Mutlu Ölüm

Albert Camus
Çevirmen:
Ramis Dara
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Görülmek üzere görüntü…
8/10
·152 syf.·
2026 37. kitabı
Albert Camus’nün Mutlu Ölüm romanı, bana kalırsa yazarın zihninde henüz tam şekillenmemiş ama son derece samimi bir düşünce denemesi gibi. Bu yönüyle, daha sonra yazacağı Yabancı’nın adeta bir ön fragmanı hissini veriyor. İsim benzerliği de tesadüf değil; Patrice Mersault karakteri, sanki Meursault’nun henüz tamamlanmamış, arayış içindeki bir versiyonu. Ancak burada karakterin tam olarak nereye ait olduğu belirsiz: Bir yandan mutluluğu bilinçli şekilde arayan, özgürlük ve zaman peşinde koşan bir insan var; diğer yandan ise duygusal olarak kopuk, hayata mesafeli ve yer yer yabancılaşmış bir ruh hali. Bu ikili yapı karakteri biraz “havada” bırakıyor gibi görünse de aslında Camus’nün kendi içsel arayışını da yansıtıyor olabilir. Romanda mutluluğun parayla ve zamanla satın alınabileceği fikri oldukça çıplak ve doğrudan verilirken, bu arayışın sonunda gerçek bir doyuma ulaşılamaması dikkat çekici. Bu noktada kitap, bana göre, “mutlu olma denemesi”nin başarısızlığına dair bir anlatı haline geliyor. Tam da bu yüzden Mutlu Ölüm’den Yabancı’ya doğru bir düşünsel geçiş olduğunu düşünüyorum: Sanki Camus burada mutluluğu aramış, farklı yolları denemiş ama bunun mümkün olmadığını fark edince, bir sonraki eserinde anlam arayışını tamamen terk eden, dünyaya karşı duygusal tepkilerini minimuma indirmiş bir karakter yaratmış. Bu açıdan bakıldığında Mutlu Ölüm, bir arayışın; Yabancı ise o arayıştan vazgeçişin hikâyesi gibi duruyor. Ayrıca romanda Camus’nün kendi hayatından izler de oldukça belirgin: yoksulluk, anneyle kurulan mesafeli ilişki, Cezayir’in güneşi ve denizi… Tüm bu somut ve yaşama yakın unsurların ortasında karakterin giderek içsel bir boşluğa sürüklenmesi, eserin en çarpıcı çelişkilerinden biri. Belki de bu yüzden Camus bu metni yaşarken yayımlamamayı tercih etti; çünkü
1000Kitap
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Ölümün Karşısındaki Yaşam
8/10
·152 syf.··
2024 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2024 22:10
1957 Nobel edebiyat ödüllü yazar filozof Albert Camus'nun Mutlu Ölüm eseri kendisinin ölümünden sonra yayımlanmıştır. Eser Yabancı eserinin bir ön taslağıdır. İki eserde bulunan Mersault karakteri aynı karakterdir. Satırlar arasındaki kopukluğun nedeni çevirmen de olabileceği gibi yazar Yabancı üzerinde yoğunlaşmış ve kült bir eseri dünyaya kazandırmıştır. Albert Camus'nun düşünceleri ve kalemi bana her zaman çok şey kattığı gibi bu eserde de paranın mutluluk olmadığı ancak paranın zamanı satın aldığı ve mutluluğun da zaman aldığı söyleniyor. İnsanlar zamanla mutluluğu elde etmek yerine zamanla para kazanıyor. Hepimizin lanet ettiği günlük 8 saatler vardır. Hayatımızı kazanmak zorundayız. Ama Mersault bu duruma bir başkaldırı içinde, kendine reva görülen hayatı reddediyor. Mutluluk için zaman gerektiğini ve ne kadar paran olursa olsun bu dünya penceresinde zamanın yoksa mutluluğa erişemezsin. Ve belki de mutsuz olduğun bir dünyadan seni ayıracak ölüm geldiğinde mutlu ölürsün. Her eserinde altını çizdiği gibi yine bir idam karşıtlığını da es geçmemiş yazar. Mersault'un içinde her şey susuyordu. Belki de rüzgârın estiği yönü görmek için bekliyordu. Bir acının içindeki unutuluşu arıyordu. Yaşamı bir deney haline getirmek yerine kendisinin yaşam için bir deney olmak istiyordu. Ama bir gün yalnız kalacaksın hepsi bu. "Dünyanın karşısındaki ev" adını verdikleri bu evde yalnız değildi ama insan her zaman yalnız ölürdü. Dünyanın karşısında ölmek istemedi yazar kendi yaşamında verem hastalığına yakalanmıştı ve kendi ölümünü bu eserde resmetmiş. Ama mutlu ölüm bu ya veremden de bir trafik kazası ile vefat etmiştir. "Bir bayılma içinde tükenmek istemiyorum. Açıkça görmem gerekiyor, anlıyorsunuz ya." Albert Camus Büyük Umutlar eserinde iyi kalpli karakter Joe'nun da dediği gibi "iyi yaşa, mutlu
Felsefe ve Düşünce
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2024 126. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2024 02:36
“Öyle bir gün geliyor ki, insan olması gerektiği yerde olmak istiyor. Ama kimi kez yaşamak için intihar etmekten daha çok cesaret gerekiyor.” Mersault, sevgilisi Marthe ve Marthe’ nın eski sevgilisi. Garip bir üçlü… Mersault, annesinin ölümünden sonra annesiyle birlikte yaşadığı evde kalmaya devam eden yoksul bir adam. Sevgilisi Marthe bir gün eski sevgilisinden yani Zagreus’ tan bahsediyor. Bu konuşmanın sonu da tanışmaya doğru evriliyor. Zamanla Zagreus’un evine yalnız gitmeye başlayan Mersault, kendini neredeyse arkadaşlık diyebileceği bir ilişkinin içinde buluyor. Zagreus’un iki bacağı da kesilmişti ama onda ilgi çekici ve değerli bir şeyler vardı. Adı tam olarak konulamayan şey belki yaşama sevinci ya da yaşama tutunma olarak adlandırılabilirdi. Mersault, umutsuzca mutluluğu istiyordu. Ancak hem yoksul olup hem de günün yarısını işte köle gibi çalışırken mutlu olunamayacağını düşünüyordu. Zagreus da onunla aynı fikirdeydi. Mutluluk para ile gelirdi çünkü para senin mutlu olman için gereken zamanı satın alırdı. Mersault bu düşüncelerle harekete geçti. Yoksulluk engelini bir cinayet ile ortadan kaldırdı. Gerçekten de para, zamanı ve özgürlüğü peşinden getirmişti. Peki ama zaman ve özgürlüğü getirdiği gibi mutluluğu da getirebilmiş miydi? Mutluluk nedir ve ne ile elde edilir? Yoksulluk mutluluğa engel mi? Para mutluluk için tek başına yeterli mi? Mutluluk ve ölüm yan yana düşünebilir mi? Her şeye sahip olan bir insan( para, zaman, özgürlük, sağlık) ömrünün sonunda mutlu bir ölüme kavuşabilir mi? Yazardan okuduğum ikinci kitap olan Mutlu Ölüm, çok kısa sürede okunuyor ama birçok soruyla da sizi baş başa bırakıyor. Benim için Yabancı’nın yeri çok farklı olduğu için iki kitabı karşılaştırmak anlamsız olur. Mutlu Ölüm, bence şans verilmesi gereken bir eser. Sadece
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 06:10
Camus'un absürte doğru koşarken aldığı notlar ve kendi hayatının karmaşık bir anlatısı. İlk bölümde tamamen kimliğini kaybetmiş ya da hiç bulamış ve bunu haklı olarak mevcut düzene yoran bir adamın onu belki de en iyi anlayan ama mevcut düzenin üzerine çıkarabilecek kişiyi rahatlıkla öldürmesi. İkinci bölüm ise camus'un kendi essekliklerini (eşini aldatmak vs.) temize çekmesi üzerine kurulu. İlk bölümü modern edebiyat için çok çok önemli. Yabancılaşma-yabancılaştırılma, kolaylıkla bir hedef uğruna diğerlerini gözden çıkarma, günübirlik ama aşk zannedilen ilişkiler, dünyanın karsisinda ki eve giden bütün ahlaksız yolları kolaylıkla uygulayabilecek kendi kimliğinden habersiz ya da kendi kimliğini bulamamış bir ana karakter. Bu bir tür bulantıdır ve modern insan sürekli bu bulantinin içine düşer
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 95. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2023 20:50
Uzun bir süredir bir kitaba inceleme yazmadığım için biraz hamlamışım ama bu kitap bende bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Camus bu romanını 23 yaşında yazmış ve şu an benimde 23 yaşımda olmam bana güzel bir tesadüf geldi ilk olarak bunu da eklemeden geçmeyeyim dedim. Ve ikinci olarak eklemek istediğim şey ise bu kitabının ölümünden sonra yayınlaması sebebiyse Camus’nün yaşarken yayınlamaya değer görmemesi daha doğrusu sanırım Yabancı romanıyla olan paralellikler ve yazarın bu kitabı yerine diğerini tercih etmesi sanırım. (Bir romanı daha benzerlik gösteriyormuş sanırım.) Bu romanda tıpkı Yabancı gibi ama. Okuduğunda ben ne okudum böyle, amma kurguydu diyecek şekilde büyülemiyor sizi. Daha çok öne sürdüğü fikirlerle, üzerine düşünmek için ortaya attığı fikirlerle akılda kalıyor ki bugüne kadar bir sürü roman türü okumuş biri olarak bence en kıymetli romanların bu tarz romanlar olduğunu söyleyebilirim. Roman üzerinde durmayacağım ben çünkü özetleyerek veya anlatarak anlaşılacak bir kitap değil okuyarak anlaşılacaktır yalnızca ki zaten 150 sayfa. Yani düşünmeyi, Albert Camus ve felsefeyi seviyorsanız bekletmeden okuyun. Ben de belki ara ara aklıma gelebilecek düşüncelerle bu incelememi düzenlerim. Ya da tıpkı Yabancı romanı gibi bunu da tekrar tekrar okur ve düşüncelerimin çekildiği farklı yönlere değinirim kim bilir.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
merhabalar
10/10
·152 syf.··
2025 143. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2025 01:29
Mutluluk nerede aranmalı? Aşk'ta mı? Dostluk'ta mı? Para'da mı? Yalnızlık'ta mı? Seyahatte veya kalabalıklar'da mı? Yoksa ölüm'de mi? Hem hepsinde, hem hiçbirinde. Bu kitap kısacası bunu diyor. İçinde, katılmadığım bir çok düşünce barındırıyor olsa da, hayata dair böylesi derin konuları, yalın bir biçimde, bir hikayenin içerisine yerleştirmiş olmak büyük başarı. Zaten burada Camus gibi kendini kanıtlamış bir filozofu övmeye gerek yok. Okunması gereken klasiklerden birisi, mutlaka da okunmalı. Sevgiler, saygılar.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Bir ölümün içinden doğan yaşamın trajedisi.
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 10:45
Mutlu Ölüm, “yaşam”ın anlamını ancak “ölüm”ün bilincinde arayan bir adamın hikâyesi. Mersault, sıradan bir yaşamın sıkıcılığı içinde boğulurken, kendini özgürleştirebilmek için önce bir ölümün sorumluluğunu alır. O ölüm, onun kendi doğumu olur. Mersault, Camus’nun felsefi temelini oluşturan “absürd” düşüncenin bir taşıyıcısıdır; ama burada Yabancı’daki kadar tepkisiz değil, daha bilerek yaşar. Özgürlüğü, sessiz bir isyanın değil, bilinçli bir yalnızlığın içindedir. “Mutlu ölüm, yaşamın anlamını çözmek değil; onun anlamsızlığını kabullenip yine de yaşamaya karar vermektir.” Mersault’nun yolculuğu bir kaçış değil, bir arayış aslında. Dağ evinde geçirdiği sessiz günler, şehirden uzaklaşması, kalabalıklardan kaçışı — hepsi kendi varoluşunun çıplak hâlini görebilmek için. O, ölümüyle değil, ölüm bilinciyle yaşıyor.. Camus burada, yaşamın tek gerçeğinin “ölüm” olduğunu ama o bilincin insana garip bir huzur verebileceğini anlatıyor. Bu yüzden romanın adı çelişkili ama çok doğru: Mutlu Ölüm. Toparlayacak olursam : “Mutlu Ölüm”, Camus’nun gençliğinin, melankolisinin ve varoluş sancısının ilk yankısı. Yabancı’nın ruhsal bir provası olmuş. Kendi karanlığına dürüst bakanlar için, bu kitap bir ölüm değil, bir uyanış. Çünkü bazı ölümler onları öldürmez; özgürleştirir. Kaç kişi kaldık özgürleşen.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2025 11:30
#k:330223Albert Camus’nün ölümünden sonra yayımlanan Mutlu Ölüm, yazarın hem düşünsel hem de edebi gelişimini anlamak açısından önemli bir metindir. Romanın başkahramanı Patrice Mersault, sıradan bir memur olarak başladığı yaşamında bir tür farkındalık geliştirir. Yaşadığı hayatın anlamını, zamanın nasıl geçirildiğini ve mutluluğun gerçekten ne olduğunu sorgulamaya başlar. Bu sorgulamalar onu, toplumsal düzenin dışına çıkarak kendi bireysel yolculuğuna yönlendirir. Roman boyunca Camus, bireyin mutluluğa ulaşmasının yolunun öncelikle ölüm bilinciyle yüzleşmekten geçtiğini öne sürer. Mersault, ölümü bir son olarak değil, yaşamın bir parçası ve anlamın tamamlayıcısı olarak görür. Bu nedenle “mutlu bir ölüm” fikri, aslında iyi yaşanmış, bilinçli geçirilmiş bir hayatın doğal sonucu olarak sunulur. Bu bakımdan Mutlu Ölüm, Camus’nün daha sonra Yabancı ve Sisifos Söyleni gibi eserlerinde detaylandıracağı absürd düşüncenin erken izlerini taşır. Romanın dili sade ama felsefi derinliği yoğundur. Özellikle doğa tasvirleri ve içsel monologlar üzerinden kurulan anlatım, okuyucuyu hem estetik hem düşünsel bir deneyime davet eder. Camus burada yalnızca bir hikâye anlatmaz; aynı zamanda okuyucusunu mutluluk, özgürlük, zaman ve ölüm üzerine düşünmeye çağırır. Mutlu Ölüm, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide, bireyin kendi varoluşunu bilinçli bir şekilde kurmasının mümkün olup olmadığını sorgulayan etkileyici bir yapıttır. Camus’nün düşünce dünyasına adım atmak isteyen herkes için güçlü bir başlangıç noktası niteliğindedir.
Edebiyat-Düşünce
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
Zaman satın alınır.
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 22. kitabı
Sürgün ve Krallık eserinden sonra bu bir ilaçtı benim için :) Arkadaşını öldürüp onun parasıyla mutlu bir yaşam sürmeye çalışan ve mutsuzluğun boy gösterdiği her ortamdan koşar adım uzaklaşan Mersault, parayla zamanın satın alınabileceği ve mutlu olmak için paranın olması gerektiğini söyler. Birçok noktada haksız da sayılmaz aslında her şeye fiyat biçilen bir dünyada biçilen fiyatı karşılamaya yeten şey paradır. Kitabı çok büyük keyifle okudum. Hayatın gerçeklerini teker teker sayıp ele alıyor olması benim nezdimde çok kıymetlidir. Mesela ''Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten'' der. Bence hayatın içindeki doğru ve yanlışları birbirinden ayırt edip sentezlemek için gerçekten zaman ve sabır gerekir. Farkındalık tam olarak o zaman başlıyor insanda, anladığınız ve bildiğiniz bir evrende mutluluk bizler için biraz daha yakın bir ihtimaldir. Suyun boğduğunu, ateşin yaktığını bilmek zannımca çok ilerleyen yıllara bırakılmaması gereken bir bilgidir. Keyifli Okumalar..
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
yasandi
7/10
·152 syf.··
2025 35. kitabı
kitap, yabancinin metin planlamasi gibi ayri ayri parca parca yazilmis ve camus hayattayken basilmamis. eger yabanciyi once okursaniz karakterlerin farkliliklarina ragmen olay orgusunun benzedigini fark edebilirsiniz. yabancidaki mersault daha duygusuzken mutlu olumdeki mersault biraz daha hayatta. kitap boyunca ana karakteri eski sevgililerimden birine cok benzetiyordum ozellikle marta yi da kendi yerime koyup okuyunca keyifliydi ama biraz daginik bi anlatimi oldugunu dusunuyorum. camus cok severim ama bu kitabini okurken biraz dagildim beni 'dusus' veya 'yabanci' gibi sarmadi. yine de okunur.
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.