Köyde hava iyice kararmıştı, çocuklar evlerinde gündüzün yoğun işlerini bitirmiş uykuya hazırlık yapmak üzereydiler..
Elektriklerin kesilmesiyle her ev kendi karanlığına bürünmüştü…
Bu evlerden birinde kocasını kaybetmiş bir kadın ve henüz okula başlamamış bir oğlu vardı..
Çocuk korkup annesinin yanına gelmiş ve “Anneciğim çok korkuyorum” diyerek ona sarılmıştı..
Dışarıda uğultulu bir rüzgar, evin içinde derin bir sessizlik vardı..
Anne çocuğunun başını okşayıp: “Yavrum korkma, annen yanında.. Sana Şeker Ülkesi’nde elektriklerin kesildiği bir günün masalını anlatmış mıydım?” diye sordu..
Çocuğun gözleri parıldadı, korku yerini merak duygusuna bırakmıştı..
“Bir varmış bir yokmuş”la başlayan masal devler, cüceler, engin denizler ve gökyüzündeki kuşlara kadar her şeyi içeriyordu..
Biraz eşinin hasreti, biraz yalnızlık, biraz da hüzün vardı annenin ses tonunda; çocuğun nefes alış verişinde yetim bir çocuğun ritmi vardı..
Annesi çocuğun saçlarını okşuyor, çocuk annesinin kalp atışlarını duyabiliyordu..
Masalın ortasında çocuk birden bire soruverdi:
“Anneciğim, sen uzaklara gitmezsin değil mi?”
Annenin gözleri doluydu ama neyse ki ışıklar kapalıydı..
“Seninleyim evladım, hep yanında olacağım..”
Masal devam ederken çocuğun nefes alış verişi daha ritmik hale geçmiş, bedeni uyku moduna geçmişti bile..
Rengarenk, apaydınlık bir hayali yaşarken uykuya dalmıştı..
Anne ise derin bir nefes alıp çocuğunun kokusunda uyumaya çalıştı..