Yabancı

Albert Camus
Çevirmen:
Ayça Sezen
Tasarımcı:
Utku Lomlu
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·110 syf.··
2021 11. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2021 23:30
Albert Camus' un okuduğum ilk kitabı. Onun da en ünlü eserlerinden biri diyebilirim. Yazar yaklaşık 110 sayfalık eserinde belki yüzlerce makale yazılabilecek düşüncelerini aktarmayı başarmış. Kitabı okumaya başladığımda sıkıldım. Gerçekten okumak keyif vermedi. Sonra başa dönerek yeniden okudum. Sadece yazarın kaleminden dökülenlere odaklandım. Mesela ilk başlarda 'Yabancı' yı aradım. Meursault muhtemelen, 'Yabancı' o kesin dedim. Kahramanımız hayatı olağan üstü nesnellikle yaşayan Meursault. Eser 'Anne' nin ölümü ile başlıyor. Meursault bu benim suçum değil diyor. İşten izin alıp 'Anne' nin kaldığı huzurevine gidiyor, yapılması gerekenleri nesnel bir ritüel olarak yapıyor. Duygu yok, sadece olacakları kabullenmiş bakış açısı var. İnsan bu nasıl olsa bir gün ölecek öyle değil mi? Daha sonra Meursault' ın komşularını tanıyoruz. Saplantılı aşık, bir köpeği ölen karısının yerine koyan yaşlı adam, Meursault ile evlenmek isteyen kız arkadaş. Kahramanımıza göre bu olanlar olsa da olur olmasa da. Kız arkadaş evlenmek istediğinde 'ne farkeder ki' diyebiliyor. Ya da birlikte şarap içip, onun ağzından mektup yazdığı Reymond Sintes, arkadaş olalım dediğinde, Meursault’ un cevabı yine 'farketmez' oluyor. Kendi içinde nesnelliğin vücut bulmuş hali olan kahramanımız sahilde bir Arap' ı öldürür. Hapse girer ve bu noktadan sonra mahkeme süreci başlar. Kahramanımız nesnel görüşlere sahip ama onu yargılayanlar, onun hakkında karar verecek olanlar ve hatta tanıklar bu nesnellikte değildir. Her ne kadar Meursault bir Arap' ı öldürmüş olsa da savcı konuyu 'Anne' nin ölümüne çeker. Bu ölüme Meursault hiç üzülmemiştir. Sıradan tepkiler vermemiştir. Sonuçta hayatını kaybeden, sanığın annesidir. Mahkeme öyle bir hal alır ki tanıkların Meursault hakkında görüşleri, düşünceleri sorulmaz,
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2022 49. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2022 12:44
"Saçma dünyada insan niçin yaşar? Alışkanlık dolayısıyla mı yoksa yaşamayı seçtiği için mi?" İlk kez adını Yabancı adlı kitabıyla duyuran Albert Camus 'un çağımızda pek çok kişinin yaşadığı ama ifade etmekte zorlandığı "yabancılaşmayı" ifade etmeyi kolaylaştırması kitabın okurlarına en önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Kitap boyunca dünyanın boş ve manasız olduğu vurgulanıyor. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir bu yüzden yaşamın rutinliği karşısında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. Yabancı’yı okurken, bütün olağandışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık bizi rahatsız edecek derecede. Yazar, gayet basit ve anlaşılır bir dille kitabını yazmış. Bir solukta okunabilecek oldukça akıcı bir kitap. Topluma, kendine, ölümü bile kabul edebilecek kadar hayata, kısacası tüm varoluşa yabancılaşmayı oldukça yalın bir dille anlatmış. Bir çırpıda okunabilmesine rağmen üzerinde uzunca bir süre düşünülebilecek derinlikte bir kitap. Zeki Demirkubuz 2001’de çektiği “Yazgı” filmini bu kitaptan esinlenmiş. 1967’de Luchino Visconti’nin çektiği “Lo Straniero” filminde bu kitaptan esinlenirken; Çizgi roman yazarı Steve Gerber, “Howard the Duck” eserinde karakterinin mizah anlayışını Mersault’a borçlu olduğunu söyler. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde kitabın ne kadar etkileyici olduğu gözler önüne seriliyor. Keyifli okumalar...
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2020 33. kitabı
Albert camus'un ünü ve ödüllü olması sebebiyle okurluğumu biraz ilerletmeden okumak istememiştim. Aksine çok mevzu edilmeyen Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabını Yabancıdan önce okumuştum. Aslında Yabancı kitabını okuduğumda bu kadar çekinmemin anlamsız olduğunu gördüm;çünkü kitap anlaşılması kolay,çok fazla dolambaçlı yollara girmeden verilmek istenen mesaj rahatlıkla alınabiliyor.Kitabın giriş cümlesi yeterince vurucu ancak 108.sayfada başlayıp 109.sayfanın belli bir kısmında son bulan, yani kitabın son üç sayfası da en az giriş kadar delici hatta bir başkaldırı niteliği taşıyor. Kitabın başlarında Anne'nin ölümüne bu kadar kayıtsızlıkla yaklaşan bir karaktere kitaptakiler kadar ben de ihtiyatla yaklaşma hissiyatını takındım. Ancak sayfaları çevirdikçe bu kadar boşvermiş bir insanın iç dünyasını anlayıp çoğu noktalarda ne kadar haklı olduğunu görüyoruz. Elindeki mutlulukla yetinmeyi bilen bu arkadaşımız aslında dünyanın, duyguların, insanların, ölümün, maddi işlerin ne kadar manadan yoksun olduğunu düşünürken ; onun bu duygularını açık,sade, akıcı bir anlatımla bize aktaran yazarımızda bu kitabın ün kazanmasında en önemli kişidir ki edebi haz noktasında da doyduğumuz bir eser yaratmıştır. Ben yazarla tanışma eseri olarak bunu okudum fakat diğer eserlerini de okumayı düşünmemi sağladı. Hatta aldığım tavsiyelerde bazı eserlerinin Yabancı kitabından daha iyi duydum bu beni yazarın diğer eserlerini okuma noktasında daha istekli hale getiriyor. Varoluşçu düşünceleri bulduğumuz bu eserin yanında onun kadar iyi bir eser olan Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam eserini de gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
8/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2021 99. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2021 15:29
Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2020 5. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 00:16
Toplumun istediği kalıba girmek yerine gerçek duygularını dile getiren kahramanın içine düştüğü yabancılaşmanın anlatıldığı roman da dış dünyayla arasına koyduğu mesafe, annesinin ölümü dahil her şeye objektif yaklaşmasını ustalıkla çok güzel dile getirmiş Albert Camus. “Bir solukta okuduğum romanlar arasında”
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
7/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
Kitap ta tamamen boş vermiş, umursamaz hatta çoğu zaman başkasına göre yaşamış ve neyden mutlu yada değil bunları sorgulamaya bile gerek duymayan bir kahraman dan bahsederken aslında hepimizin de yaşamında azda olsa bu davranışlar yok mudur? Kimi zaman istesek de istemesek de hayatımızda olan insanlar bizlere yön vermiyor mu? Yada hayattan zevk almadığımız zamanlarda bağlantımızı kesmiyor muyuz herşeyden?. Hiç olmadık yerde ve zamanda istemediğimiz durumların içerisinde bulmuyor muyuz kendimizi? Yada bunlara benzer bir çok şey bulabilir insan bu kitap ta .
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2021 23:07
İşlediği bir suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir yabancı aracılığı ile insanın içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Okuyun!!
Araştırma-İnceleme
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2020 38. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2020 00:50
Anlamıyorlar albayım anlamıyorlar. Anlamayınca da sen suçlusun diyorlar. Ölmek istiyorum ben ölmek, ha yedisinde ha yetmişinde. Ölen yine ben yine ben. Her ölüm erkendir, her ölen eksiktir, tamamlayamamıştır kendini bu dünyada. Ama bilirsen bu aşikar sırrı, korkutmaz varoluşunu toprağa vermek, özünü başka bir aleme taşımak. (Camus ateist olsa da) Kalemimin gücü nispetinde ana fikri özetlemeye çalıştım. Kitabın asıl içeriğine gelirsek, ana karakterimiz bir uyumsuzdur. Bu uyumsuz karaterimizin adı 'Meursault.' Meursault bulunduğu toplumun ve hayatın uyumsuzu ve yabancısıdır. Bu yabancılık onu diğer sıradan insanlardan ayırmaktadır. Anlaşılamayana deli demek adettir, bu karakterimiz de deli olmasada uyumsuz damgası yemiştir. Bir ölüme göz yaşı dökmek, bir kadına aşık olmadığını söylemek topluma uygun değil, fakat Meursault 'a göre içinden geldiği gibi, maskesiz davranmaktır. Maskesi olmayana da kimse iyi gözle bakmaz. Maskeli baloya maskesiz gelmek olur şey değildir Meursault dışındakilere göre. Burada bırakıyorum, kitabın olay örgüsünü anlatıp heyecanı kaçırmak istemiyorum, sadece tek karakter üzerinden bir ipucu vermek istedim (uykum geldiği için bıraktım). Umarım merakınızı cezbedebilecek bir inceleme olmuştur. Okıyacaklara şimdiden keyifli okumalar. :)
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
9/10
·110 syf.··
2020 6. kitabı
Bir insan ne kadar soğukkanlı olabilir? Ya da annemiz öldüğünde ne kadar çok üzülürüz veya üzülür müyüz? İnsanın hayatı için bir amacı olmalı, yaptığı davranışın farkında olmalı öyle değil mi? Bu kitabın karakteri de bana göre çok farklı kişilikte. Annesini birlikte vakit geçirmekten sıkıldığı için bakımevine bırakması, belki bu durum bazılarına göre normal gelir fakat birçok insan için annesini bırakma sebebi duyarsız gelecektir. Öldüğü haberiyle cenazesine gitmesi ve annesinin ölmüş olması duygu ve davranışlarında hiçbir değişiklik olmadığı yönünde. Son kez annesini görmeyi bile istememiş karakter. Kendisi için yaşam tarzı olmuş tek kelime 'farketmez'. Birlikte olduğu kız arkadaşına onu sevmediğini söylemesine rağmen, kız arkadaşının evlenmek ister misin benimle demesine benim için farketmez olabilir demesinden anlayın demek istediğimi. Karakter sıradan yaşantısını çok kısa ve net anlatmış, okuru sıkmıyor. Dikkatimi çeken şey kitapta bahsedilen karakterin annesine "anne" diye hitap etmesi (örneğin anne öldü, anne'yi gömdük vs.) babasına ise kısa bir bölümde babam diye bahsetmesi. Beklemediğim şekilde bitti kitap, okumaya başladığımda böyle olacağını tahmin etmezdim. İşte bu yüzden daha da çok sevdiğimi söyleyebilirim. Okunası bir kitap tavsiye ederim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Albert Camus YABANCI
Puan vermedi·110 syf.··
2021 12. kitabı
Herkese yeniden merhaba :) umarım iyisinizdir herşey gönlünüzce olsun ki olmasa bile o olmayan birşeyden bile bir güzellik çıkarabiliriz. Gelelim kitaba bu kitabı araştırırken konusu baya ilgimi çekmişti insanlara ve kendine yabancilasmasi toplumun istedigi dusunce kalibina girmemesi ve dış dünyayla arasina mesafe koymasini ele aldigini goruyoruz bende alıp okudum bi gün de okunabilecek bir tarzda dileyen 2 günde bile bitirebilir ayrica yazarin ilk kitabi. kitabı sevdim fakat baya okurken sinir etti yaşadığı olaylara belirsizlikle ve insanların isteklerine göre kendini, kendi istediklerini es geçerek yaklaşıyor ve onun için yaşananların pek bir anlam ifade etmediğinden de sıklıkla vurgu yapıyor bu düşünce fazlasıyla beni rahatsız etmişti kendine özgü fikirleri olmalı ve bunları yaşayıp kendi dünyasında ifade edemedikten sonra ne anlamı var? sonradan onu çok iyi anlamadım da değil baş karakterimiz olan meursault baya tepkisiz ve herşeyin onunla hiç bir ilgisi yokmuş gibi annesi ölüyor ölen sanki komşusu ki komşusu olsa bile insan bir etkilenir fakat gerçek duygularını dile getiriyor hem herkes de etkilenmek zorunda değil sırf onların istediği cevapları vermediği için tepki alması gerekir miydi asıl yabancılaşma kendimize olsun veyahut başka birisine belkide gerçek duygularımızı gizlemekti asıl duygusuzluk? annesi için neden ağlamadıgini sorduklarında onların istemediği tarzda cevaplar vermeyince tepki görüyor ve yaşadığı cinayeti görmezden gelip annesini ele almaları haliyle karakterinde kendisini sorgulamasini sağlıyor çünkü cinayetle annesinin ölümü baglantisiz.ve annesinin ölümüyle yargılanması toplumun adaletsiz olduğunu vurguluyor..
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.