Mustafa Dağ

Mustafa Dağ
@sizofrengen
Yazar
422 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
“Bulanık Ahlak” üzerine yaptığım çalışmanın kitaplaştırılmış hali çıktı. Umarım Sosyal Bilimlere bir nebze de olsa katkı sağlayabilirim. Desteğini ve inancını her zaman hissettiren başta ailem olmak üzere herkese teşekkür ederim. İkinci doğumumdan sonra hayatımın merkezine aldığım “Öğrendiğini yaz” dictumuyla yeni çalışmaların geleceğinden şüpheniz olmasın. Müteşekkirim.
Reklam
İbnü’l Cevzî şöyle diyordu: “Akıllı insan, bir cümleyi ağzından çıkarmadan önce onun vicdanında tartar. Söz doğruysa konuşur, kırıcıysa susar. Çünkü bazı insanlar konuşarak değer kazanır, bazıları ise sustuğunda büyür. Cahil insan ise sessizliği bilmez. Tıpkı durmadan öten bir horoz gibi, sesi çoktur ama söylediğinin ağırlığı yoktur.”
Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin dikkat ettiği husus şuydu; “Şimdiye dek kural değişmedi: İnsanlar yanlışlardan çok doğrulardan ürktü; bu yüzden en çok doğrular yasaklandı.” “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” boşuna dilimizde yer etmemiş. Yalan söyleyenin dokuz köyden kovulduğunu gördünüz mü?
Bahtsız filozof Friedrich Nietzsche şöyle haykırıyordu: “İnsan gerçekten deli değilse, nasıl delirebilir? Ve deliliğin yüzünü taşımaya cesaret edemiyorsa, hakikatin yükünü nasıl kaldırabilir? Ah… Bana delilik verin ey göksel güçler.” Nietzsche için delilik, yalnızca aklın çöküşü değildi. Bazen toplumun zincirlerini kırabilen son özgürlüktü. Çünkü bu dünya, fazla düşünen insanı önce yalnızlaştırır… sonra da kendi aklından şüphe ettirir.
Gazâlî, Mîzânü’l-Amel isimli eserinde insanın en büyük trajedisini tek cümlede anlatıyor: “İnsana verilmiş en büyük nimet olan aklı, kirlenmiş bir nefsin emrine vermek… Belki de işlenebilecek en büyük ahmaklıktır.” Nefsi terbiye edilmemiş bir insanın zekâsı; hakikati bulmak için değil, arzularını meşrulaştırmak için çalışır. Böylece insan, bildiği halde kötülük yapar… Anladığı halde kibirlenir… Hakikati gördüğü halde işine gelmediği için inkâr eder.
Reklam