Yabancı

Albert Camus
Çevirmen:
Ayça Sezen
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Yabancı: Absürdizm,Yabancılaşma ve Bireyin Toplumla Çatışması
8/10
·128 syf.··
2026 31. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 15:30
Bundan yıllar önce Camus’nün Yabancı romanını üniversitede edebiyat ve felsefe dersimizde okuyup üzerine konuşmuş ve incelemeler yazmıştık. Bu seferki okumamda da eser hakkındaki fikirlerim büyük ölçüde değişmediği için kendi incelememi kısaltarak bir kısmının çevirisini buraya bırakıyorum. Başkahraman Meursault, toplumun yerleşik normlarına karşı oldukça kayıtsız bir karakterdir. Hayatı sürekli sorgulamaz; yaşamında meydana gelen olayları olduğu gibi kabul eder. Roman iki bölümden oluşur. İlk bölüm bir ölüm haberiyle başlar. Meursault annesinin öldüğünü öğrenir. Ancak bu haber karşısında büyük bir üzüntü ya da şok yaşamaz. Annesinin cenazesi sırasında kahve içer ve uyumak ister. Daha sonra Marie ile bir ilişkiye başlar ve annesinin cenazesinden hemen sonraki gün onunla sinemaya gider. Meursault’nun bu tavrı, Camus’nün ölüm anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Camus’ye göre yaşamın kendisinde önceden verilmiş bir anlam yoktur; ancak bütün bu anlamsızlık içinde kesin olan tek gerçek ölümdür. Ölüm, yaşamın kaçınılmaz ve nihai sonucudur. Bu nedenle insanlar yaşadıkları sürece hayatın güzelliklerini deneyimlemeli ve yaşamlarını değerli kılmalıdırlar. Camus, ölümden sonra bir yaşam olduğuna inanmaz. Ona göre insanın görevi, ölümün kaçınılmazlığı karşısında özgürlük, tutku ve başkaldırıyla yaşamaktır. Bu nedenle Tanrı’ya inanmaz ve evrenin Tanrı tarafından yaratıldığı düşüncesini kabul etmeyi bir tür “felsefi intihar” olarak değerlendirir. Bu bakış açısı doğrultusunda Meursault, annesinin cenazesinde son derece sakin ve duygusuz görünür. Karakter, Camus’nün absürdizm anlayışını yansıtan bir yaşam görüşüne sahiptir. Toplumdaki diğer insanlarla aynı duyguları ve ahlaki değerleri paylaşmaz. Bu nedenle insanlar tarafından soğukkanlı ve duyarsız olarak görülür. Sonuç olarak
Alıntı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2021 70. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2021 17:34
Öncelikle çok beğendiğim bir kitap oldu. Albert camus'un okuduğum ilk kitabiydi.dili ve anlatımı biraz değişik olabilir ama çok etkileyici ve saran bir üslup vardı.tavsiye edebileceğim bir kitap okumamissaniz en yakın zamanda başlayın bence. insan ruhuna işleyen bir psikolojik bir kitap, kahraminin olaylara olan yaklaşım ve bakış açısı çok enteresan,yaşadığı olayları ele alım biçimi beğenilir begenilmez bilemem ama değişik bir yaklaşım bana yol gösterici bir kitap oldu açıkçası
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2020 28. kitabı
“Bir insan nasıl ve neden bu kadar gamsız olur? “ Annesinin ölümünü, işlediği cinayeti ve içine düştüğü durumu kayıtsız bir şekilde anlatıyor. Elbette insan gamsız olunca attığı adımlara yaşadığı olaylara yabancı kalıyor.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
Kahraman topluma ve özellikle kendisine yabancı bir kişiliğe sahip. Yaptıklarını düşünmeden yapar ve sonuçlarını umursamaz. Kaygısız yaşantısı toplum tarafından eleştirilir ve dışlanılmasına sebep olur. Düşünmeden kaygısızca hareket etmesi başına büyük belalar açacaktır.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
Açıkçası biraz sıkılmıştım ama nihayetinde severek bitirdigim bir kitaptı.Okumak isteyen herkese şiddetle öneririm. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım yakın zamanda .
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
9/10
·128 syf.··
2019 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2019 12:33
“Yabancı”, Albert Camus’un ilk kitabı ve aynı zamanda da en çok bilinen kitabı. Albert Camus, 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü almış ve varoluşçuluk felsefesini temsil eden, tüm dünyada o dönemin sözcüsü olmuş, Cezayir doğumlu Fransız bir yazar. Kitap “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum” cümleleri ile başlıyor. Bu cümleler, kitaptaki karakterin, hayatın akışına teslim olmuş, kayıtsız halini de yansıtıyor zaten. İlk bölümde, kitabın kahramanı Meursault’u ve hayatını tanıyoruz. 2. Bölüm ise, kahramanımızın sonunu getiren olayların yaşandığı kısım. Kısa ve çok vurucu bir hikaye bence. Camus, bu kitapta insanın kendi hayatına yabancılaşmasını, bilincin dış dünyadan kopuşunu, toplumun, kalıplara girmeyi reddedenleri nasıl da hızlıca yaftalayıp, toplum dışına ittiğini çok içten, akıcı bir dille anlatıyor. 124 sayfalık kısa bir kitap. Kesinlikle okunmalı bence. Okunması gereken kitap listelerinde genellikle olan bir kitap zaten. Benim takip ettiğim listede de vardı, o nedenle okumamı öne aldım. 2019 yılı bitmeden listeden bir iki kitap daha okumayı hedefliyorum. İyi okumalar
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
8/10
·128 syf.··
2021 28. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2021 03:10
Öncelikle 'Düşüş' kitabının beni gerçekten etkilemesi ve Albert Camus'nün bu kitabından birçok güzel alıntı karşıma çıkmasından sonra kitaba şans vermek istedim. Kitabın konusu şu diyemiyorum çünkü birçok konuya değiniyor ve bence en sıradan cümlede bile bir derinlik uyandırıyor. Betimlemelerin fazla detay detay olması beni biraz yordu fakat iyi ki okumuşum diyebileceğim bir kitap oldu benim için. Kitabın kahramanı Meursault yalnız bir kişi ve kalabalıklardan hoşlanmıyor. Dünya'nın boş ve anlamsız olduğunu düşünen, hayatı ve toplumu saçma bulan bir insan. Kendine nasıl yabancılaştığını daha doğrusu dış etkenlerden dolayı yabancılaştırıldığını cümleleriyle sık sık okuyucuya aktarıyor. Bazılarına göre duygusuz bir insan olarak görülüyor fakat yaptığı sadece topluma bir başkaldırıdır. Başta yaşamı anlamsız bulan kahramanın kitabın sonunda idam cezası karşısında yaşama isteğini görüyoruz. Aslında kahraman değer yargılarına karşı çıkarak kendi değer yargılarını oluşturduğu için toplumca kendisine koyulan tanılarla zaten kurban edilmişti. Ve ölümü kabullenişle bekledi. Birçok kişinin ilk Düşüş kitabını okuyup daha sonra bunu okumamızı tavsiye ettiğine şahitlik etmiştim ama bence eğer ilk kez bir Albert Camus kitabı okuyacaksınız mutlaka bununla başlamalısınız. Dümdüz bir kitap gibi dursa da birçok konuda çok güzel bir felsefi bakış açısıyla anlatıldığını düşünüyorum. Bana hatırlattığı ve en çok düşündürdüğü konu ise günümüzde de sık sık şahit olduğumuz bir konu aslında. İnsanoğlunun toplumun geneline göre farklı düşünen diğer insanları yargılaması ve o insanları çoktan yaşarken kurban edişini çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş. Birçok konuda yine ufuk açıcı bir kitap olduğunu ve her okuyucunun kendince yorumlayacağı konular olduğunu bir sürü şey katacağını
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2020 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2020 07:55
Uzun zamandır okumak isteyip sürekli ertelediğim bir kitaptı. En nihayetinde bir sahafta rafların arasında yürürken gözüme çarptı ve sonunda aldım. Albert Camus ağır bir dil kullanıyor sandığımdan ilk okuduğumda anlamayacağımı düşünmüştüm. Bu peşin hükümlü oluşumdan utandım okurken. Kesinlikle son derece akıcı bir dili vardı. Aldığıma ve okuduğuma tek bir an bile pişman olmadığım bir kitap. Kitabın ana karakteri Meursault kendini toplumdan son derece soyutlamış biri. Kitabın başından sonuna kadar bunun nedenini sorguladım ancak açık sözlü olmak gerekirse buna neyin neden olduğu hakkında tek bir fikre sahip olamadan kitabı bitirdim. Bir insanı annesinin ölümüne bile kayıtsız bırakacak şey ne olabilirdi? Keşke bende de ondan olsaydı dediğim çok oldu. kitabı bitirdiğimde kafamın içi anlam veremediğim birçok kavramla doluydu. Üzücü olan kısım kendini toplumdan bu kadar soyutlamasına rağmen topluma kurban gitmesiydi. Meursault'un insanlara yabancılaşan karakterinin yazarın varoluşçu felsefesinden geldiği söyleniyor. Zaten kitap Meursault'un toplumdan dışlanmasıyla sonuçlanıyor, nasıl dışlandığı ise spoiler içeriyor. Beni hayal kırıklığına uğratan sonuna rağmen müthiş bir deneyimdi. Albert Camus okumak, hayatımın kalan kısmında yapmaktan keyif almaya devam edeceğim sayılı şeylerden birisi olacak.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2020 26. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2020 13:43
Kitap, “bugün anne öldü belki de dün,bilmiyorum..” diyerek başlıyor. Karakterimiz Meursault, annesinin ölümüne bile yabancı. Her şeye yabancı bu adam. Kitap komple adamın çevresine olan yabancılığını anlatıyor. Albert o kadar hissettirerek yazmış ki okurken karakteri sallayıp kendine gel dememek için zor durdum. Kız arkadaşı gelip evlenelim diyor farketmez diyor. Etrafında olaylar dönüyor bu adam çıt çıkarmadan izliyor. Sergilediği davranışlar herkesin dikkatini çekiyor da.. Fakat bir gün bir cinayet işliyor... Meursault bu cinayete de yabancı kalabilecek mi?
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2020 105. kitabı
Ah vurdumduymaz kahramanımız Meursault. Senin için birkaç bölümlük insan psikolojisi üzerine kitap yazılır. Kitabımızın ilk kısmında annesi vefat eder ve kahramanımız hiç üzülmez. Cenazesine gidebilmek için patronunda izin alma kısmına daha çok takılmıştır, annesinin kaybından. Annesinin yüzünü hadi son kez görmeyebilir belki onu son gördüğü haliyle hatırlamak ister ama cenazesine karşı düzgün davranmamasi gibi aorgulamalara giriştim kendimce. Çocukluğunda ne yaşamış olabilir ne olamaz diye kişilik analizine başladım. Kitap ilerledikçe tüm yaşantısının bu düzeyde işlediği görülüyor. Toplum onun için baskı mekanizması değil. Onu ilgilendirmeyen hiçbir olay hakkında alakadar olmaz. Sevgilisi beni sevmiyorsun diye sorduğunda bile sevmiyorumdur heralde cevabını yapıştırır. Kaybetmekle alakali sıkıntısı hiç yok. Adam öldürmekten ötürü hapse girdiğinde dahi avukatının ısrarlarına rağmen yalan hiçbir söz söylemez ve sonunda bir sürü sorgudan sonra idam yolu görüldüğünde dahi kılıni kipirdatmaz. Bir Yaratıcı olduguna inanmaz ama mucizelere inanir. Din adamlariyla gorusmeyi reddeder.... Kitap sonlandiginda ne kadar da toplum baskisinin uzerinde oldugunu görürüz üzerimizde. Suçuyla ilgili olmayan sebeplerden ötürü duygusal davranilip idam karari verilir. Düşününce biz de duygusal hesaplardan, konuyla alakasi olmayan seylerden ötürü cogu insani yargilayip hayatimizdan cikarmiyor muyuz? Insanlara bakış açımız sadece tek hareketleri ile terse düz olmuyor mu? Herkesin okumasi gereken bir kitap bence. Hani ben olsam şöyle yapardımlarimizi sorgulatmaya hazir bir kitapla dost olmak kimseye birşey kaybettirmez. Ne kadar da yabanciyiz aslinda kendimize isteklerimize ve günler geçtikçe daha da yabancilasmaktayiz birbirimize ve kendimize.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019137,2bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.