Adı:
Veba
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
313
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sabah Yayınları
303 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Albert Camus'nun varoluşçuluğu Cezayir'in Oran şehrindeki bir veba salgınında ve bu salgınla mücadele eden bir grup insanın ölüm karşısındaki acizliğini anlattığı romanı. Kuşkusuz Camus'nün trajik bir olayı basit bir şekilde dramatize ederek anlatması, idealize edilmiş yapay karakterler yaratması beklenemez. O yalnızca insanın varoluş sorununa farklı bir bakış açısı getirmiştir. Roman, düşünmeyi ve sorgulamayı seven her insanın zevkle okuyacağı türden.
282 syf.
·Beğendi
Veba Camus'nün okuduğum 5. kitabıydı. Eseri hem içeriği hem de içinde barındırdığı birbirinden farklı karakterle diğer kitaplarından olumlu anlamda çok farklı buldum açıkçası. Camus gerçekten takdir edilecek çok yönlü bir yazar. Her kitabında bize farklı perspektiflerden olayları değerlendirme imkânı tanıyor. Gelelim kitabın konusuna;

Kitap adından da anlaşılacağı üzere Fransa'nın sömürgesi olan Cezayir'in Oran şehrinde Veba salgının ortaya çıkışı ile start alıyor. Yazar farklı ideolijilere sahip karakterler üzerinden salgının başlama sürecinden bitiş sürecine kadar şehrin ve insanların içler acısı durumunu sanki oradaymışsınız gibi gözler önüne seriyor.

Kitapta kendime en yakın bulduğum karakterler vebanın birleştirdiği iki dost, çocukların işkenceye maruz kaldığı bu yaratılışı ölene kadar reddedeceğim diyen Doktor Rieux ile insanların ölmesine izin veren sisteme (idam cezası gibi) meydan okuyan Tarron'du. Her ne kadar onlar, kendilerini bir kahraman olarak görmeselerde benim kahramanlarım onlardı. Diğer yandan Camus Rahip Paneloux'un gözünden bu hastalığın insanlara bir ceza ve uyarı olarak gönderildiğini de sofu dini bakış açısını yansıtmak maksadı ile eserinde yer vermiş. Onun ağzından tanıdık, bildik sözler duyacağınızdan emin olabilirsiniz. :) Son olarak Veba'nın gelmesine sevinen Cottard'dan bahsetmezsek olmaz. Bu işten ne çıkarı olduğunu okuyup öğrenebilirsiniz. Ee o kadarını da anlatmayayım artık. :) Kitapta sevdiğim detaylardan biri de anlatıcının kim olduğunu kitabın sonuna kadar belirtilmemesiydi, ki okuduklarımı tekrar beyin süzgecinden geçirmek için gerçekten güzel bir detaydı bu benim için.

Covid 19 Salgını'nın tüm dünyayı etkisi altına aldığı bir dönemde bu kitabı okumak empati yapabilmemi büyük oranda kolaylaştırdı diyebilirim. Kitabı daha önce okumuş olsaydım aynı etkiyi verebileceğini düşünmüyorum. Camus de kitabın içerisinde eski veba salgın dönemlerini kitaplardan okuduğumuzda tarih sahnesine saçılmış yüz milyonlarca cesedi gözümüzün önünde silik birer görüntüden öteye gidemeyeceğini ifade etmiş zaten.

Ne yazık ki insan tanığı olmadığı felaketlere gerçek dışıymış gibi bakabiliyor. Özellikle de günümüzde teknoloji ve tıp bu kadar ilerlemişken insan, böyle felaketler sadece filmlerde olur artık gibi bir yanılgıya düşebiliyor. Demek günümüzde de bilim adamlarının çaresiz kaldığı durumlar olabiliyormuş.

Bu dönemi en kısa sürede atlatmamız dileğiyle. Sağlıklı kalın..
303 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Albert Camus'nün felsefe anlayışı, dünya ve siyasi görüşü, dine yaklaşımı bir kenara bırakılırsa kitabı bir cümleyle özetleyebilirim: "Cezayir'in Oran şehrinde 194... yılında yaşanan veba salgını anlatılıyor." Ama durum öyle değil... Camus, ne veba hastalığını açıklayacak bir tıp doktoru, ne de 1940-1949 yılları arasında Cezayir'de yaşananları anlatacak bir tarihçi. Zaten o yıllarda Cezayir'de yaşanmış bir veba salgını da yok. Camus'nun felsefi, edebi dehası da asıl burada ortaya çıkıyor. 1940-1949 yılları arasında,  Cezayir'de ve dünyada  yaşananlara bir bakmak gerek. 1940'larda, Camus'nün yazdıkları üzerinde  önemli ölçüde etkili olan ll. Dünya Savaşı ve Almanların Fransa'yı işgali söz konusu. Yine o yıllarda  Fransa'nın Cezayir'i sömürge olarak kullanması, Cezayirlilerin savaştan sonra bağımsızlık için ayaklanmaları  ve 1945 yılında  gerçekleştirilen "Setif Katliamı" var. Oran şehri Setif Katliamı olarak adlandırılan olayların yaşandığı en önemli yerlerden bir tanesi. Camus'nün bu olayları farklı bir kurgu ile bu kitapta anlattığı düşünülebilir. Kitapta böyle düşünmeme sebep olan birçok söz var; veba bir hastalık gibi değil de karşı konulması, mücadele edilmesi gereken bir düşman ordusu gibi anlatılıyor. Bunların yanı sıra okurken  benzerlik gördüğüm bir konu daha var. 1871'de katliamla sona erdirilen "Paris Komünü." O yıllarda Paris'te binlerce fare sokakta ölmüş, binlerce kedi tehlikeyi yaydığı gerekçesiyle katledilmiş, Paris'e beş yıl sıkıyönetim hakim olmuştur. 1871 ilkbaharı itibariyle çocuk, kadın denilmeden Federe Duvarı'nın dibinde binlerce insan kurşuna dizilmiş, binlerce Komüncü idam edilmiştir. Kitapta anlatılan; fare ölüleriyle dolu sokaklar, öldürülen kediler, veba duvarı dibinde ölen insanlar o tarihte yaşananları anımsatıyor. Son bir benzerlik daha söyleyeyim; o da Camus'nün bu kitaptan bir yıl sonra kaleme aldığı "Sıkıyönetim" eseri. Albert Camus'nün Sıkıyönetim eseri için "Bu kitap Veba'nın bir uyarlaması değildir" demesi bile bir benzerlik olduğunu gösteriyor.

Kitabın ilk sayfasında Daniel Defoe'nun şu sözü var: "Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyi, var olmayan bir şeyle göstermek kadar mantığa uygundur." Bu söz Albert Camus'nün Veba kitabını yazarken etkilendiği en önemli sözlerden biridir sanırım. Kendisi kitabı hakkında bir söz söylese ancak bu kadar uygun olurdu. Sözün kitapta anlatılanları yansıtma açısından önemi kitabı okuduktan sonra anlaşılıyor aslında. Burada hapsedilmişlik "umutsuzluktur." Umutsuz insanların yaşadığı başka bir hapsedilmişlikse şehrin karantina bölgesi ilan edilip dört taraftan kapatılmasıdır. Gerçekte var olan şey "savaş" ya da "katliamdır." Yani "ölümdür." Ölümün gösterildiği var olmayan şey ise vebadır. Umutsuzluk ve ölüm gerçektir. Karantina ile veba kurgudur.  Albert Camus'nün dikkatimi çeken en önemli eleştirisi mücadeleyi, iradeyi umursamayan kaderci anlayışa yöneliktir. Ölümün var olması, ölümle mücadele etmek veya yaşamak için engel değildir.

İyi okumalar...
300 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş eserlerinden sonra en zor eserlerinden biri olarak anılan Veba'yı sona bırakmıştım; ve sonunda tamamladım. Öncelikle şunu belirteyim; kesinlikle çeviride bir sıkıntı var. Diğer yorumlara ve başka sitelere de baktım herkes çeviriden şikayetçi. Kitabı çevirisine rağmen bitirdim. Benim elimde olan Can Yayınları'nın Nedret Tanyolaç Öztokat'ın çevirisi ama önerilen Oktay Akbal çevirisi bilgilendirme olarak söyleyeyim. Kitap kesinlikle sürükleyici ve ağır. Ağır derken dil bakımından, içerdiği konuların çok fazla olması bakımından diyebilirim. Onlarca alıntı ( ders ) bulabilirsiniz. Diyeceksiniz ki hem ağır, hem sürükleyici hem de bu kadar akıcı ( hızlı okunulabilen ) kitap nasıl olur diye ? İşte o kitaplardan biri.
Yazara geçecek olursak Albert Camus'un dili ve anlatımı hakkında bir şey söylemem ayıp olur sanırım. Nobel Edebiyat Ödülü ( En Genç Ödül ) sahibi bir yazar.
Kitabın konusuna gelirsem; kitapta Cezayir'in Oran şehrinde çıkan Veba salgınının yansımalarını anlatmış bize yazar. Yaşanılan felaketten alınan dersler de diyebiliriz aslında. Umutsuzluğun, çaresizliğin tavan yaptığı bu romanda; son bölümle birlikte gelen dayanışma gücünü ve bununla birlikte kazanılan savaşı anlatır aslında ana fikir olarak. Beğendiğim bölümlerden biri bilim ve din kıyası. Bir tarafta işledikleri günahtan dolayı hastalığı ceza olarak gören ve bundan dolayı hiçbir şey yapmayan din adamları. Diğer tarafta ise hastalığa karşı savaş açan ve insan hayatına önem veren, umut dolu doktorlar. Bunun kıyasını çok iyi anlatmış yazar.
Esaret, ümit, mücadele konularının çokça işlendiği bu romanı okumanızı tavsiye ederim. Son olarak öğrendiğim kadarıyla bu romanın Fransa'nın Cezayir'i sömürge haline getirmesini metafor olarak kullandığını öğrendim. Gerçekten muazzam bir metafor ve muazzam bir yazar. Romanı bu şekilde düşünürşek sömürgeyi veba'ya benzetmek gerçekten mükemmel bir başyapıt.

1 puanı çeviriden kırdığımı söylemek isterim.

Gerçekten de felaketler ortak bir şeydir, ancak başınıza geldiğinde inanmakta güçlük çekilir.

Sayfa 45 - Can Yayınları
303 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Veba, benim açımdan çok hüzünlü bir kitap oldu. İnceleme yapmayı yeni yeni deniyorum o nedenle yanlışım olursa affola. Evet kitap şu 'Camilerde değilde hastanelerde en içten dualar edilir' mantığıyla aynı bence. Çünkü veba Oran kentini yavaş yavaş ele geçirirken insanların umutlarını sevinçlerini aşklarınıda kendiyle götürür. Aşk bir kitapta hiç bu kadar hasretli ve hüzünlü olmamıştı. İnsanlar karantina altında ve uzakta olan sevdiklerine hasret çekiyorlar. Albert Camus insan her zaman çelik gibi iradeli olamaz her zaman dimdik duramaz demekle durumu özetliyor. Kitabın ana teması felaketin yazgıya dönüşümü, Camus'un aslında istediği şey okurlarının yenilginin ve sonu gelmeyen kötülüklerin karşısında savaşma gücünü bulması ama yinede insanın yıkılacağını da belirtmekten geri kalmamış. Dünyanın saçmalığını vurgulamayı yine unutmamış tıpkı yabancı kitabındaki gibi. Ve ana karakterimiz olan doktorun tüm bu olanlara karşı gösterdiği çabalar diğer insanlara umut aşılaması olayları sonlara doğru gitgide daha nahoş bir hale getiriyor. Okunmasını tavsiye ediyorum. Sevgiler.
277 syf.
·8 günde·8/10
Bazı, zengin içerikli derin kitapları anlamak için iki açıdan düşünmek gerekir:
1.Gerçek Anlam 2.Mecazi Anlam


VEBA kitabı hakkında;
1.Gerçek Anlam

-Veba salgını sonucu giriş-çıkışların yasaklandığı bir kentte veba dehşeti ile yüzleşen insanların hayatta kalma mücadelesi...
- Vebanın insani duyguları nasıl değiştirdiği,abluka altında yaşamanın dehşeti,kent, ablukaya alındığı için abluka altında yaşayan halkın,kentin dışında yaşayan yakınlarının ayrılığı sonucu (kente giriş-çıkışlar yasak )gelişen duyguları,gözyaşları,hüzünleri,ayrılık acısı...
Sonuç:Yazar,vebanın dehşetini karanlık ve etkili bir atmosfer ile okuyucuya aktarmış.Okurken biz okuyucular da veba altında yaşayanlarla empati kurabiliyoruz.


2.Mecazi Anlam

-Hastalıklı toplum(mecazi anlamda),varoluş arayışı,bireylerin inanç sorgulaması,iyilik-kötülük kavramlarının doğasını sorgulama...

Sonuç:Yazar,veba kavramını metafor olarak kullanmış.Yazar,inanç konusunda ve varoluş arayışında kendi fikirlerini okuyucuya mesaj vererek yansıtmıştır.Aynı zamanda toplumdaki bireylere ve toplumu yönetenlere gönderme yapmıştır(Mecazi anlamda yaşadığımız topluma ''vebalı toplum '' demektedir yazar )
303 syf.
·11 günde·10/10
Bugünlerde hepimizin aklında sorular var.
Ne zaman normal hayata dönecek? Sevgilim beni unutur mu?
Kilo almamak için ne yapmalıyım? Bu virüs nereden çıktı, yarasayı kim yedi?
Hayatın telaşını doruklara kadar taşıyan insanlara da kulak verdik. Ve hepimize şüphe ve zihin açıklığı getirdi.

Peki ya veba, veba ise bir felaketti.
Teknolojinin gelişmediği dönemlerde insanları alt eden bu virüs birçok kişinin ölümüne sebep oldu. Birilerinin gerçekten bir şey yapması gerekiyordu.
Albert Camus'nün bu kitabı baştan sona felsefi bir dokuya sahip. Yani her cümle, her olay her karakter...
Yaşanan yerin Oran'ı " canlı" denemez ama salgına maruz kalan bir varlık olarak sunar. Camus 'nün bu romanında da pek " canlı" değildir. Camus heyecanların, duyguların , düşüncelerin, yapıp ettiklerimizin... ölümcül bir anlamsızlıkla mühürlendiğini vurgular.
Kitabı okurken aklıma José Saramago'nun "Körlük" kitabından bir alıntı geldi.
"Ölüm bulaşıcı değil ama herkes ölür."
Bu günlerden çıkardığım bir düşünce aslında insan da bulaşıcı bir varlık, düşüncelerimiz birbirimize bulaşır, davranışlarımız birbirimizi etkiler her şey bulaşır bize eğer insan olmayı becerebilirsek aslında ne kadar çok virüs ile baş etmiş oluyoruz.
Ve insan sahip olamadıklarını ya da olduklarının peşine düşmeye başlıyor. Bu olayı Tanrı'nın bir felaketi olarak gözlemleyenler var tabi ama bir mucize sonucunda ya da bir felaket sonucunda inanmak bana çok mantıklı gelmiyor. Tabi veba zamanın da da olduğu gibi hatta şu zamanımız da bile var bazı hurafeler bunun yaşanması gerektiğini " Tanrım çok günah işledik bize de bu virüsten nasip et cezamızı ödeyelim" diye dua etmişlerdir

Aşk geleceğe mi muhtaç?
Bugün aşık olduğu kişiye ya da sevdiklerinden ayrı kalan pek çok kişi var ama özlem duygusunu bile hissetmeyi özlemişiz.
"Aşkın biraz olsun geleceğe gerksinimi var salgın ise " şimdiye" çekiyor insanları.

Daha fazla spoiler ( tdk ve İlber Ortaylı türkçeyi iyi kullanmadığım için kızsa da başka kelime bulamadım) vermeden. Sadede geliyorum. Bugün de virüs bittiğin de bence her şey biraz yeniden başlayacak. Özellikle bazı insanlar yaşadığı zenginliğin ya da fakirliğin bir önemi olmadığın hayat biz var olduğumuz sürece var olduğunu, parfümlerin kolonyadan değerli olmadığını anlamışlardır umarım.
Camus'nün diğer kitaplarını da okumak istiyorum bir an önce, önerene ve yazan Camus'ye ve okuduğum için de kendime teşekkür ederim.
282 syf.
·24 günde·9/10
Albert Camus'un okuduğum ikinci kitabı ve olayların akışıyla hep bir sonraki sayfayı merakla bekleyerek bitirdiğim bir kitap oldu.

Öncelikli olarak kitap Oran şehrini tanıtarak başlıyor. Çok fazla gösterişli olmayan ruhsuz sıradan bir şehri bile çok güzel betimlemelerle adeta bana orada yaşıyormuşum hissiyle anlattı. Ardından veba salgının orataya çıkışını ve vebanın orada yaşayan insanların üzerindeki etkisini, ruhsal olarak insanı nasıl etkilediğinden bahsediyor.

Kitabı büyük bir zevkle ve bence biraz da üzülerek okuyacaksınız. :)
Keyifli okumalar. :)
303 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kitaba ilgim tarihte veya diğer kitaplarda bahsedilen veba salgınlarından sonra oldu. Bu konu hakkında daha çok bilgi edinmek ve bu hastalığın insan üzerindeki etkilerini öğrenmek için bu kitabı okumaya karar verdim.

Bu eserde sadece Cezayir'in Oran kasabasındaki veba salgının yanı sıra İstanbul'da da görülmüş ve 10.000 kişinin ölümüne neden olmuş veba salgınından da alıntılama yapılıyor.

Oldukça beğendim ve okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Camus, bu edebiyat ödüllü kitabında insanı bir üçüncü şahsın ağzından çok iyi tasvir etmiş. Öyle ki bazı yerlerde yazar bir psikiyatrist gibi insan duygularını ince ince ayrıntılarıyla irdelemiş.

Kitabın zor olduğu konusunda önceki değerlendirmelerde bulunan arkadaşlara hem katılıyorum hem de katılmıyorum. Yazarın uzun uzadıya kurduğu bazı cümleler evet okuyanı tekrar başa döndürüyor ama hızla okunabilineceği ve bir insanın kendiyle bağdaştırabileceği çok yer olduğunu düşünüyorum ki benim elimdeki zamanında Sabah Gazetesi'nin kupon biriktirme sonucunda kötü bir kopyası olmasına rağmen.
303 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İçinde bulunduğumuz koronavirüs döneminde Veba'yı okuması için herkese telkinde bulunasım var. Bu durum tabii ki temelsiz bir istek değil. Şimdi bunu temellendirmeye çalışacağım.

Her ne kadar adı veba olsa da salgının yarattığı psikolojik durumlar ve insanların yaşayışları birçok salgın türleriyle ortak noktada buluşabiliyor. Umut, umutsuzluk; sessizlik, çığlıklar; ölüm, yaşama isteği; karantina, özgürlük istemi gibi diyalektik düşünceleri aynı bedende, aynı zihinde toplayabilen salgın hastalıklar, insan yaşamının ne yöne doğru yöneleceğini tamamen belirsizlikte bırakabilen toplumsal olaylar olarak karşımıza çıkıyor. Böyle anlarda belirsizlik bizi kuşatıyor ve Camus’nün de dediği gibi, “Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar.” (sf.119)

Yaşadığımız bu süreçte her yerde Veba kitabının önerisini görmek isterdim, bunu kesinlikle hak ediyor. Ama bu durumun neden gerçekleşmediği yönündeki düşüncelerim, siyasî ve dinî sebeplerden ötürü olduğu yönünde. Bunları biraz irdeleyelim.

Camus bize soruyor: “Tanrısız bir aziz olunabilir mi?” (sf. 252) Bu sorunun öncesine gidelim. Ana kahramanımız Rieux ve yardımcı karakterlerin birçoğu inançsız karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Ölüm, çocukların işkence görmesi ve genel olarak kötülük kavramı karakterlerimizin kafasını epey kurcalamaktadır. Hattâ Karamazov Kardeşler’den hatırlayabileceğimiz İvan karakterinin çocuklar ile ilgili söylediği bir sözün çok benzerini görüyoruz, “Sevgi deyince başka bir şey anlıyorum ben. Ve ölünceye kadar çocukların işkenceden geçtiği şu yaradılışı reddedeceğim.” (sf.217)

Bir de olmazsa olmazımız olan, felaket anlarında ön plana çıkan dinî görevlilerimiz var. Veba kitabında bu görevi Rahip Paneloux karşılamaktadır. Vebanın insanların olumsuz davranışlardan ötürü Cezayir’in Oran kentine yayıldığını ve Tanrı’nın bir cezası olarak görülmesi gerektiği yönünde vaazda bulunur. Aynı zamanda Paneloux, bu durumun Tanrı’ya umut beslemek adına en verimli zaman olacağını düşünür. Kitabımızın inançsız karakterleri bu görüşü pek tabii reddedecektir. Rieux bu cezadan çocukların neden pay aldığını içten içe düşünür, bunu kabul edemez. Camus’ya göre acı da saçmalığın içerisindedir ve acı, çocuk, büyük, inançlı veya inançsız demeden herkesin karşılaşabileceği bir durumdur. Camus da kinayeli olmak üzere şöyle bir eleştiri getirecektir: “Marsilya vebasıyla ilgili olarak vakanüvis Mathieu Marais yardımsız ve umutsuz, cehennemin dibinde yaşamaktan yakınmıştı. Aman Tanrım! Mathieu Marais körmüş! Tersine, Rahip Paneloux herkese açık olan Tanrı’nın yardımını ve Hıristiyanlık umudunu hiç bugünler olduğu gibi yoğun hissetmemişti.” (sf.103)

Şimdi biraz da tarihsel süreçlere bakalım: Kitabın yazıldığı tarih 1947. Yani II. Dünya Savaşı’nın üzerinden iki yıl geçmiş durumda. Fakat bu savaş insanların zihninden hâlâ sökülüp atılamamış, olumsuz şartlar altında insanların dayanışması defalarca gündeme getirilmiştir. Evet, Veba kitabı bir başkaldırı kitabıdır, dayanışmanın kitabıdır. Veba, II. Dünya Savaşı’ndaki insanların dayanışmasını anlatır, içinde bulundukları psikolojiyi anlatır, aslen Veba, II. Dünya Savaşı’na yönelik yazılmış bir romandır. Bu anlatım, salgın hastalık üzerinden metaforik bir şekilde zenginleştirilmiştir ve bence pek de güzel olmuştur.

İnsanlar, vebaya yönelik olumlu giden bir haber aldıklarında ne yapacağını şaşırır ve eski yaşamını geriye getirmeye çalışır. Tam olarak koronavirüs sürecinde içinde bulunduğumuz durum değil mi acaba? Her yere saldırmaya başladık bile. Rieux, vebanın iyileşme sürecini kabul etse de, tamamen yok olduğunu düşünemez. Buradaki Rieux düşüncesi vebadan ziyade kötülük düşüncesine yönelik gibi gözüküyor. Dünyamızda iyiliğe yönelik birçok adım atılsa da perdenin arkasında kötülük eli bıçaklı bizi bekliyor. Tekrardan iyiliği deşmek ve insanların en sevinçli anında onların üzerine kara bulut gibi çökmek istiyor.

Yine de pes etmez Rieux, başkaldırmayı sürdürür ve başkaldırısını şöyle süsler: “Benim nefret ettiğim ölüm ve kötülük; bunu iyi biliyorsunuz. Ve siz isteseniz de istemeseniz de, bunlara katlanmak ve bunlarla savaşmak için birlikteyiz.” (sf.218)

Başkaldıran İnsan adlı denemesinde “Başkaldırıyoruz, öyleyse varız” der Camus. “Varız” hep birlikte varız, dayanışma hâlinde mücadele içindeyiz, ölüme ve kötülüğe karşı. Sonuç ne olursa olsun, ‘istesek de istemesek’ de mücadele etmek zorundayız, yaşayabilmek için.

Kitabı oldukça beğendiğimi ve bazı noktalarda soluksuz, pürdikkat okuduğumu da belirtmeliyim. İncelemeyi okuduğunuz için de ayrı bir teşekkür ediyorum, umarım size de faydalı olmuştur. Keyifli okumalar :)
303 syf.
·Puan vermedi
İçimiz ,dışımız corona olan şu günlerde bir sağlıkçı olarak başka dönemlerde yaşanılan salgınlarda farklılıklarımız ve ortak yönlerimiz var mi diye başladım bu kitaba .Bir sağlık sorunu olarak bakıldığında Corona 'nın başlangıcından bu güne yaşanılanlar hemen ,hemen aynı gibiydi çünkü insanlar hep aynı. O dönemde de insanların salgına bakış açısı, yaşadıkları, kabullenme çabaları, karaborsacılık ,sadece ölümün eşitliği,toplumsallıktan bireye geçişlik,alınan bir takım önemler ve mesleğini insanlık için kullanan sağlıkçılar. Buraya kadar olan buzdağının görünen kısmi fakat kitabın yazıldığı dönemde veba salgını yoktur ,sağlık savaşı altında savaş döneminden geçen bir toplum vardır .Bu bağlamda diğer kısma geldiğimizde veba başlığı altında insanın varoluşunu anlamlandırmaya çalışması, insanın içindekileri hor görmeye değil de layık olunmaya çalışılması, çocukların işkence çektiği bir dünyada kabullenmenin olmaması ,örgütlenmenin ve umudun hiçbir zaman kaybedilmemesi gerektiğini vurgular .Günümüz dünyasında düşünmemiz gereken toplumsal olarak vebamız ve kişisel olarak vebamız nedir sorusuna cevap aramaktır.
Asla bir sevginin dile getirilecek kadar güçlü olmayacağını da biliyordu.
...birbirlerini hep sessizce seveceklerdi.
Albert Camus
Sayfa 286 - Can
“Tam yatarken birdenbire içinde birikmekte olan bir ateşin zincirinden boşanmış dalgalarının, bileklerine ve şakaklarına aktığını hissetti.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Veba
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
313
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sabah Yayınları

Kitabı okuyanlar 6.974 okur

  • gökhan yaşar
  • Ömer Faruk KAYA
  • Ahmet Yörük
  • Tekoşin
  • Nergal
  • Munis Okuyucu
  • Mercan kılıçkıran
  • Fairclough
  • Utku Gurtunca
  • H.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (8)
9
%0.3 (7)
8
%0.4 (8)
7
%0.2 (5)
6
%0.1 (2)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları