Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

5/10
·304 syf.··
2023 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2023 17:07
Cezayir'in Oran şehrinde patlak veren bir veba salgınına karşı mücadele eden insanların hikayesini anlatan
Albert Camus
Albert Camus
'un "
Veba
Veba
" romanı... Salgının şehirdeki herkesin hayatını alt üst etmesiyle birlikte, insanların kendi hayatlarının ne kadar değerli olduğunu sorgulamalarına sebep olur. Roman boyunca, karakterlerin hayatlarına ve ilişkilerine odaklanılırken, salgının insanların hayatlarına nasıl müdahale ettiği gözlemlenir.
Albert Camus
Albert Camus
, insanların bir kriz durumunda nasıl davranabileceklerini, insanlığın dayanıklılığını ve insanın ne kadar dayanıklı olabileceğini sorgulatarak, birçok mesaj verir. Ancak, bunlara rağmen kitabı beğenmedim. Öncelikle, kesinlikle bir çok bölüm aşırı ağır ve kopuk ilerliyor. Bu da bana bir türlü konuya giremiyormuş gibi hissettirdi. Ayrıca, karakterlerin çoğu, aşırı yüzeysel kalmıştı. Bu sebeble karakterlerle duygusal olarak herhangi bir bağ kuramadım..
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2024 72. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2024 22:51
Cezayir in Oran şehrinde hiç umulmadık bir anda her şeyi altüst eden bir salgın hastalık. Adı Veba.. Yakın zamanda yaşadığımız pandemiden yola çıkarak okudum bu kitabı. Bugün sağlıklıyız ama yarın ne durumda olacağız, başımıza ne gelecek hiçbirimiz bilmiyoruz. Yaşarken bunun farkında olmamızın gerektiğini yine bir kitap sayesinde hatırladım.. Bazı sayfalarda kopukluk hissetsem de sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu ve okunması gerekiyor diye düşünüyorum..
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Salgında yaşamak!
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
70 yıl öncesine ait bu eser, veba salgını yaşayan Onat şehrinin sakinlerinin bu hadiseyle yaklaşık 1 yıllık serüvenlerini konu alıyor. Albert Camus bir veba şehrinde yaşamış mı, bu hadiseye tanık
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
9/10
·304 syf.··
2022 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2022 20:37
Vebanın beklenmedik bir anda gelişi, adım adım yayılması, halkın ve yetkililerin önce umursamazlığı daha sonra doruğa ulaşan panik havası ilmek ilmek işlenmiş. Farklı ana karakterler üzerinden gerçekleştirilen anlatım, her biri için ayrı ayrı düşünmemizi sağlıyor. 1947'de yazılan roman, geçen yıllarda çok şey değişse de insani tepkilerin, insan psikolojisinin zamansız olduğunu kanıtlar nitelikte. Salgın hastalık döneminde insanların psikolojilerini ve hastalığın sürecini oldukça gerçekçi okuyoruz. Romanı esasen birbirinden bağımsız olmayan iki bölüm halinde düşündüğümü söyleyebilirim. Öncelikle olay akışının verildiği kısımları bir bölüm olarak görebiliriz. Diğer bölüm ise çoğunlukla psikolojik yer yer de sosyolojik tahlil ve tasvirlerin yapıldığı kısımlar. Bence eser bu iki bölüme dayalı kısımlardan oluşuyor. Olay akışının olduğu kısımlarda akışkan bir okuma hızı varken tahlillerin olduğu bölümlerde bu akışkanlık düşünsel bir boyutta ilerliyor. Bence yazarın esasen kendi felsefesini buralarda verdiğini görmek mümkün.
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Belki de bu kitap bittiği zaman her şeye yeniden başlarsın..
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2023 42. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2023 01:59
Anlatıcı bu şehrin sıradan bir şehirden başka bir şey olmadığını vurgulasa da içinde yaşananlar çok başka. Bir takım insanların hayalleri, sevdikleri, yarım kalınmışlıklar, geç kalınmışlıklar ve daha
Edebiyat-Düşünce
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Sessiz Bir Direnişin Günlüğü: Oran da Zaman ve Vicdan
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 80. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 17:44
Albert Camus’nün Veba’sı sadece bir salgının günlüğü değil; insanlık durumunun, çaresizliğin ve bu çaresizliğin içinde filizlenen o sessiz, inatçı direnişin hikayesidir. ​
1000Kitap
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Dejavu
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 09:01
Albert Camus'un daha yakın bir zamanda atlattığımız korona günlerine benzer süreçleri anlattığı varoluşçu kitabı. Salgınla mücadeleyi, insanlığın salgın ve getirdiği ölüm karşısındaki çaresizliğini ele alan kitap, aynı zamanda fedakarlığı ve dayanışmanın inceliklerini de belirterek duygusal bir damak tadı vermektedir. Okuma kolaylığı yüksek olan bu zevkli kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Veba romanının raporu
Puan vermedi·304 syf.··
2025 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2025 01:03
ALBERT CAMUS’UN HAYATI Bir insan düşünün; güneşin yakıcı ışıkları altında doğmuş, yoksulluğun sessiz dilini çocuk yaşta öğrenmiş, ömrü boyunca ise hem insanın anlamsızlıkla sınavını hem de adalet
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2024 22. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2024 20:52
Veba zamanında ayrı kalan aileler, gittikçe bozulan toplum düzeni, şehir halkının histeriye ulaşan akıl sağlığı, absürt bir hâlde normalleşen “ölüm” kavramı : kısaca kollektif bir felaketi Camus, toplumun aynası olarak ele alır.
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2025 2. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2025 08:09
Albert Camus, Cezayir doğumlu bir Fransız yazar ve filozoftur. Kendini filozof olarak değil de edebiyatçı olarak nitelendirilen Camus, varoluşculuk ve absürdizim felsefi görüşlerinin
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.