Yabancı

Albert Camus
Çevirmen:
Ayça Sezen
Tasarımcı:
Ayşe Çelem
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

DİKKAT! DİKKAT! SPOİLER İÇERİR!
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2024 21. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2024 00:00
Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu daha nasıl anlatabilirdi ki! Albert Camus . Bay Meursault için annesinin ölmesi doğaldır. (O anne der sadece,sahiplenme duygusuna sahip değildir )evlenmek ile evlenmemek arasında fark yoktur. Hatta Ayşe yada Fatma onlar arasında bile fark yoktur. “Sevmek bireyleri değiştirmez,tutku arzu, her şey olabilir, hiç bir şey olmayabilir” Çünkü Bay Meursault etrafını iyice gözlemlemiştir ve tanıdığını sandığı kişinin evlendiğinde o olmadığını gördüğü çiftler vardır,mutsuzluk vardır,boşanmalar vardır. ( ilk okurken acayip gelen karakter düşünürken karakter analizi yaparken ne kadar haklı olduğunu düşünmeden edemedim. Bu konu apayrı tartışma konusu olabilir. EVLİLİK!) O kadar hissiz ve duygulardan yoksundur ki “Kendisini kimsenin anlamayacağını bildiği için anlatma çabasına girmez” (bir yerlerden size de tanıdık geldi mi!) Sizde mevcut olmayan bir duygu ahlak sorununa dönüşmesi doğru mudur? Bir hata yaptığınızda kimsenin sesini çıkarmadığı duygu durumunuzun sebeb olduğu ithamlarda bulunulması doğru mudur? Bay Meursault karakteri üzerinden ben yorumladım sadece,elbetteki romanın konusu ve akıcılığı mükemmel. Hayatıma yeni bir unutulmaz karakter ekledim “Bay Meursault” hoşgeldin. Sonuna kadar karakterin yaşamak istemeyen bir insan olduğunu düşündüm. Depresyonda düşündüm,hissettim,yazarın mükemmelliğinden sonuna geldiğimde ise nasıl yanıldığımı nasıl ters köşe olduğumu anladım. “Amacı hayatın anlamsızlığımdan yakınmak değil, hayatı herkes gibi anlamlandırmadığından farklı gördüğünü anlatmaktadır.” Hayat dersi veren kitap #k:278575.
Felsefe-Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
《 Y A B A N C I 》
8/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2025 88. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 08:16
Albert Camus, Yabancı romanıyla kendi felsefesini kurgulamıştır. Nedir yazarın felsefesi? Absürdizm, yani insanın hayat karşısındaki anlam arayışıyla, bu arayışa cevap alamaması karşısındaki uyumsuzluktur. Yazara göre hayattan bir şeyler beklemek ve emek vermek saçmadır, absürddür. Ona göre insan bu durumu kabul ederek, dayatmalara da baş kaldırarak bilinçli, dürüst ve özgür yaşamalıdır. Yazar kitabına Yabancı ismini vererek, baş karakterimiz Meursault’nun toplumun dayatmalarına karşı kayıtsızlığını ve mesafesini simgelemiştir. Kitap son derece sade bir olay örgüsüne sahiptir. Olaylar Meursault’nun dilinden anlatılır ama karakterimiz sanki kendi duygularına bile yabancıdır. Kurguya, kayıtsızlık ikliminin sardığı bir yabancılık hâkimdir. Buradaki kayıtsızlık bir reddediş gibi görünse de bir idrak yorgunluğu da olabilir diye düşünüyorum. Dostoyevski der ya: "Yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır..." Aynen bunun gibi, anladığını ama anlaşılmadığını hisseden bazı insanlar, bir süre sonra kayıtsızlık moduna geçerler. Meursault'nun kayıtsızlığı, bir çarkın dişlileri arasına sıkışmış bir kağıt parçası gibidir. Kayıtsız insan acının keskinliğini duyar ama sahiplenmez. Meursault’nun annesinin ölüm acısını sahiplenmediği gibi. Böyle insanlar için güneşin doğuşu mucize değil, sadece bir gök olayıdır. Birinin vedası bir boşluk, birinin gelmesi ise orada olan bir fazlalıktır. Yani buradaki kayıtsızlık, sessiz, yankısız bir oluş gibidir. Meursault, kendisiyle ilgili olan tüm olaylara, sanki pencere ardından bakar gibi davranır. Yazar, betimlemelerini yazarken kayıtsızlığı satır aralarına dağıtır. İşlenen cinayet bir husumet dolayısıyla değil; güneşin rahatsızlık vermesi sebebiyledir. Cinayet de güneş de burada bir metafordur. Güneşin göz kamaştırması ve
Edebiyat & Roman
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Rol Yapmazsak Dünya Bizi Dışlar !
Puan vermedi·110 syf.·
2025 43. kitabı
Albert Camus'nün "Yabancı" sını bitirdiğimde, zihnimde yankılanan tek bir his vardı: Muazzam bir kayıtsızlık. Bu kitap alışılagelmiş "katil ve kurban" hikâyelerinden biri değil; bu toplumun kendi kurallarına uymayan bir ruhu nasıl adım adım idama götürdüğünün anatomisi. Beni etkiledi.. Çünkü Meursault, içimizde sakladığımız o "doğal" ama bastırılmış sesi temsil ediyor. Annesi öldüğünde ağlamadığı için yargılanan, güneşin parıltısı yüzünden tetik çeken ve ölüme giderken bile yalan söyleyerek ruhunu kurtarmaya çalışmayan bir adam... Onun trajedisi, kötü biri olması değil; rol yapmayı reddetmesidir. Kitabı okurken şunu hissettim; dünya aslında Meursault kadar dürüst değil. Toplum, bizden sahte gözyaşları, ezberlenmiş acılar ve onaylanmış duygular bekliyor. Meursault ise bunu reddediyor. Camus, o meşhur "absürt" felsefesini bir roman kahramanına giydirirken aslında bize şunu soruyor: " Sırf herkes öyle yapıyor diye mi hissediyoruz, yoksa gerçekten orada mıyız? O meşhur sahil sahnesindeki güneşin yakıcılığı, aslında hayatın anlam arayışımıza verdiği o sağır edici cevaptır. Meursault bir yabancıydı evet, ama bu sahte dünyaya karşı en "tanıdık" duruşu o sergiledi. "Yabancı" benim için sadece bir roman değil, bir aynaydı. Ayıp olmasın diye verdiğim tepkileri, toplumun onayını almak için uğradığım değişimleri sorgulattı. Kendime sorduğum soru şu: Ben gerçekten kimim ?
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Yaşıyor musun bu hayatı, yoksa sadece seyirci misin?
7/10
·110 syf.·
2024 10. kitabı
Çarpıcı ve de ikonik bir girişe sahip kitabımız. Henüz okumayan birçok okur dahi bu satırlara aşinadır. Buna ben de dahildim. Ve bir ölümün ardından okununca daha bir etkileyici olduğunu söyleyebilirim bu satırların. Anne'nin ölümü ve defnedilmesi arasında geçen o anlar, ölmeden evvelki günlerine dair detaylar, bakımevinde geçen ömrün son demleri ve tüm bunları okurken canımızı yakan detayların, Meursault'ta karşılık bulmayan halleri, o can sıkıcı "kayıtsızlık"... Çoğunlukla sinir bozucu dahi olsa, bir yerde anlamlandırmaya da çalışıyoruz. Acaba gündelik kaygılar, aile bağlarını kaçınılmaz olarak zedelemekte midir, bireyselleşen hayatlarımızda ailemiz de dahil, başka kimseyi sevecek, önemseyecek yer kalmıyor mu yoksa, canımızdan, kanımızdan dahi olsa, "gözden ırak olan gönülden de ırak" mı olmaktadır, veya kendi ayaklarımız üstünde durana dek tahammül ettiğimiz ebeveynlerimizden, yalpalayarak da olsa doğrulduğumuzda kurtulmaya mı meyilliyiz... Bunların hepsi birer seçenek ve acı da olsa daha fazlası dahi mümkün. Meursault ile Anne'nin durumunda ise, hadi bir yere kadar, ona bakamayacak denli mütevazı bir gelire sahip olmasını ve de Anne'nin, yaşıtları ile daha mutlu olacağı bir yerde olması düşüncesinin etkili olduğunu kabul edelim. Fakat annesinin ölümünü böylesi bir kayıtsızlıkla seyreden bir evladın varlığı, ister istemez insanı rahatsız ediyor. Evet, Meursault, annesinin ölümü ve defnedilmesi boyunca tam bir seyirci performansı sergiliyor ve bir an önce kendi normal (!?) yaşantısına dönmeyi arzuluyor. Bu da empati yetimize ket vuruyor okurken. Meursault'nun cenaze performansı canımızı sıkmışken halihazırda, normal (!?) yaşantısını okumakla devam ediyoruz hikayeye. Ve bu can sıkıcı kayıtsızlığın, bütün hayatına sirayet ettiğine şahit oluyoruz. Arkadaş çevresi, kız
Kayıtsızlık
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2024 35. kitabı
Yazarın, “Sisifos Söyleni” adlı felsefesi ile birbirini tamamlayan bu eser 1942’de yayımlanmıştır. Her iki yapıtta da, varoluşçu izler taşıyan saçma felsefesini kaleme almıştır. ” Bugün anne öldü.” cümlesiyle oldukça ilginç bir girişi olan kitapta , Meurseult’un kayıtsız kalışları, manen ve madden her şeyin anlamsız , hayattan bir beklentisi yok, hiç kimseye bir beklenti sunmuyor, hiç düşünmeden yaşıyor ve hiç düşünmeden adam öldürebiliyor oluşu çok garip gelse de şaşırtıcı değil aslında. Çünkü zaten absürdizmi ele alan kitapta karakterin biraz hatta fazlasıyla ilginç olması gerekirdi. Meurseult’un hissiz oluşu ruhi kapılarını kapalı tutmasıdır. Çünkü anlamı yoktur. Bu kadar karamsar birinin bir o kadar geniş çevresinin olması da bir diğer gariplik. Lokanta sahibinin vefası, Marie’nin onunla evlilik hayali kurması, köpeği olan amcanın onda teselli araması, Raymond ile bir dostluk kurması ve gittikleri yazlık evi sahibi çift ile hoş vakit geçirmeleri belki de yazarın bize “her şey saçma ve sen bu saçmalığı kabullenirsen hiçbir şey umrunda olmaz” mesajıdır. Aynı zamanda “her nasıl olursan ol veya olma karşındaki seni nasıl görmek istiyorsa öyle görünüyorsun” algısı da uyandırdı bende. Kimse ona hakkında bir şey sormadı. Onu tanımaya çalışmadılar bile. Bu da kitapta ki “anlamsızlık”ı vurgulayan ayrı bir detaydı. Sadece varlığını kabul edip anı yaşadılar. Gerçekten “Saçma” Mahkeme salonunda bile kendini savunmayışı onu idame götüren saçmalığı sona erdirir mi? Sanmam.
Hayata Dair
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Sarsıcı ve düşündürücü...
8/10
·110 syf.··
2026 19. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 19:02
Yabancı, İnsanlığa topluma ve en önemlisi, duygularına yabancı bir adamın hikayesi. Fazlasıyla akıcı. Oturduğunuz anda bir çırpıda bitirebilirsiniz. Yabancı çok güzel noktalara değinmekle beraber aynı zamanda kendinizi de sorgulamanıza yol açıyor. Ana karakter Mersault'un nesnelliğine, kayıtsızlığına, sakin haline hayran kaldım. Olayları ele alışı ve ne yükselen ne de düşen o nötrlüğü. Öyle zannediyorum ki okuduğum en iyi kitaplardan biri. Eserin mesajı: dünya boş ve manasız bir yerdir. İnsan, hayat, toplum saçmadır, yaşamın tekdüzeliği altında makineleşmiş insanlar vardır. Ölüm, umursamazlık, kabullenmişlik, yalnızlık ve önyargılar. "Hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir." "Onların" istediği gibi bir insan olamayan bütün "yabancı" lara...Tavsiyedir. Keyifli okumalar...
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
Beğendi
·
2023 73. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2023 13:24
Çok duygusuz bir adamın hayatını altüst eden duygusal bir eser. Eser ile ilgili yapılan yorumlar bu şekildeyse muhtemelen anlaşılmamıştır. Nitekim okuyucunun ilk başlarda ne için okuyorum bunu diye düşündüğü eser, ilerleyen sayfalarda etkisini gösteriyor. Meursault aslında söylenmesi gerekenleri söyleyen bir insan. Yani normal insan. O yapmacık duygusallıktan yana değil. Saçma gelen bu hayatın dolandırılarak yaşanması taraftarı hiç değil. Çevresinin saçmalıkları ve kendisi adına yapılan yargılamarı anlamlandıramaması da bu yüzden. Nitekim O’na işlediği cinayetin kendi canına karşılık gelmesi önemsizdir. Ne de olsa kendisinden sonra da onlarca insan yaşama gelecek ve birbirinden farklı yaşlarda vefat edecektir. O halde ölümün kendisini saçma görmenin bir mahsuru da olmamalıdır. Esere giriş gelişme sonuç bekleyenler için de bir şeyler ekleyelim. Ne de olsa artık her şey arz-talep üzerine kurulu. Giriş kısmında baş kahramanın annesinin vefatı ve bu vefata karşı takındığı duygusuz tavırlar işlenmiş. Annesinin bakım evine bırakılmasının altında yatan nedenler ve ölümüne ağlanmamasının garipliği söz konusu. İkinci kısımda ne kadar ruhsuz olunursa o kadar ruhsuz olan kahramanın komşularıyla olan ilişkisi ve olay örgüsüne bağlanan simalar var. Son kısımda ise kahramana acıdığımız, keşke şunları şunları söyleseydi dediğimiz ve tabi ki hüzünlendiğimiz bir sonuç var. Bu kısım da mahkeme sürecine tekabül ediyor. Zihinde kalın.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
YABANCI (TOPLUMA YABANCI!!!)
Puan vermedi·110 syf.··
2024 40. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2024 22:33
YABANCI Roman boyunca Annesine "Anne" deyip, romanda birkaç kez geçen babasına "babam" dedirtmesi, Nobel ödüllü yazar Camus bu çelişkiyle ne anlatmak istemiş olduğunu bir türlü çözemedim. Okuduğum incelemelerde sürekli topluma yabancı olarak lanse edilen karakter, Bay Meursalut, sanıldığı kadar yabancı olmayabilir. en azından kendini doğrudan ilgilendirmeyen konular için... Roman annesinin ölüm haberini alan Meursalut, olaya karşı sevgisiz, itici tavırlarıyla başlıyor. Açıkçası annesi çok seven okur olan ben baya zorladım bu tavırlar karşısında (Yorum) hatta romanı yarıda bıraktım ilk okumamda . Anneyi toprağa verdikten birkaç gün sonra güzeller güzeli olan sevgilisi, Marie'yla , hiçbir şey olmamış gibi eğlenmesi, sevişmesi, hayata devam etmesi bu karaktere olan 'yabancılığımı' iyice artırdı. bu definden sonra kitabın ilerleyen bölümlerinde Meursalut'un günlük yaşamına tanıklık ediyoruz. Yaşadığı binanın kapıcısı (Salamano), karşı komşusu(Raymond) ve sürekli gittiği lokanta sahibi(Celeste) tanıyoruz onlarla olan ilişkilerinde, annesine olan ilişki ve sevgisinden farklı bir tutum görüyoruz. Aslında kitaptaki en önemli olay, karşı komşusunun yüzünden karıştığı kavga ve sonucunda bir insanı(Arap) öldürmesidir. Benim açımdan olayın önemli olması şudur: kitabın son bölümlerine doğru inanılmaz çıkarımlarda bulunmasıdır. Kitap benim nezdimde önemli olması hayata dair felsefi çıkarımlarıdır. Kitabın ikinci bölümden yapılan bütün sorgulamalar, tanıklıklar, savunmalar hatta ceza bana hayatla ilgili önemli sorgular yapmama vesile oldu.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Kaderim benim fikrim alınmadan yazılıyordu.
6/10
·110 syf.··
2025 102. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 12:41
Okuyan herkesin öve öve bitiremediği kitabı ben de okudum ama övgüye dair bir şey bulamadım maalesef.Kitap beni tatmin etmedi,eksik bir şeyler vardı.Anlatımı da oyucuyu yoracak türden bir kitaptı neyse ki sayfa sayısı azdı. Kitaptaki karakter,hayatın akışına,insanlara ve olaylara karşı tepkisiz,umursamaz ve yabancı birisiydi. Onu yabancılığa iten sebepleri okuyacağımı sandım ama kitap boyunca bununla alakalı hiç bir cümle yoktu sanki yazmak için yazılmış bir kitap gibiydi.
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2025 87. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 18:00
Suratıma çok şiddetli bir yumruk yemiştim ve tamamen tepkisiz kalmıştım. Sonra bu tepkisizliğim yüzünden “neden bir şey demiyorsun, neden ağlamıyorsun?” denilerek bir dayak daha yemiştim. O an anladım ki bazı durumlarda acıdan çok, acıya verdiğin tepki yargılanıyor. Yabancı’yı okurken Meursault’nun yaşadıkları bana tam olarak bunu hatırlattı. Kitaptaki olay da aynı yerden vuruyor: Neden tepki vermiyorsun, neden ağlamıyorsun? Ağlamıyorsan suçlusun. Meursault annesinin ölümüne beklenen tepkiyi vermiyor. Üzgün değil demiyorum, ama bunu göstermiyor. Camus burada bir cinayetten çok, toplumun “doğru duygu” dayatmasını anlatıyor. Yargılanan şey işlenen suçtan önce, hissedilen ya da hissedilmeyenler. İnsanların kabul ettiği kalıpların dışına çıktığında, açıklama yapman bekleniyor. Yapmazsan da suçlu ilan ediliyorsun. Meursault benim gibi affedilmeyi beklemiyor. Anlaşılmak gibi bir ihtiyacı da yok. Onaylanmak, haklı bulunmak, “insanca” tepkiler verdiğinin kabul edilmesi… bunların hiçbiri umurunda değil. Tepkisizliği bir meydan okuma değil, bir savunma da sayılmaz; sadece olduğu hâl. Camus, Yabancı’da toplumun çizdiği duygu sınırlarını gösteriyor: Ne zaman ağlanır, ne zaman üzülünür, nasıl yas tutulur… Bu yüzden Yabancı bir suç romanı değil; duyguların yargılandığı bir kitap. Meursault’nun suçu, hissetmemesi değil, hissettiğini göstermemesi. Ve belki de asıl rahatsız edici olan, onun bunu düzeltmeye çalışmaması.
Alıntı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.