Ayça Sezen

Ayça Sezen

ÇevirmenEditör
8.0/10
9,2bin Kişi
·
7,1bin
Okunma
·
20
Beğeni
·
2.398
Gösterim
Adı:
Ayça Sezen
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye
İstanbul’da doğdu. Saint Benoit Fransız Lisesi’ni bitirdi. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda tamamladı. Çeşitli yayınevlerinde çalıştı. Halen çevirmenlik ve editörlük yapıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
110 syf.
·2 günde
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanından sonra okuduğum Yabancı adlı romanın Meaursault karakteri bana çoğu kez Bay C’yi hatırlattı. Karakterler arası gidip gelmeme nadiren de karıştırmama vesile oldu. Bunun sebebi, karakterlerin toplumla arasındaki çatışma toplumun, kabul ettiği doğrulara karşı verilen tepkiler olabilir.
Albert Camus, Yabancı adlı romanında, hayatı yaşamaya değer görmeyen, ölümü bile rahatsız edici bir doğallıkla kabullenebilen, etrafındaki insanların düşünce kalıplarından uzak bir karakterin birinci ağızdan hikâyesini anlatıyor. Kitap, söz konusu kahraman Meursault'un annesinin ölümü ile başlıyor. Annesinin ölümüne bile sıradan bir olay gibi gören Mersault, hayatında olan olaylarda alışılmışın dışında tepkiler vermektedir. Yoksa buna tepkisizlik mi denir?
Mersault, içinde bulunduğu toplumun ve toplum davranışlarının dışında, onlardan farklı hareket eden ve farklı davranan birisidir. Üstüne üstlük işlediği bir suç onun yargılanmasına sebep olur. Bu suçu isteyerek işlememesine rağmen, annesinin ölümü ile bu olay arasında bir köprü kurulup defalarca dile getirilir. Savcı onun davranışlarından ve annesinin ölümünün ardından hayatına olağan dışı devam etmesine fazlasıyla kafasını yormuştur. Toplumun çoğunluğuna göre suç olan bir olay Mersault için normal bir durum gibidir. İşte bu çerçevede Albert Camus, bireyin bir toplum içinde nasıl yabancılaştığını, toplumun değer yargılarından farklı davranan kişinin nasıl ötekileştirildiğini usta bir kalemle anlatıyor. Birde çözümlenemeyen diğer olay mahkemenin işlediği suçtan çok onun inancının sorgulanması… Bu sırada da felsefi bakış açılarını ve varoluşsal sıkıntıları da bizlere hissettiriyor.
Öte yandan bir bireyin kendisiyle yabancılaşmasının nasıl gerçekleştiğini de gözler önüne sermektedir. Kesinlikle okunması gereken ve okuyan her kişinin kendine bu güzel kitapdan birşeyler çıkartacağını düşünüyorum. İyi okumalar. 
• "Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi. "
• Anne sık sık, insan hiçbir zaman tamamıyla mutsuz olmaz derdi. Gökyüzü renklenip hücremden içeri yeni bir gün süzülüverince ona hak veriyordum.
110 syf.
·Puan vermedi
Şöyle baktım çoğumuz okuma misyonunu tamamlamışız bu eserde sevgili dostlar.Camus bey ne kadar usta bir yazar olduğunu bizleri ters köşe yaparak ve kendimize ayna olacak betimlemeleriyle anlatmış.Ana karakterimizin umursamaz kişiliği , hislerinin kaybeden donuk yapısı akıcı şekilde vurgulanmış.Bu özelliği onu toplumdan dışlanmaya , duygularının varsa dahi hiçe sayılmasına sebep olmuş.Hiçlik duygusunun içten oluşu dahi ölüme engel değil.Üstü kapalı olarak vurgulamak istersem ; toplum tarafından olumsuz , cani olarak görülen bu karakter , üzülmediğiniz için sizi ölümü istenen bir mahkum yapabilir.Neredeyse hepimiz hayatın bazı evrelerinde bu karakter kimliğine bürünmüş ve ya bürünmek zorunda kalmışızdır.En büyük düşmanlarımızdan birisi kendi aklımızdır.Mazinize hediye edin bu eseri.
80 syf.
·8/10 puan
İnsan psikolojisinin tahlillerini ustaca gerçekleştiren Dostoyevski’den, gencecik bir kızın hüzünlü hikayesi.

Annesini ve babasını kaybetmiş, yapayalnız bir genç kıza ‘zaten muhtaç’ gözüyle bakıp, evlilik teklifi eden ve genç kızın bunu geri çeviremeyeceğini bilen bir adam. Kitabın ana konusu bu. Çok kısa süren bir evlilik. Genç kızın sonunu getiren evlilik. Ve onu aslında hiç anlayamamış, hiç anlamaya kalkışmamış olan kocası.

Hatta o kadar anlayamamış ki;

“Bilmiyorum benden nefret ediyor muydu, etmiyor muydu? Nefret ettiğini sanmıyorum. Çok tuhaf neden bütün kış bir kez olsun benden nefret ediyor mu sorusu aklıma gelmedi?” diye soruyor kendine.

Karakterin düşüncelerini okudukça, biraz daha nefret ediyorsunuz. Ve hatta insana olan güveninizi bir tık sarsıyor bu karakter. Çünkü hep genç kızı çok sevdiğini düşünüyor, ona aşık olduğunu. Ama aklından geçen düşünceler bir delininkiyle eş değer sanki.
Mesela; “Aksine benim gözümde öyle yenik düşmüş, öyle aşağılanmış, öyle ezilmiş bir haldeydi ki, her ne kadar arada bir onun aşağılanması düşüncesi müthiş hoşuma gitse de, bazen ona çok açıyordum. Eşit olmadığımız düşüncesi hoşuma gidiyordu.” Açıkçası bu oldukça hastalıklı bir düşünce biçimi. İnsanın söylediği ile düşündüğü arasında ki uçurum gerçekten çok tuhaf.

Kısaca Dostoyevski’nin kalıplaşmış tarzını bu eserinde de görmekteyiz. Bir solukta okuyabileceğiniz, kısacık bir kitap. Tavsiyedir, keyifli okumalar.
110 syf.
·3 günde·10/10 puan
Albert Camus’un bir insanı yargılamanın sonuçlarını vurguladığı romanı.


Yazar, toplumdaki objektif olmayan yargılara dikkati çekmek istemiş bu romanıyla. Farklı görüşler, farklı düşünceler, farklı hisler, farklı davranışlar, farklı alışkanlıklar...Önemli olan bu kadar farklılığın arasından asıl olanı kavrayıp, meselenin özünü konuşabilmektir. Taraf tutmadan, yargılamadan, kestirip atmadan düşünebilmektir. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan,etkileyici denecek gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünyayla arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla dile getirmiş.

Okurken hem garip gelen hem de gerildiğim noktalar çok oldu.
Ama tabi ki 10/10 :)
110 syf.
·Puan vermedi
A ) Alır
B ) Almaz
C ) Ben okumadan beğenenlerdenim
D ) Bir bakıp çıkıcaktım, burada buldum kendimi
E ) Beğeninin ne önemi var kardeşim işine bak:)

Süreniz başlamıştır...
Let's read...

Sitedeki son incelememi 2 Temmuzda yazmıştım, sanırım 3 ay oldu gibi...

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba...

Tekrardan aldık klavyeyi önümüze,
T9 azizliğine uğramadan, kelimelerin ağzını gözünü kırmadan, TDK 'nin 1K' daki hak ve çıkarlarını savunan değerli arkadaşların gözüne fazla çarpmadan bir inceleme yazayım dedim :)

_____________________ɢÇʙ_____________________

Kitabı okurken etkilenmedim...

Aa aa aa,
eee oldu mu şimdi böylede denilmez ki,
henüz incelemeye bile başlamadın ama
''Kitabı okurken etkilenmedim '' diyorsun...

diyerek içinden serzeniş yapan arkadaş sen bu sitenin bulunmaz okurusun...Sana Bağdat kütüphaneleri kadar değer yüklüyorum :)

Şuan incelemesini yaptığım esere başlamadan önce bende aynı senin gibi düşünüyordum, bir kaç inceleme okuyup fikir sahibi olmak istedim, ilk karşıma çıkan incelemeyi okuyayım derken daha ilk cümlede spoilerin ağası verilmiş, kitabın özeti geçilmiş...

Ve malesef bu yüzden kitabı okurken sonunu bildiğim için bu durumdan fazlaca etkilendim..

Tabikide okurların emekleri takdir edilmeli, incelemeler beğenilmeli ve böylece diğer okurların fikir sahibi olması sağlanmalı ama
bunu yaparken dikkat etmeliyiz...

Yoksa şuan yazdığım inceleme 500 beğeni alsa dahi, başkasının kitap hakkındaki merakını köreltecekse hiç almaması daha doğru olur.

Bu arada benim incelemelerim 500 beğeni almıyor, belirtilen rakam sembolik  :)

Bu yüzden lütfen Spoiler Kurallarına Uyalım,
Uymayanları uyaralım...

_____________________ɢÇʙ_____________________

Yabancı ne demek ?
Yabancı kimdir ?

Bu kavramların bizdeki çağrışımları nelerdir ?

Günlük hayatta sık sık kullandığımız bu sözcüğün dilimizde 5-10 anlama gelecek karşılığı var...

Bunlardan bazıları ;

= tanıdık, bildik olmayan.
= belirli bir yere ya da kimseye özgü olmayan.
= ilgisiz kalmak, karışmamak.

Listeyi şekillendirmek, uzatmak veya kısaltmak  bizim elimizde tıpkı yazarın yaptığı gibi. Çünkü sosyolojik betimleme yapmak açısından yabancılaşan insanlarız...

Yazarında belirttiği gibi '' iyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım."

Kendine yabancılaşan, topluma yabancılaşır.

Okuduğum kitap, A. Camus'un en çok ses getiren eserlerinden birisi olmakla beraber, kitlelerce tanınmasını sağlayan, bir solukta okunabilecek, çağımızda pek çok kişinin yaşadığı ama ifade etmekte zorlandığı “yabancılaşma''kavramının ustaca ele alınıp bize sunulduğunu bir başyapıt.

Yaşamlarına anlam arayan, her geçen gün yabancılaşan insanlık için, bu kitap yazarın kalemini tanımak açısından güzel bir deneyim olabilir...

Okumanızı Tavsiye Ederim.

_____________________ɢÇʙ_____________________

İncelememi yazarın beğendiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum..

'' Önümde yürümeyin… Takip etmeyebilirim... Arkamdan yürüme … Ben öncülük etmeyebilirim Yanımda yürü… sadece arkadaşım ol ”


Keyifli okumalar dilerim
110 syf.
·10/10 puan
Albert Camus'un övülen ve beğenilen kitaplarından biri. Bana göre kitapta yaşam biçimi herkes gibi olmayan her konuda çoğunluğa uymayan ve bunun için de değerli bir yapıt. Sessiz bir yerde,her satırının içselleştirilerek okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum,hayata bakış açısı olabildiğince farklı. Evet, Albert Camus 'un kitaplarından okuduğum ilk kitaptı ve diğer kitaplarını da okumam için beni teşvik etti bu kitap . Albert Camus kahramanımız olan Meursault'un dış dünyayla arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını bize anlatıyor..
110 syf.
·1 günde
Nasıl başlasam, nereden başlasam bilemiyorum, elim ayağım titriyor... Ama başlamak lazım çünkü anlatacak şeyler var.

Kim Yabancı ? Kime Yabancı ? Neden Yabancı ?

Aslında bu 3 soruya cevap vermek yeterli bir inceleme yapmayı sağlar diye düşünüyorum. Başlayalım mı o zaman? Haydi bakalım...

Soru 1 : Kim Yabancı ?

Bay Meursault, devlet dairesinde düzenli bir işi olan, aksatmadan işlerini gerçekleştiren, zorunlu olduğu şeyler dışında başka bir şeyi hayattan vaat etmeyen, başkalarının yaşadıkları onda heyecan uyandırmayan, kendi yaptıklarını başkaları ne düşünür diye dert etmeyen, sadece fiziksel olguların davranışlarını etkileyebildiği, başka gerekliliklere karşı duyarsız, heyecanını kaybetmiş, beklentisi olmayan, ölümü bekleyen ama bunu bile dert etmeyen biridir. İşte bu beyimizdir Yabancı olan.

Soru 2 : Kime Yabancı ?

İnsanları sürekli bir kalıba koymak için uğraşan, kendine benzetmeye çalışan, benzeyince seven, benzemeyince sevmemek ile yetinmeyip yok etmeye çalışan, sadece konuşan -hatta hiç susmayan- konuşmasına rağmen düzeltmek için çaba harcamayan, eleştiren ama eleştirilince küplere binen, çıkarlarını insan yaşamından üstün tutan, sözde herşeyi bilen ama aslında hiçbir şey bilmeyen, sahte duyguların içinde yüzen, adaletsiz, acımasız, riyakâr, yozlaşmış olan topluma Yabancı Bay Meursault.

Soru 3 : Neden Yabancı ?

Sence bundan başka çare var mı ? Bence de yok :) .


Peki inceleme bu kadar mı? Tabiki de hayır.

Albert Camus; hayatın, bir manası olmadan kesinlikle yaşanmaya değmeyen bir şey olduğunu savunur ve sonrasında hayatın manasının olmadığını ekler. #109094372 . Bu yüzdendir ki onun için hayatta olmak sadece doğanın sunduğu bir zorunluluk ve bir o kadar da saçma birşeydir. Absürdizm de böyle doğar zaten, insanın, yaşamına mana arayışı saçmadır ve bundan ötürü hayatta gerçekleşen herşey saçmadır. Bknz; #110393840 Evet saçma, evet absürt...

Albert Camus 'nün absürt düşüncesini en yoğun işlediği bu eserinde; karakterimiz yaşamın saçmalığını keşfetmiş ve bu yüzden gereksiz olduğunu düşündüğü herşeye karşı duyarsızlaşmış, olayları sadece olduğu gibi yani fiziksel olarak değerlendirmiş ve sadece fiziksel tepkiler vermek ile yetinmiştir.

Karakterimizin bu davranışı birçok insanı sinir etse de yahut "duygusuz bir adam bu" diye söylenip, kızsa da tamamen suçsuzdur. Çünkü hayat saçmadır, yaşamanın bir manası yoktur, fazla tepkiler gereksizdir, doğa kanunları geçerlidir geriye kalan herşey yalandır.

Kızmadan önce anlasak keşke!...

Aslında her birimiz ahkâm kesmiyor muyuz? Basit düşünün, basit yaşayın demiyor muyuz? Bu kadar abartmayın, olduğundan fazla anlam yüklemeyin demiyor muyuz? Ya da beni kimse anlamıyor diye dert yakınmıyor muyuz? Bu kadar zor mu anlayış demiyor muyuz? Empati şart diye düşünmüyor muyuz? Vs.

Peki öyleyse neden Meursault'a kızıyoruz? Neden annesinin cenazesinde ağlamadığı için tepki gösteriyoruz? Sütlü kahve içmesine neden şaşırıyoruz? Denize girince küplere biniyoruz? Sevişince sinirden çıldırıyoruz? Neden umursamayınca kuduruyoruz? Neden o kurşunu sıktıkça arap yerine biz ölüyoruz? Neden?

Ya da şunu söyleyin bana neden savcı, sorgu sırasında Meursault'a yüklendikçe biz oturduğumuz yerde derin bir oh çekiyoruz? Bay cellat diyince sırıtıyoruz? Tanrıtanımazmıymış, o zaman müstehaktır diyoruz. Neden ölüme mahkûm edilince içten içe seviniyoruz?

Ben söyleyeyim nedenini. Çünkü biz iki yüzlüyüz. Çünkü biz o yukarıda ki toplumuz. Çünkü biz yalancıyız. Ama o yalnızca Yabancı . Yabancı .

Bence burada bir suçlu varsa " Yabancı " olan değil "Yalancı" olandır o suçlu.

Şimdi utan insanoğlu...
Ben şahsım adına "Yalancı" olduğum için özür dilerim Bay Meursault. Umarım ruhunuz huzur bulur. Bundan böyle benim bulamayacak...

.
432 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu eser Maksim Gorki'nin otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabıdır. Yazarın hayatı ve insanları tanıma sürecinin yanı sıra Rus orta sınıfının, köylülerin ve işçilerin hayat mücadelesini de anlatıyor. Gorki küçük yaşlarda iş değiştirerek bir yandan insanları ve hayatı gözlemler, bir yandan da kitapları keşfeder. Okuma tutkusu onu gerçek hayatın çirkinliklerinden uzaklaştırır, başka bir hayatın olabileceğini düşünmesini sağlar. Yaşça o kadar büyümemiştir ama yaşının getirdiği olgunluğun fazlasını taşımaktadır.

Kitap, Rus edebiyatının klasik betimlemelerinin izlerini taşıyor. Betimleme sevmeyen okuyucuları biraz yorabilir ancak bunlar ağır olmadığı için Gorki'nin hayatı akıcı ilerliyor. Keyifli okumalar.
832 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
İnsan psikolojisini bu kadar iyi yansıtan, edebi dili bu kadar doyurucu olan başka bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. Dostoyevski'nin modern dünyanın özgürlük anlayışına lap lap giydirdiği baş yapıt. Türlü türlü fikirler barındıran, hatta dikkatli okunduğu takdirde dini inançlara ve dünyaya bakış açınızı bile değiştirebilecek kadar güçlü bir eser. Freud'un dünyanın en iyi 3 romanı saydığı kitaplardan biridir. Diğerleri hamlet ve oidipustur ve hepsinin konusu şaşırtıcı bir şekilde baba katilliğidir. İnsanın hayatı boyunca gerek yalnızken, gerekse insan ilişkilerinde aklından geçen ama üzerinde durmadığı, kıyıda köşede bıraktığı, fakat kişiliğine, ilişkilerine yön veren sayısız düşünce ve duyguyu ortaya koyabilen; Dostoyevski nin dünya edebiyatına damga vurmuş eseri karakterlerin çokluğu insanı bir nevi delirtmiyor dersem yalan olur..

Fyodor pavloviç ve onun ilk ve ikinci karısından olan çocukların geçmiş kurgusu, kadınların ölüm biçiminin trajikliği, ona ve çocuklarına olan insanların tamamen iyi ya da kötü değil, aynen hakikatte olduğu gibi kısmen iyi ve kötü olmaları romanın gelecek karakterleri hakkında güzel bir fikir veriyor.
Ruhunuz kaybolsun diyorsanız alın okuyun .
Dostoyevski'nin en güzel eserlerinden biridir diyorum, favorim sanırım her zaman Yeraltından Notlar olacak. İlk onu okuduğumdan mıdır bilmem.. Velhasıl Karamazov kardeşler çölde su, fakirlikte yepyeni ayakkabı hissi verir insana.Özellikle Can yayınları'ndan okunması önemlidir bence. :)
Virginia Woolf'un dediği gibi eğer hayatı anlamak istiyorsanız karamazov kardeşleri okuyun.
Varoluş sancısını üzerinizden atamayacaksınız..

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayça Sezen
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye
İstanbul’da doğdu. Saint Benoit Fransız Lisesi’ni bitirdi. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda tamamladı. Çeşitli yayınevlerinde çalıştı. Halen çevirmenlik ve editörlük yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 7,1bin okur okudu.
  • 115 okur okuyor.
  • 2.626 okur okuyacak.
  • 52 okur yarım bıraktı.