Mutlu Ölüm

Albert Camus
Çevirmen:
Ramis Dara

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·149 syf.·
Beğendi
·
2026 11. kitabı
İncelemede merak kaçıran ifadeler vardır. Her yoksul insan, bir gün zengin olmanın hayalini kurar. Bu hayal çoğu zaman aileden gelen bir miras ya da şansa dayalı yollarla (milli piyango, şans oyunları vb.) beslenir. Ülkemizdeki kumar bağımlılığı da bu eğilimi açıklamaya yardımcı olur. Çünkü birçok kişi için zengin olmak; çalışmamak, kira, faturalar, market masrafları, borçlar ve diğer zorunlu ihtiyaçları düşünmemek anlamına gelir. Aynı zamanda zengin olmak, özgürce tatile gitmek, istediğini almak ve hayatın yüklerinden sıyrılmak demektir. Sosyal medyadaki çürüme de bu hayalin en çarpıcı örnekleriyle doludur. TikTok, OnlyFans ve sanal kumar gibi platformlar, birçok kişinin “fenomen olma” çabasıyla birleşerek kısa yoldan zengin olma arzusunu besler. Oradaki gösteriş ve yapay hayatlar, aslında tek bir arzunun etrafında döner: emek vermeden, kısa yoldan kurtulmak. Maalesef toplum zengin olma hayaliyle yaşayıp yoksulluk içinde hayata veda eden insanlarla dolu. Bazı soruların cevabını yaşamadan bilemeyiz. “Para mutluluk getirir mi?” sorusu da bunlardan biridir. Zengilere göre para mutluluk getirmez fakat bunu gerçekten anlayabilmek için insanın önce o paraya sahip olması gerekir. Yani bu soru, dışarıdan verilecek bir cevapla değil, ancak deneyimle anlam kazanır. Para mutluluk getirir mi bilmiyoruz; ancak parasızlığın mutsuzluk getirdiği açıktır. Çünkü insan, temel ihtiyaçlarından mahrum kaldığında özgür olamaz, hayatını kuramaz, hatta çoğu zaman yaşayamaz bile. Bu noktada para, mutluluğun kendisi olmasa da, ona giden yolun önündeki engelleri kaldıran bir araç hâline gelir. Roman, tam da bu kadim soru üzerine kuruludur: Bir insan nasıl mutlu olur? Patrice Mersault, bu soruya kendi hayatı üzerinden cevap arar. Roman ilerledikçe anlarız ki, mutluluk ne yalnızca parayla ne
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2025 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2025 12:23
Yazarın ölümünden sonra yayımlanmış, dolayısıyla tamamlanmamış bir eserdir. Bu yüzden bazı bölümler ham ve düzensiz olarak dikkat çekiyor. Kitabın adı ve içeriği, mutluluğun ve ölümün nasıl bir arada var olabileceği üzerine düşünmeye teşvik eder. Karakterin ölümü kucaklaması, mutluluğun belki de en saf hali olarak gösterilebilir. Eser varoluşçu edebiyatla ilgilenenler için faydalı olabileceği gibi tamamlanmamış bir eser olduğu da unutulmamalıdır. Keyifli okumalar.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
9/10
·149 syf.··
2025 58. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 22:47
Mutlu Ölüm’ü okurken, Camus’nun Yabancı’daki soğuk ve kopuk Meursault’sunun bir önceki hâliyle tanıştığımı hissettim. Bu kitapta karakter daha arayışta, daha insanca; mutsuzluğunun farkında ama ondan kaçmak yerine anlamaya çalışıyor. Yabancıda ölümün karşısındaki kayıtsızlığı anlatırken, Mutlu Ölüm o ölümün bilincine varmayı ve onu kabullenmenin huzurunu arıyor. Yavaş ilerlese de, Camus’nun düşünsel evrimine tanıklık etmek bence bu kitabın en değerli yanı. Camus’nun felsefesine adım atmak isteyenler için tamamlayıcı bir durak bence.
1000Kitap
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2024 37. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2024 23:16
Olaylar ve kahraman yakınlıkları açısından baktığımızda, Mutlu Ölüm, Yabancı'nın bir taslağı görünümündedir. Nitekim yazarın günlük ve notları bunun işaretlerini vermektedir. Yaşamın farkındalığı üzerine yazılmış bu kitabı Roger Quilliot çok iyi tanımlamış. Roger Quilliot demiş ki; "İyi örülmemiş, ama aynı zamanda dikkat çekecek biçimde yazılmış yapıt," Gerçekten de bundan daha iyi dile getirilemezdi. Betimlemelerin iyi yazılmış olmasına rağmen ara ara okurken yoruldum. Yabancı'daki o tadı bulamadım. Sanırım beklentimi yüksek tutmuştum.
1000k
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
7/10
·149 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
71 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2022 00:31
Merhaba. Gerçekten mutlu ölünür mü? Yaşadığımız hayat ölürken bizi mutluluk duyacak kadar doyuma ulaştırdı mı? İyi yaşamak bilinçli bir şekilde tasarlanabilir mi yoksa tüm bunlar için aslolan para ve özgürlük mü? Mersault’a göre saadet parayla olur. Mutlu ölmek için evvela ölümün varlığını kabullenen özgür, bağımsız, başına buyruk, olayları olduğu gibi değerlendiren, herhangi bir duyguya bağlı olmayan bir karakter Mersault. Birini öldürüp paralarını alıp üstüne de mutlu ölebiliyor.(!) “ Kazanmak zorunda olduğum yaşamım var. İşim; başkalarının katlandıkları, benimse dayanmaya çalıştığım şu sekiz saatler.. Ve yine de, yeterli gücüm ve sabrım olsaydı.. Yaşamın hangi aşamasına kadar varırdım, iyi biliyorum. Yaşamımı bir deney haline getirmezdim. Kendim, yaşamın deneyi olurdum.. Evet, hangi tutku bütün gücüyle beni doldururdu, biliyorum. Önceleri çok gençtim. Çevreye uyardım. Bugün nasıl davranacağımı, sevmeyi, acı çekmeyi anladım, gerçekte yaşamak budur, ama açık olunduğu ve yazgının, bir sevinç ve tutkular gökkuşağının biricik yansıması –bu herkes için böyledir- olarak kabul edildiği ölçüde yaşamaktır bu. #Keyifli okumalar.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2024 68. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2024 02:29
Merhaba. Ayın bir diğer okuduğum kitabı Albert Camus'un Mutlu Ölüm'ü oldu. 1930'ların sonlarında yazılan eser, yazarın ölümünden sonra yayımlanmıştır. Yazar, 1960'da araba kazasında öldükten tam on yıl sonra 1970'te eser basılır. Kendi yaşamından izler taşır. Şu zamana kadar Camus'un eserlerinden sevemediğim tek kitabı oldu. Kitap, Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm olarak iki başlık altında, bölümlere ayrılmış. Kendisine ve çevresine karşı yabancılaşan Mersault, sevdiği kadının eski sevgilisinin onunla tanışmak istediğini öğrenir. Roland Zagreus, sakat ve zengin bir adamdır. Bu tanışma Mersault için dönüm noktası olur. Sonraki bölümlerde Mersault'un ilişkilerini, kıskançlıklarını, kaçışlarını ve hastalanışını okuruz. Sıradan Bir memur olan adam, zengin bir adamı öldürerek parasına konar ve yolculuğa çıkar. "İyi örülmemiş, ama aynı zamanda dikkat çekecek biçimde yazılmış yapıt," diye değerlendirir Roger Quilliot roman için. Kesinlikle çok doğru tanımlamış eseri. #kitapalıntıları : ... Başıma gelen her şey, bir çakıl taşı üzerindeki yağmur gibi bir şey olurdu. Yağmur, taşı serinletir, ne güzel. Bir başka günse güneşten yanar taş. Mutluluğu tam olarak böyle bir şey gibi düşündüm. Kendimiz olmaya zamanımız yok. Ancak mutlu olmaya zamanımız var. ... Beni yiyip yutan bu yaşamı bütünüyle tanıyamadım; ölümde beni korkutan, yaşamımın bensiz tüketilmiş olduğu yolunda bana getireceği kesinliktir. Bir kıyıda, herkesten uzakta, anlıyor musunuz?
Edebiyat Roman
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
Güzel kitap
8/10
·149 syf.··
2025 17. kitabı
Güzel kitaptı. Ama çok atlıyor zıplıyor kesik kesik bazı yerlerini iki kez okumam gerekti. Ama düşündürüyorrrrr. Ben mi salağım yoksa çevirmen mi iyi çevirememiş diye düşündüm valla. Orijinal Fransızcasını okuyacağım bir ara ve yorumlarımı ileteceğim. (Sanırım Camus iyi örmemiş olay örgüsünü ondan)
Duygu ve Düşünce
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 19916,2bin okunma
Görülmek üzere görüntü…
8/10
·152 syf.·
2026 37. kitabı
Albert Camus’nün Mutlu Ölüm romanı, bana kalırsa yazarın zihninde henüz tam şekillenmemiş ama son derece samimi bir düşünce denemesi gibi. Bu yönüyle, daha sonra yazacağı Yabancı’nın adeta bir ön fragmanı hissini veriyor. İsim benzerliği de tesadüf değil; Patrice Mersault karakteri, sanki Meursault’nun henüz tamamlanmamış, arayış içindeki bir versiyonu. Ancak burada karakterin tam olarak nereye ait olduğu belirsiz: Bir yandan mutluluğu bilinçli şekilde arayan, özgürlük ve zaman peşinde koşan bir insan var; diğer yandan ise duygusal olarak kopuk, hayata mesafeli ve yer yer yabancılaşmış bir ruh hali. Bu ikili yapı karakteri biraz “havada” bırakıyor gibi görünse de aslında Camus’nün kendi içsel arayışını da yansıtıyor olabilir. Romanda mutluluğun parayla ve zamanla satın alınabileceği fikri oldukça çıplak ve doğrudan verilirken, bu arayışın sonunda gerçek bir doyuma ulaşılamaması dikkat çekici. Bu noktada kitap, bana göre, “mutlu olma denemesi”nin başarısızlığına dair bir anlatı haline geliyor. Tam da bu yüzden Mutlu Ölüm’den Yabancı’ya doğru bir düşünsel geçiş olduğunu düşünüyorum: Sanki Camus burada mutluluğu aramış, farklı yolları denemiş ama bunun mümkün olmadığını fark edince, bir sonraki eserinde anlam arayışını tamamen terk eden, dünyaya karşı duygusal tepkilerini minimuma indirmiş bir karakter yaratmış. Bu açıdan bakıldığında Mutlu Ölüm, bir arayışın; Yabancı ise o arayıştan vazgeçişin hikâyesi gibi duruyor. Ayrıca romanda Camus’nün kendi hayatından izler de oldukça belirgin: yoksulluk, anneyle kurulan mesafeli ilişki, Cezayir’in güneşi ve denizi… Tüm bu somut ve yaşama yakın unsurların ortasında karakterin giderek içsel bir boşluğa sürüklenmesi, eserin en çarpıcı çelişkilerinden biri. Belki de bu yüzden Camus bu metni yaşarken yayımlamamayı tercih etti; çünkü
1000Kitap
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Üslup ve İçerik üzerine...
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 04:38
Camus'un ölümünden 10 yıl sonra 1970'te basılan bu kitabı, kendi yaşamından öykülerle kurulu. Kitap iki Ana başlık altında hazırlanmış; Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm. 1957 Nobel Edebiyat Ödülüne hak kazanan bu eseri, sancılı bir süreçte okuduğum için mi bu kadar içine hapsetti beni bilmiyorum. Kimi okurların olumsuz eleştirilerine denk geldim onlara tek katılabilceğim nokta aşırı tasvir içermesiydi. Uzatılan tasvirler okuyucuyu biraz sıkabiliyor. Fransızcadan çeviri olduğu için mi birçok noktalama hatası vardı bilemiyorum belki de TDK artık fiilimsilerden ve bağlaçlardan sonra noktalama kullanılmasında bi sakınca görmüyordur. :) (Umarım yanılıyorumdur.) Sevgili Yazar, ölüme çok yakın bir dönemde okudum bu kitabı. Elimden gelse bütün sayfaları alıntı yapardım. Bazen bir sohbetin ortasında öyle bir nokta atışı yaptığınız olurduki birkaç kere okumak zorunda hissediyordum kendimi. '-Burada mutluysan niye gidiyorsun anlamıyorum. -"Sevilmek" tehlikesini yaşayacaktım ve bu da benim mutlu olmamı engelleyecekti. ' Sevgiden muzdarip ölüme yaklaşmak ve bir şekilde kaçmanın yolunu bulmak. Çünkü ölüme henüz hazır hissetmemiştiniz artık mutlu olmak için yaşamak istiyordunuz ve yaşadığınız güzellikler içinde mutlu bir ölümü yeğlemiştiniz. Peki öyle mi oldu ? Yorumu okuyucuya bırakmak düşer. Mutsuzluğun iliklerime kadar işlendiği sırada okuduğum şu satırlar çok etkiledi beni; Kızlarına yazdığı bir mektubu şöyle bitirmişti: 'Ne yapıyorsunuz ? Hiçbir şeyin hiçbir yerde alıkoymadığı ve size bağlı kalan bu mutsuz adama kendinizden ve güneşten söz edin." Görecek kaç güneşli sabahlarımız kaldı acaba? "Mutlu Ölüm" kütüphaneme hoş geldin.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
Ölümün Karşısındaki Yaşam
8/10
·152 syf.··
2024 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2024 22:10
1957 Nobel edebiyat ödüllü yazar filozof Albert Camus'nun Mutlu Ölüm eseri kendisinin ölümünden sonra yayımlanmıştır. Eser Yabancı eserinin bir ön taslağıdır. İki eserde bulunan Mersault karakteri aynı karakterdir. Satırlar arasındaki kopukluğun nedeni çevirmen de olabileceği gibi yazar Yabancı üzerinde yoğunlaşmış ve kült bir eseri dünyaya kazandırmıştır. Albert Camus'nun düşünceleri ve kalemi bana her zaman çok şey kattığı gibi bu eserde de paranın mutluluk olmadığı ancak paranın zamanı satın aldığı ve mutluluğun da zaman aldığı söyleniyor. İnsanlar zamanla mutluluğu elde etmek yerine zamanla para kazanıyor. Hepimizin lanet ettiği günlük 8 saatler vardır. Hayatımızı kazanmak zorundayız. Ama Mersault bu duruma bir başkaldırı içinde, kendine reva görülen hayatı reddediyor. Mutluluk için zaman gerektiğini ve ne kadar paran olursa olsun bu dünya penceresinde zamanın yoksa mutluluğa erişemezsin. Ve belki de mutsuz olduğun bir dünyadan seni ayıracak ölüm geldiğinde mutlu ölürsün. Her eserinde altını çizdiği gibi yine bir idam karşıtlığını da es geçmemiş yazar. Mersault'un içinde her şey susuyordu. Belki de rüzgârın estiği yönü görmek için bekliyordu. Bir acının içindeki unutuluşu arıyordu. Yaşamı bir deney haline getirmek yerine kendisinin yaşam için bir deney olmak istiyordu. Ama bir gün yalnız kalacaksın hepsi bu. "Dünyanın karşısındaki ev" adını verdikleri bu evde yalnız değildi ama insan her zaman yalnız ölürdü. Dünyanın karşısında ölmek istemedi yazar kendi yaşamında verem hastalığına yakalanmıştı ve kendi ölümünü bu eserde resmetmiş. Ama mutlu ölüm bu ya veremden de bir trafik kazası ile vefat etmiştir. "Bir bayılma içinde tükenmek istemiyorum. Açıkça görmem gerekiyor, anlıyorsunuz ya." Albert Camus Büyük Umutlar eserinde iyi kalpli karakter Joe'nun da dediği gibi "iyi yaşa, mutlu
Felsefe ve Düşünce
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.