Yabancı

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·120 syf.··
2019 4. kitabı
Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü enerji sarf ettiklerini kimse bilmez demiş Albert Camus. Bu sözündeki "bazı insanlar" kümesi aslında kendisini de kapsıyor. Camus, neredeyse yaşamı boyunca depresyondan muzdaripmiş. İnsanlardan izole olmak isteyip bir türlü öyle yaşayamamış. Yabancı'yı da kendisiyle olan iç hesaplaşması olarak kağıda dökmüş olabileceği yönünde söylemler var. Camus da Meursault gibi hayata, eylemlere, duygulara, olaylara, beklentilere ve kendisine yabancılaşmış. Yazarın cümlelerine öyle güzel işlemiş ki beklentisizlik, bir süre sonra kahramanın hissizliğine, duyarsızlığına ciddi ciddi sinirlenmeye başlıyorsunuz. Bu yüzden sıkılanlar olabilir fakat amaç tam olarak da okuyucuya dünyanın manasız, hayat ve toplumun saçma olduğu hissini aktarmak, Meursault'nun içindeki yaşam sıkıntısını bize de hissettirmek. Albert Camus ile tanışmamı sağlayan ve okuduğum ilk varoluşçu eser olan Yabancı'nın bende çok özel bir yeri var. Kütüphanenize ekleyin derim :) Yabancı Albert Camus
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2023 1. kitabı
Kitabı gerçekte çok beğendim. Bazı kitaplarda kendinizden birşey bulduğunuz olur ve daha şevkle o kitabı okursunuz ya bu kitapta bende o hissi uyandırdı. Tek fark şu ki ben bu kitapta sadece kendimden değil toplumumuzdan ve hatta tüm dünyadan birşeyler buldum. Sebebi sosyal medya mıdır bilmem ama artık birbirimize yabancılaşıyoruz. İnsani duygularımız azalıyor tabir doğru olur mu bilmem ama robotlaşıyoruz sanki. Anne baba çocuklarına, çocuklar anne babalarına yada akrabalarına, arkadaşlarına artık eskisi kadar sıcak bağlarla bakamıyor. Çevremizden birinin ölümü ya da başına gelen kötü bir olaya samimi duygularla üzülemiyoruz. Daha doğrusu şimdilik durum bu kadar kötü olmasa da bu yola doğru bir gidişatın olduğunu çevremde ve kendimde gözlemliyorum ve bu bana çok rahatsız edici geliyor. Klasik olacak ama artık eski bayramlar, eski dostluklar, eski lezzetler yok oluyor gibi umarım önce ben sonra da bütün dünya bunu fark ederiz ve hayatımızın her alanında daha samimi daha içten daha sıcak ilişkiler kurarız. Belki savaşlara bile son verir bu ne dersiniz? :)
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
9/10
·112 syf.··
2021 1. kitabı
Kitapta toplumun kalıplarına girmeyi reddeden, umursamayan, duygularını hiç saklamadan ifade eden karakterin bir gün cinayet işlemesiyle bu özelliklerinin hepsi aleyhine döner, artık cinayet suçuyla değil de topluma yabancı olmasıyla yargılanmaya başlar ve hiç tahmin etmediği bir yola dogru sürüklenir.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2020 22:02
Albert Camus kaleminden okuduğum ilk kitaptı ve kitabın adında belirtilen yabancılığı, insanın kendisine olan yabancılığını dehşet bir dille anlatmış Camus. Dışarıdan gamsız ve umursamaz bir ruh halinde gibi görünen karakterin aklından geçenler ve felsefesi okuyucuya çok iyi aktarılmış ve bunu sağlarken betimlemelerden ve hikayeden de geri kalınmamış. Bence kitap mükemmel.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2021 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2021 14:45
Son zamanlar da okuduğum kitapları tekrar gözden geçirmeye başladım. Okuyacak kitabım kalmadığı için değil :) bazı eserleri çok farklı bir kafadayken okumuştum ve şuan düşüncelerimin epey değiştiği dönemde tekrar kaleme almak istediğim için. Hem kendimi, hem düşüncelerimin olgunluğunu eski kitaplarımı okurken tazeleyerek anlıyor, aaaa bak burda zamanında böyle düşünmüşüm ama aslında böyle olmalı dedikçe büyüdüğümü anlıyorum Gelelim kitaba Neden bu eseri bir daha okumak istedim; çünkü eskiden okuduğumda " ne güzel bir şey hissetmemek, umursamamak ve öyle yaşamak " derdim. Şimdi düşüncesi bile beni ürpertiyor. Sanırım yaş ilerledikçe gelecek kaygısını garantiye almak istediğimizden dolayı... Eserimizin kahramanı Mersault; Kitap direk Mersaultun annesinin ölümüyle başlar ve bizlere hemen aslında kahramanımızın en baş özelliğini gösterir. Neden yaşadığını bile anlamayan , hayattan tamamen kopmuş olan kahramanımızın annesinin ölümüne de çok bir tepki hatta hiç tepki vermemesine şaşırmıyoruz. Neden öleceğini, neden var olduğunu, nerden geldiğini, her şeye kayıtsız ve tepkisiz olan bir karakter. Öyle ki tam olarak tanımadığı birisiyle bile sırf o hoşlanıyor ve seviyor diye kızı kırmamak için onunla sevgili olur ve hatta hanımefendinin evlilik teklifini bile sorgulamadan kabul eder. Nasıl olsa nolacak ki ? Tamamen hissiz olmak nasıl bir duygu; emin olun okurken anlayacaksınız. Peki bu kadar hissizlik başımıza ne getirir ? Adam öldürmekle suçlanıp da annesinin ölümüne ağlamadığı için idam cezasına çarptırılan bir yabancının hikayesiydi. Yabancı olmasının nedeni başka bir yerden gelmiş olması değil. O, toplumdan farklı bir insan olmasındandır. Herkesten farklı düşünüp hissettiği için yabancıdır. Not: Anayurt otelinden önce bu ince ama etkili eseri okumanızı tavsiye
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
10/10
·117 syf.·
2019 12. kitabı
Bugün annem öldü, belki de dün bilmiyorum. Bir roman için bundan daha çarpıcı bir giriş olabileceğini düşünmüyorum. Anne bir insanın iç dünyasında everesttir. İlk aşkını, ilk heyecanını, ilk gülümsemeni ona hediye edersin. - 9 aylık mecburi birlikteliği saymıyorum bile - Yukarıda bahsi geçen bir cümle neden doğar, nasıl doğar? Olsa olsa dünya tüm umurlara, umutlara, empatilere tecavüz etmiştir. Düpedüz ihanet etmiştir varlığına. İşte doğumdan ölüme önem kelimesinin karşısında duran 'anne' ancak böyle bir cümle ile uğurlanır. Dünyaya, anana, aşkına, vatanına bilhassa kendine yabancısındır. 1942'de yazılmıştır kendine yabancılığın öyküsel romanı. Bir oturuşta üstüne düşünülmeden öylece kalemin köprü vazifesiyle sayfalara işlenmiştir. Cezayir asıllı bir Fransız'ın kalbinden inmiştir. Gariptir yabancı. Tüm yabancılıkların en acizanesi, sıfatı en eksik halidir. Camus'un iç dünyasını resmettiği en ufak bir mükemmeliyet derdi barındırmayan eseridir. Zihinde vebalar çoktan doğmuş, hızlı ilerleyişini sürdürmüştür. Öyle bir kayıtsızdır ki yabancı gerçekçiliğine sayfalar sayfalar sonra ikna olabiliriz. Örnek mi? *Spoiler avcılarının dikkatine! Aşağıda bir miktar spoiler bulunabilir.* +++ Marie: Benimle evlenmek ister misin? Meursault: Olur. Bence evlensekte evlenmesekte bir. Marie: Beni seviyor musun? Meursault: Herhalde sevmiyorumdur. Marie: Evlilik ciddi bir iştir. Madem sevmiyorsun neden evet dedin? Meursault: Sen evlenmek ister misin diyorsun. Bence bir. +++ Kayıtsızlığın, umarsızlığın tarihi burada yatıyor. Neden, nasılın birer soru kalıbından çok kelimeye dönüştüğü bir yaşam. Camus, okurları tanık olarak karşısına alıyor ve karakterini acımasızca yargılıyor. Camus, ehvenişer kelimesinin tam karşılığıdır bana göre. Anlamlandırmak ile anlandıramamak arasında gidip
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
8/10
·112 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 10:39
Hayatımız, akıp gider.. Bir şeyler yaşanır. Belli başlı, doğal döngüsel acılar ; onlar bile yaşansa, hayat, günlük yaşam, tutkular, arzular, kinler akar gider. Bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez.. İnsan yaşar, yaşar, yaşar ve yaşar.. Hiçbir acı öldürmez.. youtu.be/nhq6MwMxcMk?si=... Tam olarak bu videoda ki olaydır aslında.. Allah hep en sevdiklerinle sınar.. Öldüm der, ölmezsin... Camus içinde bu kitapta öyle olmuş.. Yabancılaşma ekseninde anlatılan hikaye, aslında insani döngünün de bir parçası sanki.. İnsan yaşadıkça yabancılaşıyor... Kayıtsız kalıyor bir şeylere.. Bu elinde olan bir durumda değil üstelik, yaşayan insan laneti.. Yaşarsın, bir zaman hissedersin, bir zaman sonra o konuya deliler gibi uzaktan bakarsın.. Ölüm konusu için bunu düşünemiyorum.. Ama çoğu konu için bu duygu durum değişikliğine, okey diyorum.. Kitap çok ağırdı konu olarak, yazar vermek istediği düşünceyi en açık şekilde bu eserde vermiş sanırım. Sisifos'tan daha anlaşılırdı. Kısa olması da buna etken belki de.. Kitap sinemaya ; Zeki Demirkubuz'un, Yazgı adlı filmi'yle biz de uyarlanmış. 1967 yılında da, İtalya'dan bir çekim gelmiş... Keyifli değildi. Anlamlıydı demek istiyorum.. Yabancılaşma hissini, kazıdı bana..
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
“Benim de söyleyecek sözüm var!”
9/10
·117 syf.··
2019 40. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2019 12:45
Toplumun değer yargılarına göre hareket etmeyen herkes suçlu muydu? Buna çoğu kişi hayır diyebilir. Fakat uygulamada suçlu bulacaktır. İşte kitabımızda tam olarak bunu anlatıyor bence. Benden bizden olmayan bizim gibi olmayan herkes mahkum edilebilir. Oysaki ortada evet bir suç vardı. Suçu işleyen kişinin normal olduğu söylemezdi. Ama bütün yaşamı boyunca yaptığı her şeyi bir suç üzerinden değerlendirmek ne kadar doğruydu. Evet yabancıydı.(O kendisini yabancı görmüyordu. Toplum onu yabancı ilan etmişti aslında.) Onu bu hale getirende içinde yaşadığı toplumdu belki de... Değişik ve güzel bir kitaptı... Herkese iyi okumalar dilerim...
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
-Yabancı -
10/10
·112 syf.··
2021 7. kitabı
İçinizden geldiği gibi mi davranırsınız, yoksa topluma ayak mı uydurursunuz? Diyelim ki bir gün bir yakınınızı kaybettiniz ama içinizden ağlamak gelmedi çünkü ölümün sıradanlığına alıştınız, hayatın kanunu bu "bir gün herkes ölecektir". "Omnes reservamur ad mortem" türkçe anlamı ise "Herkes ölüme yazgılıdır." Hatta kitapta  şöyle bir bölüm geçiyor : " Ben öldükten sonra insanların beni unutacaklarını nasıl çok iyi anlıyorsam, bunu da kendim için öyle doğal buluyordum. Ölümümden sonra insanların artık benimle hiçbir alışverişi kalmıyordu. Hatta bunun düşünmenin bile acı olduğunu söyleyemezdim. Aslında, insanın eninde sonunda alışmayacağı hiçbir düşünce yoktur." Yabancı kitabındaki Meursault da annesinin ölümüne ağlamadığı için idam cezasına çarptırılan topluma yabancı, tuhaf gelen bir karakterdir. Hayatın sıradanlığına, vasatlığına duygusuzluğuna yaslamış sırtını. Hayat absürt onun için.(Kitap da absürdizm akımının bir ürünü zaten) Ama ara ara da düşünür annesini onun için salt kötü biri diyebilir miyiz ? Bana kalırsa hayır! Zaten kimse %100 iyi değildir ki! İçimizde bir yerlerde yatan vahşi bir hayvan yok mu? Bazılarının içindeki o hayvan daha uysaldır ama bazılarının ise benliğini tamamen ele almıştır bu vahşilik.Asıl korkulması ve uzak durulması gereken kişiler bu vahşi kişilerdir bana kalırsa. Meursault, birini öldürüyor ama bunu kimse dert etmiyor daha çok annesinin cenazesindeki duygusuzluğu ve Tanrı 'ya inanmıyor oluşu mahkemede yargı malzemesi oluyor. Sonunda Meursault' ı idam cezasına çarptırıyorlar.Ne denir ki! Garip bir romandı doğrusu ama bir o kadar da tanıdıktı, yabancı değil! Benim okuduğum kitabı Vedat Günyol Fransızca aslından çevirmiş.  Vedat Günyol 'un önsözü en az kitap kadar çarpıcı ve muazzamdı. Hatta önsözü kitaptan daha çok beğendiğimi söylesem
Felsefe
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma
9/10
·119 syf.··
2020 482. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2020 16:13
Meursault algıladığı şeyleri tanımlayamayan, gerçeği bulmayan boş bir bilinçtir. Çünkü bir arayışı yok. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Her şey, kendiliğinden olup bitmekte, topluma, aile kavramına, dine, tanrıya, hukuka, adım adım yaklaşan ölüme, hayata, dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmış  ve kayıtsız kalmıştır. Tüm bu yabancılaşmanın toplumsal ahlaka olması belki bir farkındalık olarak değerlendirilebilir. Peki kişinin kendi benliğine yabancılaşması? Hiçbir duygu ve düşünce olmadan herşeyin nesnesi olmak? Kitap boyunca dünyanın boş ve manasız olduğu vurgulanır. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir bu yüzden yaşamın rutinliği karşısında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. Çünkü yaşam saçmadır. Cezalandırılan Meursault’nun işlediği cinayet değil, kayıtsızlığı ve duygusuzluğudur. Yabancı’yı okurken, bütün olağan dışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık bizi rahatsız eder.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,1bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.