin ikincisinden sonra grip kapıp hasta olan bünyem bir an önce yeni ufuklara yelken açmak istiyordu lakin aynı anlatıya dönüp dönüp durmak oldukça yordu. Biri İngiltere'de biri Fransa'da, farklı zamanlarda peydah olan iki salgına dair bu iki kitapta benzer ifadeler de mevcut. Defoe bu örneklerde çok daha çarpıcı bir anlatıma sahip, bunu yineledikten sonra örneklere geçeyim: Defoe'nun kitabında bir gece vakti bir kadının vebalı olduğunu söyleyen biri tarafından kıskıvrak yakalanıp öpüldüğü ve kadının yaşadığı şok anlatılıyordu. * Camus'un kitabında 80. sayfaya bakıyoruz: "Cottard'da vebaya dair doğru yanlış hikayeler pek çoktu. Anlattıklarına göre, şehir içinde bir sabah veba belirtileri taşıyan bir adam, hastalığın sayıklamaları arasında kendini dışarı atmış, vebaya tutulduğunu bağırarak karşısına çıkan ilk kadını kucaklamıştı." "Ne var, herkesin başına gelebilir", "tek salgına özgü bir vaka olmak zorunda değil" diyebilirsiniz. O halde şunu ileri sürerim: Daha önce anlatılan, salgına yönelik bir tanıklığı, kendi anlatısı için kullanmak özgün bir kalem için kabul edilebilir midir? Üstelik Nobel'i bununla almışsanız. Devam ediyorum, Defoe'nun kitabında 78. sayfadaki anlatıya
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
Puan vermedi·313 syf.··
2023 31. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2023 22:51
Dr.Rieüx,Rambert,Grand,Cottard,Tarrou çevresinde Cezayir-Oran'da geçen hikayemiz fare ölülerinin sokaklarda evlerde bir anda artmasıyla(günde 8000 ölüye kadar) başlayıp bu ölümlerin veba vasıtasıyla insan ölümlerine dönüşmesini anlatıyor.Bu değişimi en iyi anlatan alıntıda Camus İnsanların ölümünün de sineklerinki kadar basitleşmesi olarak tanımlıyor. Tarrou'nun sorgulamalarıyla,Rieux'nün mücadelesiyle,Rambert'in gösterdiği fedakarlıkla tam bir mücadele öyküsü...Kitap aslında Camus felsefesini yansıtıyor:Hayatın anlamsızlığı sorunu karşısında çarenin yaşamaya devam etmek,mücadeleyi sürdürmek olarak gösteren Camus burada da çarenin başkaldırı ve mücadele temk olmasını metaforize ediyor.Belki de Veba hayatın anlamsızlığı sorununun ta kendisidir.
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
Puan vermedi·313 syf.··
2024 130. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2024 00:12
Albert Camus'nün kaleminden çıkan, insanlığın en karanlık anlarını ve umudun gücünü muhteşem bir şekilde resmeden "Veba" romanı Camus, bizi Cezayir'in kıyı kenti Oran'a götürüyor. Sıradan bir gün, sokakta ölü fareler belirmeye başlıyor ve kısa süre sonra şehir, korkunç bir veba salgınının pençesine düşüyor. İşte tam da bu noktada, Camus'nün ustalığı devreye giriyor ve bize sadece bir salgın hikâyesi değil, insan doğasının derinliklerine inen felsefi bir yolculuk sunuyor. Romanın kahramanı Dr. Rieux'nun gözünden, karantina altındaki bir şehrin dramını izliyoruz. Ancak bu dram, sadece hastalıkla sınırlı değil. Camus, karakterleri aracılığıyla bize insanın varoluşsal sıkıntılarını, toplumsal dayanışmanın önemini ve hayatın absürtlüğü karşısında bireyin duruşunu sorgulatıyor. "Veba", sadece bir hastalık hakkında değil, aslında hayatın kendisi hakkında. Çaresizlik içinde umut, korku içinde cesaret, ve yalnızlık içinde dayanışma... Bu zıtlıklar, kitabın sayfalarında ustalıkla dans ediyor. Camus'nün sade ama güçlü üslubu, okuyucuyu hem düşündürüyor hem de derinden etkiliyor. Öyle ki, kendinizi Oran sokaklarında dolaşırken, veba korkusuyla titrerken bulabilirsiniz. Ama aynı zamanda, insanlığın direnci karşısında gurur duyacaksınız. Bu kitap, günümüz dünyasında da fazlasıyla geçerli mesajlar taşıyor. Özellikle son yıllarda yaşadığımız pandemi sürecini düşününce, "Veba"nın ne kadar öngörülü bir eser olduğunu fark ediyoruz. Eğer varoluşçuluk felsefesiyle ilgileniyorsanız, insanlık durumu üzerine derin düşüncelere dalmak istiyorsanız, ya da sadece iyi yazılmış, sürükleyici bir roman okumak istiyorsanız, "Veba" tam size göre. Bu kitabı okuduktan sonra, hayata bakış açınızın değişeceğine eminim.
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
9/10
·313 syf.··
2022 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2022 17:47
Albert Camus 'nün okuduğum ilk eseriydi ve sanırım son olmayacak, gerçekten beni derinden etkiledi özellikle kitaptaki karakterlerin birbiriyle aslında tam bi benzerlik göstermese de veba salgını sayesinde yakınlaştıklarını aynı derdi paylaşıp yaşamın ve tanrının varlığı hakkında konuşmaları hoşuma gitti. Keşke bu kitabı covid döneminde okusaydım diyorum kendime tam anlamıyla içinde bulunduğumuz durumu yansıtıyor, o zaman daha bi ayrı yeri olurdu sanki benim için mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
7/10
·313 syf.··
Beğendi
·
2022 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2022 01:09
Bu kitap sizde pandemi de yaşadığınız anıları canlandıracak. Olay 1940 lı yıllarda Cezayir' de farelerin bir anda ölmesiyle başlıyor. Salgın insanlara bulaşarak devam ediyor. Sonrasında kamplar, karantinalar, yasaklar, günlük yayınlanan ölüm sayıları bizimde bilip yaşadığımız kara günler.
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
Veba yüreğimizde
9/10
·313 syf.··
2021 35. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2021 10:29
Kitap sade dili ile kendisine çekiyor. Camus un olay örgüsü ve altyapısı güzel sosyolojik ve psikolojik tahlilleri ihtiva etmektedir. Veba insan ruhunda, yüreğinde, aklındadir. Acilen bu salgının tedavi edilmesi gerekir. Bedenlerin ölümü ile sevgiyi kaybetmeyiz; ama ruhların, kalblerin ölümü ile insanlığımı kaybederiz. bu da uğrunda yaşanmayacak bir dünya bırakır bize. İyi okumalar.
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
8/10
·313 syf.··
2025 43. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2025 10:25
Bir şehrin ekseninde yozlaşmış, kutuplaşmış, insanına dair: Albert Camus’nun Veba romanı, yalnızca bir salgın hikâyesi değil; insanın varoluşla, dayanışmayla ve umutsuzluğa karşı direnme gücüyle verdiği mücadelenin derin bir alegorisidir. Cezayir’in Oran şehrinde patlak veren salgın, şehir sakinlerinin yaşamını altüst ederken, roman okuyucuyu da insanlık hâllerinin en çıplak hâline tanık olmaya çağırır. Camus, romanda absürd felsefesinin temelini oluşturan “yaşamın anlamsızlığı” düşüncesini salgın metaforu üzerinden işler. Ölümün rastlantısallığı, insanların kontrol kaybı, bürokrasinin yavaşlığı ve bireylerin içsel çatışmaları, Veba’yı sadece bir hastalık olmaktan çıkarır; kötülüğün, kayıtsızlığın ve insanın çaresizliğinin sembolüne dönüştürür. Romanın merkezinde yer alan Doktor Rieux, Camus’nun “sessiz kahraman” tipinin en iyi örneklerindendir. Rieux ne bir kahramanlık peşindedir ne de büyük idealler savunur; o sadece görevine sadık kalarak insan hayatını kurtarmaya çalışır. Bu yönüyle Veba, kahramanlığın olağanüstü güçlerde değil, günlük yaşamın içindeki ısrarlı dayanışmada bulunduğunu vurgular. Roman, bireylerin salgın karşısındaki tepkilerini de ustalıkla işler: Kimi kaçmaya çalışır, kimi inkâr eder, kimi fırsatçılığa yönelir, kimi de toplum yararına fedakârlık yapmayı seçer. Bu farklı tepkiler, Camus’nun insan doğasına yönelik keskin gözlemlerini gösterir. Veba, özellikle final bölümünde şunu hatırlatır: Kötülük, tıpkı veba mikrobu gibi hiçbir zaman tamamen yok olmaz; sadece uyur ve şartlar oluştuğunda geri döner. Bu güçlü mesaj, romanı günümüzde bile şaşırtıcı derecede güncel kılar. Camus’nun sade ama yoğun dili, okuyucuyu felsefi derinliklere çekerken aynı zamanda güçlü bir atmosfer yaratır. Veba, bir salgının öyküsünden çok daha fazlasıdır—insanın
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Sabah Yayınları · 198524,6bin okunma
8/10
·303 syf.··
2024 83. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2024 12:02
Veba romanı, yalnızca bir salgın hastalığı değil, aynı zamanda insan doğasını ve toplumsal dayanışmayı derinlemesine inceleyen bir yapıt olarak öne çıkar.Cezayir’in Oran kasabasında ortaya çıkan bir veba salgınını ve bu salgının kasabadaki insanların hayatını nasıl değiştirdiğini konu alır. Camus, veba salgınını hem varoluşsal hem de felsefi bir sorgulama için bir metafor olarak kullanır. Roman, Oran kasabasının veba salgınıyla nasıl başa çıktığını, karantina altına alınan kasabadaki bireylerin bu durum karşısında verdikleri tepkileri işler. Romandaki karakterler, insanın çaresizlik, korku, dayanışma ve umut duygularını yansıtan farklı perspektiflere sahiptir. Dr. Rieux, romanda salgına karşı mücadeleyi temsil eden bir figür olarak, bilimsel bilgi ve insanlık sevgisi ile hareket ederken, Rambert gazeteci kimliğiyle bireysel kurtuluş arayışını temsil eder. Diğer karakterler de farklı toplumsal roller aracılığıyla varoluşun anlamını ve insanın hayatta kalma arzusunu sorgular. Camus, roman boyunca insanların sıkıntı ve zorluklar karşısında nasıl bir dayanışma içinde hareket ettiğini ve yaşam mücadelesi verdiğini gösterir. Veba, aynı zamanda Camus’nün “absürd” felsefesiyle yakından ilişkilidir; bu bağlamda, insanların yaşamın anlamsızlığı karşısında sergilediği dayanıklılığı ve insani değerleri vurgular. Veba salgını, aslında insanın ölümle ve anlamsızlıkla olan ilişkisini temsil eder. Camus, varoluşun absürtlüğünü kabul etmenin insanı güçlendirdiğine ve insanın kendi anlamını yaratma çabasıyla bir dayanıklılık sergilediğine inanır. Camus’nün sade ve akıcı bir üslupla yazdığı Veba, okurun metnin derinliğine kolayca nüfuz etmesine olanak tanır. Felsefi boyutuna rağmen, romanı sürükleyici bir hikaye akışı içinde okumak mümkündür. Camus, detaylara ve karakterlerin iç
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.