Giriş Yap

Murat Menteş

Yazar
8.2
12,8bin Kişi
Unvan
Türk şair ve romancı
Doğum
İstanbul, Türkiye, 21 Eylül 1974
Yaşamı
İstanbul’da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı. Ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi. Amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz bir raddeye gelince ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu.  Dergi, gazete, yayınevi, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. İlk romanı Dublörün Dilemması [2005] yaygın bir ilgi ve etki uyandırdı.  Korkma Ben Varım [2008] Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ‘Yılın Romanı Ödülü’ne layık görüldü.  Şiirleri, Garanti Karantina başlığıyla yayımlandı [2009].  Alper Canıgüz, Murat Uyurkulak, Emrah Serbes, Onur Ünlü gibi yazarlarla birlikte Afili Filintalar adlı edebî hareket içinde yer aldı.  Ruhi Mücerret [2013], Menteş’in romancı olarak Türk edebiyatında açtığı özgün alanı genişleten bir eserdir.  Dördüncü romanı Antika Titanik [2018] ise yazarın evrensel sorunları edebiyatımıza taşıma çabasının bir ürünü.  2019’da çizer Hakan Karataş’la Derde Deva Randevu adlı, müteveffa yazarlarla söyleşilerden oluşan bir nevi ansiklopedik antoloji hazırlamaya başladı… Yaşayan bir kişinin -Göksenin Yıldırım’ın- gerçek hikayesini anlattığı Fink adlı romanda, [modern edebiyatımızda bir ilki gerçekleştirerek] baştan sona seci sanatını kullandı [2021] 2022’de ise anvargart bir çizgi-romana imza attı: Tabancalı Kız. Menteş’in yazdığı eseri, yine Hakan Karataş çizdi.  İlginç konuların işlendiği, edebî bakımdan yetkin ve kurgusu şaşırtıcı romanların yazarı Menteş 21. yüzyıl Türk edebiyatının öncü ve yenilikçi yazarlarından.

İncelemeler

Tümünü Gör
360 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Antika Titanik. Murat Menteş'ten okuduğum ilk kitap... Antika Titanik; 5 bölümden ve çok sayıda -birbiriyle bağlantılı- müstakil metinden meydana geliyor ve sadece 360 sayfa... Murat Menteş'e yıllar önce Korkma Ben Varım ile başlamıştım ama devamını maalesef getiremedim. Antika Titanik; kelime oyunlarının; birçok düşünür, film, filozof, sanatçı, şair ve yazara atıfın olduğu distopik ve polisiye denilebilecek bir türde güzel ve eğlenceli bir roman. Kitabı okurken düşünmekten ve gülmekten kendimi alamadım. Kitap boyunca Murat Menteş'in çok iyi bir felsefi altyapısının olduğuna şahit oldum. Kitabın kurgusu, bilgi yükü, kitapta geçen Orhan Gencebay, Münir Nurettin Selçuk, Haluk Bilginer gibi birçok bilindik isim ve bunların sırıtmadan bir potada eritilmesi harika olmuş. Antika Titanik, tarz olarak -martta okuduğum- Amin Maalof'un Empedokles'in Dostları'na benziyor ama kesinlikle daha sağlam bir kitap... Kitaptan bazı alıntılar; "Her çiçeğin açma süresi farklıdır" (s. 45). "Kötüler hayatın tadını çıkarır. İyiler ise güzel rüyalar görmekle yetinir" (s. 79). "Hayatın en ilginç yönlerinden biri, bazen doğruyu bir aptalın söylemesidir" (s. 145). "Vedalaşanlar zıt yönlere giderler" (s. 159). "Ebeveyninin ve çocuklarının kurbanı olmamanın tek yolu öksüz, yetim ve bekar olmaktır" (s. 181). "Entelektüel, başkalarıyla; bilge ise kendisiyle çelişir" (s. 199). "Diktatörler akademisyenlerin baş düşmanıdır" (s. 212). "Kadınlar, onları güldüren erkeklerden hoşlanır" (s. 229). "Mahkumlar gibi evliler için de genel af çıkarılmalı" (s. 248). "Ve sürekli mutluluk yoktur ama kronik depresyon vardır" (s. 252). "Delilerin ve dâhilerin fütursuzluğu, ancak aptalları rahatsız eder (s. 304). "Hayatta en acayip şey, bir zamanlar çok yakın olduğun birine tümüyle yabancılaşmaktır" (s. 342). İyi kitap okumak istiyorsanız, mutlaka okuyun.
Antika Titanik
7.5/10 · 4.418 okunma
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
120 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Zamanda Edebî Bir Seyahat: Derde Deva Randevu
‘’Derdin devası belki de aynı derdi üstlenmiş bir kişiyle buluşmakla belirir?’’ (s. 11) 1866 St. Peterburg’una gidip
Fyodor Dostoyevski
’nin sigarasını yaktıktan sonra onunla birlikte kumar masasına oturup aşktan, yalnızlıktan ve toplumsal problemlerden konuşmak ister misiniz? Veya 1968’e gidip Bozkırın Tezenesi
Neşet Ertaş
’ın 3 ay cezaevinde kaldığı sırada onun koğuş arkadaşı olup türküler ve insanlar üzerine sohbet etmek ister misiniz? (Bkz: youtube.com/watch?v=KGQWg_d_y2M) Peki, oradan bir uçakla 1943 yılında Heybeliada’da münzevi bir hayat süren
Hüseyin Rahmi Gürpınar
’ın evine edebiyat ve toplum üzerine sohbet etmeye gitmek ister misiniz?
Agatha Christie
ile cinai romanların inceliklerini öğrenmek,
Farabi
ile din ve felsefe üzerine hasbihal etmek,
Orhan Veli Kanık
ile İstanbul’da bir meyhanede edebiyat ve şiir sanatı üzerine laflamak ve türkü söylemek,
Friedrich Nietzsche
’ye bağnazlık ve üst-insan hakkında sorular sormak,
William Shakespeare
’in size insanlar ve özgürlük hakkında soneler okumasını,
Hacı Bektaş Veli
ile dostluk ve tasavvuf üzerine hoşbeş etmek, Dresden’e gidip
Kurt Vonnegut
’a savaş, din ve
Isaac Asimov
hakkında merak ettiklerinizi sormak veya
Charles Bukowski
ile yazarlık, sanat ve alkol üzerine muhabbet etmek ister misiniz? Benimki de soru işte, kim istemez ki? ‘’Kitap okumanın bir nevi randevu olduğunu, bu randevunun hemen her zaman bir dertleşme ve/yahut deva arayışı anlamına geldiği kabulüyle hareket ediyorum’’ diyerek başlıyor kitaba
Murat Menteş
. Gerçekten de bu konuda haklı. Okuduğumuz kitapların yazarlarıyla tanışmak, onlarla arkadaş olmak dahası o kitaptaki olay örgüsünün geçtiği yıllarda, mekânlarda yaşamak, o zamanların insanı olmak ve çağımızdan uzaklaşmak isteriz çoğunlukla. Menteş de bize katılıyor olmalı ki şu ifadelerle düşüncesini dile getiriyor: ‘’Evet, yazarları arkadaşım sayarım. Onlarla münasebetimi profesyonelce düzenleyemem. Çağdaşım yazarlarla da dostluğumuza güç katan asıl unsur, onların eserlerinden bana ulaşanlardır zannımca. Peki ya diğerleri? Yani bu dünyadan göçmüş yazarlar? Ya en iyi arkadaşımız, biz onunla tanışmadan ölüp gittiyse?
Cemal Süreya
'yla teatide bulunmak,
Orhan Kemal
'le hasbihal etmek,
Oğuz Atay
'la dertleşmek iyi olurdu sanki?’’ Bu eserde sohbet edeceğimiz halka mal olmuş üstatlar hayatta olmadıkları için onlarla fiziki anlamda tanışmamız tabii ki imkânsız. İşte bu durum Murat Menteş’i birtakım düşüncelere gark ediyor ve ortaya ‘’Müteveffa Üstatlarla Söyleşiler’’ fikri çıkıyor. İlk başlarda
Ot Dergisi
’nde
Orhan Kemal
ile yaptığı bir söyleşi ile hayat buluyor bu fikir, sonradan güzel tepkiler de alınca kitaplaştırmaya karar veriyorlar ve müthiş bir iş çıkıyor ortaya. Usta çizer
Hakan Karataş,
Murat Menteş’in müteveffa üstatlarla yaptığı konuşmaları, soru-cevapları büyük bir hünerle resmediyor ki adeta oradaymışçasına hissediyorsunuz. Özellikle Dostoyevski’nin ölüm cezasından kurtulma sahnesini öyle başarılı bir şekilde çizmiş ki okurken Sibirya’nın ayazını hissettim desem yalan olmaz. Doğu Ekspresi’nde Agatha Christie ile karşılıklı kahve içince de içim ısındı resmen. Büyük teşekkürlerimi sunuyorum, hem Murat Menteş’e hem Hakan Karataş’a. Tabi bu kitabı yazmak da her babayiğidin harcı değil, bahsi geçen yazarlar üzerinde tek tek uzun mesailer boyunca çalışmış Menteş. Biyografilerini okumuş, eserlerini özümsemiş ve zaten bunlardan yola çıkarak yazarlara sorular sorup fikirlerini almış, yer yer yazarların eserlerinden kendi cümlelerini, alıntılarını, aforizmalarını görebiliyoruz bu yüzden. Kitabın asıl amacı; Yazarları ve eserlerini genel hatlarıyla tanıtmak; tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunmak; yolun başındaki okurlara kılavuzluk etmek… Bir günde bitirebileceğiniz ama günlerce üzerine düşünebileceğiniz, eğlencelik ve keyifli bir kitap:
Derde Deva Randevu
№:1. Ben okurken epey keyifle okudum, keşke daha uzun olsaydı diye hayıflandığım için de hemen
Derde Deva Randevu 2
’ye başladım. Ve incelemesi geldi: #142152155. №:3 de yoldaymış, ben öyle duydum. :) ‘’Bu kitap fevkalade mühim 11 yazarın dünyasına giriş bileti!’’ Herkese keyifli okumalar. ^^
·
3 yorumun tümünü gör
267 syf.
BİZ BU ÇAĞIN FİYAKALI KAYBEDENLERİYİZ. Bir okurun kütüphanesinde yıllar yılı bulundurupta okumadığı olağanüstü kitaplar vardır. Her seferinde başına gidip onları okşar ve yerine bırakır. Sonra o yıllara ihanet edip gidip başka kitaplara sarılır. Bu durumun yaşanma ihtimali 1 de 1. Sevdiğiniz biriyle yanlış mezarlara gömülüp birbirinizi kaybetme ihtimaliniz 3 milyonda 1 İnsanın aptal durumuna düşmektense susmayı tercih etme ihtimali 4454'te 1 Dostoyevski'nin bir sabah işe giderken karanlıkta yola çıkmamıza istinaden 'aşağılık insaoğlu her şeye alışır' deme ihtimali 100 milyonda 1 Ülkemizdeki ayrılıkların, çekişmelerin, savaşların, didişmenin, olumsuzlukların bitme ihtimali 'imkansıııız' Merhabalar, uzun zamandır inceleme yazmıyormuşum, bunu fark ediyorum. Bu sekmenin bana soğuk, yabancı olduğu nadir zamanlardır. Okuduğum bir kitabı başkalarının da okuması %98 oranında insanları mutlu etmektedir. En azından beni %98 oranında mutlu ediyor. O sebeple oransal açıdan bakmam gereken yerin ta kendim olması gerektiğini düşünüyorum. Her neyse beni de mutlu eder birinin okuduğum kitabı okuması ancak incelemelerde üstüne basa basa ''bu kitabııı okumazsanız, gözünüz açık gider. Hataların dik alasını yaparsınız, Okuyuuuun'' gibi cümlelere sığınmadım hiç. (bunları yapanları eleştirmiyor hatta destekliyorum) İlk kez okuduğum bir kitabı, yazarı elimden geldiğince size sevdirmeye çalışacağım. Bunda başarılı olur muyum bilmiyorum ancak iddiam yok. Sadece deneyeceğim. Murat Menteş kimdir ağalar, hanımlar bu siteden önce bilmez idim. Muhtemelen bu site olmasa bilemeyecektim de. Varlığım yaklaşık 1 senedir bu siteyi işgal ediyor. Bu işgalimi gerçekleştirirken tanıdığım birçok yazar / kitap oldu. Ve eveeeet! Ben Murat Menteş gibisine rastlamadım! Hangi kitabı okursak okuyalım bir noktadan sonra bir sıkılma hali ya da dikkat dağınıklı yaşadığımız oluyor. 276 sayfa boyunca bir an olsun sıkılmadım, bir an olsun dikkat dağınıklığı yaşamadım. Eğlenceli bir dili var Menteş'in. Onca şamatanın, gırgırın arasında hayat dersi vermeyi de ihmal etmiyor. Ayrıca derin bir araştırmacı olduğu kanaatine de hemen sahip olabilirsiniz. Kolombiya kravatı mesela! Bir çok latin dizisi izlememe rağmen hiç karşıma çıkmamıştı. Senin aklına nereden esti be adam... Hayatı fazlasıyla ciddiye alıyoruz. Çevremizdeki insanları da. Komiktir ki nesneler de bizim ciddiye aldığımız temel taşlardan. (kimseyi tanımadım ben senden daha özel: PARA) Evet neleri saydık, eğlenceli bir dili var, didaktik bir yapısı var. Bunlar tamam. Demeden edemeyeceğim başka bir özelliği de hayal gücünün sınırsızlığı. Kitabın içinde sallamasyonel bir çok öykü mevcut. (çoğu kitap zaten kurgu değil mi??) Evet kurgu içinde kurgu var. Hayal gücünün sınırsızlığı normalde beni rahatsız eder. Yok artık Lebron James! dediğim bir çok nokta bile oldu. Ancaaaak bunlar beni hiiiç rahatsız etmedi. Çünkü dil ya bu yılanı da bile yola getiriyorsa beni de tavlaması uzun sürmeyecektir. Ben de tavlandım sevgili arkadaşlar. Yeraltı edebiyatını seven çok sever, sevmeyen de hiç sevmez. Jojo Moyes, Sarah Jio, Kahraman Tazebittiyarıngel vs gibi tatlı dilli adamları okumayı sevenler var. Yeraltı edebiyatı onlara hiç gelmez. Yeraltı edebiyatının zirvesi benim için Yeraltından Notların ''Yeraltı'' kısmıdır. Döner döner okurum, okur okur sorgularım. Ne de güzel iç hesaplaşmadır, iç organlarını ne güzel döke döke kusmadır o öyle. Leonardo Da Vinci'nin hayatının anlatıldığı Da Vinci Demon's dizisini izleyeniniz oldu mu hiç? Murat Menteş'in burada anlattığı karakteri ona çok benzettim. Belki buluşların derecesi aynılık taşımıyor olabilir ancak sürekli arayış içinde olan kıpır kıpır zıpır karakteriyle olmazları oldurur edası gözlerimde o karakteri canlandırdı. (Çok film izlemiş olmalı Murat Menteş) Evet çok film izlediğine öylesine eminim ki! Her karşına çıkan karakteri ayrı bir dizi / film karakterine benzetiyor Menteş. Bir yere kadar açıp baktım ancak baktım olacak gibi değil ben de bakmadım. Bu kitabın ana karakterlerinden biri olan D.D. (ismi lazım değil, okuyun bilin) bir arkadaşımın tabiriyle ''voddiri vot vot, zoddiri zot zot'' bir karakterimiz. Karakter derken bildiğin Eyşan'ın elinde fırçası olan hali. Bu kitapta aşk var mı derseniz bir miktar var. Var ama öyle yüreğinizi burkmaya izin vermiyor. Ama bir yandan da olgu olarak orada ve gözünüzü kanatmayı ihmal etmiyor. Yine Adalet Ağaoğlu'nun 'Üç Beş Kişi' adlı romanında yaşanmış bir olayı 5 farklı ağızdan dinlemiştim. Burada da aynısı gerçekleşiyor. Yaşanan olayı farklı ağızlardan dinliyoruz. Taşlar önceleri hayli ağır geliyor ancak farklı ağızlardan dinlenince birer birer yerine oturuyor. Bilim kurgu romanlarında olay örgüsünü yazarlar istediği gibi yönlendirir. Ne de olsa kurgunun sınırsız halidir. Murat Menteş ise ne kadar da dalgacı bir anlatıma yönelmiş olsa da bir ciddiyeti benimsiyor. Olayların olurluğuna, karakterlerin var olmuş olabileceğine, yaşanmış ya da yaşanması muhtemel bir kimlik kazandırıyor anlatımına. Cephanelikleri tastamam, sınıra sevkiyatı sağlanmış, tehditlerin boyunduruğunda, konusuz bir savaşa soyunulmuş. Hikayeyi büsbütün ele alındığında karmakarışık bir labirentte gibi hissedebilirsiniz kendinizi, yılmayın. Gerçi buna izin vermeyecektir yazar. Hep bir eli yakanızda ancak gitmekte de özgürsünüz. Gi-de-me-ye-cek-si-niz! Üzüldüm be bitmesine. Yazılacak tonlarca şey var ancak bu kadarı kafi diye düşünüyorum. Yerinizde olsam bir saniye durmam. Hemen alır, okurum. Bu keyifli anlatıda bir sürü de gerekli / gereksiz şey öğrendim. (Neyin gerekli neyin gereksiz olduğuna siz karar verin) Öyle işte keyifli okumalarınız olsuuun. Son olarak kitaptan: ''Birini takip etmenin en iyi yolu, onun önünde yürümektir. Kimse önündeki kişi tarafından takip edildiğini aklına getirmez.''
Dublörün Dilemması
8.5/10 · 12,7bin okunma
·
17 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.47